Search
22 Haziran 2017,Perşembe
  • :
  • :

Cengiz Gürsel yazdı: Ekstra

Cengiz Gürsel yazdı: Ekstra

Selamlar, sevgiler;

Evliya Çelebi bu defa Gaziantep’te idi. Yorgunluk, sakatlıklar, maç günlerinin inadına aleyhte belirlenmesi falan derken alınan bu üç puan şampiyonluk yolunda belirleyici olabilir, çünkü ekstradır.
34 hafta süren bir mücadelede ekstralara ihtiyaç duyarsınız. Çünkü her hafta sıralamayı neredeyse fotofinişin belirlediği böyle bir yarışta fark yaratan kötü oynadığınız, eksik ve yorgun yakalandığınız maçlardaki başarınız olur. Bu maç da onlardan birisi idi.

Ve ekstranın ekstrası da golün kötü oynayan Oğuzhan’dan gelmesi oldu. Beşiktaş’ın iki senelik “potansiyel adamı” aslında bu sene patlamayı yapacağı çok iyi bir ortamda oynuyor ama kozasını bir türlü yırtamıyor. Oğuzhan’a geleceğiz.

Maçı 4-1-4-1 dizilişiyle oynadık. Top rakipteyken Sosa ileride, Oğuzhan geride pozisyon alıyordu; top bize geçtiğinde ise cümbür cemaat rakip sahaya doluyorduk. Orta sahada Atiba, partneri olmaksızın oynamasına rağmen maçın en iyi Beşiktaşlısı oldu.

Beşiktaş bu maçı ilk yarıda bile alabilirdi ama yorgunluktan mıdır havaya girmekten midir yoksa ikisinin karışımı bir neden midir anlayamadım, üçüncü bölgedeki verimli oyununu bir türlü skora çeviremedi. Rakipten dönen ikinci topların çoğunu da toplamamıza rağmen gol gelmedi.

O zaman da rakip direnç kazandı ve tünelin ucunda 0-0’ı görmeye başladı. İkinci yarının ilk onbeş dakikasında zamana oynamaya başladılar. Bu bölümde çoğu Şenol Can’ın olmak üzere 6 tane taç atışları oldu ve her birini ortalama 11-12 saniyede attılar. Beşiktaş’a lazım olan ateşleyici Kerim ise hala kenarda oturuyordu.

Şeytan detayda saklıdır. İkinci yarıda durum 0-0 iken Cenk’in düştüğü bir ofsayt vardı. Demba Ba, bu tip pozisyonlarda rakip savunmacılar gibi düşünüp kendini bir saniyeliğine saklayarak ofsayttan kaçtığı pozisyonlarda zor giden maçları kolaya çevirmişti, ki son örneği Karabük deplasmanıdır. İşte kalite farkının takımı nereden nereye getirdiğine bir örnek.

Uyku hali golle bitti. Oğuzhan golü atıp, yerine Kerim girdikten sonra da Beşiktaş gol pozisyonlarına girdi. Ancak, burada yürekleri hoplatan anlar Veli’nin yokluğu ve Sosa’nın oyundan düşmesinden kaynaklandı. Yoksa Gaziantepspor bir şey oynamıyordu.

Sosa, Tottenham maçının çok çalışan bir oyuncusu idi ve ikinci yarının ortalarında oyundan bayağı düştü. Hatta 1-0 öne geçtikten hemen sonra güçsüzlükten kısa düşürdüğü iki top kalemize tehlikeli şekilde döndü. Son dakikalarda Gökhan’ın pasını düzeltip boş kaleye göndermek yerine doğrudan şutla outa atması da bence dermansızlıktandı. Necip, Olcay’ın değil de Sosa’nın yerine girse sanki daha diri kalabilirdik. Olcay da kötü oynuyordu ama en azından ayakta idi.

Evet, bu maçın bir diğer adamı Atiba ile birlikte Atınç’tır. Tottenham maçında 45 dakika ve bu maçın tamamında hatasıza yakın oynadı. Bu gece sadece ilk yarıda bir hava topu kaptırdı (ki o da ofsayttı) o kadar. Çocuğu izlerken, “o boya olsun artık” diyorsunuz ve yer toplarından endişe ediyorsunuz ama orada da hata yapmadı. Yalnız ben Atınç’ı anlamak için henüz erken olduğunu düşünüyorum. Baskı altında ve daha becerili oyunculara karşı ne yapacağını henüz bilmiyoruz. İnşallah bu çocuğu kazanırız. Altyapıdan gelen ve kalıcı olabilen her adam altın değerinde.

atınç

Gaziantepspor’da Elyasa ve yanındaki Arokoyo hem sert hem de vasıfsız iki oyuncu. Bekler Erdem ve Şenol Can Beşiktaş’ın kanat hücumlarını engelleyemediler. Özellikle Elyasa sertliği abarttı ve Cenk’i birçok pozisyonda sakatlayacak duruma geldi. Orta sahadaki beşli ile savunmadaki dörtlü arasında pek fark yok. Topun arkasına 9 kişiyle geçip, tamamen oynatmamaya dönük bir stratejileri vardı. Muhtemelen oyuncu kalitesi bundan ötesine izin vermediği için başka şansları yoktu.

