kısa…kısa…

— Pepe, çok pahalı. İç dengeler var. Şampiyonlar ligine yapacağı maddi katkı maliyetini karşılar mı? Sık sık sakatlandığı doğru mu? yarı finalde neden oynamadı da kazma fenerli oynadı? Oynarsa, Marcelo’dan bir tık ötede olabilir ama yeter mi?
— Pektemek neredeyse adamları şampiyon yapacaktı, katkı büyük, bunu rağmen, yarı parasında kiralama aymazlığını gösteriyorlar, ayıp kere ayıp, göndermeyin kardeşim,
— Ömer Şişmanoğlu’ nu Antalya başkanına yar etmeyin.
— Şenol güneş’in siyah beyaz’a allerjisi, taktik deha yetersizliği, inatçılığna bir de paragözlülüğü ve oyuncu yetiştirememesi olumsuzlukları eklendi, Mitroviç ve Ömer’in kumaşı iyi ama Hocadan bir tık yok.
— Sezon açılıyor, yine santarforda geç kaldılar

kısa…kısa…

— Burak yılmaz sahtekarını kakalamaya çalışıyorlar mı? başkan çanak mı tutuyor? br de 4 milyon istiyormuş da bizimkiler 3 verecekmiş…aklıma mukayyet ol Allahım…
— Ses bombası atanlar türedi, içine ettiler herşeyin, Lyon’da bizi UEFA takibine de sokan onlar, karaktersizler, bunlar Beşiktaş’lı olamaz.
— Daha önce de yazdım, Tamer hoca’ya sevgi tezahüratı yapalım diye, kimse dinlemedi o da çekti gitti… sonraki yıllarda Beşiktaş’a gelecem diye de tutturmuş haydi hayrlısı…:)
— Bir Ufuk Sarıca’nın giyimine bakın, bir de Şenol Hoca’nın, en az 10 farklı noktayı bulun , bir sıkımlık diş macunu kazanın…Hoca ek parasıyla gardrobunu yeniler artık…siyah ve beyaz olarak…

Devre yakan IQ soruları :)

Selamlar, sevgiler;

Bu yazıyı, Beşiktaş’ın şampiyonluğunu tebrik eden, neyin ne olduğunu gören, bilen, tanıdığım tanımadığım tüm aklı başında Gs ve Fb taraftarını tenzih ederek yazıyorum. Bu yazının muhatabı bu grup değil.

Ancak, hepimizin çevresinde, son iki senedir futbolda neler olduğunu kavramakta güçlük çektiği için kendini komik duruma düşüren argümanları savunan sarışın ikiz taraftarları var.

Bunların bazısı iyi eğitimli, konuşmayı, oturmayı, kalkmayı bilen, meslek mevki sahibi insanlar olduğu için hayretlere düşüyor, duyduklarınızı “meczup herhalde” diyerek açıklayamıyorsunuz.

Çoğu ailemizden, iş ortamından ya da yakın dostlarımızdan olduğu için bu zihinsel zulümden kaçamıyoruz da.

Sorun, sadece tarih bilmemek, tutarlı olamamak, muhakeme yapamamak, analiz ve kıyas yetilerinin güdük kalması, adalet duygusunun sakat olması değil. Sorun daha derinlerde… Spor algısının da ötesinde hayat algısında sıkıntı var.

Bu trajedinin arkasında kendini dev aynasında görmek var… Senelerdir sporu bir omurgaya ihtiyaç duymadan “başarı nasıl gelirse gelsin” kolaycılığı ile algılamanın getirdiği duruş noksanlığı var. Kişisel çıkarlarını toplumun çıkarlarından önde görme hastalığı var. İki yüzlülüğü, kendine Müslümanlığı uyanıklık zannetmek var.

Bu trajedinin arkasında saygısızlığı ve kibri dünya görüşü olarak benimsemek var… Yaşadığı her hüsranı kafasında kurduğu gerçek dışı varsayımlarla açıklama gayreti var… Senelerdir söylediğimiz gerçeklerle yüzleşmenin paniklemesi ile tutunacak dal ararken boğulmak var…

Çünkü toplumun ezici çoğunluğunu da oluşturan bu grup, sadece spora değil, günlük hayattaki her şeye, ülke meselelerine de böyle yaklaştığı için başımız suyun üstüne hiç çıkmıyor. Eğitim, bilim, sanat, spor, sağlık, siyaset aklınıza ne geliyorsa batmış durumda isek bizim önce hepimizin aynı gemide olduğu gerçeği ile hareket eden “iyi yurttaşa” ihtiyacımız var. Çünkü vicdan orada.

Bakınız, “Beşiktaş hakemlere rağmen şampiyon oldu” demiyoruz. Quaresma’nın görmediği 5 kırmızı kartın da, diğer tüm pozisyonların da farkındayız. Sezon boyunca kıvırmadan söyledik. Hakem hatalarını tek tek yazdık, döktük. Bu sene Gs hakemlerin en mağdur ettiği takım. En avantajlı takım ise Fb. Beşiktaş da elde ettiği avantajdan fazla dezavantajla karşılaşmış.

Sarışın ikizlerin her şampiyonluğu saha dışında kazanılmıştır da demiyoruz. Bugüne kadar 2007 Fb, 2002 Gs, 1989 Fb vb şampiyonluklara söz eden Beşiktaşlı gördünüz mü?

Zaten bu kadar paraya boğulmuş bir oyunda sonucun tamamen kurallar kitabından çıktığına inanan kimse kaldı mı? Her şampiyonlukta hakem hatalarının da rol oynadığı, başka deyişle hakemlere rağmen şampiyonluk alınamayacağı hala anlaşılmadı mı?

Ancak, bunun dozunu ortaya koymak zorundasınız. “Kollanma” boyutunda etiketleme yapacaksanız bunu somut olarak ortaya koyacak, tarihle kıyaslayacak ve elmayla elmayı karşılaştıracaksınız.

Samimi, net ve tutarlı olacaksınız.

Her birimiz adına “ülke sporu” denen bütünün parçaları isek amacımız birbirimize laf sokmanın, her başarıya kulp takmanın ötesine geçebilmeli. Her sezon olanları tarihin gösterdiği gerçekleri ölçü alarak değerlendirmek ve spordaki güç mücadelesinin sahaya yansımasını tartarken her başarıya “kollanma” demek kolaycılığına kaçmadan tutarlı olmak zorundayız.

Mesele spora bakış ve hazım meselesi.

Fb ve Gs, yani sarışın ikizler, aynı rekabet biçiminin temsilcisi iki köklü, büyük kulüptür. Genetikleri ve rekabet zihniyetleri birbirine çok benzer. Benim ölçülerime göre en büyük değil ama en popülerlerdir.

“En popüleri” somut olarak ölçebilirsiniz ama “büyüklüğü” ölçmek başka bir şeydir. Çünkü büyüklükte işin içine oynanan oyuna ve rekabete bakışınız girer. Tarihiniz girer. Dünya görüşünüz girer. Tutarlılığınız girer. Rakiplerinize gösterdiğiniz saygı, adaletsizliğe karşı duruşunuz, başarıda ya da başarısızlıkta topluma verdiğiniz mesaj, özeleştiri yapabilme kabiliyetiniz, rakibinizin gerçek başarısını hazmedebilmeniz, başarılıyken gösterdiğiniz tevazu gibi yıldızla falan anlatamayacağınız parametreler girer.

Bu nedenle, popülerlikle büyüklüğü karıştırarak, senelerce hakemler ve medya desteği ile hormon basılmış taraftar sayısı, şampiyonluk sayısı, yıldız sayısı, rating gibi popülerliğin ölçütü olan kavramların arkasına saklanıp başkalarını aşağılarken, tarihine bakmadan küçümsedikleri kulüplerin de aynı lisandan konuşup başarılı olması üzerine bocalamaları sürpriz değil.

Çünkü arkadaşlarda her sezon kafayı resetleyip sadece başarıya odaklanmaktan dolayı tarih, tutarlılık, adalet gibi kavramlar birbirine girmiş durumda. Akıl tutulması boşuna olmuyor.

Bu güruha ayıracak zamanınız var ise, çevrenizdeki sarışın ikiz taraftarlarının içine düştükleri boşluktan dolayı size zulmettiği birbirinden tuhaf akıl yürütmelerine karşı aşağıdaki soruları yöneltip tutarlılık sorunlarının ne boyutlarda olduğunu görebilirsiniz.

İşte bu grubun akıl-fikir devrelerini yakan 10 başlıkta IQ soruları. (Her ikisi de tüm soruların muhatabı olabilir. Nasılsa aynı zihniyetin iki versiyonu olarak rekabet ediyorlar).

1. En müthiş, en protein katkılı argüman… “Beşiktaş’ın Federasyon Başkanı’na borcu var. Bu borç ödensin diye iki sene şampiyon yapıldı.” O halde sorumuz şu: Bu başkan ile 2013’te Fb, 2014 ve 2015’te Gs şampiyon olduğunda, bu kulüplerin de Başkan’a borcu mu vardı ya da Beşiktaş 2016’da mı borçlandı?

2. Bir başka zeka pırıltısı argümanımız ise şu: “Fb ve Gs çok kötüydü. O yüzden Beşiktaş şampiyon oldu.” Sorumuz basit: “Fb 2007’de ya da Gs 2012’de şampiyon olurken Beşiktaş çok mü güçlüydü?”… Öyle ya, birinin şampiyon olması için daha güçlü olması gerekiyor. Daha güçlü omak kabahat mi? Ha bir de, bu argümanla zaten Beşiktaş’ın daha güçlü olduğu ve şampiyonluğu hak ettiği kabul edilmiş omuyor mu? Enteresan tabii…

3. Bitmedi… Şimdi size bir dizi isim sayıyorum… R.V.Persie, Josef de Souza, Simon Kjaer, Nani, Volkan Şen, Ozan Tufan, Şener Özbayraklı, Fernandao, Lazar Markovic, Abdoulaye Ba, Fabiano. 2015-16 sezonunda Fb’nin bunlar için harcadığı para 40-50 milyon Euro arası. O senenin başında spor programlarında bu takım için “Fb tarihinin en güçlü kadrosu olabilir” deniyordu. 2016-17’de de bu kadronun bakiyesi ile mücadele devam etti. O halde sorumuz şu: Tarihin en iyi kadrosu Beşiktaş bu iki sezonda da şampiyon olunca zayıf mı düştü?

4. Sezon boyunca karşılaştığımız bir diğer cümle de “Quaresma atılmadı. Böşöktöş köllönöyör” idi. Biz “Quaresma atılmamalıydı” demedik ki, “sizin omurganız yok” dedik. Çünkü, 2014-15’te sadece Melo’nun 6 kırmızı kartı yutulmuş ama nedense tek kelam etmemiş, “ne alakası var” diyerek kulağınızın üstüne yatmıştınız. O halde sorumuz basit: “Quaresma’nın görmedikleri kırmızı kart da Melo’nun görmedikleri Green Card mı?

5. Daha fecisi 2014-15’te Gs kırmızı kart görmeden şampiyon oldu. Sorumuz geliyor: Futbolda görülmemiş böyle bir kepazeliği dördüncü yıldız takarak kutlarken hiç “köllönmüş olabileceğiniz” aklınıza geldi mi?

6. Gs Başkanı’nın sezon sonu yorumu güzeldi… “Gs’nin 12-13 penaltısı verilmedi”. Doğru… 11 penaltısı verilmedi. Ancak Beşiktaş’ın da 10 penaltısının verilmediğini bilen kaç kişi var dersiniz. Soru ise şu: Bu durumda, 2014-15’te Gs şampiyon olurken Beşiktaş’ın 17 penaltısının verilmemesi (iki maçta bir penaltı eder) o sezon Gs’nin “köllöndüğü” anlamına gelir mi?

7. Sezon ortalarının neşeli ikilisi Aziz Yıldırım-Mahmut Uslu bu seneyi de boş geçmedi. Beşiktaş’ın kollandığına dair başlattıkları algıyı Teknik Direktör Advocaat da “Beşiktaş’ın Federasyon’da dostları çok” diyerek destekledi. Sezon sonu baktık hakem hatalarından en çok Fb yararlanmış. O halde sorumuz geliyor: Acaba bu durumda Fb’nin Federasyon’da daha çok mu dostu oluyor?

8. Tabii zavallılık aslında daha derinlerde kökleşmiş. Sorular öyle çok ki… Misal, Beşiktaş bu sene “kollanırken” hangi oyuncusu avaz avaz küfredip, formasını çıkarıp maçı durdurup, penaltı noktasını eşeleyip kırmızı kart görmedi? Hangi maçta rakiplerinin beş oyuncusu atılırken Beşiktaşlı oyuncular güle oynaya tekme attı ve sahada kaldı? Beşiktaş’ın hangi derbi maçından önce ezeli rakiplerinin en önemli adamları çıkış tünelinde sarı kart gördü ya da cımbızla çekilip çizgiye bastı diye sarı kart gördü? Beşiktaş’ın hangi oyuncusu devamlı olarak kendini ceza sahasında yere atıp olmayan penaltılar aldı? Hangi maç Beşiktaş gol atana kadar uzatıldı? Allah’ım ne çok soru var!

9. Sıkı durun bir tane daha geliyor. Bu en sevdiklerimden… “Gs 4, Fb 3 yıldız ya… Beşiktaş 2 yıldızla geride kaldı. Arayı kapattırıyorlar”… Nasıl ama? Canım ülkemden nasıl pırıl pırıl dimağlar yükseliyor değil mi?… O halde sorumuz da geliyor: 1987 yılında teşvik primleri ile gelen Gs şampiyonluğu öncesinde Gs’nin 14 yılık şampiyonluk özlemi vardı ve artık toplumdaki Gs algısı değişme tehlikesi ile karşı karşıya idi. Bu yüzden mi 1987 ve 1988’de şampiyon yapıldı? Ya da, 1996’da Fb’nin şampiyonluk sayısı 13, Gs’nin 10 iken Gs arayı kapatsın diye mi 1997-2000 arasında 4 şampiyonluk aldı? Eh zeka yarışında sınır tanımadığımıza göre şu muhteşem soruyu da (!) sorabiliriz: Peki bu durumda rekabetin daha ilgi çekici kılınması için tek yıldızı, 6 şampiyonluğu olan Trabzonspor’u da üst üste şöyle 8-9 kere şampiyon yapmak güzel olmaz mı? Tadından yenmez valla ligin değil mi?

10. Son ve hepsini içeren soru ise basit… Bu gerçeklere rağmen bu sezon Beşiktaş için “kollandı” diyorsak, bu maskaralıklar olurken sarışınlar için “efsane, “büyük” falan denmesine vicdanınız ne diyor?

Mesele duruş, omurga, tutarlılık, analiz, adalet duygusu, hazım, mukayese meselesi olduğu için bu tipler hep var olacak. Çünkü toplumca tüm bu kavramlarda zavallı durumdayız.

Gene de tarihe not düşmek lazım. Birileri de bunları yazmalı. Yoksa en popülerliği en büyüklük zannedecek kadar cahil nesiller ülke sporunu bugünü bile aratır hale getirecek.

İnancım belli. Bu ülkenin en büyük ihtiyacı iyi yurttaş. Gerisi zaten kendiliğinden geliyor.

Cengiz Gürsel
09.06.2017

2016-17 sezonu değerlendirmesi

Selamlar, sevgiler;

Bana göre 2016-17 şampiyonluğunun bazı ayırıcı özellikleri var.

Bir defa bu şampiyonluk, geçen yılki şampiyonluğun altındaki “ben de varım” mesajının görünürlüğünü pekiştirdi. Böylece, Beşiktaş’ı küçümseyerek rekabet ortamını sarışın kardeşlere indirgemeye çalışan tüm kesimler sofrada yalnız olmadıklarını anlamaya başladılar.

Zira, “Beşiktaş 7 yılda bir şampiyon olur” diyerek hakem ve medya hormonlu şampiyonlukların arkasına sığınanlar şimdiden “seneye ne yapacağız” diye düşünmeye başladı bile!

“Türkiye’de sadece iki büyük vardır” saygısızlığını toplumun bilinçaltına empoze etmeye çalışan ve ezeli rakip olduklarını iddia eden sarışınların bu sene Beşiktaş’a karşı görülmemiş kıvraklıkta buluşması ve ortak hareket etmesi, aralarında bir fark olmadığına dair tezimizi doğrulayan bir gelişme idi.

Bu iki şampiyonluk (hepsi şampiyonlukla noktalanmasa bile) Süleyman Seba döneminin dominasyonu gibi bir Beşiktaş dönemine evrilir mi? İşaretler o yönde ama bunun bir çok koşulu ve parametresi var.

Bu şampiyonluğun bir diğer özelliği Beşiktaş’ın üst üste ikinci kez CL kaynaklarına ulaşabilmesi oldu. Daha önce sarışın ikizlere adeta dönüşümlü olarak kullandırılan (!) bu önemli kaynak, Demirören döneminin mali açıdan bıraktığı enkazın kaldırılması için ilaç gibi gelmiş olsa gerek.

Bu şampiyonluğun bir özelliği de üçüncü yıldızı getirmesi idi. Bana göre bu yıldız konusu zaten endüsri tarafından iki kulübün öne çıkarılması amacıyla başlatılmış bir “bilinçaltı operasyonu” idi. Bu nedenle, bugün de beni bir pazarlama taktiği olan “yıldız sayısı” çok alakadar etmiyor. Benim için bu başarı “üçüncü yıldız” değil 15. şampiyonluktur.

Ancak, şunu da atlamayalım…

Beşiktaş, modern stadyum, medya ile ilişkiler, hakem politikası, doğru kaynak kullanımı, lisanslı ürün gelirleri gibi “endüstriye” ait başlıklarda son 20 senede iyice vahşileşmiş olan piyasa ile aynı dili konuşmaya başladı. Yıldız sayısının üçlenmesi de bu bakımdan dikkat çekicidir.

Sahanın dışındaki bu doğrulara, 2012 “feda yılından” bu yana sahanın içindeki doğrular eklendi. Süreci herkes biliyor. Önce doğru teknik adam seçimi sağlandı. Samet Aybaba o günün koşullarında yola çıkılacak en doğru isimdi. Biliç, geçiş dönemini temsil ederken, tırmanış Şenol Güneş ile başladı.

Bu isimlerin ortak özelliği gerek dünya görüşü gerek kariyer olarak Beşiktaş’a en uygun isimler olmaları idi. Bu isimlerin, kariyerlerindeki ihtiyaçları ile Beşiktaş’ın ihtiyaçları zamanlama olarak o kadar örtüştü ki, iki taraf birbirini karşılıklı olarak besledi. Yönetim, yükselen hedeflerine uygun teknik adam seçmede hem isimde hem zamanlamada hata yapmadı.

Doğru teknik adam seçimine doğru transfer politikası eklenince ve üstelik sarışın ikizler de bu dönemde hata üstüne hata yapınca Beşiktaş’ın saha içinde yarattığı fark hızla su yüzüne çıkmaya başladı.

Bakınız, Beşiktaş sadece son 2 şampiyonluğunda değil, son 5 sezondur ligin en iyi futbolunu oynuyor. Şampiyon olamayacağı herkesçe bilinen 2012-13 feda sezonunda bile herkesin “en çok Beşiktaş’ın oyunundan keyif alıyorum” dediğini hatırlayın.

Üstelik bu sürecin orta yerinde yabancı sayısı 6+2 iken planlamasını ona göre yapan Beşiktaş, Federasyon’un yabancı sayısının 14’e çıkarılmasına yönelik kararı ile zor duruma da düştü. (Senelerce Fb tarafından talep edilen ve başlattırılan bu uygulamanın, şimdi de Fb UEFA’nın finansal kriterlerine takıldığı için eskiye döndürülmesi tartışmaya açıldı!).

Bu handikaplara rağmen Beşiktaş yönetimi kadro kurulmasında her sene üstüne koyarak yol almayı başardı. Burada, UEFA’nın mali kriterler tüneline ilk giren kulüp olmasının da faydasını gördü.

İki buçuk sezonu iç sahası olmadan geçiren ve buna rağmen ligi domine etmeye başlayan takım, bir de stadı olmadan şampiyonluk kazanınca Demirören döneminde uğradığı itibar erozyonunu da telafi etti ve zaten toplumda var olan genel sempatisi Seba döneminden bu yana yeniden zirveyi gördü.

Yaratılan tüm bu maddi manevi değer Beşiktaş’ın ifade ettiği ekonomik büyüklüğü artırdı. Endüstrinin anladığı tek dil olan rating, kâr gibi kozlar Beşiktaş’ın da kullanımına girdi. İşte o anda penaltılar görülmeye, küfürler duyulmaya, kartlar verilmeye başlandı.

Beşiktaş’ın son iki şampiyonluğunu hakemlere yükleyip bunu “kollanma” olarak nitelendiren zihniyetin göremediği bu.

Beşiktaş kollanmadı ancak hakemlerin Beşiktaş’ın maçlarındaki karar standartları, sarışınların on yıllardır yararlandığı karar standartlarına biraz olsun yaklaştı ve kıyamet koptu.

Bir önceki yazıda rakamlarla ortaya konuyor. Bu sene Gs hakem hatalarının en mağdur, Fb ise en kazançlı takımı. Beşiktaş ise ikisinin arasında bir konumda. Buna rağmen özellikle Fb cephesinin “Beşiktaş kollanıyor” yönünde yaratmaya çalıştığı algının sebebi sizce ne?

Çünkü Beşiktaş sofraya oturdu ve romantik söylemi bıraktı; bunların anladıkları dilden konuşuyor. Medya ve hakem destekli iki kutuplu rekabetin saltanatı bitti, sofra kalabalıklaştı. Hatta yakın gelecekte buna Trabzonspor’un eklenebileceğine dair işaretler bile var.

Düşünün, hakemler konusundaki algı yaratma çabasında öyle akılla bağdaşmayan kolaycılıklara kaçıldı ki, bu yolda Beşiktaş’ın mevcut Federasyon Başkanı’na olan borcu bile kullanıldı. Halbuki 2013’te Fb, 2014 ve 2015’te Gs şampiyon olurken ve hakemler Beşiktaş’ı kıtır kıtır doğrarken de aynı Federasyon Başkanı ve aynı borç söz konusu idi.

Sakın yanlış anlaşılmasın. “Beşiktaş hakemlere rağmen şampiyon oldu” demiyorum. Bu mümkün değil. Bu ligde bir şey öğrendiysem o da hakemlere rağmen şampiyonluk diye bir şey olamayacağıdır.

Başka bir deyişle, Beşiktaş da dahil, bu ligde kim şampiyon olduysa hakemlerle barışıktır ve bir yerde hakem hatalarının katkısı mutlaka olmuştur. Önemli olan bu katkının dozunun “kollanma” boyutunda olup olmadığıdır.

Hakem hatalarının dağılımını analiz ettiğimizde bu sene hakemlerin şampiyonluğa katkısının bu boyutta sistematik olmadığını ortaya koyduk. Ancak, ortada hakem hataları dağılımında Beşiktaş lehine çarpıcı bir değişim olduğu muhakkak.

Değişimi özetleyen üç çarpıcı örnek vermek istiyorum.

2014-15 sezonunda 6’sı 6 ayrı maçta Melo’ya ait olmak üzere toplam 8 defa kırmızı kart görmesi gerekirken tek bir kırmızı kart görmeden şampiyon olan Gs için yapılan hakem eleştirisi, bu sene Quaresma’nın üç maçta görmediği toplam 5 kırmızı kart için başlatılan algı operasyonunun yarısı kadar bile olmadı!

Gene 2014-15 sezonunda, Konya’da çizgiye bastığı için cımbızla çekilip sarı kart cezalısı durumuna düşürülüp Gs maçında oynatılmayan Atiba bu sene en az 13-14 maç sarı kart sınırında oynadı.

Son olarak, bu sene 11 penaltısı verilmeyen ve haklı olarak isyanlarda olan Gs camiası, 2014-15 şampiyonlukları esnasında Beşiktaş’ın tüm sezon toplam 17 penaltısının verilmemiş olmasına tek cümle etmedi.

Bana göre, bu değişimin arkasında hakemlerin aleyhine hata yapmaktan korktukları takımlar arasına Beşiktaş’ın da girmesi var. Bu ligde esas olanın kurallar kitabı değil endüstriyel güç olduğu gerçeğini öğreneli uzun seneler oldu. Orada CL pastası dururken kimse kimsenin kara kaşına, gözüne, oynadığı güzel futbola, doğru transfer politikasına, başarılı altyapı hamlesine şampiyonluk vermiyor artık. Herkes sistemde, endüstride ifade ettiği ekonomik güç kadar değer görüyor.

İşte tam bu noktada, beni en çok mutlu eden detaya geleceğim.

Beşiktaş, aldığı başarıların şekli ve içeriği bakımından sarışın ikizlerden ayrılıyor. Bu yeni bir şey değil. Bu, 1970’lerde, 1980’lerde de böyleydi. Bu yönüyle Beşiktaş’a benzeyen tek kulüp Trabzonspor.

Bu iki kulüp, endüstrdeki sarışın dominasyonla başedebilmek için ortaya özgün bir model koymak zorunda idi. Bunu 1976-1984 döneminde Trabzonspor başardı. 1982-1995 döneminde de Beşiktaş arkasını getirdi.

