Search
22 Haziran 2017,Perşembe
  • :
  • :

Panzehir – Cengiz Gürsel’den Trabzon maçı yorumu

Panzehir – Cengiz Gürsel’den Trabzon maçı yorumu

Selamlar, sevgiler;

İstanbul’da üç saha, Rotterdam, Londra, Ankara, Konya, Bursa, bir daha Londra, Belgrad, Tripoli, Karabük, Balıkesir diye gider…

Beşiktaş, iç sahası diye bir şey olmaksızın sürdürdüğü kişilikli mücadelesini ayan beyan şampiyonluk mücadelesine çevirmeyi başardı. Çünkü Beşiktaş’ın karakterli bir hoca tarafından idare edilen karakterli oyunculardan kurulu bir takımı var. Bu cümleyi iki sezondur söylüyoruz. Çok şükür, meyvelerini almaya başladık.

Aslında Samet Aybaba’nın emeklemeye başlayan takımı ile girilen bir süreçti bu. Ancak, bugün eksikliğini duyduğumuz kaliteyi yakaladık ve bu gece büyük maç kazanma alışkanlığına adım attık.
Trabzonspor maçı hafta içi tahmin ettiğimiz gibi Trabzonspor’un ipleri elinde tutma isteği ile başladı. Ve hatta gene tahmin ettiğimiz gibi hedef Beşiktaş’ın sağ kanadı idi. Öyle ki, Trabzonspor doğrudan oraya yüklendi ve top oradan çıkabildiğinde dakika 04:24’ü gösteriyordu.
Ancak, Biliç bu defa Atiba’yı Serdar’a daha çok yardım edeceği şekilde oyuna başlattı ki böylece Trabzonspor Beşiktaş’ın yumuşak karnını kullanamadı.

Tahmin ettiğimiz gibi, Biliç sol kanatta Motta ile başladı. İki maç kesilmek Motta’ya iyi gelmiş. Bu arada, Olcay’ın o kanatta Motta’ya yardımı da müthişti. Trabzon’un son haftalarında en etkili adamlarından olan Bosingwa top görmedi. Böylece iki kanat da kapanmış oldu.

Trabzon adına geriye duran toplar kaldı. Beşiktaş, bırakın kritik duran top vermeyi, Trabzonspor’u ikinci bölgesinden içeriye sızdırmadı. Burada iki özel oyuncuya ayrı parantez açmak istiyorum. Atiba ve Veli… Ligin üstünde bir mücadele gösterdiler ve yıllardır görmediğimiz bir inanç-akıl birleşimi ile oynadılar. Mehmet Ekici ve Özer, oyuna girdikten sonra Constant bu ikisi ile ve özellikle de Atiba’nın görkemli oyunu ile tamamen pasifize oldular.

Beşiktaş’ın stoperlerinin önüne bir yay çizin… İki bek ve Veli-Atiba ikilisinin stoperlerin önüne çektiği bu set sayesinde Ersan ve Pedro Franco Cordoza’yı rahat kontrol ettiler. Hafta içi Cordoza’yı kontrol etmek için iki başlı tek vücutlu bir oyuncu tarif etmiştim. Cordoza bugün bir nev’i böyle bir oyuncu tarafından kontrol edildi.

Böylece Biliç, Ersun Yenal’ın oyun felsefesinin en can alıcı noktasına darbeyi vurdu ve ipleri elinden aldı.

Bu da şöyle bir sonuca çıktı… Maçta Trabzonspor’un gol pozisyonu yok!

O zaman da, gene tahmin ettiğimiz gibi Beşiktaş’ın özellikleri öne çıktı. Maçın anahtarı topu kazanma üzerine idi ve zaaflarını daha iyi kapatabilen Beşiktaş olunca Trabzon’un zaafları Beşiktaş’ın güçlü yönleriyle karşı karşıya kaldı.

beşiktaş takım 2
Sosa diye bir adam var… O ortaya çıktı. Maçın temposunu ayarlıyor, oyunun yönünü belirliyor, sağa sola açılan oyuncuları topla can alıcı noktalarda buluşturuyor, duran topları organize ediyor, orta saha baskı altındayken bir hareketle baskıyı çözüyor, vücudunu ustaca kullanarak faul üstüne faul alıyor ve dikkat çok top kazanıyor… Sosa, Beşiktaş’ın senelerdir orta sahada neye ihtiyacı varsa yapıyor.

