Search
22 Haziran 2017,Perşembe
  • :
  • :

Slaven Biliç

Slaven Biliç

elimdeki kaleme bakıp duruyordum. tahta kalemin ucu tamamen körelmiş, kenarlarına hafif ısırıklar yerleştirilmişti. kim bilir hangi endişeye ortaklık etmiş, hangi heyecanı paylaşmıştı. önceki kullanıcıları ona doğru düzgün bir kalem açacağı bile sürmemiş, tamamen maket bıçağıyla belki de sofra bıçağıyla kenarlarını açmışlardı. işte bu yüzdendi kalemin bezginliği; genç ama yıpranmış, biçimini kaybetmiş.

işte böyle başladı kalemle dostluğumuz, kader birliğiydi bizimkisi. zeki demirkubuz çekse çekerdi ikimizin filmini, ama kimse seyretmezdi. belki youtube’da izlenirdi alkol aldıkça. bir gece yarısı, hayatıma nereden katıldığını bilmediğim, kenarları yenmiş kurşun kalemle birlikte başbaşaydık ve parlak bilgisayar ışığında birbirimize bakıyorduk. küçüklüğü boyunca bir çalışma masası ve masa lambası hayal etmiş birisi olarak, bilgisayar ışığında oturmak pek gelmek istediğim nokta değildi. bilgisayar ışığını küçümsediğimden değil ama karşında bir şeyler yazıyor veya oynuyorken o kalemle ne yapabilirdim ki? sadece ışık yapsın diye açtığım sayfaya gözüm kaydı.

geçen süreyi hatırlamıyorum. zaten zaman geçsin diye o filmi hiç izlemeyecektim. arka planında hep california dreamin’ çalan o filmi izleyip hatırı sayılır miktarda çerezi mideme indirmiştim. neyden kaçıyordum ki? tamam film güzeldi, güldük, ağladık, eğlendik ama kalem bilgisayarın sağında bana bakıyordu. belki de o ısırıklardan daha çok bu yaptığım onu yaralamıştı.

başladığım ve bitiremediğim nice iş gözümün önünden geçti birden. hayır, kaleme bunu yapamazdım. tekrar elime alıp döndürmeye başladım kalemi. bundan hoşlanmış gibiydi. sanki düşündüğümü hissetmesi ona yetmişti. yazmasa bile yazmayı düşünüyor diye mutlu oluyordu. nasıl da alçakgönüllüydü; biraz da kaybetmesi bundandı sanki, kaybetmem. kafama doğru uzattığımda biraz bozuldu. korkma dedim, saçım çok kısa. belli ki çok fazla toka olarak kullanılmıştı. kim bilir kaç kez “BEN BUNUN İÇİN Mİ ÜRETİLDİM!” diye haykırmıştı nefesi saç kokarak.

bir başlangıç cümlesi düşünüyordum. her şeyi onun etrafında dolaştıracak, sonunda başladığım noktaya geri dönecektim. biliyorum ki okumayacaktı hepsini. o yüzden ilk cümlede vermek istediğim mesajı vermeliydim. ama ne olacaktı o ilk cümle? o cümleyi kafamı kaşıyarak bulamayacağımı keşfetmem beş dakikamı almadı. o cümleyi hissetmem lazımdı; umutlu, neşeli, özlemli. bu üç duygunun etrafını bir cümleyle dolaşırsam, üzerine yeterince derinlikli bir yazı kaleme alacağımı, bir kez üstünkörü okunacağını, sonra ilk cümlesine bakılacağını bilerek yazılmış bir cümle. son dönemin en umutlu, en neşeli, özlem duygusunu en iyi kabartacak olaylarını düşünürken aklıma onlar geldi. konuşmasının en can alıcı noktasında futbol tabiri kullanarak anlamı güçlendirmeye çalışan birisi olmak istemedim. yoksa kalem bunları yazacağımı bir bilse, o özündeki ağacın bir damla gözyaşını sembolik de olsa akıtmaktan çekinmezdi.

önümdeki kağıdı, kara kalem çalışması yapar gibi karalamaya başladım. yazamayacağımı düşünerek biraz hüzünlenmişti. bir an cansızlaştığını hissettim kalemin. sanki lifleri elimin içine geçiyor gibiydi. yok yalın bir kıymık batması değildi bu, kalem bana nüfuz etmek istiyordu: o cümleyi o yazmak istiyordu. bunu hissederek ses çıkarmadım. kontrolü tamamen kaleme bırakmıştım. sonuçta yazı yazılan bir gelenekten geliyordu ve yazmayı ondan öğrenecek değildim. kolumu kaldırarak, elimi kağıdın sol üst köşesine bıraktı. heyecanla izliyordum. ilk cümleyi yazsa gerisini ben getirirdim ama bundan ona bahsetmeye niyetim yoktu. biraz bekledim elimde kalem, önümde kağıt varken bilgisayar uykuya geçti.

bilgisayarın beklemeye geçmesiyle, fareyi oynatarak bilgisayarın uykudan kurtulmasını sağlamam arasında geçen süreyi bilmiyorum. ekran tekrar parlamaya başladığında gözlerim biraz kamaşmıştı ışıktan. ama asıl gözümü kamaştıran önümdeki tamamen doldurulmuş kağıttı! sanki burada yazılmışı var diyerek birisi önüme dolu kağıdı yerleştirmişti. biraz havaya kaldırarak yazıya baktığımda yazının inanılmaz derecede net okuduğunu farkettim. bu yazı bu kalemden çıkmış olamazdı. dualarla etrafı biraz kolaçan ettim; yalnızca ben, kalem ve bilgisayar vardık. tekrar kağıda dönerek ilk cümlesini okudum;

slaven biliç tam aradığımız adam….

slaven_bilic

kaleme bir baktım, yorgun gibiydi. teşekkür mahiyetinde küçük bir buse kondurdum gövdesine.

ben; kenarları yenmiş, maket bıçağı veya sofra bıçağıyla ucu açılmış genç bir kalemi gecenin bir yarısı öptüm.



türkiye'de beşiktaş maçından başka maç izlemez. epl, bbl, la liga, euroleague izler. iztv izler, atlas ve uykusuz okur, birgün'ün veda öncesi kağıdını beğenmediği için pdf'ini okurdu, şimdi basılı birgün okur. 2003'den beri WK


One thought on “Slaven Biliç

Bir Cevap Yazın