Bu dönemlerin ortak özelliği, güçlü altyapı ve seviyeli duruş idi. Ancak 1993-94 sezonundan itibaren başlayan CL uygulaması ile 1996 yılında başlayan havuz sistemi rekabeti o kadar parasallaştırdı ki futbol bu kavramların romantizmini taşıyamadı. Çürüme hızlandıkça Beşiktaş ve Trabzonspor gerilemeye, sarışınlar yükselmeye başladı.

Uzun süreli bocalamanın arkasında kulübün DNA’larının yeni düzenin gereklerine uymaması vardı. Beşiktaş, Demirören döneminde bu düzene uymaya çalışarak DNA’sına adeta ihanet etti ve bunun bedelini dibi görerek ödedi. Bu dönem Beşiktaş’ın neden sarışın zihniyeti ile yönetilemeyeceğini göstermesi bakımından değerlidir.

O halde Beşiktaş’ın başını yeniden suyun üstüne çıkarabilmesi için kendi genetiğine uygun yeni bir modele ihtiyacı vardı. İşte buraya kadar yazdıklarım, bana göre bu yeni modeli oluşturuyor. Beş sezon önce bu modelin ilk adımları atıldı ve kulüp su üstüne çıktı. Bugün ise yeniden yüzüyor.

Bir örnek vereyim.

Beşiktaş, Fb ve Gs’ye onların anladığı dilden cevap verecekse bunu kendi dokusuna uygun şekilde yapmak zorunda. Demirören dönemindeki Papermoon yemekleri, at teklifleri Beşiktaş’ın dokusuna uygun olmadığı için kulüp büyük itibar kaybına uğradı ve Süleyman Seba’nın kemikleri sızladı.

Ancak, bu sezon devre arasında Fb’nin olası Mehmet Ekici transferinin geciktirilmesi çok akıllıca bir hamleydi. Hem uzun süre sonra Fb’nin canı saha dışında yakılarak prestij yenilendi hem de Fb’nin eksik bölgesi ikinci yarıda da eksik kalmış oldu.

Aklı, planlamayı ve şuuru öne çıkaran bu modelin getirdiği kazanımların daha da ileri götürülmesi için zemin şu anda gayet müsait.

Geçen yılki şampiyon kadrodan önemli futbolcular eksilmesine rağmen bu sene yeniden şampiyonluğun gelmesinin arkasında, elindeki malzemenin değerini azamiye çıkartan ve değişen koşullara göre kadrosuna şekil vermeyi başaran bir teknik adama sahip olmamız var.

Bana göre Şenol Güneş’in en büyük teknik direktörlük becerisi bu. Bu sene Sosa’nın yokluğunda takıma, moda tabirle “sahte on numara” Talisca’dan muazzam verim alarak aslında on numarasız bir oyun oynatması bence sezonun başarısıydı.

Ayrıca, sezon içinde normalde Beşiktaş gibi duygusal kırılganlıkları fazla bir camiayı türbülansa sokacak 3 krize (kupadaki Fb maçının hakemi, Kiev’deki hakem faciası ve ligde üst üste Başakşehir ile Fb maçlarındaki şok puan kayıpları) rağmen sakin kalmayı başarıp “winner” kimliğini pekiştiren ve sert dalgaları da batmadan atlatan Şenol Güneş idi.

Üstelik bunlar olurken UEFA Kupası’nın yarı finalinden penaltı atışları ile dönen takımın zihinsel travması da atlatıldı.

Bunlar az buz şeyler değil. Mükemmel olmadığını kendisinin de kabul ettiği çok doğru bir hocamız var.

Olumsuz yönleri mi? Misal, bir oyuncuyu çizdi mi tam çiziyor. Bence devre arasında Kerim Frei ya da Olcay’dan birisinin kalması gerekirdi. Ayrıca, Gökhan İnler de kulübede hakikaten tüm sezon inledi!

Ayrıca, geçmişte Trabzonspor’da iken Fb’ye birisi saha içinde diğeri saha dışında kaybettiği iki şampiyonluğun etkisi ile Fb’ye karşı bazen duygusal tepkiler veriyor ve bu da kontrolünü kaybetmesine yol açabiliyor. Bu durum takıma yansıyor. Geçen sene Fb’ye karşı aldığı şampiyonluk bu konuda ona mesafe aldırmış olmalı ki bu sene bunları yaşamadık.

Şimdi Beşiktaş’ın önündeki en büyük engel, takıma yapılacak katkı.

Çünkü bu sezon mali kriterlere ek olarak bir de hata yapma lüksünün en aza inmesi gibi bir dezavantajımız var.

Beşiktaş artık iyice hedef kulüp haline geldi. Sarışınların saha içinde ve dışında sınır tanımadan bel altına vuracaklarını tahmin etmek zor değil. Üstelik kadrodaki bazı zafiyetler CL’de idare edilecek türden değil.

Özetle basamakları çıktıkça sertleşecek mücadelenin artık şakası yok.

Kadroya iki tartışılmayacak stoper, bir Sosa ayarında on numara katılmasının, yaşlanan Atiba’nın alternatifi bir yeni Atiba bulunmasının, forvetteki istikrarın devam ettirilmesinin ve artık yükselen hedef çıtasının altında kalan Tosic, Beck ve Tolga’ya bel bağlanmamasının çok önemli olduğunu düşünüyorum.

Beklerde ve kanatlarda tarihimizin gördüğü en iyi kadroya sahibiz desem sanırım abartmış olmam.

Bana göre, Fabri’nin yedeği bir kaleci, iki stoper, bir on numara ve bir golcünün takıma kazandırılması lazım. Gökhan Töre dönüyor. Demba Ba, Cenk kadroda. Aboubakar’ın durumu netleşirse ne ala, olmazsa Gomez gibi bir sürpriz müthiş olur. Atiba ile dönüşümlü oynayacak bir adam da kadro içinden çıkarılırsa (ki sanırım son dört maçın pratiği hocanın bu konuda Tolgay’ı düşündüğünü gösteriyor) eldeki imkanlarla en iyisi yapılmış olur.

Quaresma ise ayrı konu başlığı. Gökhan Gönül ile çok iyi ikili oldular. Onun kadar verimli, isabetli ve çok orta yapan kimse yok ama fantastik top stopları, rabona, trivela, kurdela, manivela, bilmem ne derken rakibi hırslandıracak gereksiz ekstralara kaçması, ergen gibi üç kişinin içinden geçme çabaları (azalmış olsa dahi) hala takımın toplam resmi içinde sırıtıyor. Üstelik şuursuz kırmızı kartlık hareketleri yüzünden iyice açık hedef haline gelmiş olması da cabası. Bana göre Quaresma bu şuur düzeyi ile Beşiktaş’a zarar vermek isteyenler için çok uygun bir malzeme. Lens gelecekse Çin’e transfer olması büyük kazanç olur.

Beşiktaş’ın işi artık daha zor ama önü de açık.

En çok güvendiğim, yapılamayacakları açıkça belirtip yapabileceklerinde azami faydayı almayı beceren bilinçli yönetim zihniyeti.

Seneye hem bel altına vuran çok olacak hem de Avrupa maçları en ağırından gelecek.

Sakin kalıp, doğruları yapmaya devam.

15. şampiyonluk hayırlı olsun.

Cengiz Gürsel
05.06.2017

2016-17 hakem hataları analizi

Selamlar, sevgiler;

2016-17 sezonunun hakem tartışmalarında bir klasik, iki sürpriz başlık dikkat çekti. Klasiğimiz, her zaman olduğu gibi Fb’de işler iyi gitmediği anda ortaya çıkan Aziz Yıldırım-Mahmut Uslu ikilisinin “Beşiktaş’ın kollandığı” yönünde algı yaratma çabası oldu. Buna zaman zaman Gs yöneticileri de katıldı.

Sürprizler ise geçen yılın şampiyonu Beşiktaş’ın (“tamam çekil artık köşene” der gibi) hakemler tarafından biçilmemesi ve on yıllardır hakem hatalarını devamlı olarak arkasına alan Gs’nin bu sene hakemlerden en çok çeken takım olması idi.

Şimdi hakem hataları dağılımına, şampiyonun belli olduğu 33 hafta itibarı ile bakalım ve algı yönetiminin göstermeye çalıştığı değil gerçek olan durumu görelim.

1. Beşiktaş

Beşiktaş’ın sezon boyunca toplam 25 maçında 50 hata tespit edilmiş. Bunların 21’i lehte, 29’u aleyhte.

Toplam 20 penaltı hatasının 7’si lehte, 13’ü aleyhte gerçekleşmiş. Beşiktaş lehine hatalı 1 penaltı verilirken, 10 penaltısı verilmemiş. Rakiplerine 3 hatalı penaltı verilirken, 6 defa rakiplerinin penaltısı verilmemiş.

Toplam 21 kart hatasının 10’u lehte, 11’i aleyhte olmuş. Beşiktaşlı oyunculara verilmesi gereken 10 kırmızı kart verilmemiş. Bunların 5 tanesi (3’ü aynı maçta olmak üzere) Quaresma’ya, 2 tanesi Talisca’ya ait. Buna karşılık, Beşiktaş’ın rakipleri de 10 defa kırmızı kart görmesi gerekirken görmemiş. 1 defa da Beşiktaşlı oyuncu yanlış kararla kırmızı kart görmüş.

Toplam 9 gol hatasının 4’ü lehte, 5’i aleyhte not edilmiş. Beşiktaş lehine 4 defa hatalı gol verilmiş. Buna karşılık, Beşiktaş’ın 2 nizami golü sayılmamış, rakiplerin 3 gayrınizami golü sayılmış.

Özetle, hakem hatalarının tüm alt başlıklarında Beşiktaş sezonu aleyhte pozisyonda kapatmış.

Maç sonuçlarının hataların yönüne göre kırılımı ise şöyle:

a) Net lehte hakem hatalarının alınan galibiyete/beraberliğe etki ettiği maç: 7 (BJK-Antalya, BJK-Gs, BJK-Ts, BJK-Konya, BJK-Gençlerbirliği, Bursa-BJK).

b) Net aleyhte hakem hatalarının puan kaybına etki ettiği maç: 4 (Karabük-BJK, Antalya-BJK, Başakşehir-BJK, BJK-Fb).

c) Net aleyhte hakem hatalarına rağmen galip gelinen maç: 7 (Kayseri-BJK, Adana-BJK, BJK-Gaziantep, Osmanlı-BJK, BJK-Akhisar, Gs-BJK, Ts-BJK).

d) Net lehte hakem hatalarına rağmen puan kaybedilen maç: 1 (Kasımpaşa-BJK).

e) Hakem hatalarının dengede olduğu maç: 3 (Fb-BJK, BJK-Rize, BJK-Kasımpaşa).

f) Lehte/aleyhte hakem hatalarının skora etki etmediği maç: 3 (BJK-Alanya, BJK-Karabük, Alanya-BJK).

2. Galatasaray

Gs’nin sezon boyunca toplam 20 maçında 32 hata tespit edilmiş. Bunların 12’si lehte, 20’si aleyhte.

Toplam 16 penaltı hatasının 3’ü lehte, 13’ü aleyhte gerçekleşmiş. Gs lehine hatalı penaltı verilmezken, 11 penaltısı verilmemiş. Rakiplerine 2 hatalı penaltı verilirken, 3 defa rakiplerinin penaltısı verilmemiş.

Toplam 12 kart hatasının 8’i lehte, 4’ü aleyhte olmuş. Gs’li oyunculara verilmesi gereken 8 kırmızı kart verilmemiş. Bunların 2 tanesi Podolsky’e ait. Buna karşılık, Gs’nin rakipleri de 3 defa kırmızı kart görmesi gerekirken görmemiş. 1 defa da Gs’li oyuncu yanlış kararla kırmızı kart görmüş.

Toplam 4 gol hatasının 1’i lehte, 3’ü aleyhte not edilmiş. Gs lehine verilen hatalı gol kararı yok ama Gs’nin rakiplerinin 1 nizami golü verilmemiş. Buna karşılık, Gs’nin 2 nizami golü sayılmamış, rakiplerin 1 gayrınizami golü sayılmış.

Özet olarak, hakem hatalarında genel olarak aleyhte pozisyonda yer alan Gs, penaltı ve gol hatalarında oldukça dezavantajlı, kart hatalarında az da olsa avantajlı bir konumda bulunmuş.

Maç sonuçlarının hataların yönüne göre kırılımı ise şöyle:

a) Net lehte hakem hatalarının alınan galibiyete/beraberliğe etki ettiği maç: 3 (Kasımpaşa-Gs, Gs-Gençlerbirliği, Gs-Osmanlı).

b) Net aleyhte hakem hatalarının puan kaybına etki ettiği maç: 6 (Kayseri-Gs, BJK-Gs, Gs-Kayseri, Rize-Gs, Ts-Gs, Gs-Kasımpaşa).

c) Net aleyhte hakem hatalarına rağmen galip gelinen maç: 6 (Adana-Gs, Gs-Bursa, Antalya-Gs, Bursa-Gs, Gaziantep-Gs, Alanya-Gs).

d) Net lehte hakem hatalarına rağmen puan kaybedilen maç: 3 (Gs-Başakşehir, Gs-BJK, Fb-Gs).

e) Hakem hatalarının dengede olduğu maç: 2 (Karabük-Gs, Gs-Kasımpaşa).

f) Lehte/aleyhte hakem hatalarının skora etki etmediği maç: –

3. Fenerbahçe

Fb’nin bu sezon az sayıda maçında az sayıda hakem hatası yapılmış olması dikkat çekiyor. Sezon boyunca toplam 12 maçında 23 hata tespit edilmiş. Bunların 14’ü lehte, 9’u aleyhte.

Toplam 11 penaltı hatasının 7’si lehte, 4’ü aleyhte gerçekleşmiş. Fb lehine hatalı 1 penaltı verilirken, 3 penaltısı verilmemiş. Rakiplerine 1 hatalı penaltı verilirken, 6 defa rakiplerinin penaltısı verilmemiş.

Toplam 8 kart hatasının 4’ü lehte, 4’ü aleyhte olmuş. Fb’li oyunculara verilmesi gereken 4 kırmızı kart verilmemiş. Bu kartlarda öne çıkan oyuncu yok. Buna karşılık, Fb’nin rakipleri de 4 defa kırmızı kart görmesi gerekirken görmemiş.

Toplam 4 gol hatasının 3’ü lehte, 1’i aleyhte not edilmiş. Fb lehine 3 yanlış gol kararı verilirken, Fb’nin 1 nizami golü ise sayılmamış.

Özetle, hakem hatalarında genel olarak lehte pozisyonda yer alan Fb, penaltı ve gol hatalarında avantajlı konumda bulunurken, kart hatalarında dengede durmuş.

Maç sonuçlarının hataların yönüne göre kırılımı ise şöyle:

a) Net lehte hakem hatalarının alınan galibiyete/beraberliğe etki ettiği maç: 5 (Konya-Fb, Akhisar-Fb, Fb-Akhisar, BJK-Fb, Fb-Ts).

b) Net aleyhte hakem hatalarının puan kaybına etki ettiği maç: 2 (Antalya-Fb, Fb-Adana).

c) Net aleyhte hakem hatalarına rağmen galip gelinen maç: 1 (Fb-Gs).

d) Net lehte hakem hatalarına rağmen puan kaybedilen maç: –

e) Hakem hatalarının dengede olduğu maç: 4 (Fb-BJK, Bursa-Fb, Fb-Osmanlı, Alanya-Fb).

f) Lehte/aleyhte hakem hatalarının skora etki etmediği maç: –

Sonuç:

1. Sezon boyunca en çok maçta en çok sayıda hata Beşiktaş maçlarında yapılmış. Fb’nin ise çok az sayıda maçında az sayıda hata olmuş.

2. Genel olarak hakem hatalarından en zararlı çıkan taraf Gs olmuş. Beşiktaş da toplamda az da olsa dezavantajlı taraf olurken, hakem hatalarından toplamda kazançlı çıkan tek takım Fb olmuş.

3. Penaltı hatalarında Gs’nin 11 penaltısının verilmemesi dikkat çekici. Ancak, Beşiktaş’ın verilmeyen penaltı sayısı da 10. Fb’nin ise sadece 3 penaltısı verilmemiş. Beşiktaş ve Fb’nin rakiplerinin 6’şar penaltısı verilmemiş. Bu sayı Gs için 3. Dolayısı ile penaltı hatalarında en mağdur Gs olurken, Beşiktaş onu takip etmiş. Fb ise kazançlı çıkmış.

4. Kart hatalarında ise Beşiktaş’ın 10 kırmızı kartının verilmediğini, Gs’nin verilmeyen kırmızı kartlarının da 8 olduğunu görüyoruz. Buna karşılık, Beşiktaş’ın rakipleri 10 defa kırmızı kart görmeli iken sahada kalmış. Bu rakam Gs için sadece 3… Beşiktaş kart hatalarında az da olsa dezavantajlı iken, Gs kart hatalarında avantajlı durumda. Fb ise kart hatalarında dengede.

5. Gol hatalarında da Fb avantaj sağlarken, bu hatalardan Beşiktaş az, Gs ise büyük oranda zararlı çıkmış.

6. Ligin ilk yarısında Beşiktaş’ın lehine yapılan hatalar (10), aleyhindeki hatalardan (9) daha fazla. Bu nedenle, ilk yarının sonlarında ve devre arasında özellikle 10. haftadaki Ts maçında Quaresma’nın atılmaması ve 14. haftada Bursaspor maçında verilen hatalı penaltı kararı üzerinden “kollanma” algısı başlatıldı. Halbuki bu durum ligin ikinci yarısında tersine döndü ve Beşiktaş sezonu zararda kapadı. Algının devam etmesine en çok Quaresma’nın sorumsuz faulleri yardımcı oldu.

7. İlk yarıda dikkatler Beşiktaş üzerine çekilirken Fb lehine hakem hataları (7), aleyhteki hatalardan (4) daha fazla gerçekleşti ve bu durum sezon boyunca devam etti.

8. Bu arada Gs, bugüne kadar kimsenin görmediği şekilde sezon boyunca hakem hatalarının en zararlı tarafı oldu.

9. Hataların maç sonuçlarına etkisi bakımından kırılımı incelediğimizde ise şu sonuçlar ortaya çıkıyor.

– Aslında Beşiktaş ve Gs skora etki eden net aleyhte hakem hataları ile karşılaşma konusunda çok farklı değiller. Beşiktaş toplam 11 maçın skorunda net aleyhte hakem hatası ile karşılaşırken, bu sayı Gs için 12, Fb için 3.

– Hakem hataları ile en çok maçta Gs (6) puan kaybetmiş. Onu az farkla (4) Beşiktaş izliyor. Bu konuda en avantajlı taraf Fb (2) olmuş.

– Aleyhte hakem hatasına rağmen maç kazanma konusunda en başarılı taraf Beşiktaş (7). Onu Gs (6) izliyor. Fb bu konuda sadece 1 maçla son sırada. Bu durumda Beşiktaş’ın Gs’ye göre bu kategoride sağladığı avantaj 1 maç.

– Hakem hatalarının alınan galibiyet/beraberliğe en olumlu desteği Beşiktaş’a (7) gerçekleşmiş. Onu az farkla Fb (5) ve Gs (3) izliyor. Yani Beşiktaş’ın bu kategoride Gs’ye sağladığı avantaj 4 maç.

– O halde avantaj farkı ne kadar? Beşiktaş, lehte/aleyhte kararların skora etkisinde net olarak 33 maçın 5’inde (1+4) Gs’ye göre avantaj sağlamış.

10. Sonuç olarak, hakem hatalarından en zararlı çıkan tarafın Gs olduğu, şampiyon Beşiktaş’ın maçlarındaki hakem hataları dağılımının Beşiktaş’a Gs’den daha fazla avantaj sağladığı, buna rağmen “kollanma” denecek kadar sistemtik boyutta olmadığı, hakem hatalarından en önemli avantajı ise algı yönetiminin asıl kaynağı Fb’nin sağladığı görülüyor.

Bu noktada bazı tespitleri de not etmekte fayda var.

Öncelikle, geçen sezon olduğu gibi bu sezon da, senelerdir hakem hataları dağılımında bilançosu hep zarar gösteren Beşiktaş’ın kırılma anlarındaki penaltılarının verilmesi, rakiplerinin görmesi gereken kartları görmesi gibi zaten olması gereken hakem kararları kamuoyu için sürprizdi. Bu sanki ilave bir avantaj gibi algılandı.

Benzer şekilde, kritik kart sınırında bulunan Beşiktaşlı oyuncuların önemli maçlar öncesi tartışmalı kararlarla cezalı duruma düşürülmesi gibi uç örnekler de bu sezon yaşanmadı. Burada en çarpıcı örnek, Gs’nin şampiyon olduğu iki sene önce Konya’da çizgiye bastı diye Gs maçında cezalı duruma düşürülen Atiba’nın bu sezon haftalarca üç sarı kart sınırında kalması idi.

Diğer taraftan, bu sene Gs’nin 11 penaltısının verilmemesi diğer bir dikkat çekici detay idi. Buna karşılık, “kollandığı” iddia edilen Beşiktaş’ın verilmeyen penaltı sayısı ise 10 oldu. İki sezon önce Beşiktaş’ın 17 penaltısı verilmemişken, şampiyon olan Gs’nin 9 penaltısının verilmemiş olduğunu hatırlatalım.

Gene dikkat çekici bir örnek Quaresma’nın görmesi gereken kırmızı kartları görmemesi idi ki bu, algı yönetiminin temel dayanağı oldu. Quaresma’nın sezon boyunca 5 defa kırmızı karttan kurtulduğu, ancak bunların 3’ünün aynı maçta olduğunu belirtelim. Bu noktada, bu sezon mağdur olduğu iddia edilen Gs’li oyuncuların 8 defa kırmızı karttan kurtulduğunu, iki sezon önce ise şampiyon olan Gs’nin dünya tarihine geçecek şekilde (6’sı her biri ayrı maçlarda Melo olmak üzere) toplam 8 defa kırmızı kart görmeleri gerekirken hiç kart görmediklerini ve bunun Quaresma’nın yarısı kadar bile konuşulmadığını hatırlatalım.

Bu verilerden yola çıkarak son iki sezonda hakemler konusundaki tespitim, hakemlerin Beşiktaş’ın maçlarındaki karar standartlarının senelerdir ayrı tutulan Gs ve Fb’ye biraz olsun yaklaşmasının dahi kamuoyunda yarattığı şaşkınlık ortamıdır.

“Kollanma” konusunda çıta seneler boyunca öyle tepeye çıkarıldı ki, bu verilerle bir takıma “kollandı” demek haksızlık olur!
Futbol tarihine geçen ne oldu ki? Tükürükler “gül suyuna”, tekmeler “şampiyonluk hırsına” dönüşmedi. Penaltı noktaları eşelenmedi. Çizgiye basanlar içinden cımbızla adam çekilmedi. Çıkış tünelinde sarı kartlar gösterilmedi. Ana avrat dümdüz giden oyuncular duymazdan, ceza sahasına kendini balıklama atanlar görmezden gelinmedi. Sahada soyunanlar sahada kalmadı. Papila çifte standartları yaşanmadı. Beşiktaş gaip gelene kadar uzatılan maç bile olmadı!

Bu itibarla, algı yönetiminin kaynağı Fb’nin hakem hatalarından en kazançlı taraf olarak ortaya çıktığı, Beşiktaş’ın alışılmadık şekilde hakemlerce biçilmediği, hatta ligin ilk yarısında bazı maçlarda hakem kararları ile puan kaybından kurtulduğu, Gs’nin ise tarihinde ilk kez bu denli hakem hataları mağduru olduğu bu sezonun şampiyonuna “kollandı” diyeceksek, iki sene önceki, 2003-04’teki, 1996-97’deki, 1992-93’teki şampiyonlara ne diyeceğiz ben bulamadım; sizlerin takdirine bırakıyorum.

Cengiz Gürsel
05.06.2017

Ha arena, ha park!

İkisi de yabancı değil mi kardeşim. bilmediğim bir şey varsa söyleyin. Hatta stadyum o da yabancı. Yani “Park” cuk diye oturdu mu? arena da boğa güreşi yapılıyor, park’a da araba parkı yapılıyor. futbol her ikisinin de neresinde. “Vodafone meydan” deyin de bari, ata sporu güreşin yapıldığı er meydanı olsun 🙂

Şenol Hoca ve gardrobu!

Sn.Hocamızla ilgili Ermanın, sn.Çebi’nin söyledikleri bana yabancı değil.
Şenol Hoca sapına kadar Trabzon’lu olduğunu söyledi. Trabzon’dan iyi anılarla ayrılmadığı muhakkak, oraya dönmek istiyor mu? Orası karışık, net değil.
Beşiktaş yönetimiyle sorunu olabilir mi? istediği oyuncular alımamış olabilir, işine karışılmıştır, olabilir.
Ama bir gerçek var ki kardeşim, Hocamızın gardrobu bordo mavi elbiseyle dolu! Siyah beyaz yok. Bir tek, sponsor’un Avrupa maçlarında giydirdiği hariç. Var da, kasti mi giymiyor, mesaj mı veriyor 2 yıldır?
Ben bunu Trabzon’a mesaj yolluyor diye açıklamıştım. Kabzımal erman burayı okumuş olabilir. yoksa yüzde 10 kalma ihtimalini nasıl öngörüyor bu  adam 🙂

Hocalığına gelince: Şike, şaibe fetö futbolda bitti gibi, iyi bir yönetim geldi. UEFA fair play geldi. Yani herkes aklını biraz başına aldı, Bülent Yıldırım da dahil. Beşiktaş’ın üzerine çok fazla oynanmadı. Şampiyonluklar geldi.