Ve Sosa, bu ligin üzerinde bir akıl ve yeteneğe sahip olduğunun farkında olduğu için oyununu keyifle, kendine güvenerek, daha çok keyif vermeyi isteyerek oynuyor. Bu nedenle, özellikle ilk yarıda ayağında çok top tuttuğu dakikalarda sakatlanacak diye ödüm koptu!

Beşiktaş orta sahasının bir özelliği var. Bu üç sezondur böyle… Rakipler bu bölgeye bodoslama daldığında önce Veli-Atiba duvarına çarpıyor ve topu kaybediyor… Daha sonra bu ikisi ile başlayan ölümcül bir pas trafiği izliyoruz. Bu trafik geçen iki sene Oğuzhan günündeyse pozisyona dönüşüyordu ama genel karakteristiği başı kesik tavuk koşması gibiydi. Sosa, bu trafiğe akıl unsurunu katarak Beşiktaş’a basamak atlatan adam oldu. Bu gece Trabzonspor’un orta sahadaki çaresizliğinin özeti budur.

Ve elbette ki Demba Ba… Adam bildiğiniz kir sökücü… Acaba şöyle mi olur, böyle mi olur, kıl mı döner, yün mü olur derken bir çıkıyor, kir pas ne varsa söküp atıyor.
Beşiktaş bu gece şampiyon gibi oynadı. Herkesin ayakları yere basıyordu. Birkaç da küçük notum var.

Gökhan Töre… Sen bu takımın en hızlı gelişme kaydeden oyuncusu oldun. Soldan indin, savunma oyuncusunu sağa attın, kaleciyle burun buruna geldin, onu da ekarte ettin ve sonunu kendin getirmeyi isteyip, topu Sosa’ya vermedin… Bunlara hiç gerek yok kardeşim; sen zaten bu takımın kahramanı oldun, kaptırdın gidiyorsun. Hiç bozma ve aynı iştahla devam et. Sende akıl da kumaş da var…

Cenk Tosun… Bir türlü ısınamadığım, Beşiktaş’ı sırtlayabileceğine inanmadığım bir oyuncu. Attığı golde vuruşu bariz kötü. Kalecinin ikramı bir gol oldu. Böyle güzel bir gecede tekrar söyleyeyim, Beşiktaş’ın bir etkili nöbetçi golcüye ihtiyacı var. İnşallah ben yanılırım, amin.
Mustafa Pektemek’in şanssızlığının altını çizelim ve Kerim Frei’nin geçen seneki Gökhan Töre aşamasında sıçrama yapma arifesinde olduğunu söyleyelim.

Trabzonspor, kalecisi ve savunması sorunlu bir takım. Beşiktaş 2-0’ı bulurken kalecinin ve Papadopoulos’un hataları öne çıktı ama maçta Beşiktaş’ın rakibi hataya zorlayan ve takım olma sürecine iki sene önce başlayan taraf olması belirleyici idi.

Kalecileri kötü, stoperleri ve sol bekteki Musa Beşiktaş’ın istediği yumuşaklıkta idi. İkinci yarıda, skorun da etkisiyle, Bosingwa da arkasına adam sarkıtmaya başladı. Orta sahada oynayan Medjani, Özer ile Mehmet Ekici mücadeleci oyuncular olmayınca hızlı ve tek pas trafiğini iyi yapan Beşiktaş orta sahasında yalnız kaldı. Fb, (hakem bir tarafa) Beşiktaş’ı bu bölgede daha olgun ve sert oyuncuları olduğu için durdurup yenebilmişti. Trabzonspor orta sahası böyle değil.

Zaten hafta içi maçı düşünürken, Ersun Yenal Beşiktaş’ın kanat ve duran top zaaflarını bir an önce kullanamazsa bu defa Trabzonspor’un daha fazla olan zaafları bütün Beşiktaş takımı ile karşı karşıya kalır demiştik ki, öyle de oldu.