Zira, kötü hücum ediyorlar; hatta hücum edemiyorlar. Bu gece Muhammed Demirci’yi bayağı aradılar. Golden sonra bile oyunu Beşiktaş sahasına yıkamamaları hücum zafiyeti olduğunu gösterdi.

Beşiktaş’ı bekleyen bir tehlike, maç trafiğinin getirdiği yorgunluktur. İlk yarının kalan maçlarından lider çıkılsa bile dikkat etmek lazım, zira ilk yarılar bal ayı gibidir ama ikinci yarılar her zaman hem daha sert hem de hakemlerin daha öne çıkacağı, psikolojik gücün önem kazandığı maçlara gebedir. Hatta devreye kadar olan üç maç da önemli sinyaller veriyor. Devre arasında transferin kadro derinliğine yönelik düşünülmesi gerek.

Bu gecenin ayrıca konuşulması gereken iki oyuncusu Oğuzhan ve Gökhan Töre…

Oğuzhan’ın bu sezonki Beşiktaş’a artık entegre olabilmesi lazım. Biliç de bu gerekliliğin farkında olduğu için, herkes Necip’i beklerken O’na sakatlık dönüşü hemen formayı verdi. Ancak, Oğuzhan fit değil. Çok enteresandır, istatistikler ilk yarının en çok mesafe koşan adamı olduğunu söylüyordu ama birçok pozisyonda hamlesine erken başlayamadığı için avantajı rakibine verdi. Oğuzhan çalışmıyor mu başka bir sorunu mu var bilemem tabii ama böyle bir sezonda böyle bir takımın içinde hala potansiyel olmaktan çıkamıyor ise bu üzerinde düşünülmesi gereken bir sorundur.

Gökhan Töre Beşiktaş’ı ileriye iten, rakibin bıraktığı açık alanları en kestirme ve verimli şekilde geçen, Beşiktaş’ın birçok gol pozisyonunun hemen öncesinde imzası olan bir oyuncu. Bu gece kırmızı kart görmesi gerekirken oyunda kaldı. Yaptığı hareket üzerine önlem alınmalı ve bu tip hareketleri sona erdirilmeli.

töre 2

Ancak, medyada ve tüm futbol kamuoyunda gösterilmeye çalışıldığı gibi Gökhan Töre, Emre Belözoğlu, Volkan, Burak ve Melo ile aynı kefede değil.

Senelerdir bir sürü maçı çığırından çıkaran, küfreden, hakemi aldatan, rakibe her türlü sert hareketi yapan ve oynadığı her dakika sinir küpü tavırlarından vazgeçmeyen, rakibiyle, yedek kulübesiyle, seyirciyle, hakemle uğraşan ve tüm bu çirkinliği oyun karakteri haline getiren, üstelik alması gereken cezaların yarısını bile almayan Emre ile bir buçuk senedir bir küfür (ki oyundan atıldı) bir dirseğini konuştuğumuz Gökhan aynı kefede öyle mi?

İki maçta bir kendini yere atıp penaltılar alan, rakiplerini attıran Burak Yılmaz bile kendisine emek hırsızı diyenlere içerleyecek ve bunlara devam edecek ama biz iki harekette Gökhan Töre’ye “vay çirkin oyuncu seni” diyeceğiz öyle mi? Burak’ı Gökhan’ın onda biri kadar konuşmadı bu ülke, ayıp!
Bu kadar süreklilik arz eden çirkinlik içinde bir maçtaki hatası için sistem Beşiktaş’a Pascal Nouma’yı göndertmişti. Hatırlayınız…

İki şeyi ayıralım… Sportmenlikle enayilik arasında ince bir çizgi vardır. “Beşiktaş Gökhan’ı uzaklaştırmalı” diyen görüşe verilecek cevap bellidir.

Gs yöneticilerinin “Türk futbolunu Melo’ya verilecek ceza kurtarmaz” şeklinde beyanat verdiği ve Fb camiasının yıllardır bu oyunu çirkinleştiren Emre ve Volkan’ı topyekun sahiplendiği, Meireles’in tükürüğünü haftalarca gül suyu diye yutturmaya çalıştığı, “sadece beş maçı ben aldım” diyen Başkanların kahraman ilan edildiği bir ortamda Beşiktaş’tan, iyi bir sezon geçiren en formda oyuncusunu iki harekette (ki birisinde hak ettiği kartı gördü) göndermesini beklemek haksızlıktır. Roberto Carlos da geldi anneli bacılı küfretti, ne oldu? Türk futbolunun sevimli maskotu!