Şenol Hoca’nın hocalığını, adamlığını sorgulamıyorum. İnatçılığı, değişen şartlara çabuk adapte olamaması, futbol bilgisi, kendini geliştirememesi (ki herşeyi biliyorum diyen hiçbir şey bilmiyordur) maçlara yansımıştır. 20 fark atacağın ligde son anlara kalıyorsun.

Oyuncular; Fabri dahil, Q7, Abubakar Talisca istikrarsız çizgi yakaldıalr, Abubakar ve Fabri Avrupa da bizi yakan adam oldu.

Yönetim, defansı, Hoca ve izleme ekibi ile birlikte bir türlü halledemedi kaç yıldır. Doldur boşalt’la bu işler olmadı.

Geçen sene, bu sene!

Geçen sene febe ve gese kötü olunca kimse laf edemedi. Bu sene Başakşehir berbat renklileri de sollayınca,  “Beşiktaş olacağına Başakşehir olsun” felsefesi hakim oldu. Yani, bir yanda biz bir yanda Beşiktaş’ın dışındakiler. Mücadelemiz büyük.

Şu deliye söyleyin, yakacak bizi!

Gol gelmedikçe adam sinirleniyor, deliye dönüyor, varlığı maçlarda yetiyor, ama şu üç hafta kendine gelsin kardeşim, psikolog mu tutarsınız, psikiyatrist mi? halledin kardeşim…

Doğranıyoruz…dikkat!!!

Son maçta gösterdi ki, ince ince doğranıyoruz. 2 penaltımız verilmiyor, kaleciye faul verilmiyor. Başakşehir’de ofsayttan yiyoruz. Şampiyonluk giderse böyle gider. Bize bunu yapanların hepsinin birer O.Ç.(Osmanın Çocuğu) olduğunu buradan beyan ediyorum. Hepinizin ta… siz onu anladınız!!!

bu takım bu sene…

…şampiyon. Bu oyun, şampiyonluğu getirir. biraz daha gayret, enseyi karatma, kendine güve. Bu iş olacak. Geçmiş bunun örnekleriyle dolu. Son dört haftada şampiyonluk veren takım sayısı çok az.

Ama futbol şansı da yanında olacak. Olmuyorsa, yapacak bir şey yok.

RE: adamın ilk sözü…

sirayeti mirayeti kalmadı, çık hem feneri yen, hem şampiyonluğu kap, yemeyecekler içmeyecekler, alemlere gitmeyecekler, dişlerini sıkacaklar, sonra boğazı zeplinle mi geçerler, helikopterle mi, yoksa yüzerek mi, mikimde değil!!!

RE: Fener maçı.

Orta sahası bu kadar kolay geçilen bir takım son 5 maçlık periyottan şampiyon çıkamaz. Bu kadar net. Daha önce Atibanın insanüstü mücadelesi ile orta sahayı tutuyorduk. Fakat 2 kötü şey oldu: 1) Atiba çok yoruldu, yıprandı 2) Talisca , Q7 , Ozzy , Babel hepsi birarada ilk 11’de olunca hücum hattında pres yapma pek mümkün olmuyor. Şayet maç Avrupa maçı ise bu arkadaşlar kendilerini göstermek için pres yapıp , gayretli oluyorlar. Yani rakip seçmeye başladılar. Bu kadar General birarada olunca savaşacak en önemli asker Atiba da gazi olunca sonuç bu. Şenol Hoca inşallah fener maçına önlem alır.

RE: adamın ilk sözü…

En kızdığım şey. Rakip senden çok çok güçlü bir takım değilse, böyle abondone duruma düşemezsin. Düşmemelisin. Baktın ilk golü yedin. Orta sahada iki topa sert gir. İki planlı faul yap bir soluklan , bir toparlan. 18 yaşında değilsin, beraberlik yetiyor. Bu ne acemilik , bu ne vurdumduymazlık. Maçı öyle kötü bir şekilde kaybettik ki ; fb maçına siratet eder diye korkuyorum.

RE: Fener maçı.

Çok haklısınız….Bu adamı basın öyle bir şişirdi ki….bazı arkadaşlar kendi kendilerine  kaldıklarında dahi bu adamın   eksiklerini  görmekten korkuyorlar….Tolga inadı yüzünden  aylarca fıtık olduk….Gökhan İnler gibi bir adamı bitirdi…Kerim Frei  ve Olcay’ı yok etti….Olcay bize bu sene çok lazımdı….Kerim lazımdı….Oğuzhan 3-4 maçtır ruh gibi geziyor bunu göremiyor… 4 milyonluk kazık yedik…Atınç’ın ondan ne eksiği var….hülasa bu sene ipini kesmeliyiz…

RE: Fener maçı.

Hayatım boyunca birinin birine bağırmasından nefret ettim ; quaresma nın bu kaçıncı falsosu. Çok hırslı çok istekli çok motive olabilirsin ; e o zaman oyna be kardeşim. Yırt kendini. Atiba gibi bir adama değil bağırmak , şunu yap demek bile abestir ; bugün futbolu bıraksa kafadan bir takımın mentorluğunu yapar o kültürdeki biri. Yahu sen kimsin ? Takımın yarısı ile kavga eder beş hafta sonra istenmeyen adam ilan edilir yollanırsın.

Quaresma bir patlama etkisidir. Oyununa , futbol yeteneğine asla laf etmiyorum ; lakin denge ne zaman bozulsa bir bakıyorum ana etkenlerden biri de bu..Ya çıkarken trip atmalar , ya arkadaşına bir çöpe bakar gibi bakan ekşi yüz ifadeleri..

Denge bozulmasın.
Denge bozulursa , alabora yüksek ihtimaldir.

Öyle hocayla , ali ile veli ile önlenemez.

Yıkım ve baştan kurulum gerekir Allah korusun.

adamın ilk sözü…

…”size nasıl geçirdiler”. İş yerinde kapıdan girer girmez. Yok, hani, “nasıl” kelimesine takıldım. Yani 18 dakika 3 gol. Biz bunu hak etmiyoruz. Bu kabusu yaşatanlara sesleniyorum. O aldığınız paralar haram olsun!

RE: Fener maçı.

En çok koyan ise 2. Golde cenk ve talişkanın kafa topuna çıkmaması idi. Bir de hayatımda gördüğüm en lüzumsuz adam quaresma denen adamın Atibaya bağırması. Adam senin götünü toplamaktan hasta oldu. Bu adam derhal klüp menfaati açısından gönderilmeli.

RE: Fener maçı.

Aynı şeyleri düşünüyorum. 10 senedir IBB ye karşı doğru düzgün galibiyetimiz yok. Dün akşamki kadro ve oyun taktiği ile 10 maç yapalım çoğunu IBB kazanır. IBB bizden iyi takım mı ? Kesinlikle değil. Adamların yedeği Pektemek işte ! Sadece ve sadece hücumda 4 tane çok iyi oyuncusu var. Hücum hattı çok iyi .
Savunmadan hızlı çıkan takımların hepsi IBB den puan aldı. Rize bile bunlara 3 gol attı. Fener top oynamadığı maçta 2-0 geriden gelip 2-2 yaptı. Galibiyeti kaçırdı. Tek bildikleri iş rakip çıkarken baskı yapmak ve kaptıkları topla hızlı hücum.

Biim oyun yapımız onların ekmeğine yağ sürdü. Defansta topu gereksiz oyalıyoruz. Yan pas , geri pas. Tosiç’e oyun kurduruyoruz. Oğuzhan’ın sorumluluk almadığı , saklandığı maçlarda bu oyun stili hep başımıza bela oluyor. Dün 1. golü yediğimizde Hoca’nın en az iki oyuncu değiştirmesi lazımdı.

Babel hemen çıkmalıydı. Beck oyuna girip Adriano öne atılabilirdi. Atiba’nın yanına da Necip ya da Tolgay girmeliydi. Oğuzhan saklanıyordu. Cenk saklanıyordu. Babel yürüyerek oynuyordu. Taraftar ağlıyordu….

Belki 3 oyuncu bile değiştirsek fayda etmeyecekti. Çünkü kurgu baştan yanlıştı. Dedim ya defanstan hızlı çıkan topu 3. bölgeye çabuk atan her takım bunlara 2 şer 3 er gol attı.

Baştan G. İnler ve Aboubakar olabilirdi mesela . Abou defansın arkasına iyi koşular yapıyor. G. İnler’in uzun toplarınla oyna işte. En azından ilk yarıyı böyle oyna. Adamları yor , sinirlendir. Bekledikleri , hazırlandıkları Beşiktaş’tan farklı bir Beşiktaş ile çık karşılarına.
Rize kadar hücum gücü yok mu bu takımın ? Akhisar yendi bunları.

Yan pas , geri pas , yan pas , geri pas . Oğuzhan iyi olmayınca Tosiç’in , Marcelo’nun ileriye attığı toplara kalıyoruz. Babel iyi olmayınca Quaresma’nın insafına kalıyoruz. Hepsi bu kadar.
Caner nerede !?

RE: Fener maçı.

Ezber..

İyi bir taktisyen bizi çözer demiştim ; Avcı ve Rıza gibi Hocalar için tam bir doktora teziyiz.

İBB ile on maç yapalım 9 u berabere yada mağlup bitiririz.

On maça da aynı kafayla çıkar hocamız çünkü.

Birinde yeneriz belki..O da Talisca gününde olursa.

Pis insanlar.

Rize’de adam dövüyorlar.
Tekme tokat ; yumruklar havada uçuşuyor.

Kalecileri adama yumruğu sallıyor ,oturtuyor da..Görüntü var her şey var.

V Persie denen emek hırsızı kendini yere attığında Tosic 3 maç alıyor..Saha dışında neredeyse 1 kişiye on kişi dalan adamlara 1 maç. Fener maçında sahada olmayanlar bizim maçta sahada.

Hadi biz kötü oynadık , en kötü oyunlardan biriydi. Tamam.

Peki ofsayttan gol yememize bir açıklama mı bu. Cüneyt denen rezaletin son yıllarda yaptıkları ortadayken , bir kişi bile TV ye çıkıp biz bu adamı istemiyoruz bu adam bir komplucu demiyor.

Temiz kalmak ile , pis olana isyan etmek farklı şeyler.

Efendi Beşiktaş. Tamam. Efendiliğimize söz yok da..Efendilik , hakkını aramaktır , pis olanı bağırmaktır. İş işten geçtikten sonra değil ; en başta.

Lobicilik , gündem yönetimi , algı yönetimi ve nokta atışlarla (esprili bir dille) olup bitenleri sıcak tutmak gibi bir hedef olmalı. Sosyal medya , Beşiktaş TV ve doğrudan medya aracılığı ile oynanan her oyun daima gündemde tutulmalı.

Tutulmazsa ne oluyor ?

Cüneyt zart diye en kritik maça atanabiliyor ; ince ince ve sinsice yapmak istediği ne varsa yapıyor.

Ekibi ile birlikte hem de. Yan hakemi ofsaytı görüyor kaldırmıyor ; atibayı biçiyorlar atmıyor ; tosic e zart sarı..

Yönettiği maçlar berabere bitince seviniyoruz.

Bir isyan edin ya..
İstemiyoruz deyin.

Adamlar bir bağırdı çağırda , fırat kuzu oldu , halis ortada yok.

Biz hangi hakemi uzak tutabildik kendimizden.

Kupadaki FB maçı hakemi palabıyık üç beş hafta sonra hoop gene bizde.

Oyun berbattı kabul ; lakin sıkışan oyunda uzun toplarla nefes aldıracak tek adamın yani inler in günahı nedir biri çıksın anlatsın.

Ben de karadenizliyim. Aslen ordu luyum ve karadeniz adamının inadını , sabit kafalılığını iyi bilirim.

Hoca bunu yapıyorsa eğer ..yazık.

RE: Fener maçı.

Rakip takımı izlemiyor hoca, kadro kuramıyor, bilmiyor kardeşim anlamıyor, rakipler kötü biz ondan öndeyiz.
Rotasyon nedir bilmiyor, nerede ne zaman yapılır bilmiyor,  oyuna müdahale sıfır, bunları 2 senedir yazıyorum
Sözlerine bakarsan mütevazi, ama her karadenizli gibi öyle değil, inat, kibirli, ben bilirim,, ben hamsi yedim, ben fındık yedim diyor
Kalan haftalarda foyası tamamen ortaya çıkabilir.
Avcı’nın hesabına göre lig  ilk 5 takım arasında oynansaydı, şampiyon olmuşlardı.

Fener maçı.

Bu hafta izin mizin yapmayın bir zahmet. Zira bütün sezonun karşılığının alınacağı veya alınamayacağı maç önümüzdeki fener maçı . Ya çalışın sınıfı geçin. Ya da 7 puandan şampiyonluk veren takım oyuncuları olarak tarihe geçin.

Q7, Cenk, Babel, Atiba, Marcelo, Fabri hepsi dökülüyor. Çoktan şampiyon olduk diye fena sermişler.
En büyük sorun ise Şenol Hoca’da.
Oyuncu formsuz olur , konsantrasyonu bozuk olur. Sen bunu anlayacaksın , hissedeceksin. Anlamadın çıktın bir 11’le ; ilk golü yiyince anlayacaksın.
Her hafta , her maç, içeride , dışarıda , Avrupa’da , Türkiye’de ; hep aynı 11 olur mu !?
Olmuyor işte. Her maç aynı taktik olur mu ? Olmuyor işte.

İlk golü yedik. Orta saha da , defans ta dökülüyor. Adamlar göbekten , kanatlardan yaldır yaldır geliyor. 15. dakikada yemesen , 20. dakikada yiyeceksin işte. Neyi bekliyorsun?
Şenol Hoca cesur olsa ilk golü yiyince en az bir , ikinci golü yiyince de en az bir oyuncu daha değiştirmesi lazımdı.

Atiba’nın yanına derhal Necip’i alması lazımdı. Beck’i sola alıp , Q7 yi çıkarıp , Adriano’yu ileri sürmesi lazımdı. Hatta daha cesur bir taktisyen olsa bu maçın ilk yarısında Talisca’yı forvet oynatır, Cenk’i de , Abou’yu da yedek bekletirdi.
Bize beraberlik yetiyordu. Adamlar çok pozisyona giriyorlar. Fb maçında belli ettiler. Maçların ilk yarılarında füze gibiler. İlk yarı forvetsiz çık. Orta sahada durdur adamları. Hücum pres yap. Sinirlendir , yor. Ondan sonra al Abou’yu , Cenk’i , hatta Ba ‘yı kimi istiyorsan.

Kaybedilmiş bir şey yok. 4 puan öndeyiz ve Başakşehir’in 2 tane deplasmanı var ki ; bunların ikisinde de puan kaybetmesi çok büyük ihtimal.
Ancak bizim bu oyunumuza bakınca biz de bunalıma giriyoruz.

Cenk’in , Q7 nin , Atiba’nın , Marcelo’nun , Ozzy’nin ve Şenol Hoca’nın kendine gelmesi lazım. Çok çok iyi dinlenip , çok ama çok iyi çalışmaları lazım. Şenol Hoca’nın da Türkiye’nin en iyi yedeklerine sahip olduğunu hatırlaması lazım. Zira rakiplerimizin değil yedeklerinde ilk 11 lerinde dahi Tolgay veya G. İnler kadar oynayabilen bir orta saha oyuncusu yok !!!
Sahi 1,5 aydır takımla idmanlara çıkan Caner nerede !?

RE: rezalet!

Fener maçında Q7 ve Cenk ilk 11’de olursa Şenol Hoca’da art niyet ararım. Yok böyle bir şey. Q7 nin ezdiği toplar İstanbul’a 4. köprü olur. Adamın 3 maçtan birinde yaptığı orta gol oluyor. Vayyy ne süper adam. IBB’de Visca’yı izlediniz mi bugün !? Hani sezon başında alınsın diye yalvardığımız adamı. Madem Olcay’ı göndercektin. Verecektin IBB ye ,karşılığında Visca’yı alacaktın. Babel, Q7, Talisca, Cenk, Ozzy aynı anda sahada olursa takım savunması kalbur gibi oluyor !!!

rezalet!

Adamlar.  çarşamba fenere 10 dakikada 2 atıyorlar, çıkıyorlar pazar günün aynı tarifeyi bize uyguluyorlar.
Şenol efendi ne yapıyor, oyuncularına izin veriyor, barbekü partileri düzenliyor.

cin con avrupada oynarken maç dönüşü fatih  oyuncularını eve göndermezdi, alırdı kampa, bizimkinde bir rehavet, Avrupa’da gitti, ligde elden gidiyor. gelmiş eline fırsat, yok abi bu adam bir tık ileriye gitmiyor.

Yani Hıncal uluç dingilin birisi ama şenol hoca’yı iyi tanımış, biz bazen bir şeyleri söyleyemiyoruz. yazıklar olsun.

Takım savunması!

Bizde yok. Her maç 1-2 gol yemeye başladık. Özellikle öne geçtiğimiz çoğu maçta golü yedik. Dinamo Kiev, ve Napoli maçları hiç gözümün önünden gitmiyor, konsantrasyon düşüyor, skoru korumada öz güvensizlik ortaya çıkıyor, golü yiyoruz. Bunu kırmak için ya çok sağlam defans yaparsın veya takımı ileriye taşır geriye yaslamazsın. Biz ikisini de beceremiyoruz. Takım savunmasını yapamıyoruz. Yiyoruz golleri, sonra tekrar, hücum, atarsan ne ala yoksa puan kayıpları…

Defans bloğumuz çok mu iyi? değil. son Adana maçını  ele alalım. Gökhan 1. golde ofsayt yapmak için öne adım atıyor, adamını kaçırıyor. 2. golde Oğuzhan bacağını açıyor, Atınç kıçını toptan kaçırıyor, topun önüne yatan çok topçu gördü bu gözler. Yine Lyon’un İstanbul’daki 1. golünde Gökhan Gazette’yi kaçırıyor. Fabri’ye gelince kalesini terk etmede fena değil, fakat bazı maçlarda son Lyon maçı da dahil, zamanlamayı beceremiyor.

kısa…kısa…

— Zavallı cin con, yine ellerine verdiler, önceki hafta Başakşehir’den 4 yediklerinde sanki maçı satmış havaları vardı, hem hocayı göndermek, hemde ligi Beşiktaş’a yar etmemek için. daha beter olsun dingiller. kaç hoca değiştirdiler. en son da Tudor kazığı yediler. lanetlendiler, yaptıkları şikeler bir bir geliyor burunlarından.

— bülent yıldırım, helal olsun, 94’te penaltı çaldın ya! gerçi 90’daki penaltı biraz ucuz du bunu da unutmayalım!

P Franco Milosevic Mitrovic O Bu Şu Onlar..

Bu bir eleştiri değil ; bu bir tespit.

Scout ekibi hucumcu oyuncu seçsin. Bu ekip stoper seçmesin izlemesin karar vermesin.

Bölgesel idman farklılıkları gibi, sanırım bölgesel scout ekipleri kurulsun.

Çünkü mevcut kafalardan çıkan sonuç birer facia.

Mitrovic i geldiğinden beri izliyorum ; zamanında franco için de benzer bir tespitim olmuştu ve çok yazık ki haklı çıktım : Gençlerbirliği defansında oynarsa göze batmayabilir ama burası Beşiktaş defansı.

Geldiğinden beri izliyorum , ne ruhen ne de bedenen hadisenin içinde değil bu kardeşimiz. Bitse de gitsek kafasında. Ya çok heyecanlı ya da burada olmaktan aşırı mutsuz. Üstelik ben bu kadar ağır bir adam görmedim.

Rhodolfo nun günahı neydi peki ? Rhodolfo , sakatlıktan önceki oyunuyla takıma aşırı olumlu katkı yapan adamdı. Bu kadar mı kötü durumda şu an ?

Fakat özetle şunu belirtmekte fayda var ; Aboubakar ın yaptığı saçma sapan hareketin bedelini ödedik dün gece.Sahada yokları oynayan Cenk in yerine Abou yu atabilseydik her şey bambaşka olacaktı.

Sağlık olsun , emeklerine yüreklerine sağlık , helal olsun.

Bu nokta bir sınırdır artık , bunun altı başarısızlık adledilmeli.

Fakat lütfen 4/5 mio euroları fantastik hayallere vermeyelim.

Makus talihi yenme zamanı!

Yıllardır, getir getir, uyduruk gollerle turu geçememe, bunu kırma zamanı. yemeyeceğiz, içmeyeceğiz, hep birlikte bu turu geçeceğiz. perşembe akşamı terinin son damlasına kadar akıtmayan oyuncu, hoca, taraftar istemiyoruz. 3-5 bıyık altından güleni at bir tarafa, Beşiktaş yine de bu ülkede daha çok seviliyor. 80 milyon tv’nin başında. O gece talihimizi döndürmeliyiz.

O gün kimse içmeyecek, kimse susmayacak. Yeneceğiz, tur atlayacağız.

Direk hesabı!

Trabzon’da 3-3 bulduktan sonra biz tribünde sevinçten oluşan yara berelerimizi sararken geçen yılın hat-trikçisi Rodeyega topu direğe nişanlamış, haberimiz olmamış. Özetlerde gördük maçtan sonra pozisyonu.

Geçen yıl aklıma geldi. Adamlar 3-2 öndeyken  Tolganın ikramını direğe nişanlamışlardı. Sonra 3-3’ü bulunca 4’üncü’yü Sosa direğe vurmuş fakat şampiyonluk müjdesi görmüştük o maçı. Gerisi de gelmişti, daha dikkatli, işin ciddiyetini kavrayarak.

Halı sahada aynı şekilde turnuva maçında ben bir gol  yedim. Üzerimden geçen sanki bir füze  gibiydi. Topa vuran Tarımspor’un takım hocası, ya demiş golü attıktan sonra, ne mantar kaleci! tabii ki beni tanıyanlar demiş: “abi o aslında stoper, adam yokluğundan kaleye geçmiş”. Fabri de az daha mantar durumuna düşüyordu, geçen yılki tıpkı Tolga’nın ikramı gibi.

Geçen yıldan fark şuydu, bu sefer direğe vurmadık, direğin dibinden kaleye soktuk topu. Yani bir fazlamız var bu sene.

Ne dersiniz? işin ciddiyetini kavradık mı, şampiyonluk mu geliyor, tıpkı geçen yılki gibi?

Oy Trabzon anilaru!

maça bilet bulup gidenler çok şanslıydı, neden? çünkü, tarihi bir galibiyet alındu, uşaklar maça çok iyi hazirlanmışlardu, şehrin meydanında horonlar çekiliyor, yüzlerde Trabzonspor’un eski günlerini hatırlatır gülücükler dolaşıyordu.

hava da fena değildi, öyle ki, meydandan stada kadar sahilden belki de 10 kilometre yürüyerek gitmiştim stada, stada gelince;  kapalısının 3 katlı locaları, abi, kim yaptıysa var ya; mimarlığa, mühendisliğe, göz zevkine kısacası tüm stada, her şeye ihanet etmiş, ucube kardeşim ucube, sevimsiz, yazık…

maça gelince; 20 dakika da maçı bitirecekken, zora soktuk, Babel ilk golden sonraki pozisyon,hiç yakışmadı kendisine, ardından Q7 yine topun başına geçip içine ettiğinde bile tüm  Trabzon bizi izliyordu, sonrası, Atiba Olcay’a yenik düştü, hakemle oynarken acemice, beceriksizce golü yedik, hakeme gelince; bizimkiler febe maçını katleden bu dingili göz önüne almamışlardı. 1-1 den sonra Atiba araya girdi, Fabri derken, bu defa ilk yarıyı şanslı bir şekilde berabere bitirdik.  Abubakar’ın golü ben 10 milyon ederim diyordu, 2-2 ve 3-2 golleri bize hiç yakışmadı. sonuçta daha çok isteyen, inanana ve daha kaliteli olan takım kazandı.

gökhan gönül’ü ayrı tutuyorum kardeşim, hakemi de içeri soktuk diyebilirim, bir de alt kata çoluk çocuğun olduğu yere torpil gönderen, taraftar içine girmiş bir yavşağı belirtmeden geçemeyeceğim, onu bir bulabilseydik, torpil yerine biz onu gönderecektik, ama bizden uzaktaydı yavşak…

Trabzon felaket bir takım olmuş!

Takım olmuş, sihirli bir el değmiş, Olcay gelmiş, 2 tane yeni milli bek gelmiş, Rodeyega gelmiş. Gerçekten inanılmaz bir takım olmuş.

Olcay formunu bulmuş, Onur panter kesilmiş, işimiz zor dostlar. Buradan 3 puanla çıkarsak var ya! işi bitirmiş oluruz.

Trabzon açık oynar, çamura yatmazsa, çok gollü skorlar gelişir. İki takımdan birisi yenilir. Yok tersini yaparsa 1 puanı alır gideriz, sonraki haftalara bakarız.

12,5 saat yol da çekilmez ki!

Harika !!!