Hakem maça erken sarı kart göstermemek ve ilerde kart hatası yapmamak düşüncesiyle çıkmış ki bu çok olumlu idi. Uzun süre iki takım oyuncularını da kolladı ve uyardı. Böylece Türk hakemliğinin klasiği olan, ilerleyen dakikalarda saçma sapan kart hataları yapma olasılığını ortadan kaldırdı. Veli ve Sefa’ya gösterdiği sarılar gereksiz gibi gelebilir ama bu uyarılardan sonra geldi.

Hakemin bana göre iki kritik hatası durum 2-0 iken rakibinin baldırına basan Sosa’yı ve sarı kartlı Özer’i ilk yarıda Sosa’ya yaptığı faulden, ikinci yarıda topla kasıtlı elle oynamasından dolayı atmaması idi. Halbuki, ilk yarıda topla aynı şekilde kasıtlı oynayan Gökhan’a haklı olarak sarı kart vermişti.

Sosa’nın pozisyonunda kasıt yok, pozisyon gereği denebilir belki ama tersi olsa delirirdik. Bana göre direkt kırmızı.

Adını endüstri koyup, üzerine marka değeri diye boya çekerek sevimli gösterilen ama bildiğin paraya dayalı düzenin iyice dominant olduğu dönemlerden bu yana sistem tarafından üveyleştirilmiş iki takımın maçında sportmenlik dışı pozisyonlar ve çirkinlik olmaması da tesadüf değil. Zira, iki takım da sezon başından beri ne yapıyorsa sahanın içinde kalmasına özen gösteriyor, rekabeti çirkinleştirmiyor.

demba 1

Bunlardan adı Beşiktaş olan, takım olma sürecinde daha çok mesafe kat etmiş olduğu için net bir galibiyet aldı, dosta güven düşmana korku verdi. Eksiği olan büyük maç kazanma alışkanlığı yönünde de önemli bir adım attı. Bu adımı tamamlamak için Gs maçı tarihi fırsattır.

Ancak dikkat!… Bundan sonraki maçlar böyle geçmez. Beşiktaş, bu gece orta sahasında tam istediği gibi oynayan bir takıma karşı oynadı. Devreye kadar kalan beş maçın hiç birisi böyle değil. O yüzden havaya girmek yok, ciddiyet altın değerinde.

Beşiktaş şu andaki görüntüsü ile sahanın içinde ve dışında, topluma senelerdir alıştırılanın aksine, başarılı olurken seviyeyi düşürmeyen, çirkinleşmeyen, taraftarı olmayanların bile desteğini alan ve topluma sportif mesajlar veren, kolej takımı kimliğinde bir profil çiziyor.
Bundan sonrası akıl, tevazu, soğukkanlılık ve ciddiyet gerektiriyor. Bu profil devam ettiği takdirde ülke futbolu gene Beşiktaş sayesinde yol ayrımına gelir.

Bakalım, ülkede futbol adına ortaya bir şeyler koyabilen tek takımı gene reytingdi, dördüncü yıldızdı, ligin rengiydi, üzüm salkımıydı, mazinde bir tarih yatardı gibi abuk sabuk sloganlarla elbirliğiyle sarı renkli rekabet kültürüne badem ettirecekler mi, yoksa bu defa bir ütopyayı yaşayabilecek miyiz?

Sonuçta her kulübün toplum için oynadığı bir rol, başarıları ile topluma verdiği mesajlar var. Kimisi dördüncü yıldız gibi görselliğe, rakamlara oynar, gerisi hikâyedir, kimisi kazanırken bir şeyler anlatır, ülke sporu kazanır.

Beşiktaş da böyle beş on senede bir topluma ayna tutuyor ve çürümüş rekabet kültürümüzü yol ayrımına getiriyor.

Tam onbir sezon geçti, unutmadık.

2003-04 sezonu toplumsal geri kalmışlığımızın belgeselidir ve ibretlik yönüyle Milli Eğitim müfredatına bile girmelidir.

Bu sezonu da, çürük rekabet kültürünün panzehirini gördüğümüz sezon olarak tarihe geçirmek adına iş gene Beşiktaş’a düştü.

Cengiz Gürsel




Bir Cevap Yazın