Search
22 Haziran 2017,Perşembe
  • :
  • :

Bir felsefesi olmak ne demek?

Bir felsefesi olmak ne demek?

“Takım olarak oynuyoruz. Zaten buradaki felsefe, güç halkındır. Oyunculara bunu anlatmaya çalışıyorum. Takımda zenginler ve fakirler yok, sınıflar yok. Sınıfları ortadan kaldırarak, gücü halka vermeye çalışıyoruz. O bakımdan sosyalist bir takım yaratıyorum diyebilirim.”

böyle demiş teknik direktörümüz slaven bilic. oradaki sosyalist kelimesine takılmadan, diğer söyledikleri üzerine düşünmek, konuşmak gerek. futbolu takımlar, sistemler, kurullar arasına sıkışmış bir üçgende tanımlayanlara duyurulur. futbolun sokaktan, terörden, yönetim değişikliklerinden veya uluslararası mahkemelerin verdikleri karardan etkilenmesi gerekir. zira aslında bunların hepsi bizim hayatlarımız üzerinde yoğun etkiye sahiptir. gün olur, askıya alınır maçlar. denmemelidir ki, “milletin üç kuruşluk keyfi var”. zaten üç kuruşluk keyfin kalmadığı için sokakta, hayatında, yaşamının 90 dakikasında keyifli olmanın ne anlamı vardır?

çokça söylenen sözlerden, “beşiktaş uefa kararından etkilenmedi” sözü, sırf söyleyenin elindeki değerli madeni değersizleştirmemek adına yaptığı finansal bir yorumdan öteye gidemez. çünkü alabildiğine etkilenmiştir. “türk futbolu uefa kararlarından etkilenmedi” bunun büyük çaplı olanı. saman altına süpürerek bazı sorunları görmezden gelerek, daha önceden zengin ettiğimiz birilerini daha zengin etmemiz için söylenmiş olan.

stadlar yapıyorlar, kocaman, üstü kapalı.. hepsi şehir dışlarında, diyorlar ki maç olacağı zaman buraya gideceksin. miting için de buraya gidebilirsin. yemek yemek için yemek katı var avm’lerde. evler var siteler halinde, güvenlikli. herşeyin yeri belli, düzenli ve yapacakların önceden kestirilmiş. karşı çık bu anlayışa. normal yaşantının içine sok diğer tüm bileşenleri. birlikte yaşadığın toplumun hayatında varlığını hissettir. kısacası kendi hayatına sahip çık.

futbol ise gerçek sahibini arıyor. bunun karşılığını parayla verecek olan değil, zamanıyla, kalbiyle, enerjisiyle verecek olan. bu da halktan başkası değil. halkın kendi ürettiği şeyi sahiplenmesi gerekiyor. bunu digiturk üyeliğiyle veya forma satın alarak değil, yaşantısında yaratacağı değişikliklerle, sahiplenerek ve dahası gerçekten severek yapması gerekiyor.

futbol, hükümetlerin, şirketlerin değil. kulüpler de yöneticilerin değil. futbola sahip çıkmanız için yapmanız gereken son şey belki bir maça gitmek. buna gelene kadar sokakta dolaşan bir beşiktaş formalı çocuğa selam vererek başlayabilirsiniz. her zaman gittiğiniz esnaf lokantasındaki duvarda duran beşiktaşlı futbolcunun ismini sorarak devam edebilirsiniz. efsanelerinizin hayat hikayelerini dinleyebilir, anlatabilirsiniz. eğer fırsat bulur da maça giderseniz, yanınızda duran tanımadığınız adamla/kadınla maç üzerine sohbet edebilir, omuz omuza yaparken elinizi gerçekten omzuna atabilirsiniz.

futbolcular işlerini yapıyor olabilirler ve bu yaptıkları iş için para kazanıyor olabilirler. ancak ifade ettikleri anlam, giydikleri forma onları belli bir davranış biçimine zorlamalı. yani takımın belirli bir felsefesi bulunmalı. beşiktaş için, yıllardır istediğimiz düşünce yapısı biraz ete kemiğe bürünmüş şekilde karşımıza çıkıyor bu yıl. bunda başrol sahibi teknik direktör bilic için yakıştırılan “reyiz” lakabı da aslında hiç de altı boş bir lakap değil. o, 11 formda oyuncu çıkartıp oynatmaktan fazlasını yapıyor şu anda.

bundan biraz da umutlarımızın canlı oluşu. önder özen diye bir adamın orada varolmasından. bir taraftar olarak görevi emin ellere bıraktım deyip çekilmenin vakti değil. bu her haliyle bir halk hareketi, feda’nın başlangıcı da bu gerekliliğe dayanıyor. bu takım da zaten işte o halkın takımı.



türkiye'de beşiktaş maçından başka maç izlemez. epl, bbl, la liga, euroleague izler. iztv izler, atlas ve uykusuz okur, birgün'ün veda öncesi kağıdını beğenmediği için pdf'ini okurdu, şimdi basılı birgün okur. 2003'den beri WK


Bir Cevap Yazın