Gbirliği Küme düşmemeye oynayan takımın son maçıymış gibi tüm gücünü vererek , canını dişine takarak , SON GÜCÜNLE oynadı. Her topa 3 kişi bastılar. Sert ve faullü oynadılar. Derslerine çok iyi çalışmışlardı. Beşiktaş ancak böyle durdurulabilirdi.
Bu yüzden 40. dakikaya kadar takım bocaladı. Ancak Fabri’nin fedakarlığı takımı ateşledi ve turbo boost etkisi yaptı.

O dakikadan sonra Beşiktaş ta son gücünle oynamaya başladı. Pres yapmıyor dediğimiz Oğuzhan bile , Cenk Tosun bile her topa bastı , her topa koştu. Oğuzhan ve Cenk Tosun diri olunca , Q7 de istekli olunca Beşiktaş’ın hiç bir korkusu yok. Başaramayacağı bir şey de yok. Çünkü takımın geri kalanları zaten hep istim üstünde.

Şimdi Beşiktaşımızın önünde çok önemli bir viraj var. Trabzon deplasmanından galip dönmek demek Şampiyonluk tamamdır demek. Aksi taktirde durum zora girebilir zira IBB , Bursa , FB maçlarımız var daha.

Beşiktaş dün akşamki gibi KONSANTRE , İSTEKLİ , GAYRETLİ olursa bu saydığım maçların hepsi kolay. Ancak bir şart var. Asla tuzağa düşmemeli ve kart görmemeli. Artık bütün takımlar Beşiktaş’ın yenmenin tek yolunun sertlik , sinirlendirme ve kart göstertme olduğunu biliyor !!!

Ersun Yanal da kurt hoca. Taraftar baskısını ve stad ortamını da arkasına alarak Beşiktaş’a karşı bol faullü ve presli oyun oynatacaktır. Bizim yapmamız gereken SAKİN OLMAK , TEMPOLU OYNAMAK , BOL ŞUT ATMAK ve DURAN TOPLARI İYİ DEĞERLENDİRMEK. (Aynen Gbirliği maçının 2. yarısı gibi )

Serbest vuruşlarda Allah aşkına Q7 topun yakınlarına dahi gelmesin. Marcelo ve Atiba da bol bol kafa golü atma çalışmaları yapsın bu hafta. Zira Trabzon’a kafa golümüz var inşallah.

Talisca , Adriano , Babel ve Cenk Tosun gibi topa çok çok iyi vuran oyuncuların aynı anda 11’de olduğu bir takımın rakip ceza sahası önünde ara pası yapmak için didinmesi , efor sarfetmesi bana saçma geliyor. Önünü boşalt “ZBAM” vur kardeşim. Dün akşam gördük işte. En az gol yiyen kaleci bile ne hale geldi !? BOL BOL ŞUT.

Haydi KARTALIM.

Şenol Hoca ve Tolgay ve diğerleri!

Oyuncuların Olimpiyakos maçında yorgun düşmüş. Tolgay o maçta oynamadı. Ligde cezalı değildi, sakat değildi. Niye oynamadı. Niye orta sahayı adamlara teslim ettin? Oğuzhan’a neden bu kadar sabrediyorsun. Bir de penaltıya sebep olacaktı az daha.

Neden hala siyah beyaz renklerden kaçıyorsun. Özel hayatında istersen bok sarısı giy. Ama saha içinde herkes siyah beyaz, sen mavisin, bordosun veya başka bir şeysin. Yoksa paran alırız sana en kralından.

Abubakar, rakip kaleci, Lyon, taraftar!

Abubakar maçı verecekti ki, rakip kaleci imdada yetişti. Vasat bir takım görüntüsü çizen Olimpiyakos’u elemek kolay iken, zora soktuk.

Lyon’da çok “ahım şahım” bir takım değil. Bakmayın Roma’yı elediklerine. Yalnız kalecileri çok iyi. İki maçta “başa baş” geçer diye düşünüyorum.
Bu taraftar dün iyi iş yaptı. Hafta içi olması, kafaların iyi olmamasına sebep oldu, verim yükseldi 🙂

Abubakar, bunu temizlemeli, kalan 10 maçta gol rekoru kırmalı, ancak böyle gönüllerimize girebilir. Talisca işte böyle, daha dikkatli, top kaptırmadan, dağlara taşlara vurmadan oynamalı, assist özelliğini de konuşturmalı.

Sıkın dişinizi ey Beşiktaş camiası, futbolcusu, taraftarı (maç günü çarşı da içki verilmesin kardeşim, ayran da olmasın, herkese enerji içeceği, kanatlanmamız lazım değil mi? 🙂 Az kaldı 10 maç lig, 5’de UEFA, eder 15. Sonrası mı? Boğazı zeplinlerle geçiyoruz bu sefer 🙂

RE: Antalya maçı 13 lira, yok böyle bir şey!

işin diğer iki yönüne gelince; stadlar boş kalmış, kaynaklar israf edilmiş oluyor. Tesellisi ise: milli maçlarda kullanılma şansı var, ha bir de 2100 yılında Türkiye’ye verilecek Avrupa veya Dünya futbol şampiyonalarında kullanılabilir 🙂

Antalya maçı 13 lira, yok böyle bir şey!

Devasa statlar yapıldı, Anadolu’da. Doluyor mu? Mümkün değil. neden? passolig çıktı, biletler pahalı, futboldan soğutuldu insanlar.

Biletler pahalı mı? Aslında, Anadolu takımları arasında değil. Ama iş büyüklerle oynadıkları maçlara gelince fiyatlar şişiyor. İnsanlar Anadolu’da statlarda büyük maç izleyemiyorlar. Halbuki pazarlama da, satış usullerinden birisi de “sürümden kazanma”dır. Yani 100 liraya satıp boş geçeceğin tribünlerin 10 liradan satılıp 33 bin koltuğun doldurulmasıdır. Antalya bunu bu hafta yapmış. Tabii kendi taraftarına 10 liraya indirdiğinde yüzde 30 fazlasına deplasman taraftarına satıyor. Böyle bir oran var mı onuda bilmiyorum. TFF bu konuda ne yapıyor, Çünkü aynı kalitede tribünü yüzde 30 pahalı satıyorsun. TFF ceza uyguluyor mu? eskiden uyguluyordu onu biliyorum. Yoksa ceza düşük mü? Hoş, bize 430, Konya taraftarına 10 liradan satılan biletleri de gördük.

Burada esas olan taraftarın maça gelebilmesidir. Bu kendi oyuncuları içinde bir motivasyondur. Ama bugüne kadar böyle sudan ucuz bilet görülmedi. Büyük maçlarda tribünler hep boş kaldı. Bence akıllı işi değildi. Antalya bugün olması gerekeni yaptı,  hatta, beklenenden daha iyisini yaptı.

Bir de bizim maça rastlamasını irdeleyelim. taraftarı arkalarına alıp,  ya bizim maça önem veriyorlar ya da siz küçük takımsınız, fiyatlar da küçük deyip dalga yolunu seçmişlerdir 🙂

Öyle veya böyle doğrusunu yapmışlar, benim gibi bilet bulanlar ise çok şanslı kardeşim, gese maçına gidemedik cezayı yemedik, Antalya’ya gidiyoruz 🙂

Bilgisiz fikirliler

Selamlar, sevgiler;

Biliyorum, internette ilgili ilgisiz binlerce fotoğraf, slogan vs dolanıyor ve çoğunu okumak bile zaman kaybı ama geçenlerde gördüğüm bir tanesinin aslında neyle karşı karşıya olduğumuzu anlatması bakımından dikkat çekici olduğunu düşünüyorum.

Fb taraftar grubu tarafından üretilmiş bu “caps”te verilen mesaj şu: Fb’liler Alex’i, Gs’liler Hagi’yi özlerken, gelecekte Beşiktaşlılar da bu Federasyonu ve hakemleri özleyecekmiş.

Bu düşük IQ ürünü internet kirliliğine cevap vermek için çok zeki ve kapasiteli olmaya gerek yok. Koyarsınız bir “Papila”” resmi, yazarsınız altına “Alex bu muydu” diye geçer gider. Marifet zannedip paylaşanlara da gülüp geçmekten başka bir şey yapamazsınız. Sonuçta herkes kendi kapasitesine ve farkındalık düzeyine göre bir şeylerin peşinden gidiyor.

Son günlerde Fb ve Gs taraftarının yakınlaşması ve kol kola hareket etmesi zaten bunlara yeter! Bakın bu “yakınlaşma” Beşiktaş’ın Türk futboluna zaman zaman yaptığı önemli bir hizmet. Hep iddia etmişimdir… Beşiktaş’ın başarılı olduğu dönemler futbolumuzla ilgili gerçeklerin su yüzüne çıktığı çok değerli dönemlerdir.

Bu yakınlaşma ile neyi gösterdi Beşiktaş?

Fb ve Gs arasındaki rekabetin yapay ve zorlama olduğunu. Tv’lerdeki yılışık magazin programlarında ya da Beyaz Futbol türü niteliksiz ötesi spor programlarında yapılan ilk okul seviyesindeki atışmalar kıvamında, kolay tüketilen bir pazarlama ürünü olduğunu ve asla tesadüfi olmadığını.

Bu iki kulüp temsil ettikleri rekabet zihniyeti olarak ruh ikizidir ve birleşip tek kulüp olsalar yeridir. Zira, gerçekte karşılarında olan rekabet anlayışı öne çıktığı anda bir araya gelmekte ve böylece “asla bir araya gelemeyecek olan” dünyanın gerçek sayılı ezeli rekabetlerinden birisi olmadıklarını ortaya koymaktadırlar.

Ancak, konumuz bu değil.

Konumuz, algı yönetiminin bizleri ne hale getirdiği.

Kendinize sorunuz. Algı yönetimi denen çağın sosyolojik aracı, en çok hangi özelliğimizden yararlanarak kendine hayat alanı buluyor?

Benim cevabım şu: Bilgi sahibi olmadan fikir sahibi olma huyumuz. Nereye baksanız “bilgisiz fikirli”lerin yaydığı kirlilikle karşılaşıyorsunuz.

Tarih, içinde insan olan her olguda hayati öneme sahip olduğu gibi futbolda da iyi niyetle kötü niyeti iyot gibi ortaya çıkartan çok önemli bir kaynak.

Algı yönetimi ile dikkatleri istediğinden kaçırıp istediğine yönlendiren kafanın bir numaralı panzehiri tarihtir. Çünkü tarih fazla söze mahal bırakmaksızın tutarsızlıkları ve iki yüzlülükleri ortaya koyar. Karşınızdaki “bilgisiz fikirli” kıvırmaya, konu değiştirmeye, saldırmaya, hakarete başladıysa bilin ki iki yüzlülüğünü görmüş, can çekişiyordur.

İşte algı yönetimi de insanımızın bu tarih tembelliğinden yararlanır. Çünkü insanımız kolaycıdır. Okumaz, hatırlamaz, kıyaslamaz, bilmez ve her bilmeyen gibi inanmak istediğini söyleyene meyleder.

O zaman da kendini yukarıdaki deli saçması “caps”lerin peşinden gidecek kadar gülünç duruma düşürür.

O yüzden algı yönetiminin arkasındaki kafa tarihten çekinir. O kafanın her dediğinin peşinden giden “bilgisiz fikirli” de tarihten haz etmez. Çünkü “bilen” ile karşılaştığında kıvıracak yer arayacaktır.

Bunları bir tane zeka yoksunu “caps” üzerine değil, o “caps”i gerçek zanneden milyonlarcasının ülke futbolunu ne şekle soktuğuna dikkat çekmek için söylüyorum.

Eğer futbolda adalet konusuna kafa yoracak ve bu konuda samimi olacaksak (samimiyetin altını çiziyorum) bize düşen, algı yönetiminin işaret ettiği yön ile gerçek durum arasındaki farkı (işimize gelmese de) sabırla göstermek olmalı.

Bu seneki durumun gerçekte ne olduğunu ve tarihe bakarak nasıl yorumlanması gerektiğini başka yazılarda tartışırız.

Şimdi size başka bir örnek vermek istiyorum.

Örneği, bir tartışma başlatmak için vermiyorum. Ayrıca, aralarındaki zaman farkının ve olabilecek diğer objektif yorumların hepsinin de farkındayım. Zaten amacım “bakın Beşiktaş haklı” mesajı vermek falan değil. Burada söz konusu olan renkler değil.

Amacım “algı yönetiminin” peşinden giden prototipi nasıl gördüğümü aktarmak, o kadar. Bu prototipin rengi, takımı, zamanı, yaşı, sosyal sınıfı yok. Bu hepimiziz çünkü.

Tarih: 17.04.2005… Fenerbahçe-Beşiktaş maçının 80. dakikasında Beşiktaş 3-2 öndeyken Fb’li Tuncay ile Beşiktaş kalecisi Cordoba’nın Beşiktaş ceza sahasındaki mücadelesinde hakem penaltı kararı veriyor ve Fb maçı 3-3’e getiriyor. O pozisyona itiraz eden Cordoba oyundan atılıyor. Pozisyon penaltı değil çünkü Cordoba topa dokunuyor. Beşiktaş maçı kalecisiz ama 4-3 galip bitiriyor.

Tarih: 10 Mart 2017… Yaklaşık 12 sene geçmiş. Fenerbahçe bu defa Alanyaspor deplasmanında. Maçın 10. dakikasında Alanyaspor 1-0 önde iken Alanyasporlu Fernandes ile Fb kalecisi Fabiano arasındaki mücadelede Alanyaspor penaltı bekliyor, hakem devam diyor. Karar doğru, çünkü Fabiano topa dokunuyor. Maçı Fb 3-2 kazanıyor.

İki pozisyon, ceza sahasındaki yere kadar neredeyse aynı. Hatta bu kadar maç izledim, birbirinin bu kadar benzeri iki pozisyon daha hatırlamıyorum. İkisinde de kalecinin topa teması söz konusu ve bu yüzden penaltı yok. Bu nedenle, hakemin kararı 2005’te yanlış, 2017’de doğru.

Bu bir “adalet” tartışması değil. Ayrıca, karar vermesi zor pozisyonlar olduğundan bu tutarsızlık altında kötü niyet de aramıyorum.

Sadece şunu düşündürmek isterim… 2005 yılındaki hatalı kararla gelen gole sevinen, arkasındaki hakem hatasını göz ardı eden, bunu “penaltıydı” diye savunan tiple, aynı pozisyonda roller değişince “zaten kaleci topa dokunmuş, bu penaltı değil ki neyi konuşuyoruz” diyen tip aynı adam!

Şimdi lütfen bu örneği her yıl tekrarlanan yüzlercesi ile çarpın. Ve işine nasıl gelirse öyle görüp, algı yönetiminin peşinden giden vicdanı, mukayese yeteneği körleşmiş milyonlarca taraftar düşünün. Futbolu bunların penceresinden görmeye zorlanan koca bir toplum, adaletin, hakkın, hukukun bunların deli zırvası “caps”leri üzerinden şekillenerek ayaklar altına alındığı bir sosyal medya düşünün.

Etrafınızdaki tartışmalarda, söylenenlerden hakaretleri, küçümseyici sözleri, sıkışınca yapılan konu değiştirmeleri, saptırmaları, IQ yoksunu sloganları çıkartın ve geriye kalana bakın, ne dediğimi anlayacaksınız. Çünkü geri kalan koca bir HİÇ.

Zamanında söylenenlere kulağını tıkamış, söyleyenleri “hasta” olmakla suçlamış, Melo’nun atılmadığı bin pozisyonu gülerek geçmiş ama bugün Quaresma’nın atılmadığı bir pozisyona takılıp adalet arayan adamı oynayanların kıvıracak yer ararken sergilediği koca bir HİÇLİK!

Bu “bilgisiz fikirli”yi iyi tanıyın. Çünkü ülkenin dramı onlar.

Hakikaten gerçek durumu ortaya çıkarmayı amaçlayan sporsverler olarak biraz samimi ve tutarlı olalım.

Futbolun buna ihtiyacı var.

Gerçeği anlamak için, onu saptırmaya çalışan ve ortalıkta bağırmaktan başka iş yapmayan yöneticilerin ve medyanın algı yönetimine kapılmak yerine bir cerrahın operasyonunu yaparkenki titizliğinde yukarıdaki örneği önemseyen kıyaslamalar yapalım.

Bilgi sahibi olmadan fikir sahibi olmayalım.

Bu sporun “cerrah” titizliğinde ve samimiyetinde izleyiciye ihtiyacı var, işine gelenin peşinden giden sürülere değil.

Zira, “kırık çıkıkçıların” elinde kala kala futbolun sağı solu iyice yamuldu, ayağa kalkamaz hale geldi.

“Bilgisiz fikirliler”e önemle duyurulur!

Cengiz Gürsel

RE: Geri sayım başladı . Acil önlem

Tosiç stoper değil, Beck bek değil. Ama Şenol Hoca 2 yıldır bunu göremiyor. Mitroviç atletik değil, ilk golde ayağını uzatsa topu çelecek. Yok kardeşim. Gitti 4,5 milyon euro. Dediğiniz gibi, son günlerin deyimiyle “bir karakter göstermeliyiz”, geçen yıl olduğu gibi. Yemeyecekler, içmeyecekler. Son 10 maç sonunda patlayıncaya kadar yiyecekler, tıksırıncaya kadar içecekler. Benim önerim; Önce Zeplin’le başlayalım kutlamalara, sonra helikopterlerle, sonrada uçakla 🙂

Geri sayım başladı . Acil önlem

Herkesin aklını başına alması lazım. Cenk, Babel sahada geziyor. Ozzy ayakta zor duruyor. Talisca alakasız yerlerde her topu şutluyor. Q7 hocaya gider yapıyor. 4 mio Euro’luk stoper aldık ayrıca E. Gülüm var ama her maç gol yediren Tosiç oynuyor.

Şenol Hoca Kayseri gibi çok diri , zımba gibi takımın karşısına neredeyse Atinadaki 11 in aynısını çıkarıyor . Ondan sonra yorgunluktan şikayet ediyor. Oyuncuların bu kadar koşabilmesine bile sevindim ben.

Takımı haftalardır Adriano, Atiba, Marcelo, Fabri sırtlıyor. Cenk ve Babel de onların sayesinde sahada geziyor !
Zahmet edip hücum pres bile yapmıyorlar.

Oğuzhan’a gelince . O’na bu aralar; “al gülüm ver gülüm” Ozzy diyebiliriz. Kaleye şutu yok. Çünkü vurduğu şutları kaleye vardıracak gücü yok !

Üstüne bir de fikstür oyunları, masa başı oyunları var. Her maçımızı IBB den sonra oynuyoruz !!
Gece yarısı maç yapıp iki gün sonra lig maçına çıkıyoruz.
Hadi bir hafta böyle denk geldi. Bak bu hafta yine öyle !

Perşembe gece 12 de stadtan çık 2 gün sonra Antalyada deplasmanda maç oyna.
IBB nin son haftalarda kazandığı maçlar bal börek.
Pektemek ne golcüymüş haberimiz yokmuş !?

Yönetim acilen harekete geçmeli. Yönetim, Şenol Hoca, oyuncular , taraftar herkesin kendine gelmesi , TAM ODAKLANMASI lazım.

UEFA önemli ama lig çok çok daha önemli.
3. yıldızla beraber Şampiyonlar Ligi ve 50 milyon Euro’ya yaklaşan gelir. Üstüne tarihe geçme . Üstüne itibar , üstüne denizde kutlama ( belki bu sefer havada olur ! )

Son 10 maç. Geri sayım başladı. Ucunda herkes için BÜYÜK KAZANÇLAR var. Onur, gurur, sevinç, para hepsi var

Şenol Hoca, şapkadan tavşan çıkarmıyor!

M.denizli Hoca için çok kullanırdık bu deyimi. Şenol Hoca öyle yapmıyor. Sağbek, Beck, onunla devam. Ya adam yapamıyor. Yeteneksiz. Hücuma çıkmasını bilmiyor, geri dönemiyor. Çok geriye oynuyor. Başakşehir ve Kayseri maçlarında oldukça da sırıttı goller yedirtti. Şenol Hoca, mesela Tosiç’i sola, Adriyano’yu sağa alarak bu işi çözerdi. Bundan sonra da böyle çözmesi lazım, tabii ki, Gökhan olmadığı sürece. Beck’de artık baydı kardeşim. Marcelo olsaydı dün o iki golü de yemezdik. O da şans işte.

Talisca baş aşağı gidiyor. Hoca bir tavşan da burada çıkarsın. Alsın Atiba’yı öne.
Cenk, bitmiş okeye dönüyor. Oynamasın veya sonradan girsin. Deli tavuk gibi dolaşıyor. son hamlede güçsüz kalıyor.

kısa… kısa…

— Paçavra Milliyet, yine Osmanın Çocukluğunu yapmış. Şenol Hoca gidiyormuş. Jesus geliyormuş ve 6 milyon euro alacakmış.  bu haberi yapan mikser her kimse, “şeyin önde gideni” odur.
— Ne demek olimpiyakos tribünleri her passolige açık, yönetim siz ne içiyorsunuz. kendi taraftarına hiç mi saygın yok, ayıp, edep yahu. iyi karaborsacılara çanak tut, renklilere çanak tut. ne oluyor size. Saçmalamayın lütfen…

Atınç ve diğerleri…

Atınç 2 haftadır yapacağını yaptı. 2 pozisyonda 2 penaltı olsaydı, şimdi pirincin taşını ayıklıyor olacaktık. Bu takıma stoper dayanmaması, tamamen teknik ekibin suçudur. Alınmaması ise yönetimin ona şüphe yok. Yahu, yetenek metenek anladık ama, stoperliğin 1000 tane kuralı yok ki, üç-beş tane fundementali var, onları da veremiyorsan bu adamlar ayıp yani. Çağırın Ronaldo’yu Zago’yu, kurs versinler. Gelen giden stoperlerin sayısını ve isimlerini unuttum. Şu var ki orada, Atınç ve Tosiç oynadığı sürece bombayı kucağında taşıyorsun demektir.

Talisca forvet arkası olmuyor, Oğuzhan sanırım hala yeni sevgilisinin markajında, Tolgay istikrarsız. Bir tek Atiba, onun da yetenekleri sınırlı. Q7’nin takıma oynaması gerekiyor. Kalabalık defanslarda Cenk bitiyor. Ortadan Cenk’i aramanın hiçbir anlamı yok. Top tutamıyor. Abubakar’ın da ondan geri kalır tarafı yok. Necip formdaydı sakatlandı. Sevgili hakan Ertaş’ın da dediği gibi Atiba forvet arkası oynasın. Onun yerine de Şenol Hoca hocalığını göstersin. bir adam bulsun.

Nehirleri geçip derede boğulmayalım.

Kötülerin iyileri!

Biz ve Başakşehir. Geçen yıl aynı dönemde 54 puan toplamışız. Bu dönem 50.  3 mağlubiyet var ortada. Olmayacak yenilgiler. Gese ile içerde febe ile dışarıda beraberlik.

Sadece adamlardan iyiyiz. Kendimiz iyi değiliz. Atınç, Tosiç , Mitorviç, Rodolfo hepsi hikaye oldu. Ersan gelemedi.

Atınç’ın yaptığına penaltı verse kim itiraz edecek. Ama, Bülent, bir kaç yıl  önce sahte Burak’a ceza sahası dışında yapılan bir hareketi hem içeriye taşımanın,  hem de faul görüp penaltıya sebep verip şampiyonluğumuza mal olmanın diyetini ödedi aslında. Maç penaltı ve golden sonra bize döner miydi? Geriye düştüğümüz maçları alamadığımız istatistiği var ortada.

Şenol hoca’nın ve kadro kalitesinin yükselmesine ihtiyaç var diye düşünüyorum

Beşiktaş’ın eksikleri / hataları

Şenol Hocamız geldiğinden beri pek çok şeyi , çok iyi yaptırıyor takıma. Özellikle takıma kazandırdığı takımdaşlık ve saha içi disiplini çok çok iyi. Türkiye’nin en iyi oyuncularına sahibiz ve en iyi oyununu oynuyoruz. Bu sene şampiyon olursak ta tabiri caizse kefeni yırtmış olacağız.

Bu seneki şampiyonluk çok önemli ve iddia dahil bütün göstergeler büyük ihtimal şampiyon olacağımızı söylüyor. Yanlız göstergelerin atladığı bir şey var. Burası Türkiye Ligi. Burada futbol sahada olduğu kadar masa başında oynanır. İşin o kısmına fazla girmek istemiyorum .ve sahada neler yapabileceğimiz ile ilgilenmek istiyorum . Zira sahada iyi olursak hakemlere yapabilecek çok fazla bir şey kalmayacak konumdayız.

Bana göre bu haftaki Akhisar maçı ve ondan sonraki Gs maçı bu sene şampiyon olup olmamamızı belirleyecek. Daha çok erken filan demeyin . Gs yi yenersek kesin şampiyonuz , berabere kalırsak büyük ihtimal şampiyonuz. Ancaaaaak o maç çok zor olacak.

Bir kere Gs nin son şansı. Yenilirse lig onlar için biter. Hem maddi , hem de yönetim olarak çok büyük krize girerler. Bakın adamlar telaştan bizim maçı beklemedi gittiler Tudor’la anlaştılar.
Bizim maça ölümüne hazırlanacaklar. Tudorun transferi ahlaki açıdan çok kötü ancak taktik açısından Gs nin çaresizlik içinde yapabileceği en iyi hamle. Gs li hayat görüşüne sahip olsam ben de Tudor’u transfer ederdim. Ama değilim. BJK lıyım elhamdülillah.