Kuşkusuz, Gökhan’ın rakibine yaptığını savunmak mümkün değil. Bu dengesiz hareketlerinin diğerleri gibi oyun karakteristiği haline gelmesini engellemek adına önlem alınmalı ve kulüp gerekirse ceza bile vermeli.

Ancak, Yönetimin burada çok dengeli ve akıllı gitmesi lazım. Rakip camialar ve medya Beşiktaş’ın rekabet kültürünü Fb ve Gs’nin seviyesine indirip fark yokmuş gibi gösterebilmek için elinde bulabildiği tek açığa saldırıyor ve saldıracak. İşte yönetim sanatı hem Gökhan’ı kazanmak hem de bu oyuncuyu bu uyanık çifte standart zihniyetinin eline koz olarak vermemektir.

Zira, bu gece maçtan çok Gökhan’ı konuşan medya da gösteriyor ki böyle giderse Gs maçı öncesi Gökhan Töre üzerine oynanabilir ve tıpkı Fb maçında olduğu gibi Beşiktaş önce saha dışında zayıflatılabilir. Baksanıza, Fb’nin ilk golü bir buçuk metre ofsayt, Sivas’ın penaltısı verilmemiş ama konumuz varsa yoksa Gökhan Töre…

Takımın dengesinin bir yerde bozulması lazım tabii. Beşiktaş’ı bekleyen diğer tehlike de belli oldu.
Şu anda verilmeye çalışılan görüntü, Süleyman Seba sezonunda Beşiktaş’ın kollandığı şeklinde ama biliyoruz ki onüç haftada üç büyük kulübün maçlarında da lehte ya da aleyhte önemli hakem hataları yapıldı. Madalyonun öbür yüzünde de kötü oyun ve sıkıntılı teknik adam değişimlerine rağmen ligden kopartılmayan Fb ile Gs var… Onu konuşan yok.

MHK-Toplu

Bu konuda hakem hatalarından kimin ne kadar yararlandığı ve kimin canının ne kadar yandığı sezon sonunda belli olacak… O yüzden şu anda yapılan tüm tantana algı yönetimidir. Tuzağa düşmemek lazım.
Maçın hakemi en büyük hatayı Gökhan Töre’yi atmamakla yaptı.

Bu hakemin İlginç bir özelliği var. Geçen sene Gs’nin CL’ye gitmesi yolunu açan, Konya’da 2-2 berabere kaldığımız maçta da aynı hakem, Beşiktaş öne geçtiğinde faul standardını kaybetmiş ve bu hatası yüzünden Beşiktaşlılara üst üste yapılan faulleri es geçerek Konya’nın son dakikada attığı beraberlik golüne katkı yapmıştı.

Bu gece de golden sonra faul standardını gene kaybeder gibi oldu ama o maçtaki gibi dağılmadı. Özellikle, Gaziantepsporlu Costly’nin her topta rakibini arkadan itişlerinin neredeyse hepsini yakaladı. Diğer taraftan, ikisi Beşiktaş, birisi Gaziantespor’dan olmak üzere üç penaltı iddiası olan pozisyonda da doğru kararları verdi.

Yazımızı, Beşiktaş lehine yapılan hakem hatalarını “şimdi ne diyeceksiniz bakalım” diye gündemde tutan renkli camiaya cevabımızla bitirelim.

Beşiktaşlı olan herkes, ama en yetkili Biliç’inden en sıradan bendenize kadar herkes Beşiktaş lehine yapılan hakem hatalarını da anında seslendiriyor mu? Evet seslendiriyor…

Bakın çevrenize, “ama Gaziantep de ne oynadı abi yaaa” diye IQ sorunlu yorumlar yaparak kırmızı kartı yok sayan Beşiktaşlı var mı? Yok…

O zaman, 2003-04 sezonunun ikinci yarısında yapılan sistematik hakem kırımı sonrası şampiyonluğun
Beşiktaş’tan alınıp Fb’ye verilmesinin tüm ülke tarafından afiyetle sindirilebilmesine, penaltı noktasını eşeleyenlerin sahada kalmasına, Gökhan “fuck off” deyip atılırken Emre’nin atılmamasına, Demba Ba’ya yapılan penaltı artı kırmızı kartın es geçilmesine, Burak’ın kendisini yere atıp kazandığı sahte penaltılar ile kurtarılan puanlara, Melo’nun sayısı artık bilinmeyen kırmızı kartlık hareketlerine rağmen sahada kalmasına, Doğanlara, sekiz sıfırlara, 97. dakikada atılan uydurma penaltılara ve daha nicesine ses çıkarmayıp gelen başarılara “Ya Rab şükür diye” el açan, üstüne bir de bu çifte standartları “ama Beşiktaş da ne oynadı ki abi yaaaa” diye sessiz sakin es geçen kimsenin bugün Gökhan’a verilmeyen kırmızı kartı konuşmaya hakkı yoktur.

Biz sizin yerinize onu da konuşuruz, merak buyurmayınız.

Cengiz Gürsel




Bir Cevap Yazın