Şenol Hocamızın bu aralar formsuz olduğunu hatta O’nun kafasını bir şeylerin bozduğunu düşünüyorum. Şenol Hoca bir şeylere kızdı mı , takılı kalıyor. Konsantrasyonunu yitiriyor. En önemli zaafı da bu bence.

Mesela sezona Gökhan İnler’le başladı. Sonra adamı unuttu gitti. İşin kötüsü Oğuzhan berbat oynuyor. yeri geliyor takım baskı yiyor ; Şenol Hoca’nın aklına İnler gelmiyor.
Şampiyonalar Ligi’nde oynattı ve çok ta iyi oynadı bence. Hatta bir dönem spor programlarında paso G. İnler’e övgüler yapılıyordu.

Şenol Hoca aynı zamanda Sosa olayına da takılı kaldı. Talisca’dan Sosa gibi oynamasını istiyor. Amma velakin Talisca Sosa gibi oynayamıyor. Talisca top saklayamıyor , arkası dönük oynayamıyor. Pas oyununu da sevmiyor.
Talisca duran top kullanmak için kullanılabilir , hava toplarında kafa vursun diye oyuna alınabilir , oyunun belli bir kısmında son adam (forvet ) oynatılabilir. Ama Sosa’nın görevini yapamıyor. O bölgede istasyon görevini , sırtı dönük oynama görevini Oğuzhan da , Tolgay da yapamıyor. Belki biraz Aboubakar yapabilir ancak Aboubakar’ın da top saklama ve pas dağıtımı yetenekleri sınırlı. En azından dengeli değil öyle söyleyelim. Bana göre Şenol Hoca’nın istediği anlamda forvet arkası oynayabilecek en uygun adamımız Atiba. Evet yanlış duymadınız Atiba.
Evet , evet şutları berbat ve yetenekleri sınırlı Atiba.
Amma velakin kendisi takımın en iyi top saklayan , en hatasız pas atan ve fizik olarak en diri adamı. Kafa vuruyor. Her topa basıyor. Top saklıyor , pas atıyor . Bir tek şut atamıyor. Eeee onu da gözardı edebiliriz çünkü Oğuzhan’ın da , Tolgay’ın da şutla golü yok zaten.

Bu haftaki Karabük maçı bu konuda bize çok şey anlatıyor. Aslında sıkışan maçların çoğunda dikkat edin Atiba gidiyor rakip ceza sahasının önünde pres yapıyor ve aldığı topları bir istasyon gibi sağa sola dağıtıyor. Duvar oluyor.
Karabük maçında attığımız gol ; O’nun bu işi çok başarılı bir şekilde yapıp Q7 den gelen pasa çok iyi duvar olmasıyla gerçekleşti.

Bugünkü şartlarda ben olsam Atiba’yı forvet arkası oynatırım. Arkada Tolgay ve G. İnler ya da formda ise Oğuzhan ve G. İnler. İki tane ayağı iyi olan adam topları rakip yarı sahasına taşısın. Atiba rakibe hem hücumda hem savunmada ileride pres yapsın. Duvar olsun. Sağdan Q7 , soldan Babel bindirsin. Göreceksiniz hem hücum gücümüz , hem savunma gücümüz artacak.

Benim ikinci takıldığım ( Şenol Hoca’nın da takıldığı ) bir de şu kendi sahamızda yaptığımız yan paslar var. Takım çok pas yapma adına , hücuma paslı çıkma adına bu işleri yapıyor ancak bana göre gereksiz fazla yapıyor.
O paslar o bölgede , hele ki stoperler arasında yapılmaz. Hele hele stoperlerinden birisi Tosiç ise hiç yapılmaz.
Bu yazıyı yazarken ( şu anda ) PSG – Barcelona maçını izliyorum. Barça 2-0 mağlup. (Aha 3 oldu ! ) Ve golleri aynı bizim yediğimiz gibi çıkarken pas yapacaz derken yedikleri baskı ile yediler.
Bakınız Gs maçında biz aynı şekilde oynamaya kalkarsak Gs nin bize yapacağı tek şey stoperlere ve ön liberolara pres yapıp , SERT OYNAYARAK top kapıp gol atmak olacak. Ve Allah korusun daha ilk yarı bitmeden 3 gol yemiş buluruz kendimizi.
Ölüyü diriltiriz yani.

Topu stoperlerden ve o bölgeden çok hızlı uzaklaştırıp , pas yapacaksak rakip sahada yapmalıyız ve topu tehlikeli bölgede kaptırma riskini göz göre göre oluşturmamalıyız. Orta göbekte oynayan Talisca , Oğuzhan ve hatta Cenk Tosun’un da fizik olarak daha diri olması ve bu kadar kolay top kaptırmaması lazım. Bakın rakip senden diri olunca Barcelona bile aynı akıbete uğruyor.

Bizim kanatlar çok iyi , ileride de top tutabilecek teknik oyuncularımız var. Ayrıca Atiba’yı biraz ileri atarak oyunu ve baskıyı ileride kurabiliriz.

Fizik olarak diri olan ve sahada tek silahı presle top kapıp ani hücum olan takımlara karşı ; Cenk , Talisca , Oğuzhan ve Q7 gibi savunma yapmayan ya da savunma yapmak istese bile fizik olarak iyi durumda olmayan 4 tane adamı AYNI ANDA sahada bulundurmak ta Türkiye Ligi’nde lüks kaçıyor işte. Yersin baskıyı , yersin tekmeyi ; alırlar topu ayağından gidip boş kaleye atarlar. Fb bunun nasıl yapılacağını Gs ye örneklerle anlattı. Fırsatçı i kurnaz Gs Fb den kopya çkecektir. O maçta çok sakin ve çok diri olmalıyız. Sahada 11 kişi kalmalıyız ve çok koşmalıyız. Takım olarak çok daha iyi olduğumuz için gerisi zaten gelir.
Haydi hayırlısı. Allah yardımcımız olsun.
H. Ertaş

RE: Şenol Hocamıza sorular :

Şenol Hoca’ya hoca demeyen tek adamım belki de, fikrim değişmedi hala, geçen yılda renkliler dipteydi, biz bu yüzden sırıtmadık. Maça müdahale edemiyor çoğu zaman. Kasımpaşa ve Karabük maçları ve buna benzer birçok maç iyice sırıttığı maçlar oldu. Q7 önceki maçlardan birinde.bir kafa tuttu. Korktu dışarı çıkarmaya. Tolgay üvey evlat mı? vallahi Bursa maçını 2. yarı tek başına almıştı. Takıntıya bak, Abubakar antremanlara katılmamış. Geçeceksin bunları…

Bir anekdot anlatayım. Siz karar verin. Sergen Rıza Çalımbay’ın öğrencisi. Ligin ilk maçı Kayseri’deyiz Erciyesin konuğuyuz. Kadrolar çıkıyor sahaya, Sergen yok. Sakat falan değil. Nerede? sanki Rıza’ya antrenörlük yapacak kulübede. Beyefendi, ben büyük topçuyu yanımda tutarım havasında, ne oluyor? golü yiyoruz sonra sergen oyuna giriyor, son dakikalarda çakarak beraberliği kurtarıyor. Sonra Sergen kalan maçlarda Rıza’nın altını oyuyor. Rıza gidiyor. Sergen kalıyor.

(sonra o Sergen Ankara’da Ostim satdında Etimesgut Şekerspor için ter döküyor, Ahmet Yıldırım ve Ahmet Dursun ile birlikte. Gözümüzn pasını siliyor)

Şenol Hoca gelmeden de sergen gelmeli diyordum, hala diyorum. Futbol bu adamın bütün genlerinde dominant durumda, başka da bir özelliği var mı bilmiyorum…

RE: Şenol Hocamıza sorular :

Bir ahenk bozulmuş sanki abi..

Hani her şey iyidir de bir şey eksiktir ama..Ne eksik ne eksik diye düşünürsün..

Ya bak ne güzel işte derler ; tamam güzel de dersin..bir şey eksik sanki.

Dsiplin eksik abi.

Q7 ye EyvAllah , yıldız oyuncu , zaman zaman katkı yapıyor ; bir şey demem.

Ama takımı türbülansa girmiş uçak gibi boşluğa çekiyor çokça.

Dikkat..

RE: Şenol Hocamıza sorular :

Aynen Serdar. Beraber maç seyrettiğim herkes aynı şeyi soruyordu. Adam kovalamayan , faul bile yapmayan , bir sürü top kaptıran Talisca serbest vuruşları da kullanmayacaksa neden oynatıldı !?
Quaresma’nın her topun başına geçmesine sinir oluyorum. Quaresma adama orta yapmıyor. Topun altına giriyor. Ezberlediği ortayı yapıyor. Top nereye giderse. Adriano ya da Talisca hatta en güzeli Gökhan İnler kullanabilir böyle topları. Ön direkte 3 oyuncumuz var. Quaresma arka direğe şişirme orta gönderiyor. Kaleci çalıştırıyor. Ahhhh Sergen ahhh. Arka direkte Ronaldo’nun , Ahmet Yıldırım’ın kafasına çarptırıp attırdığı golleri hatırlarım .

İlk Golde Oğuzhan

Oğuzhan..

Bir maç parlayıp altı maç kaybolan adam..

Olcay a dair antipatimin yavaş yavaş yeni sahibi.

Ağzı çalışan kardeşimiz..Her pozisyonda elleri kolları yana açan hakeme bakan adam..

Dün akşam yediğimiz ilk golde , pamuk prenses gibi topa giren , topu alamayınca o zozik yüz ifadesiyle heyy hoyyy yapan adam..

Takımın dengesini yavaş yavaş bozan , hiçbir büyük maçta olmayan adam..

Kendine gel güzel kardeşim.

Hem kendine hem takıma yazık ediyorsun.

Yeni el freni sen olma.

RE: Panik yok, akıl var!

Abim selamlar

Her iki yazınızı da soluksuz okudum ; eline aklına sağlık.

Bu ülkede insanlar güçten korkar ve ona tapar. Sorgulamak, karşı durmak gibi meşakkatli yollara girmek yerine kolaya kaçar ve araziye uyar. Çünkü maalesef burada güçlü haklıdan önce gelir.

izin verirsen bu ifadeyi facebook sayfamda isim belirterek paylaşabilir miyim ? İsim belirtmeden de paylaşabilirim nasıl uygun görürsen.

Selamlar

Şenol Hocamıza sorular :

Şenol Hoca’ma sorular:
1) Cenk Tosun 1. dakikadan itibaren çok kötü oynarken (fb maçında da kötüydü ) Neden 2. yarıya direk Aboubakar ile başlamadınız?
2) Oğuzhan fb maçında da çok kötüydü. Fizik olarak iyi değil. Oğuzhan’ın kaptırdığı toplardan atak yiyip duruyoruz neden daha önce çıkarmadınız ? Ya da Tolgay’la başlamadınız ?
3) Q7 nin şutları ve şişirme ( balon ) ortaları hiç bir işe yaramıyor. Üstüne sinirlenince daha da saçmalıyor. Neden ikinci yarı dışarı almadınız?
4) Gökhan İnler ne iş yapar ?
5) Neden şut atmıyoruz ?

Panik yok, akıl var!

Tekrar selamlar;

Fikret Orman döneminin Beşiktaş’a çok olumlu katkıları oldu.

Kulübü ekonomik anlamda aldığı nokta ile getirdiği nokta arasındaki fark bunun en somut olanlarından.

Rakip oyuncular sahada Beşiktaşlılara avaz avaz küfrederken “duymadım”a, kendini ceza sahasına atıp penaltı alırken “görmedim”e yatan, iki sene önce bir sezonda Beşiktaş’ın 17 buz gibi penaltısını vermeyen hakemler bu sene bir anda “duyar, görür, süzer, verir” olduysa bu hakemliğimiz sınıf atladığından değil.

Türkiye’nin basit geri kalmışlık gerçekleri var.

Bu ülkede insanlar güçten korkar ve ona tapar. Sorgulamak, karşı durmak gibi meşakkatli yollara girmek yerine kolaya kaçar ve araziye uyar. Çünkü maalesef burada güçlü haklıdan önce gelir.

Özetle, hakemler güçten korkar. Günebakan çiçeği gibi güneş nereden doğuyorsa yüzünü oraya çevirir. Bu korku onlara kitapta yazan kuraldan çok canını yakacakları takımın kim olduğunu düşündürür. Sezonuna, maçına, formasına, dakikasına, skoruna, puan durumuna göre değişen sürüyle çifte standart bu yüzden ortaya çıkar. Hakemlere kızmak mümkün değil çünkü bu ülkenin gerçeği böyle.

Beşiktaş yıllarca bu gerçeğin kurbanı oldu. Çünkü büyüklüğünü güce çevirememişti. Yıldırım Demirören döneminde patinaj yapan, hatta mevzi kaybeden kulüp bugün Fikret Orman döneminde hakemlerin aleyhine hata yapmaktan çekindiği bir kulüp haline geldi.

Bunun idealimdeki futbol düzeni olduğunu söyleyecek değilim elbette ama bugün en azından Beşiktaş diğer iki rakibiyle aynı hakem standartlarında yarışabiliyorsa kara kaşı kara gözü sayesinde değil futbol ekonomisinde ifade ettiği gücün artması sayesindedir.

Bu noktaya gelen yolda Beşiktaş yönetimi sahanın dışında ve içinde iki şeyi doğru yaptı. Birincisi, borçları azaltma, stat inşaatı, lisanslı ürün satışları ve kulübe doğru sponsorlar kazandırılması gibi konularda samimi adımlar atarak var olan ekonomik potansiyeli kullanmaya başladı.

İkinci olarak da takımı doğru bir transfer politikası ile doğru teknik adamlara emanet etme yoluna gitti. Bu politika sezonluk olmadı, tersine uzun vadeli, planlı bazı unsurlar taşıdı. Bunlar özetle, alt yapısını dışarıda almış Türk oyunculara yönelmek, kritik noktalarda (golcü gibi) her sezon bir tık daha iyi yabancı oyuncu almak, içerden alınacak yerlilerde de akıllı hareket etmek gibi takımı hem bir bütün olarak korumak hem de bu arada satılan/kiralanan oyuncularla da kulübe tarihte görülmemiş kaynaklar yaratmak gibi hamlelerdi. (Hatta bu oyuncu satarak kaynak yaratma unsurunu büyükler içinde sadece Beşiktaş başarabildi).

Bu süreçte hatalar da yapıldı elbette ama özellikle yabancı transferinde doğruların yanlışlardan daha fazla olması kulüp kritik bir mali pozisyonda olmasına rağmen sahadaki takımın başını hep suyun üstünde tuttu.

Bu arada toplumla ilişkilerde de belli bir seviye tutturulmasına özen gösterildi. Rakiplerle, medyayla ilişkilerde sivri, altı boş, çirkin, saldırgan söylemlerin yerini ayağı daha yere basan ama Beşiktaş’ın haklarını vurgulayan bir yaklaşım aldı.

Misal, Beşiktaş karşıtı yayın yapan gazeteyi kulüpten uzak tuttu. Bir süre sonra bir baktık manşetler değişti. Fb’nin Mehmet Ekici transferinin karşısına Fb’nin anladığı dilden çıktı. Fb’ye teknik anlamda vurabileceği en büyük darbeyi vurdu.

Burada da bana katılmadığınız noktalar olabilir. Misal, son maçta Başkan’ın “Süt Kupası” çıkışı bence yanlıştı. Zaten, gerilimin tırmanmasından zarar görenin hep Beşiktaş olduğu düşüncesiyle olsa gerek, bir özürle konuyu kapamayı bildi.

Ancak, yönetimin söyleminin seviyesinin ve konuları gündeme getiriş şekli ve zamanlamasının Türkiye ortalamasının oldukça üzerinde olduğunda sanırım aynı fikirdeyizdir.

Bütün bunlar aslında bir modelin birbirine muhtaç olan ayakları idi. Buna yeni bir model dememin nedeni, içinde ülkeye ezberletilen sarışın merkezli modellerde olmayan özgün bazı unsurların olmasıdır.

Benim gibi Süleyman Seba’yı başından sonuna kadar yaşamış kuşakların kafasında hep bir düşünce vardı.

Bana göre Beşiktaş ve Trabzonspor, Türk futboluna Fb ve Gs tarafından alıştırılmış olan medya-Federasyon-ekonomik güç üçgenine dayalı düzenin dışında nispeten daha fazla sahanın içinden gelen modeller sunabilmiş iki kulüptür. Trabzonspor ve ardından Beşiktaş tarafından zamanında başarıyla uygulanan altyapı modeli bunun örnekleridir.

Ancak, futbol endüstrisi artık altyapı gibi sahanın içinden gelen masum kavramları kaldırabilecek kıvamda değil. Başka bir deyişle artık iyice parasallaşmış bu düzende kimse size altyapınız iyi, takımınız güçlü diye başarının yolunu açmaz. Bugün futbola ne kattığınız değil futbol ekonomisine ne kattığınız kadar adam yerine konulursunuz.

Benim gördüğüm, Beşiktaş yönetimi Beşiktaş’ı sahanın içinde ve dışında toplumun sempatisini kazanacağı bu noktaya adım adım getirdi. Bunu yaparken modern zamanın ekonomik kavramlarını kullandı ama kendi geleneklerini de bırakmadı. Seviyesini düşürmedi, çirkinleşmedi, bel altına vurmadı. (Demirören dönemi, Beşiktaş’ın genetiğinden uzak bir yönetim anlayışı olduğu için başarısızdı).

Hatta uzun dönemli bir yerli oyuncu transfer politikası benimsediği bu dönemde Federasyon yabancı sayısını 14’e çıkardı ve gene bel altına vurdu ama Beşiktaş buna da uyum sağlamayı başardı.

Bunlar bana göre küçümsenmeyecek yönetsel başarılardır.

Ve tüm bu anlattıklarımın altında yatan ortak kavram “akıl”dır. Popülist Demirören yönetimine göre en büyük fark bence budur ve aklı öne çıkaran, planlı bu yönetim anlayışı Fb-Gs tarzı rekabetin panzehiridir.

Türkiye böyle alışık olmadığı tarz bir “küllerinden doğma” hikayesini görmeyeli uzun zaman olmuştu.

Belki çok erken daha ama ben bugün Trabzonspor’da da buna benzer bir yöneliş görüyorum. Aklı öne almaya başladılar ve benzer adımlar atmaya çalışıyorlar.

Kendime hep sorardım.

Madem futbolda romantik dönemler bitti, o halde Fb ve Gs’nin temsil ettiği bu güce dayalı düzene kafa tutabilecek ama bir taraftan da bu ikisine benzemesine yol açmayacak yeni model ne olabilir?

Bugün bu model tıpkı 33 sene önce olduğu gibi gene Beşiktaş’tan geldi. Bir Beşiktaşlı için bundan daha büyük mutluluk olabilir mi?

Bugün ligin sonuna 14 hafta kala Beşiktaş (bu geceki mağlubiyete rağmen) şampiyonluğun en önemli adayı. Bu basit bir hedef değil. Öncelikle, bu şampiyonluk olduğu takdirde bu CL’ye doğrudan gitmek demek, milyonlarca Euro demek. Böyle yönetilen, borçlarını hafifleten, transfer engellerini kaldıran bir Beşiktaş’ın bir de madden ülke standartlarını aşması sarışınlar için çalan en büyük tehlike çanıdır.

Ayrıca, bu olası şampiyonluk üçüncü yıldız demektir. Kendini dünyanın merkezinde gören sarışın rekabetin “Beşiktaş anca yedi yılda bir şampiyon olur” söyleminin sonudur. Kim bilir, belki de bir başka Beşiktaş dominasyonunun ayak sesleridir.

Ve dikkat ediniz. Tüm bunlar aslında Beşiktaş’ın, sarışınların anladığı dilde yerleşik kavramlarla ama onlar gibi seviyeyi düşürmeden verdiği cevaplardır.

Aziz Yıldırım başta olmak üzere Fb camiasının Beşiktaş’ı hedef alması işte bundan.

“Türk futbolu için kaygılanma” görüntüsünün arkasında aslında başa çıkmakta zorlandıkları bambaşka bir modelle karşılaşmış oldukları gerçeği var.

Hakem dişi çekildi. Federasyon saltanatı gitti. Elde kalan diş medya ile ısırmaya devam ediyor ama güneşi balçıkla sıvayamıyor. Sosyal medya diye bir şey var. Ayrıca, son 15 senede Fb tarafından futbolumuzda sahnelenen ne kadar çirkin, tartışmalı vaka varsa son bir sene içinde birçoğu (Braga, elini şorta sokma, Mehmet Ekici transferi vb) başlarına geldi. Yani bu kadar tutarsızlık sonrasında ortaya hangi argümanla çıksalar cevapları hazır.

Özetle, boş verin sarışınların sevdiği kavramları, kelle sayısını, yıldızı, kupayı, ekonomiyi… Ben Fikret Orman’ın Beşiktaş’a kattıklarının en önemli sonucunu asıl şöyle görüyorum.

Beşiktaş eski kırılganlığından kurtuldu. Türk spor tarihinin en duygusal camiası artık bir maçta, bir travmada, bir tökezlemede kendi kendini imha eden camia değil.

Beşiktaş üzerindeki ölü toprağını attı. En büyük kazanım budur.

Başkan’ın “artık eski vur ensesine al lokmasını Beşiktaş yok” sözünü iyi düşünmek lazım. Bu söz, düzene hakim sarışın rekabet anlayışına Beşiktaş’ın tüm gücüyle karşı koyacağını ve sonunda kaybedecekse bile mücadelesini vereceğini anlatıyor.

Bu dönemim kazanımı budur.

Beşiktaş bir çelmeyle travmaya girmiyor. Zor dönemlerde hem teknik olarak sahada hem de idari olarak saha dışında gelişmelere reaksiyon verebiliyor. Bu, Biliç döneminde böyle değildi ama Şenol Güneş dönemi Beşiktaş’a kazanma kimliğini getirdi. Karabük mağlubiyeti sonrası bunun test edilmesi için önemli bir şans.

Buradan gene son maça gelmek istiyorum.

Van Persie denen sahtekar oyuncunun (Türkçesi “profesyonel” imiş) kurduğu tuzağa düştüğü için Tosiç’i eleştirelim. Tıpkı Papila maçında benzer tuzaklara düşen oyuncularımızı eleştirdiğimiz gibi.

Bu konuda elimizden gelen her önlemi alalım. Oyuncularımızı akla ve soğukkanlılığa kanalize edecek her katkıyı yapalım.

Ancak, gözlerden kaçmasın.

Fb maçının asıl tehlike sinyali Şenol Güneş’ten geldi.

Bana göre Türkiye’nin futbolun hem felsefesine hem de teknik yönüne hitap edebilen en büyük teknik adamı Şenol Güneş konu Fb olunca biz taraftarlar gibi duygusal davranarak kontrolünü kaybediyor.

Ben bunun, Trabzonspor’da iken 1996’da sahada, 2011’de saha dışında Fb’ye kaybedilen iki travmatik şampiyonluğun etkisinden kurtulamamasından kaynaklandığını düşünüyorum. Bu travma Şenol Güneş’te öyle derin etki bırakmış olmalı ki, geçen yıl Beşiktaş’ta Fb’ye karşı kazandığı şampiyonluk da bu duygusallığı törpüleyememiş olmalı.

Lucescu, Biliç, Şenol Güneş gibi teknik adamlar neden Beşiktaş’ta bir başka sevilir, düşündünüz mü? Bu adamları kendime yakın hissetme nedenim, onların da benim gibi futbola bakışı ile hayata bakışının aynı olması. Benim gibi düşünen milyonlarca Beşiktaş taraftarı olduğuna eminim.

Tamamen kişisel görüşüm… Bence Şenol Güneş de tıpkı futbolda olduğu gibi hayatta da bir yerlere gelmek kadar oraya nasıl gelindiğini önemsiyor. Bunu zaman zaman konusu futbolun dışına taşan sohbetlerde görmek mümkün.

Haksızlık, adaletsizlik, adam kayırma, fırsatçılık, iki yüzlülük gibi toplumsal yaşamı zehirleyen kavramların futboldaki temsilcisi, özetle futbolun en büyük tümörü olarak gördüğü Fb zihniyeti ile (dikkat Fb demiyorum) karşılaştığı zaman da bu nedenle daha duygusal davranıyor.

Ancak, bu duygusallık maalesef benim gibi düz bir taraftar için en fazla “fanatik işte” diye yaftalanıp mahallenin delisi ilan edilmekle sonuçlanırken, bir teknik adam için takımın sonu olmasına yol açabiliyor.

Fikret Orman’ın Beşiktaş’ı getirdiği nokta, geleneksel kırılganlıkların aşıldığı ve sarışın tarzı rekabete sahada direnecek bir takım olacak ise bunun vazgeçilmez unsuru kenardaki adamın soğukkanlılığıdır.

Şimdi hiç lafı uzatmayalım.

İki hafta sonra oynayacağımız Gs ellerini ovuşturmuş bekliyor. Telekom Arena’da 40 bin seyircinin önünde sahada sinirlendirilen bir Beşiktaş’ın kendi kendini imha etmesi üzerine planlar oralarda çoktan başlamıştır.

Hele bir de geçen haftaki gibi sahada Gs’lilerin hareketlerini görmeyen (!), Beşiktaşlıların sinirini gören (!) bir hakem olursa ballı börek.

Gs, Fb gibi değildir. Olur olmaz ortaya fırlamaz, suyu alttan yürütür. Herkesi hayretler içinde bırakacak kadar gülünç tutarsızlıklarla dolu çıkışlar yapmaz ama çalışır. Adı bazen Tofaş olur, bazen 8-0, ama Arif-Burak ama Hagi-Emre olur ya da Sneijder profesyonel ilan edilir, Melo görmezden gelinir falan… Bir bakarsınız iş bitmiş!

Aynısının haftalar sonra yeniden oynayacağımız Fb maçı için de geçerli olduğunu unutmayalım.

Bu nedenle, en büyük silahımız teknik yönden daha üstün olan takımımız değil, sükunet, kontrol, akıl ve sağduyu olmak zorunda. Nice iyi takımlar bu yolda öğütüldü, tarihten ders alalım.

Yönetimin yendiği o musibet “kırılganlığı” sahada taçlandıracaksak duygusal davranma lüksümüz yok.

Beşiktaş’ın önünde büyük bir fırsat var. Sarışınlar bunu gördükleri için yıllar sonra aslında aynı kulvarın kulüpleri olduklarını hatırladılar.

Bugünkü Karabükspor mağlubiyetinin genel ritmi bozmaması için aklı duyguların önüne çıkartalım.

Bu takımda herkesten fazla şampiyonluk kumaşı var.

Paniğe gerek yok. Bu defa tuzağa düşmeyeceğiz.

Cengiz Gürsel

Önce omurga

Selamlar, sevgiler;

İki yazı tasarladım.

Son Beşiktaş-Fb maçı belki bize ülke futbolunun içinde olduğu zavallılık bakımından umut verici yeni bir şeyler söylemedi ama ilk yazıda kayıtlara geçmesi bakımından düşüncelerimi özetlemek istedim.

Sonra da gene bu maçta kendini gösteren bazı detaylar üzerinden yakın geleceğe ait bazı fikirlerimi paylaşmak istiyorum.

Maçla başlayalım.

Öncelikle şu “profesyonellik” kavramına bir açıklık getirelim.

Van Persie’nin bu maçta yaptıklarına ben “profesyonellik” demezdim. İlle bir kelime bulacaksak “sahtekarlık” daha uygun olurdu.

İki sene önce Veli-Sneijder kapışmasında da aynısı oldu ve hakemin sadece Veli’yi atmasına “Sneijder profesyonel adam” denildi. O gün konjonktür öyle olduğu için Gs ya da Fb aleyhine kırmızı kart çıkartamayan hakemler bugün konjonktür değiştiği için Quaresma’ya aynı kartı çıkartmayınca profesyonellik unutuldu, onun adı “Beşiktaş kollanıyor” oldu.

Van Persie, Sneijder, Melo, bu hareketleri gelişmiş futbol ülkelerinde yapamadıklarında acemiydiler de Türkiye’de mi profesyonel oldular? O yüzden şunun adını doğru koyalım. Bunun adı sahtekarlık ve bizim bu sahtekarlığa yaklaşımımız da iki yüzlülük.

Hakemin maçın başından itibaren Fb’nin sert oyununa kartsız yaklaşması benim nazarımda bir sinyal idi. Fb’li oyuncular da o sinyali aldı ve maç Tosic’in kırmızı kartı ile Fb’nin istediği noktaya geldi.

Bu yazdığıma gelişmiş bir futbol ülkesinde gülerler ama bu senaryo hepimize tanıdık geldi. Bundan 13 sene önce bir Papila gecesinde bunun nasıl yapıldığını bu ülke izlemişti zaten. Benzerini Sırp hakem Braga’da Fb’ye yaptığında neden sevindik sanmışlardı ki? Bizim yıllarca anlatamadığımızı başlarına geldiğinde anladıkları için!

Van Persie’nin Oğuzhan’a yaptığı hareketi, elini şortunun içine soktuktan sonra Tosic’e bakıp yürüyüş şeklini falan da tarihe not olarak düşelim. Çünkü 14 sene önce benzerini Nouma yaptığında 8 ay ceza almasını sağlayan “gitti ülkenin ahlakı” kampanyası ile bugün medyada çıkan “taytını düzeltiyordu” haberleri aynı iki yüzlülüğün bir başka örneği.

Beşiktaş’ın yediği gol öncesinde Beşiktaş lehine avantajla oynatılan faulün, avantaj ortadan kaybolunca verilmeyerek oyunun devam ettirilmesi ve böylece avantajı ile gol yedirilen ilk takım olmasını da kayıtlara düşelim lütfen. Bu kural ancak bu ligde böyle uygulanabilir!

Bitmedi… Hakemin sahaya dalan Aras’a kırmızı yerine sarı kart göstermesi size tanıdık geldi mi? İş bittikten sonra yapılan bu ucuz “eyyam”ı bugüne kadar ne çok izledik değil mi?

Bir başka tanıdık detay… Maçın sonunda Beşiktaş kornerinde topsuz alanda Vokan’ın Babel’i ittiği ve penaltı olması gereken pozisyonu yayıncı tv’de gören oldu mu? Ben pozisyonu sosyal medyada görebildim. Haydi maçı izlerken anladık, hakem görse de o penaltıyı vermeyecek. Ancak, asıl ahlaki iflası “dicital teknoloji” şampiyonu tv’lerin bu pozisyonu atlaması ile gördük. Yok… O pozisyon birden buharlaştı ve evrenin karanlıklarında yerini aldı.

Volkan demişken… Senelerdir bu kadar çirkin, tahrik edici hareketi bıkmadan yapan bir “sporcu”ya koskoca bir kulübün kalesini ve kaptanlığını emanet ediyorsan yönetici olarak sen de o çirkinliğin bir parçasısın demektir. Kabul, Fb tarihin hiçbir döneminde bu ülkeye ideal ve sportmen bir yönetim anlayışı gösterme kaygısı taşıdığını hissettirmedi ama bu camiada bir Allah’ın kulu yok mu artık bunları eleştirecek? Her camia kendi genetiğine uygun oyuncuyu içselleştiriyor hakikaten.

Hele hele Fb kenar yönetiminin hatalı bir ofsayt bayrağına isyan eden o “adalet savaşçısı” haline ne demeli… Maç zaten bitmiş… Alan alacağını almış. Yanımda oturan kedim bile güldü o hallerine!

Bu kadar rezilliğin bir maça sığabildiği bir başka lig, böyle bir galibiyete sevinecek kadar körleşmiş bir başka camia daha bulamazsınız.

Hala “kapak olsun”, “sekiztaş”, “nasıl koyduk” gibi ilkokul seviyesinde maç yorumu yapan milyonlarca Fb’liye yine yeni yeniden söyleyelim…

Biz, Fb Beşiktaş’ı yenemez demedik…

Hakikaten 25 milyon Fb’li varsa en az 24 milyon 900 bininin ne demek istediğimizi anlamadığını zannediyorum.

Çevremde Van Persie’nin hareketlerine “çok sevimliydi” diyen Fb’li var. Kulaklarımla duydum.

Bakın sorun yenme yenilme meselesi değil. Mesele tamamen neyi savunduğumuzla, kimin peşinden gittiğimizle ilgili.

Quaresma’ya verilmeyen bir kırmızı kartla, Beşiktaş’a yanlış verilen bir penaltıyla Türk futbolunun uçuruma sürüklendiğini söyleyen ve bir anda ülke sporunu düşünür (!) hale gelen Fb’li Başkan ve yöneticilerin şu son maçın hakemine tek kelime etmemesi de gösteriyor ki, Fb camiasına göre ülke sporunu kurtaracak olan hakem modeli demek ki buymuş!

Kaç Fb’li bu “kendine Müslümanlığın” hakikaten farkında?

Şaka gibi! Aziz Yıldırım Beşiktaş-Fb maçına üç gün kala kupa statüsünü eleştirdi. Neden? Çünkü statü gereği tek maç üzerinden oynanan bu maçta deplasman tarafı kendisiydi. 11 yaşımdan beri mahalle maçıydı, halı sahaydı top oynarım, çocukluğumda, ergenliğimde bile böyle bir mızıkçılık görmedim. Mahalle maçlarının bile kendine göre yazılı olmayan bir “rekabet kodu”, raconu vardır.

110 yıllık Fb’yi 20 senedir bu zihniyet yönetiyor ve daha üzücü olanı itibar görüyor. Neredeyse tüm tarihinin beşte biri. Biz 7 yıllık Demirören dönemine dayanamadık. Fb camiasından bu zihniyete 20 yıldır çıt yok.

Bu insan koskoca bir camianın bir numaralı ismi.

Diğeri çok mu farklı?

2012-13 sezonunun üçüncü haftasında Gs’li Burak Yılmaz kendini Beşiktaş ceza sahasına balıklama attı ve olmayan bir penaltıyla Gs maçı 3-3 bitirmeyi başardı. Bütün Türkiye bu sahtekarlığı on açıdan izlemişken Gs Başkanı ne dedi hatırlıyor musunuz?

“Hakem verdiyse doğrudur”!

Beşiktaş camiası da bu ülkeye gökten zembille inmedi elbette. Beşiktaş’ın da yakın tarihinde yaşanmış at teklifleri, Papermoon yemekleri, pasaport vakaları işte orada duruyor.

Ancak, benim gördüğüm, kendi defolarıyla yüzleşme ve samimiyetle kapısının önünü temizleme iradesini de, kimse kusura bakmasın, sadece Beşiktaş’tan görüyoruz. … Bunlarla ilgili kim varsa bugün camiadan dışlanmış durumda.
Sezon başından beri söylüyorum. Bu sene hakem hataları dağılımı 19 hafta itibarı ile en çok Beşiktaş’ın daha sonra Fb’nin lehine, Gs’nin ise aleyhine oldu. Çevremde 100 Fb’li varsa Papila sezonunu anlayıp kabul edeninin sayısı 5’i, 10’u geçmez. Ki o sezonun ikinci yarısı öyle bu seneyle falan kıyaslanamaz bile. Dünya futbol tarihinin numune skandal sezonlarından birisidir.

Ortalama bir Fb’li Van Persie’yi sevimli bulabiliyor, ortalama bir Gs’li kendi tarihindeki 8-0’lık skandal yüzünden sekiz kelimesini ağzına alamayacak haldeyken kalkıp Beşiktaş’a “sekiztaş” diyecek kadar cahilleşebiliyor. Bu iki camianın ortalama taraftarları sahtekar oyuncusunu savunan, hakemleri istediği yöne çevirince susup aynısı başına gelince ortalığı yangın yerine çeviren Başkanları omuzlarında taşıyabiliyor ama kendi defoları ile yüzleşme başarısını gösteren Beşiktaş camiası bunlarla aynı kefede oluyor öyle mi?

Bakın bu gece Karabükspor maçında hakem Beşiktaş aleyhine iki önemli hata yaptı. Fb yönetiminin ideal hakemliği bu olsa gerek, adalet savaşçıları gene ortadan kayboldu!

Hala anlayamadınız.

Mesele galibiyet, yıldız, taraftar sayısı, kupa sayısı değil. Anlatmak istediğimiz hiçbir zaman basit bir “kim en uzağa işer” rekabeti olmadı.

Karşıtlığımız yüz yıllık iki kulübe değil, onların topluma enjekte ettiği bu zihniyetle ilgili.

“Ben kulübün çıkarlarını koruyorum” diye hakkı, hukuku, tutarlılığı, rekabet ahlakını yerle bir eden herkes aslında önce kendi camiasına sonra da ülke sporuna zarar veriyor.

Takımları falan unutun. Kendim gibi bu mereti izlemeyi seven herkese soruyorum.

Biz hakikaten toplumca bu yöneticileri, oyuncuları, medyayı, hakemleri, Federasyonu, özetle böyle bir futbol dünyasını mı istiyoruz? Çünkü arz, talebe göre şekil alıyor.

Papila sezonu ile, 8-0’larla gelen şampiyonluklarla, teşvik primleri ile, Tofaş arabalarla, yeşillenen tarlalarla, küfreden oyuncuları formasına göre duyan/duymayan hakemlerle, yüzlerce çifte standartla yüzleşmeden samimi olamazsınız.

Bu samimiyetin olmadığı yerde de ne tribün barışı olur ne de yapılan şeye spor denebilir.

Omurgalı yönetici, omurgalı oyuncu, omurgalı medya, omurgalı hakem, omurgalı Federasyon talep edeceksek önce bizler omurgalı taraftar olacağız. Neyi talep edip neyi yücelttiğimizi, neyin ve kimin peşinden gittiğimizi düşüneceğiz.

Ancak dünyanın en adı duyulmadık ülkelerinde, kabile toplumlarında olabilecek türden çifte standartlar, kılıfına uydurmalar, iki yüzlülükler yıllardır futbolumuzun bir parçası haline getirilmiş durumda. Bundan rahatsız olmak için mağdur olmayı beklediğimiz sürece gerçeği anlayamayacağız!

Kabile toplumlarında bile böyle omurga sorunları olabileceğinden de şüpheliyim ya, neyse!

Cengiz Gürsel

RE: Rezalet , orası kesin.. Ama Strateji de hatalı gibi

Hakemler rezaletti.
Bunu tartışmaya bile gerek duymaz kimse. Papila dan bile kötüydüler hatta ; çünkü sahaya girme olasılığı çok yüksek bir statta tahrik etmek başlı başına ceza kanunu konusudur.

Ben her türlü pisliği yapacağım , ama sen bunca pisliğe rağmen sinirlenmeyeceksin , sinirlensen bile en az senin kadar tepki gösterme hakkım olmayacak ; bunun adı ne _ hukuk ?hayır bu hukuk değil , yada böyle bir hukuk olamaz. Hukuk bir konu ise ADALET o konunun tek öznesidir. Öznesiz hukuk olmaz !

Oyun akışı içinde Taliscayı çıkarmak yerine Oğzuhan ı çıkarıp , uzaktan vurduğu gol olacak tek adamı sahada tutmak vardı.

Zaten sarılar höt korkusundan 11/10 ken bile gelmeye cesaret edemiyorlardı.

En azından cenk i taliscanın yerine çıkarıp taliscayı ileri atabilirdik. Onların 18 inde iki tane serbest vuruş kazansak o topu içeri atar diyeceğimiz adam taliscaydı.

Lakin moralman çöktük.

Bu takıma psikolojik mentorluk yapacak yerli yabancı çok sağlam bir psikolog şart.

RE: Rezalet , orası kesin.. Ama Strateji de hatalı gibi

Q7’nin yaptığı korner de dahil bütün ortaları kale sahasına düştü. Volkan ya yumrukladı ya tuttu. Hiç yakışmadı. 1.yarı doğru kötü idik. Ama ikinci yarı şenol Hoca hamlelerini yapacaktı. bir de uzatmalar vardı. Hepsi düşünülmüş olabilir. 11 e 11 maçı alırdık. sayıca geri düştüğümüzde ise beraberliği koruyup penaltılara götürebilirdik. Yediğimiz gol acemice idi ve faul beklediğimiz pozisyonda şerefsiz bıyıklı birisinin avantaj oyntmasıyla ve ofsayttan golü yedik. Yani hakem bir ikinci Papila idi. Bunu da atlamayalım lütfen!

Rezalet , orası kesin.. Ama Strateji de hatalı gibi

Sarıların rezilliği malum.
Olan biten hiçbir şey beni şaşırtmadı. Fakat her fırsatta ahlak , adalet , aydınlık gelecek diyen sarı taraftarı dostlarımın sessizliği beni daha da üzdü. Çoğu zafer kutlaması?? bile yaptılar.
Sanırım artık bu vb insanlarla mesafe koyma vakti geldi. Rezilliğe alkış tutan adamla dost olunur mu ?

Oyuna çok çok baskılı başlamalıydık. Ama zaman zaman küçük de olsa bu yönde umut vaateden takım , ne yazık ki oyun karakteri olarak aşırı pas yapma ve blok blok ilerleme tarzında hareket ediyor.

Belki göze hoş geliyor hatta işe de yarıyor ama artık bu özellik çözüldü. Göbekten ceza sahasına ara pas atacak ,rakibi zor duruma sokacak ve hatta kırmızı kart göstertecek,penaltı alacak tek organizasyon yoktu dün akşam.

Talisca vur..Q7 ortala cenk kafa at..

Dün gece Advocat a sorsalar Beşiktaş nasıl oynayacak diye , Q7 ve Babel e top atılacak onlar da orta yapacak derdi.

Orta yapacak..hangi savunmaya ? Skertel ve Kjaer in olduğu kalede de yan topları iyi bir kalecinin olduğu takıma.

Yemedi..Yemezdi de..

Başka ne yapmalı sorusuna cevabı olmayan bir oyun tarzımız var.

Sadece bu strateji meyve verene kadar zorlayalım biri olmazsa başkası olur..gibi bir düşünce hakim geliyor bana.

Çözüm neydi peki ?

Çözüm , devre arasında belki de tek adam almaktı , o 4 milyon euronun üzerine imkan varsa bir 4 daha koyup ki sanırım buna imkan vardı , 8 e muhteşem bir forvet alınabilirdi.

Yardıdan geçen , kendi başına alıp giden , zorlayan , rakip stoperleri bezdiren bir adam.

Biz zaten deli dolu defans yapmıyorduk ki..ve hatta defans bile yapmıyorduk.
Gelemiyorları bile..gelseler de onlardan bir fazla atıyorduk.

Bakınız geçen seneki derbilere..

Bu sene gol bile atamıyoruz nerdeyse..Çünkü derbi ayarında oyuncu yok.

Ha dersek ki biz Konya’yı , Kayseriyi yener geçeriz..

O zaman sıkıntı yok.

Osmanın çocukları!

Ancak mastürbasyon yaptılar! Bakmayın sosyal medya ve diğer sevinmelere, içleri kan ağlıyor! Ligin daha önemli olduğunu biliyorlar! 30 milyon fenerlinin içinde şu galibiyete sevinecek adam sayısı parmakla sayılacak kadar azdır. 9 puan geriye düşmüşler. Vodafone Arenaya gelecekler lig maçında! Üstelik oynadıkları top mop değil.

Hakem art niyetliydi fenerden yana, Tosiç’in pozisyonunu süzemedi, her zaman olan sarı kartlık horoz döğüşünü art niyetle yorumladı. RVP artistçe bıraktı kendini.

Gol ofsayt, golden önce yanlış avantaj kuralı uyguladı, döndü kontratak oldu gol oldu. fenerin boş kalaye attığı gol de de oyun devam ediyordu. Kural hatası yaptı. İtiraz edilebilir mi?

Bizim için angarya olan kupadan elendik. Avrupa var, lig var.

Tosiç’e gelince; sakarlığı vardı ama bu kadarını beklemiyordum. belki de hayırlı oldu. Ligde olsa daha kötü olurdu. Mirkoviç sağlam duruyor. Ersan var.

11-11 ikinci yarı veya uzatmalarda fena yapardık bunları ama… böyle daha iyi oldu diye düşünüyorum. Karabük’te görüşmek dileğiyle.

Azize’ye kafayı yedirtmeyin!

Eto’yu bize yar etmedi, Ekici’yi alamadı. Bittiler. Bütün planları bozuldu. Saldırıyor, ama karşısında Bilgili yok, Demirören yok. Onları ne güzel susturdu zamanında. Saldırdıkça batıyor, kendini rezil ediyor. Q7’nin şeyiyle şey yapmaya çalışıyor.

Aykut’un Konya’sı…fenerin delikanlısı…

Papila senesinde, Kocaeli’nde İstanbul sporla oynuyoruz. Yensek lideriz. 1-0 ‘da öne geçiyoruz. Arkasından hiçbir iddiası olmayan İstanbul inanılmaz saldırıyor. 2 gol buluyorlar. Bir teşvik primi hikayesi de buradan çıkıyor, soyunma odasında Aziz’in paralarının dağıtıldığı, sonraki yıllarda İstanbulspor’lu oyuncuların ağzından dökülürken, delikanlı fenerli Aykut’un sesi çıkmıyordu.

RE: Neyin peşindeysek oyuz

febe antisempatisine gelince; biz eskiler gese’nin kolum kadar doping iğnlerini, yöneticilerinin bavul dolusu para ile şeref tribününde maç sonu beklemelerini, doğan marka arabalardan teşvik primlerini, 8-0 gibi skorları, vahap beyazı, ahmet çakarı, 1996-2000 arası  fatih-ulusoy-ağar-m.yılmaz şeytan dörtgeninde 4 yıl şampiyonlukları v.s.’leri bildiğimiz için ayrım yapamıyoruz, alayının a.k deyip geçiyoruz.

RE: Neyin peşindeysek oyuz

Nerede Papila? Hakem yorumcusu oldu, tutmadı, milletvekilliğine bile adaylığını koydu beyefendi!
Kısa yoldan şöhret olma vardı o maçta, o maçta dijitürk parası vardı, o maçta kabzımal Erman’ın maaşı vardı, gese uşağı Çakar’ın maaşı vardı, o maçta Aziz-Bilgili-Demirören çıkar-para-şeytan üçgeni vardı.

Ligi en az 20 yıl  domine edecek Beşiktaş’ın önünün kesilişi vardı o maçta. O maçta Türk futbolunda film koptu, yeniden bağlanır mı? Olmaz! olsa bile, bir daha koparırlar, bizim için…

Neyin peşindeysek oyuz

Selamlar, sevgiler;

Benim gibi sık sık “nedir bu Fb antipatisinin sebebi” ya da “neden Fb’nin Avrupa’da başarısız olması seni mutlu ediyor” sorularına maruz kalan herkesin kendine göre bir açıklaması var.

Benimkini en güzel anlatan gün bugün.

25 Ocak 2017… Papila vakasının 13. yıldönümü.

Bu konuda anlaşamadığımız insanlarla ayrıldığımız nokta şu: Ben o vakaya hiç basit bir futbol hadisesi olarak bakamadım. O gece İnönü Stadı’nda olanlar ve sonrası bana hep çok daha fazlasını söyledi.

Hatta, şampiyonluğun Beşiktaş’tan alınıp Fb’ye verilmesi ile noktalanan o sürecin başlangıç noktası olan o vaka, içinde yaşadığım topluma olan inancın bittiği an oldu.

“Alt tarafı bir futbol maçı” diyerek geçebilir ve hatta memleketin bu kadar sorunu varken bunlara takılmayı eleştirebilirsiniz. İlk bakışta öyle de geliyor, doğru!

Ancak, bunu devamlı gündemde tutma nedenim futbolun üstünde. 25 Ocak 2004 akşamı gördüğüm şey bir futbol maçı değil, toplumca içine saplanıp kaldığımız bir az gelişmişlik döngüsü.

Size kalkıp da o maçtaki kart kararlarındaki ya da sonrasında Fb’yi şampiyon yapan süreçteki çifte standartları anlatacak değilim. O maç ve sonrası futbolun dışında başka şeyler söyledi.

O maçta yaşananlar bana aslında bütün çıplaklığı ile ülkenin hazin gerçeğini gösterdi.

Herkes aslında, bu ülkede kendi algısının seçtiği detaylarda bir Papila vakası görüyor. Ben bunu bir futbol maçında gördüm, siz hayatınızda yer tutan bambaşka bir şeyde karşılaşabilirsiniz.

Sadece sporda değil, sanatta, bilimde, eğitimde, medyada, siyasette, bürokraside, trafikte, çalışma hayatında, kısaca yataktan kalkıp gününüze başladığınız andan itibaren sizi saran günlük yaşantınızın her detayında onlarca, yüzlerce Papila vakası ile zaten karşılaşıyorsunuz.

Farkındasınız ya da değilsiniz… Bu ülkede her alanda, her yerde kurallar, istenen sonuçların çıkması için eğiliyor, bükülüyor, duruma göre ya uygulanıyor ya görmezden geliniyor, yorumlanıyor, değiştiriliyor.

O kadar kalkan tozun dumanın ardından elde kalan ise haklının değil güçlünün istediği sonuçlar oluyor.

Bu az gelişmişlik döngüsünün ölçüsü gerçek ile görünen arasındaki farkın büyüklüğüdür.

Bunu anlamanın yolu da kurallardan ve adaletten bahsedenlerin samimiyetini test etmekten geçer.

Bu yazıyı okuyup da mesleki geleceği, torpil, hatır, amcalı dayılı uyanıkların olmadığı bir iş yeri ortamında şekillenen kaç kişi var?

Kaç kişi girdiği iş sınavlarının sonuçlarının adil olacağına inanıyor?

Kaç kişi trafikte kurallara uymaya çalışıp da kurallara uymayanların gerçekten cezalandırılacağına inanıyor?

Ne olduğumuzla yüzleşmeliyiz.

Bilirsiniz, futbolda içi en boş sloganlar Fb camiası tarafından üretilmiştir.

“Birgün herkes Fb’li olacak” ya da “her çocuk Fb’li doğar” gibi üzerinde durmaya gerek olmayanlara güler geçeriz de bir tanesi hakikaten çok doğrudur.

“Fb Türk toplumunun aynasıdır”.

İşte buna imzamı atarım!

Kendini kandırma konusundaki başarımızı ve gerçeğe değil de görünene odaklanarak olmayan büyüklüklerin ardından gitme sevdamızı sporda daha iyi yansıtan bir camia daha bulamazsınız.

En popüler olmayı en büyük olmakla karıştıran, kurallar işine gelmediğinde adalet diye bağırıp, kurallar kendisi için büküldüğünde kendisini hakikaten en büyük zanneden bu zihniyetin samimiyetini test edin.

İçinde yaşadığınız toplumu göreceksiniz.

Futbolsever falan olmanıza gerek yok. Nereye gitseniz karşılaştığınız, kendinize açıklayamadığınız çifte standartları, tutarsızlıkları, mağduriyetleri üreten zihniyeti göreceksiniz.

Nasıl bir az gelişmişlik girdabında olduğumuzu göreceksiniz.

Medyanın samimiyetini test edin haydi.

13 sene önce, Beşiktaş arayı açtı diye ligin zevki kalmadı diyen medyada Cem Papila’yı yılın hakemi seçme yarışı vardı. Bugün ise aynı medya futbolun en büyük sorunu olarak (nihayet) hakemleri görüyor. Neden? Çünkü kurallar aynı ama hakem hatalarının dağılımı değişti.

Ankaralılar bilir. Eskişehir yolu trafikte geceleri çok güvensizdir. Kontrolsüz hız yapanlar insanların hayatını sorumsuzca tehlikeye atarlar.

Seneler önce bir gün merkezi bir noktada sabah saat 09:00’da kemerim takılı olmadığı için ceza yemiştim. Cezayı yazan polise haklı olduğunu, cezayı hak ettiğimi söyledikten sonra şu temennide bulundum: “Aynı hassasiyeti gece Eskişehir yolundaki denetimlerinizde de bekliyoruz.”

Tabii ki böyle bir şey olmadı. Eskişehir yolu kontrolsüz hız yapan sorumsuzlardan hiç kurtulamadı.

Çünkü sistem gerçekten can güvenliğinin sağlanması üzerine kurulmamıştı. Yoksa sabah sıkışık trafikte beni kemer takmaya zorlayarak canımı önemseyen sistemin aynı günün gecesi iki yanımdan saatte 150 ile geçen sığırları hemen trafikten men etmesi gerekirdi.

Kolay olan sabahın o saatinde merkezi bir kavşakta oturduğun yerden kemer takmayanları cezalandırmak, zor olan ise gecenin köründe yolda devriye gezerek hız yapan sorumsuz ve muhtemelen önemli kişilerin tanıdığı olan sürücüleri cezalandırmaktı.

Polise de kızamıyorsun. Çünkü kuralları uygulamaya kalksa kimle karşılaşacağı belli değil. Sistem samimiyet üzerine kurulmamış bir kere, ne yapsınlar!

Halimiz aynen bu.

Kural desen var… Ceza desen var… Radar desen var… Al sana kontrol de var… Ama görüntü ile gerçekler farklı.

Mesele neyin peşinde olduğumuz meselesidir. Neyin peşindeysek oyuz çünkü!

Kural, radar, hakem, düdük, yol, asfalt, araba, futbolcu, televizyon, gazete falan değil; asıl ihtiyaç duyduğumuz şey samimiyet!

Bundan 13 sene önce hakemleri öven, gelen şampiyonluğu ve üçüncü yıldızı düğün dernek kutlayan, görünenle gerçekler arasındaki farkları anlatmaya çalışanlara ise “fanatik, ezik” diyenler bugün verilmeyen iki kırmızı kart bir penaltı üzerinden “nerede adalet, Beşiktaş kollanıyor” diye ortaya çıkıyorsa o zaman test tamamlanmış demektir.

İşte aynı isimler. 13 sene önce olanlara “Fb’nin başarısını çekemiyorlar” derken bugün çok daha hafifinde ortalığa saçılıp adalet savaşçılığı yapıyorlar.

25 Ocak bu iki yüzlülüğün yıl dönümüdür.

Sonra da “neden bu antipati”, “neden Avrupa’da Türk takımını desteklemiyorsunuz” diye sorulması ise insanların zekasıyla dalga geçmektir.

Deli miyim ben kendi ülkemin takımı elin adamından tokat yediğinde mutlu olayım?

Braga maçında Fb’ye yapılanlara sevinenler, bu ükede sözün bittiği yere itilenlerdir işte!

Çünkü onlar bundan 13 sene önce yapılanları işlerine geldiği için görmezden gelerek şampiyonluk kutlayanlara anlatamadıklarını Braga üzerinden tek kelime etmeden anlatma şansı buldular.

Ben sadece kendi çıkarını düşünerek, kuralları eğip bükerek ve hatta tutarsızca ve açıkça kendi işine geldiği gibi yorumlayarak manevi çürümenin önünü açan bu zihniyetin topluma büyük bir maliyet ödettiğini, ülkemi zayıflattığını düşündüğüm için Avrupa’da başarılı olmasını istemiyorum.

Ki bu bana, “ama kim olursa olsun Avrupa’da Türk takımlarını desteklemeliyiz” diyen sığ söylemden çok daha “milli” bir duruş olarak geliyor.

Çünkü beni ve idealimdeki toplumu bu zihniyetin temsil edemeyeceğini düşünüyorum. Asıl yapısal dönüşümün toplumun, bu düşünce biçiminden kurtulması ve manevi çürümenin önüne geçilmesi ile mümkün olacağına inanıyorum.

Marifet emniyet şeridini işgal edip zaman kazanmakta değil. Marifet iş yerinde torpille, iltimasla menfaat sağlamak değil. Marifet birinin şampiyonluğunu bel altına vurarak almak değil. Bunları yapıp kendimizi “uyanık” zannettiğimiz her hareketimiz birlikte yaşayabilme niteliklerimizi biraz daha aşındırıyor, toplumun geleceğinden, çocuklarımızın gelecekteki hayat kalitesinden bir şeyleri götürüyor.

Bizim kuralları eğip büken “uyanığa” değil kurallara bağlı “iyi yurttaşa” ihtiyacımız var.

Bu yüzden mesele basit bir sportif rekabet meselesi değil.

Mesele samimiyet meselesidir.

Sadece futbol izlemek isteyenle sadece kendi takımının başarısını izlemek isteyen arasındaki farktır.

Sadece trafikte güvenle araba kullanmak isteyenle kendi istediği tarz araba kullanıp dokunulmamak isteyen arasındaki farktır.

Sadece başarısı ölçüsünde bir işe girmek, terfi etmek, bir şeyler yapabilmeye razı olanla, torpille iltimasla yaşayan arasındaki farktır.

Mesele birlikte yaşamak için nasıl bir yol seçeceğimiz meselesidir.

Kurallar sadece araçtır.

Mesele onu hangi insan malzemesi ile hayata geçirdiğimiz, toplumca neyin peşinde olduğumuz meselesidir.

Dış dünya tüm rakipleri, düşmanları, odakları, adına ne diyorsanız onunla orada hep vardı ve var olacak. Ve doğanın kanunu gereği sizin zayıf anınızı hep kollayacak. Bu sporda da böyle, ekonomide de böyle, diplomaside de böyle.

Siz toplumca organize olamıyor, sistem oluşturamıyor, kendi içinizdeki sığ ve suni güç çekişmelerinizle zaman kaybediyorsanız, kuralları yorumlarken biraz olsun tutarlı konuşmayı bile beceremeyen iki yüzlü yöneticileri baş tacı ediyorsanız Sırp hakem de gelir kabak gibi oyar, Braga da gelir hak etmediği turu göbek atarak geçer ve asıl sorunun bu zihniyet olduğunu söyleyen bizler hep “fanatik” olarak kalırız.

Gerçeklerle görünenler arasındaki fark açıldıkça zayıflıyoruz, zayıf olduğumuz kadar da saldırı altındayız.

Bu nedenle her 25 Ocak’ta aklıma 13 sene önce basit bir futbol maçı izlemediğim gerçeği gelir.

Görünenle gerçek arasındaki fark gelir.

Az gelişmişliğimiz gelir.

Samimiyetsizliğimiz, iki yüzlülüğümüz gelir.

Bu yüzden Papila vakası bana göre sadece spor tarihinin önemli bir hadisesi değil aynı zamanda sembol bir sosyolojik gerçektir ve gündemde tutulmaya değerdir.

Bu ve bunun gibi iki yüzlülüklerimizle taraftar kimliğimizi değil, aklımızı öne alan kimliğimizi kullanarak yüzleşene kadar bu geri kalmışlık döngüsü kırılmayacak.

“Sen de hep aynı şeyleri söylüyorsun” diyenlere cevabım net.

Yıl 2017, iki yüzlülük değişti mi?

İşte aynı aktörler, aynı söylemler.

Kaç senedir işine nasıl geliyorsa bir oraya bir buraya savrulan iki yüzlü zihniyet 13 sene sonra da aynı ise 130 sene de geçse farklı ne dememi bekliyorsunuz?

Cengiz Gürsel

Şenol Hoca-Siyah-Beyaz olmuş!

Ama ne yakışmış! O palto ne abi ya öyle! paraya’da kıymış. Siyah beyazın da zirvesi olmuş. Ama inanılmaz karizma olmuş. Saçlar da siyah beyaz. Hayatımın en önemli gecelerinden birisiydi bu akşam. Kim giydirdiyse Hoca’yı helal olsun!!!

Cenk doğru olanı yaptı

soluna gelen topu soluyla alıp vurmadı sağ ayağına topu yerleştirdi akıllıoca sonra da usta işi bir gol attı. Yaşı genç daha! Bir dört sene sonra siz görün onu! yaşaya yaşaya öğrenecek. 30 una kadar müsade abileri 🙂

Acilen “spor adamı” aranıyor!

Selamlar, sevgiler;

Aziz Yıldırım’ın, Fb-Adanaspor maçı sonrası hakem çıkışı üzerine ortaya çıkan manzarayı tarihin kayıtlarına geçirelim.

Bu sezonun ilk yarısının hakem hataları dağılımını yılbaşı gecesi yazmıştım. Öncelikle, ilk 16 maç itibarı ile hakem hatalarında Fb ve Beşiktaş’ın avantajlı, Gs’nin dezavantajlı durumda olduğunu hatırlatayım. Yani kopan gürültüye bakmayın; Fb şu an itibarı ile mağdur falan değil.

Ancak, konu bunu çoktan aştı. Anlayan, gören, muhakeme edebilen herkes için traji-komik bir şekle büründü.

Fb Başkanı ve yöneticilerinin penceresinden baktığınızda futbolun geleceğinin parlak olması için:

– Emre Belözoğlu’nun haykırdığı küfürlerin hakemlerce duyulmaması (!),
– Bilica’nın penaltı noktası eşelemelerinin görülmemesi (!),
– Emenike’nin soyunup sahayı işgal etmesinin cezalandırılmaması (!),
– Bir hakemin sadece Beşiktaşlıların faullerini görüp beş Beşiktaşlıyı oyundan atması (!),
– Bir devre boyunca hakem kıyımı yaşanıp Beşiktaş’ın şampiyonluğunun 9 puan farktan alınıp Fb’ye verilmesi,
– Tarlalar yeşillenmesine rağmen Federasyon’un Fb’yi küme düşürmemesi,

ve daha nicesi gerekiyor. O zaman futbolumuzun önü açık!

Bunlar olurken “hakem de hata yapar, o da insandır, hakemlerimize güvenelim” diyerek zekamızı küçümseyen Başkan ve yöneticilerin bugün verilmeyen bir penaltı sonrasında Sayın Cumhurbaşkanı’ndan Futbol Federasyonu’na kadar herkesi göreve davet etmesi ve hatta bunu “Türk futbolunun geleceği” adına yapıyor olması en hafif tabiri ile komik.

Göğüse takılan yıldızlara bir yenisini eklemek için her taklayı atan bu zihniyetin “Türk futbolunun geleceği” kavramından anladığı şeyle normal bir futbolseverin anladığı arasında fark var.

Bu zihniyete göre adalette de, futbolumuzun geleceğinde de hakem hataları Fb lehine dağılırken sorun yoktur. Ancak, en küçük mağduriyette ortada ne adalet kalır ne futbol!

Futbolu bu çifte standarta, bu hamlığa, bu sığlığa kadar indirgeyen zihniyetin sesinin bu kadar çıkmasına yol açan medyaya ne demeli peki?

NTV Spor’u izliyorum. Hakem de hakem… Gazetelerin köşe yazarlarına sorarsanız hakemler ülke futbolunun en büyük sorunu.

Günaydın efendim!

Bunu anlamanız için Beşiktaş’ın senelerdir bir sürü şampiyonluğunu sarışınlara vermesi yetmedi ama Fb’nin verilmeyen bir penaltısı, Quaresma ya da Tosic’e gösterilmeyen bir kırmızı kart sizi uyandırdı öyle mi?

Haydi şimdi ratingleri, endüstriyi, üzerinizdeki Fb baskısını bir tarafa bırakıp elinizi vicdanınıza koyup düşünün.

Bu sene yaşanan hakem hataları ile senelerdir pişmiş tavuğun başına gelmeyen ama Beşiktaş’ın başına musallat edilen en numune hakem çifte standartlarını kıyasladığınızda aradaki farkı görebiliyor musunuz? O gün neden “hakemler de insan” deyip geçiliyordu düşünüyor musunuz?

O günlerde neden şiş de kebap da yakılmıyor, hakemin sahada yaptığı eyyamın benzeri de ekranlarda yapılıyordu?

Ne oldu da “e ama Van Persie de atacaktı” diye konu saptırmıyorsunuz da dikkatleri hakem üzerine çekiyorsunuz?

Sahi senelerdir yabancı hakem ya da video uygulamasını gündeme getiren Beşiktaşlılara “hadi oradan” derken bugün ne oldu da bunlar ciddi ciddi tartışılmaya başlandı?

Öyle bir ülke ki, medyada bir konuda doğruyu duyabilmeniz mağdurun kim olduğuna bağlı!

Her yanlarından çifte standart akıyor.

Sayın Fb Başkanı, Mehmet Ekici için de şöyle söylüyor: “Bırakın da istediği takımda oynasın çocuk”… Aynı Başkan seneler önce Beşiktaş’ın Kayserisporlu Mehmet Topuz ile anlaşmasını bozan kulübün Başkanı. O gün “büyük Fb” idi bugün “mağdur”!

Yerseniz.

Mesele şu… Beşiktaş son 4 senede yanlışlardan çok doğrular yaptı ve çok böbürlendikleri endüstride temsil ettiği ekonomik değer büyüdü. Güçten çekinen ülkem hakemleri de güneşe doğru yönelen ayçiçekleri misali mesajı aldı. Aniden penaltılar görülür, kartlar verilir, küfürler duyulur oldu.

Böylece, senelerce ikiz kardeşleri Gs ile hakem ve medya kozunu kullanıp şampiyonluklarına şampiyonluk katarken kullandıkları çifte standartlara yeni bir ortak geldi. Ağlamanın kaynağında bu var.

Adalete değil güce dayalı bu sistemi siz sarışınlar besleyip büyüttünüz. Endüstri, marka değeri falan gibi cilalı tabirlerle de millete yutturdunuz. Şimdi adaletsizliğin tadına bakınca canınız mı yandı?

Ortada bir şey de yok daha!

Beşiktaş’ın son 30 senedir en az 5-6 şampiyonluğu hakem hatalarına kurban gitti. Şurada sadece 17 maçta hakem hataları biraz aynı standartta dağıldı kopan gürültüye bak.

17 maçta saltanat elden gitti diye ülke futbolu battı.

Yahu daha iki sene önce bu Beşiktaş’ın bir sezonda 17 penaltısı verilmemişti de şu Aziz Yıldırım’ın bir penaltıyla çıkardığı gürültüden sonra yapılan haberin onyedide biri yapılmadı!

Bir verilmeyen tek penaltıdan sonraki şu demecin seviyesine bakın.

Bir de aradan ne kadar zaman geçse eskimeyecek bir model olan Süleyman Seba’nın, hakemlerin desteği ile Gs ligi panayır alanına çevirdiğinde kaybedilen şampiyonluklar üzerine dediğine bakın:

“Şerefli ikincilik”…

Vefat etti, ebediyete gitti, nurlar içinde yatsın, hala herkese mesaj veriyor.

Mesaj açık.

Memlekette elini sallasan bir “kendine Müslüman sahte adalet savaşçısına” denk geliyorsun da, eğer temel kaygı hakikaten ülke futbolunun geleceği ise o zaman acilen “spor adamlarına” ihtiyacımız var.

Cengiz Gürsel

Şenol Güneş, yöenetim v.s

Hoca ile olan fikirlerimi bu sayfalarda defalarca zikrettim. İşin özü; bordo mavi takılıyor, Trabzon’a göz kırpıyordu. geçen yıl renkliler kötü olduğu için takımı şampiyon yapmıştı. Ama şu var ki, oynattıı oyun hepimizi tatmin ediyordu. camia sevdi kendisini. Ama hala söylüyorum. Trabzonlu’lar Trabzon’dan vazgeçmezler.

Bu sene sonu gider dediğim Hoca,  Portekiz gazetelerine göre doğrulandı. Yönetim gidip Jorge Hocanın  kendisiyle görüşmüş. İnanırım. Hoca bordo mavi giyinmeyi bırakana kadar. Oynattığı oyuna gelince geçen sene ki gibi tat vermiyor, sanki bir şeyler eksik gibi. Yönetimde oyuncu alımında sınıfta kaldı. Hoca değiştirmeye mi uğraşıyor.

Aziz’in uşağı Antalya başkanı!

Ulan, fener isteseydi sezon başında verirdin değil mi?
Bizim Başkan’da hal böyle iken, sezon başındaki çirkin durum ortadayken, tekrar sap olmanın ne anlamı var!
olmadı, alamadınız bir golcü, yapamadınız, geç kaldınız!

2016-17 ilk yarı hakem hataları değerlendirmesi

Selamlar, sevgiler;

Uzun aradan sonra bu sezonun ilk yarısında hakem hatalarına ilişkin görüşlerimi yansıtan bir yazı yazmak istedim. İran’da imkanlar elverdikçe devam ettirmeye çalışacağım.

Malum, ilk yarıdaki 16 maç boyunca hakem hataları genelde Beşiktaş’ın lehinde dağıldı. Futbol kamuoyunun pek alışık olmadığı bu durum hemen alerjik etkisini gösterdi ve yıllardır gündeme getirdiğimiz ama dikkate alınmayan “yabancı hakem” önerisine bir de “video futbol” uygulaması tartışmaları eklendi. “Canım o da oyunun bir parçası” diye geçiştirilen hakem hataları bir anda futbolun düşmanı oldu.

Demek bu oyunun adil yönetilmesini talep etmek için mağdur olanın Beşiktaş olmaması gerekiyormuş!

Her neyse… Hatalar lehte olunca meydanı boşaltanlarla aynı kulvarda değiliz elbet. İlk yarıda hakem hatalarının dağılımına bakalım.

İlk yarıda üç büyüklerin maçlarında not ettiğim hakem hatalarının dağılımı şöyle…

1. Beşiktaş

Beşiktaş’ın 16 maçının 11’inde toplam 17 hata notu var. Bunların 10’u lehte, 7’si aleyhte.

En fazla kart hatası (8) yapılırken, 7 penaltı hatası, 2 de gol hatası olmuş.

Penaltı hatalarının 3’ü lehte, 4’ü aleyhte. Penaltı hatalarında Beşiktaş çok az bir farkla dezavantaj yaşamış.

Kart kararlarında ise 5 lehte, 3 aleyhte hata görünüyor. Beşiktaş bu hatalarda çok olmamakla birlikte avantajlı konumda.

Gol kararlarında 2 lehte hataya karşılık aleyhte hata yok. Bu kategoride de avantaj söz konusu.

Gelelim hataların maçlara olan etkisine.

Beşiktaş, lehine hataların ağır bastığı 4 maçın skorunda avantaj sağlamış.

Bunlardan ilki 2-2 biten Gs maçı. Bu maçta Gs 2-0 öndeyken Talisca’nın kırmızı kartı verilmemiş ve maç berabere bitmiş.

Bir diğeri 3-0 Beşiktaş’ın kazandığı Antalyaspor maçı. Durum 0-0 iken Tosiç’in yaptığı faul verilmeyince devam eden pozisyon Beşiktaş’ın ilk golü olmuş.

Üçüncü bir örnek de Beşiktaş’ın 2-1 kazandığı Ts maçında yaşanmış. Durum 2-1 iken Ts’nin penaltısı verilmemiş ve Quaresma kırmızı kart görmesi gerekirken oyunda kalmış.

Son örnek de Bursaspor maçı… Beşiktaş’ın 2-1 kazandığı maçta durum 0-0 iken Beşiktaş hatalı bir penaltı kararı ile 1-0 öne geçmiş.

Beşiktaş, aleyhine hakem hatalarının ağırlıkta olduğu 3 maçta da (Kayserispor, Adanaspor, Gaziantepspor) galip gelerek hakem hatalarına puan vermemiş.

Diğer maçların ise 2’sinde (Alanyaspor ve Karabükspor) hakem hataları aleyhine olmasına rağmen Beşiktaş kazanmış, 1 maçta (Fb) hakem hataları dengede olmuş ve 1 maçta da (Kasımpaşa) hakem hataları lehine olmasına rağmen Beşiktaş zaten maçı kaybetmiş.

2. Galatasaray

Gs’nin 16 maçının 8’inde toplam 11 hata notu var. Bunların 4’ü lehte, 7’si aleyhte.

Gs’nin maçlarında 5 penaltı, 5 kart ve 1 gol hatası olmuş.

Penaltı hatalarının 1’i lehte, 4’ü aleyhte. Penaltı hatalarında Gs önemli bir dezavantaj yaşamış.

Kart kararlarında ise 3 lehte 2 aleyhte hata görünüyor. Gs kart hatalarında tıpkı Beşiktaş gibi küçük bir avantaj sağlamış.

Gol kararlarında ise sadece 1 hata yapılmış ve o da Gs’nin aleyhinde.

Bakalım hataların maçlara etkisi nasılmış.

İki maçta hakem hataları Gs’nin aldığı sonucu olumsuz yönde etkilemiş.

1-1 biten Kayserispor maçında durum 0-0 iken Gs’nin penaltısı verilmemiş ve Kayserili oyuncu atılması gerekirken atılmamış.

Beşiktaş maçında Gs 2-0 öndeyken Beşiktaşlı Talisca kırmızı kart görmesi gerekirken görmemiş ve maç 2-2 bitmiş.

Buna karşılık 1 maçta hakem hatası Gs’nin aldığı skora olumlu katkı yapmış.

O da Kasımpaşa maçı. Maç 1-0 Gs’nin üstünlüğü ile giderken Gs’li Serdar Aziz atılması gerekirken oyunda kalmış ve Gs maçı 2-1 kazanmış

Bunların dışında 1 maçta (Ts) hakem hataları dengede olmuş. İki maçta (Başakşehir ve Fb) hakem hataları Gs lehine olmasına rağmen Gs zaten kaybetmiş. İki maçta ise (Adanaspor ve Bursaspor) hakem hataları Gs aleyhine olmasına rağmen Gs maçı kazanmış.

3. Fenerbahçe

Fb’nin 16 maçının 5’inde toplam 11 hata notu var. Bunların 7’si lehte, 4’ü aleyhte.

Fb’nin maçlarında 6 penaltı, 4 kart ve 1 gol hatası olmuş.

Penaltı hatalarının 4’ü lehte, 2’si aleyhte. Penaltı hatalarında Fb diğer iki takıma göre en avantajlı taraf olmuş.

Kart kararlarında ise 3 lehte 1 aleyhte hata görünüyor. Fb kart hatalarında da Beşiktaş ve Gs’ye göre daha fazla avantaj yakalamış.

Gol kararlarında ise tıpkı Gs gibi, sadece 1 hata yapılmış ve o da Fb’nin aleyhinde.

Hataların skorlara etkisi de şu şekilde.

Hakem hataları 2 maçta Fb’nin lehine ağır basmış ve aldığı skora olumlu katkı sağlamış.

Bunlardan birincisi Konyaspor maçı. Fb bu maçı 1-0 önde götürürken Konyaspor’un iki penaltısı verilmemiş ve maç 1-0 bitmiş.

Diğer maç ise Akhisar ile oynanan maç olmuş. Bu maçta da Akhisar’ın 2 penaltısı verilmemiş ve Fb’li Mehmet Topal oyundan atılması gerekirken oyunda kalmış ve maçı Fb 3-1 kazanmış.

Hakem hatalarının Fb aleyhinde olduğu ve alınan skora olumsuz katkı yaptığı maç sayısı ise 1.

Antalyaspor maçında, Fb’nin 1 penaltısı verilmemiş 1 de nizami golü sayılmamış. Bu maçta Fb’nin atılması gereken 1 oyuncusu da (De Souza) atılmamış. Maçı Fb 1-0 kaybetmiş.

Diğer taraftan, 1 maçta (Beşiktaş) hakem hataları dengede olmuş, 1 maçta da (Gs) aleyhte olmasına rağmen Fb maçı kazanmış.

Sonuç olarak;

1. En fazla sayıda maçta hakem hatası Beşiktaş’a olmuş. Fb’nin ise sadece 5 maçında hakem hataları not edilmiş.

2. Maçlarında yapılan hata sayısı en yüksek takım da Beşiktaş. Gs ve Fb ise bu sayıda eşit.

3. En çok hata yapılan iki kategori penaltı ve kart hataları. Dolayısı ile bu iki kategoride yapılan hatalar skora daha fazla etki etmiş. Gol hataları ise çok daha az sayıda.

4. Penaltı hatalarında Fb önemli avantaj sağlamış. Beşiktaş az ve Gs ise fazla oranda dezavantajlı taraf olmuşlar.

5. Kart hatalarında üç takım da avantaj sağlamış. Ancak Fb, diğer iki takıma göre daha fazla avantajlı olmuş.

6. Skora etkisi marjinal kalan gol hatalarında ise Beşiktaş avantajlı, Gs ve Fb dezavantajlı takımlar olarak görünüyorlar.

7. Skorun hakem hatalarından olumlu/olumsuz etkilendiği maç sayısı ise Beşiktaş’ta 4/3, Gs’de 1/2, Fb’de ise 2/1. Yani Beşiktaş ve Fb az avantajlı, Gs ise az dezavantajlı konumdaymış.

8. Beşiktaş, hataların aleyhine ağır bastığı 3 maçı da kazanmayı bilerek öne çıkmış. Gs 2, Fb ise 1 maçta hakem hataları yüzünden puan kaybetmiş. Yani Beşiktaş, diğer ikisine göre zoru daha fazla başardığı için hakemlerin aleyhteki hatalarından puan olarak etkilenmemiş.

9. Buna karşılık, Beşiktaş 4 maçta hakem hatalarının etkisiyle kazanmış. Bu rakam Gs için 1, Fb için 2.

10. Sonuç olarak hakem hataları en çok Fb ve Beşiktaş’a yaramış. Her ne kadar en önemli iki kategoride Fb en avantajlı takım olsa da daha fazla maçta hata yapıldığı için Beşiktaş da hakem hatalarından en az Fb kadar avantaj sağlamış. Gs ise hakem hatalarından dezavantajlı çıkmış.

Görüntü böyle.

İlginç değil mi? Seneler sonra Beşiktaş’ın avantajlı, Gs’nin dezavantajlı olduğu bir devre arası hakem hataları dağılımı!

Peki ne değişti? Ne oldu da dişleri bu sene Beşiktaş’a geçmedi.

Çünkü Beşiktaş yönetimi senelerdir bu oyunun ekonomik tarafına odaklandı. Sarışınların dilinden konuştu. Rating, yıldız, taraftar, lisanslı ürün satışı kavramlarını kullanmaya başladı. Stat yaptı ve kamuoyunda bir popülarite yaratmayı başardı.

Bu değişimini, doğru ve akıllı transfer politikası ile destekledi. Her sene üstüne koydu. Beşiktaş’ın toplumdaki genel sempatisini çok iyi değerlendirdi ve yeniden hava yarattı. Diğer büyüklerin kibrine ortak olmadı ama ekonomik olarak da, rekabet tarzı olarak da dik durdu.

Doğrular hatalardan fazla olunca Beşiktaş güçlendi. Can yakacak konuma geldi.

Ve ülkenin bir numaralı kuralı işlemeye başladı. Güçlü olandan çekinmek. Çok değil daha iki sezon önce bu takımın bir devrede 12 penaltısı verilmiyordu, bakın bugün aynı hakemler penaltıyı görür görmez nasıl güzel çalıyor.

Başta Fb yönetiminin birbirinden kıymetli futbol düşünürleri olmak üzere tüm sarı renkli yönetici, gazeteci vb.’nin karın ağrısı buradan ileri geliyor işte.

Gs ve Fb yıllarca rekabette birbirlerinin çifte standartlarını referans alarak ülke futbolunun kaymağını paylaştı. Bu arada penaltıları verilmeyen, abuk sabuk kartlarla eksiltilen, türlü çifte standartlarla önü kesilen Beşiktaş onlar için böyle iyiydi.

Şimdi bu lüksleri ellerinden alındı. Kaymağa ortak geldi. Hakemler Beşiktaş’ın aleyhine hata yapmaktan korkuyor, penaltılarını veriyor, kartlarda aynı standartlarla yaklaşıyor. Görmeyen gözler görür, duymayan kulaklar duyar hale geliyor.

Bünyeye ağır gelen, o kuru gürültünün arkasında yatan asıl mesele bu saltanatın ellerinden alınması işte.

Beşiktaş ülkenin gerçeklerini iyi okudu. Ülke zaten bu gerçekle yaşıyor. Sofrada yemek yiyebilmek için haklı olmak yetmiyor, güçlü olmak gerekiyordu.

Ha olması gereken bu mudur? Hayır!… Ben hala bu oyunun peşinden sahanın içindeki “romantizm” yüzünden giden eski moda taraftarlardanım. Hakem hataları böyle dağılmaya devam etsin ve Beşiktaş’ın olası bir şampiyonluğunda rol oynasın hiç kıvırmadan onu da kabul ederim, kimsenin zekasıyla dalga geçmem!

Ama herkes farkında. Bugünlerdeki “Beşiktaş kollanıyor” kampanyası boşuna değil. Yukarıda özetlediğim hakem hataları dağılımı abartılarak ve çarpıtılarak sunuluyor ki algı da ona göre oluşsun.

Zurnanın zırt dediği yer farklı. Bizde işler öyle matematikle, istatistikle, gerçeklerle yürümüyor.

Bizde borazanı en çok öten haklı sanılıyor.

Tek tek gidelim.

Bu aralar TV’de ilk yarıda en çok penaltının Beşiktaş tarafından atıldığı haberi sıkça yapılıyor ya, oradan başlayalım.

1990’ların sonlarında Gs’li Arif’in kendini yere atarak aldığı (ya da verilen) penaltıları hatırlarsınız. O dönem yapılan eleştiriler “ama Gs rakip ceza sahasında topla en çok oynayan takım” diye yanıtlanırdı.

Senelerce insanların zekasıyla dalga geçtiler. Burada mesele en çok kime penaltı verildiği ya da en fazla kimin rakip ceza sahasında topla buluştuğu değil. Gerçekten durumu anlamak için verilmemesi gerektiği halde verilen penaltılara bakacaksınız. Beşiktaş’a ilk yarıda verilen 7 penaltının biri yanlış. Buna karşılık 2 penaltısı verilmemiş. Halbuki Gs’nin 4 penaltısı verilmemiş. Bunu söyleseler mantıklı olacak!

O kadar ezbere ve saçma saldırıyorlar ki, maksat sadece algı yaratmak. Kimsenin gerçekte ne olduğuyla ilgisi yok.

Misal, Quaresma’nın Ts maçında görmediği kırmızı kart sembol oldu, milletin diline dolandı. Kart hatalarına bakıyorsun lehte/aleyhte hata farkında Beşiktaş ile Fb aynı. Fb-Beşiktaş maçında herkes Tosiç’in görmediği kırmızı kart üzerinden yaygaraya başladı. Bu yaygara Quaresma kampanyası ile birleşince algı yaratılmış oldu. Halbuki aynı maçta Van Persie’nin Tolgay’ın tendonuna basması da kırmızı kart olmalıydı ama kimseler konuşmadı!

Fb her zamanki içi boş yaygarası ile hakemleri ve kamuoyunu yönlendirmeye çalışıyor. Hepsi bu.

Burada da hiç sürpriz olmayacak şekilde Türk futbolunun meşhur muhteşem ikilisi Aziz Yıldırım ve Mahmut Uslu sahne aldı.

O kadar desteksiz, niteliksiz ve altı boş eleştiriler yaptılar ki artık milyonlarca insan bu tip kendine Müslüman yöneticilik tipinden bıktı, usandı!

Halbuki görünen o ki, ilk yarıda hakemlerden en fazla zarar gören Gs oldu. Otuzyedi yıldır bu ligi izliyorum. Gs’yi hiç bu konunun mağduru olarak görmemiştim.

Ancak, tabii ki Gs bu durumda bile daha bir şey görmedi. Öyle kolay değil hakemlerden şikayet etmek!

Çile imbiğinden geçecek, süzülüp geleceksin.

Akvaryum balığı değil dip balığı olacaksın!

Daha bir Papila faciası yaşamadılar. Averaja kalınan son haftada rakiplerinin 8-0’lık rezilliklerine şampiyonluk kaybetmediler. Penaltı noktası eşeleyenlerin kırmızı kart görmesi, en önemli oyuncularının derbi öncesi çıkış tünelinde sarı kart görmesi, herkes çizgiye basarken sadece Gs’nin kart sınırındaki oyuncusuna sarı kart gösterilmesi gibi çifte standartlarla gözlerine sokula sokula çalınacak puanları.

Misal, Sniejder “fuck off” diyecek ve 50 metreden dudak okuması ile kırmızı kart görecek. Ancak bir hafta sonra Beşiktaş ile oynarken hakemin kulağının dibinde Sabri’ye “fuck off” diye bağırıp çağıran Talisca sarı kart bile görmeyecek.

Daha durun… Misal, Vodafone Arena’ya geldiklerinde formasını çıkartıp, sahayı yarı çıplak arşınlayıp maçı soğutan Beşiktaşlının atılmamasını da yaşamadılar.

Serdar Aziz medyada “kırmızı karta yakın oyuncu ama hakemler nedense görmüyor” diye gösterilirken, misal Beşiktaşlı Tosiç’in kırmızı kartlık hareketleri “şampiyonluğa inancın göstergesi, hırslı çocuk” diye sunulacak.

Daha 9 puan farkla lider olup da tüm ülkede “ligin rengi kaçtı, ne yapsak etsek de farkı kapattırsak” kampanyasının konusu yapılmadılar bile!

Daha (keşke) bunlar olacak.

Böyle böyle şampiyonlukları alınıp rakiplerine verilecek ve üstüne de zekaları ile dalga geçilecek.

Misal denecek ki, “canım Sniejder da çizgiye basmasaydı.”… İsyan ettikçe “ağlak” diye dalga geçilecekler. Meczup yerine konacaklar. Onlar adalet talep ettikçe inadına yıldız gibi kavramlar uydurulacak, onun üzerinden “ezik camia” ilan edilecekler.

Ve bu sezonlar boyu sürecek.

Şimdi ne diyelim… “E Yasin de o golü atsaydı. E Podolski de sakatlanmasaydı. E Talisca da profesyonel oyuncu tabii, nasıl da rakibini kızdırmış”… Bunların hepsi hakemlerin çifte standartlarına isyan ettiklerinde Beşiktaşlılara söyleniyordu.

Ama hayır!

Biz böyle demiyoruz. Evet Quaresma atılmalıydı. Evet Talisca atılmalıydı. Evet Gs’nin verilmeyen 4 penaltısı var. Evet hakemler ilk yarının puan durumuna Beşiktaş lehine etki etti.

Biz geçmişte ne diyor, nerede duruyorsak bugün de o!

Adaletin rengi yok ama omurgası var.

Konu omurga konusudur.

O sezonlarda ne kastettiğimizi anlayarak bize katılan, derdi futbol olan tüm sarışın taraftarlar ile aynı taraftayız. O gün bize hak veren herkesin bugün Beşiktaş’ı eleştirmeye hakkı var.

Ama o gün bu kadar çifte standardın üstüne oturup “lay lay lom” yıldız kutlayan kimsenin bugün konuşmaya hakkı yok.

Olmaz ya, Gs’nin bu dezavantajlı durumu artarak devam eder ve hatta sezonlara yayılırsa hiç merak etmeyin gene en gerçek yorumları Beşiktaşlılardan duyarsınız.

Fb’yi unutmayalım. Onlar giderek komik bir hal alıyor. Neyden şikayet ediyorlarsa son 15 yıllık tarihlerinde fazlasıyla lehlerine yapılmış ve sus pus olup şampiyonlukları mideye indirmişler. Tarih, bir taraftan hakem hatalarından yararlanıp diğer taraftan hakemlerden şikayet edecek kadar pişkin başka bir camia daha görmedi.

Hala ciddiye alan varsa Allah selamet versin. O halde Allah, bu camiayı başımıza musallat ederek bize az bile yapmış demektir.

Ve hala senelerdir ne anlatmaya çalıştığımız anlaşılmadıysa artık sözün bittiği yerdeyiz demektir.

Demek bu yöneticilere, bu hakemlere, bu medyaya, kısaca ülkece her şeye müstahakmışız.

Bir konu daha var.

Başta Başakşehir camiası olmak üzere birçok camiadan futbol adamı “video lig” uygulamasını gündeme getiriyor. Yabancı hakemler bile tartışıldı. Vay vay vay!

E ne oldu? Hani bu hakemler bizimdi. Onlar da hata yapardı, basireti bağlanır, kılları dönerdi! Hani hakem hatalarının bu oyunun “lezzeti” içinde bir yeri vardı. Lezzet sizin için kaçınca mı oyun bitti?

Yahu hani bunları ısrarla gündeme getiren bir camia vardı. Mahallenin delisi muamelesi yapılıp totosuna tencere bağlanıp kovalanmıştı.

Allah Allah… Şimdi ne oldu da video lig önem kazandı?

Platini zamanında dememiş miydi “teknoloji ile bu oyunu boğarız” diye? Uyanık Platini, ister mi öyle sahanın içinden abuk sabuk endüstrinin işine gelmeyen sonuçlar çıksın? Bırakır mı elindeki en güçlü aracı öyle teknolojiye, videoya?

Bugün NTV Spor’da duyduğum bir yorum… “Artık futbolda sonuç sahadan çıkmıyor, hakemler kimi isterse o kazanıyor”…

Hadi ya!… Penaltı noktaları eşelenirken, Fb’liler “fuck off” diye bağırıp el üstünde tutulurken, Papila faciaları, 8-0’lar, soyunup sahayı turlayanlar sahada kalırken çizgiye bastığı için atılanlar, Arifler falan varken galipler hep sahadan çıkıyordu da bugün Beşiktaş’a fazladan verilen bir penaltı, verilmeyen iki kırmızı kartla futbol rayından çıktı öyle mi?

Braga-Fb, Dinamo Kiev-Beşiktaş maçlarının hakemlerine sallamak kolay. Oralarda herkes delikanlı. Haydi sıkıysa kendi ligindeki benzer hadiselerde de çık tv’de aynı keskin yorumları yap. Cem Papila hakemliğin parlayan yıldızı ilan edilmişti yahu! Unuttunuz mu?

Bilica penaltı noktasını eşelerken tv’de sahada şirket pikniği varmış gibi maç anlatılıyordu!

“Vur artık Nalexxxx” diye maç anlatılan sezonlar gördü bu lig!

“Hakemin gözüne kar suyu kaçtı” diye açıklama yapılan maç var muhteşem ligimizde, ne diyorsunuz!

İki yüzlüyüz.

Samimi değiliz.

Gerçeklerin değil algıların peşindeyiz.

Futbolu değil rantı düşünüyoruz.

Kendimizi kandırmaktan yorulmuyoruz.

Herkesi saf, kendimizi cin sanıyoruz.

Az gelişmişiz.

Mesele budur.

Herkese iyi seneler dilerim.

Cengiz Gürsel
31.12.2016

Cenk!

O sol ayağın var ya, vuramıyorsun kardeşim. Vurma o zaman! sağına al bir şey yap, bas topa. dan dun topa vuruyorsun. Senin yerine Eto’yu almayan yönetimin de kafasına turp sıkayım.

6,5 puan!

48 istiyormuşuz, 35 almışız, kayıp 13’ün yarısı sayın hocamıza aitmiş! 13’ü de senin Hocam. Bu takım senin elinde, al gülüm ver gülüm, oyuncular sahada yürüyor, bir sıkıntı var, yanlış antreman mı, yanlış taktik mi? yoksa oyuncular seni sabote mi ediyor? kaçmak mı istiyorsun? Hocam sende bir şey var.

Babel

Eli,yüzü, ayakları düzgün, Abubakar ve Cenk düşünsün. Haydi rastgele!

Yorgunluk , yokluk ve tükenmişlik

Şu sezonarası biran önce gelse de , hem fiziksel , hem de düşünsel alanlarda rahatlasa çocuklar.

Sosa ve Gomez gibi iki sürükleyici oyuncunun yerini dolduramamak ; üstüne stoper ve beklerde sıkıntılar yaşamak fena oldu.

Fakat bunca travmaya rağmen Ş liginde neredeyse gruptan çıkmak ve ligde ikinci sırada olmak büyük başarı ?

Ne bekliyoruz ki ? Her maçı kazanmayı mı ? Her maç üç beş atmayı mı ?

Düşüş yaşıyoruz ; gayet normal.
Caner ve Talisca sakatlıkları hiç de iyi olmadı. Özellikle Caner takımı ateşliyor ve kanat akınlarına ciddi katkı yapıyordu. Bu büyük handikap.

Aboubakar da hesaplandığı gibi bir oyuncu çıkmadı. Biraz ateşlenir gibi olsa da çabuk söndü. Galatasaraylı Semih Kaya’nın dün akşam sol ayağı ile yaptığı gol vuruşunu , Aboubakar kardeşimiz geldiğinden beri yapabilmiş değil.

Gomez’in ne olduğunu daha net görüyor ve anlıyorum. Top sosa yada oğzuhandayken doğrudan gomez’i izler ileri ve geri boş koşularını hayranlıkla takip ederdim. Bize bu tip bir adam lazım.

Yan toplarda kafa golümüz var mı ? Marcelo dışında rakip ceza sahasında hava topu alır dediğimiz bir adam var mı ?

Hava toplarında biraz daha etkili olmalı

Gökhan İnler’i biraz daha serbest oynatarak rakibe sağlı sollu dalan uzun direkt toplarla saldırmalı

ve ne olursa olsun bir bitirici golcü almalıyız

3.5 mio eur verilen bu kadar düz bir forvet ile ancak Ziraat Kupasını alırız.

Nasıl? Rahatladınız mı?Barcelona bozuntuları sizi!..

Barcelona taklitleri sizi, bağıra bağıra geldi mi? Önce Avrupa’da sonra Türkiye’de. Dersinizi aldınız mı? Nasıl havalar? Sonraki maçlara mı bakacaksınız?

Başta Şenol Hoca sen, en son söyleyeceğimi baştan söyleyeyim. Git Trabzon’a kardeşim. İsminin de verildiği stadyum da oyna. Bir tek bordo mavi atkı takamıyordun bizim maçlarda, onu da rahat takarsın orada. Geçen sene renklilerin kötülüğünden malı götürdüğünde futbol cahilleri anlamadı. sana olmayacak anlamlar yükledi. Bu senede bugüne kadar aynı şekilde götürdün. Kötü bir Hocasın, bunu kabul et. Trabzonlularla da iyi bir diyaloğun varken çek git. Orada efsane ol, seni çok istediklerine hatta sana teklif yaptıklarına  da eminim, hatta kafanın karıştığına, takıma da yansıdığına.

Senin havan oyunculara da yansıdı, adamlar kendilerini Barca sandı. hani şu demode futbol, al gülüm ver gülüm,  onlar da vazgeçti, seninkiler ve sen devam ediyorsun. dikine dikine oynayıp sen koyacağına cool davranıp D.Kiev’e ilk gölü attırıyorsun, Kasımpaşaya son golü. Niye yiyorsun kardeşim, niye 2’lemiyorsun, niye 3’lemiyorsun. Sizin oradan  Metin Ali Feyyaz hiç geçmedi mi? yoksa kötü hatıralar mı bıraktı?

Yönetim, beceriksizler ordusu… Bursa kalecisinin ayağına ısrarla basan adamdan medet uman yönetim, siz, bakın bir değil 2 tane futbolun ana damarı stoper alamadınız, 2 senedir. Yazıklar olsun.

Yok abi elde yok!

Bir stoper alamadılar, en acil bölgeye. Caner Erkin, beki değil, takımın ateşleyicisi ; gitti elden. Talisca, enerji, bomba, ama elimizde patladı. Bir tek Marcelo, birde Q7 bir de Atiba, bir de Tolgay, Fabri’yi de sayarsak elde kaldı 5, gerisi yok kardeşim; çorba gibi, her maç  değişerek oynuyorlar.

Bütün bunlara rağmen iyi geldik;bir “son of a bitch’e” rastlayana kadar.

Febe maçına doğru….

Adamlar gösterişsiz, sakin, kendini bilen, hızlı atağa çıkan, arkayı sağlam tutan bir anlayışla oynuuyorlar sahalarında. En büyük silahları sabır ve saha avantajı.

Şenol Hoca, diğer maçların aksine pres yaparak maça başlamalı, topu adamlara vermemeli, arkada beklememeli, yoksa adamlar bunu çok iyi kullanıyorlar. Presle yıldırmalı, baskı gördüğünde topu kanat arkalarına atıp topluca defanstan çıkmalı baskıya devam etmeli, yoksa halimiz harap olur. Kısaca adamların yüzünü kaleye döndürdüğünüz anda çok tehlikeli hücum adamları var, darmadağın ediyorlar ortalığı. Kora kor mücadele…

B planı yok!

Maç başlıyor, adamlar kafadan saldırıyor, pres yapıyor, buna karşı senin bir B planın yok. Defansını öne çıkaran takımın arkasına bir top atamıyorsun, atağa kalktığında geri dönemiyorsun, atağı sonlandıramıyorsun.
Yaptığın iş, 30 dakikada iş bitirmek. Senin ayarındakilere ikinci yarı, altındakilere birinci yarı 30 dakika, öncesi ve sonrası çöpe…
Caner sen neymişsin be abi! Talisca sen de öyle, Şenol Hoca sen de otur bir B planı hazırla!

O goller yenmez!

O kadar çok yemeyeceksin, yersen çıkaramazsın, en fazla 2 tane 1 tane yiyeceksin.

Şenol Hoca, enteresan bir Hoca. Hoca tırstığı takımlara böyle yapıyor, defansta bekliyor, hücum yapmayan takım oyundan düşüyor, çünkü futbol hücumla uyum gösteriyor, bu arada adamlar attı attı, atamadı top bize geçiyor. Takımı ilk golü attı mı yenilmiyor yani çok galibiyet az da olsa beraberlik alıyor,  3 tane bile olsa golü yedi mi beraberliği kurtarıyor.

O zaman ne yapacaksın ilk golü sen atacaksın, gol yemeye davetiye çıkarmayacaksın, her türlü taktiğe karşı taktiğin olacak.

Adamlar ilk yarı 20 metrede oynadılar,  arkaya 1 tane top gönderemedin. 2. yarıyı anlatmaya gerek yok, oynuyoruz çünkü artık zor durumda ikinci yarı oynamak genlerimizde var.

Çekirge misali gidiyoruz, Başakşehir’e dikkat etmeyin. Ama dikkat edecek, ben biliyorum, adamlar lider ya!

Burak Yılmaz?

Yazık olur, etik olmaz, taraftarın yuhalayarak kovduğu adam gelemez, gelmemeli. sahtekar diye yafta vurduğumuz bir topçunun Beşiktaş’la adının geçmesi. Günah.

Topçuluğu ne kadar bu adamın. Cenk’ten farkı ne? doğru dürüst bir adam bulun.

Adam değişti, tevbe etti, adam oldu diyorsanız, bunu vicdanlarınıza ve vicdanlarımıza iyi anlatın.

Zaten balon olduğu muhakkak ta ben yine de yazmadan edemedim, sorumluluğu almayım diye…

fotomaç alma, aldırma!

Kalleşler, hiç bir zaman evvelki gün kadar adileşmediler. Ei örneği yok, Beşiktaş’ın simgesi ile dalga geçmek, dingiller, Yazık, günah, ulan, sanki trabzon maçı alacakmış gibi havalar bütün medyada, ulan sabaha kadar oynasak o Trabzon bize gol atamazdı, ister 11 olsun ister 10 kişi olsun, acı var mı acı?

Dün gece Barca maçında Sevilla’nın başına gelen…

bir gün önce bizim başımıza da gelebilirdi. Sevilla öne geçti, kaçırdıkça kaçırıyor, bir tek top, usta ayaklar devrede, Messi ve Gol. Ondan sonra mı? tıpkı bizim maç, tek fark, maçı alıp götüren Barca.

“1, 2, 3 gol yetmez 4,5,6 olsun” dememiş boşuna Beşiktaşlı büyüklerimiz…

RE: Bordo ceketli…

Abi senin Trabzon’un has uşağı olduğunu bilmeyen mi var? Yoksa başka ceketin mi yok?
Abi senin takım öne geçince neden duraksar, adamlara neden cesaret verir?
Neden laubali tüm futbolcuların kulağını çekmezsin?
Neden oyuna geç müdahale edersin?
Neden Abubakar’a antremanlardan sonra gol vuruşu çalıştırmazsın?

Defansın arkasına atılan her top pozisyon veriyor. Buraya, akıllı, hızlı iki stoper koymayı düşünmüyor musun?
Q7’ye ciddi ol diyecek cesaretin var mı?
Febe, gese kötü giderken Başakşehir’i geçebilecek misin?
ne zaman Siyah beyaz bir elbiseyle maça çıkmayı düşünüyorsun?
Son olarak, Seneye Beşiktaş’ta kalmayı düşünüyor musun?

Bordo ceketli…

Abi senin Trabzon’un has uşağı olduğunu bilmeyen mi var? Yoksa başka ceketin mi yok?
Abi senin takım öne geçince neden duraksar, adamlara neden cesaret verir?
laubali tüm futbolcuların kulağını çekmezsin? Neden oyuna geç müdahale edersin? neden Abubakar’a antremandan sonra gol vuruşu çalıştırmaz sın?

Napoli ve Diğerleri ve Biz

Napoli’yi Cumartesi Juve karşısında izledikten sonra, beraberlik bizim için iyi sonuç olur diye düşündüm. Ama yine balığına bir gol yedik. Hamsik günde 100 tane böyle şut antremanı yapıyordur muhakkak. Bunu neden söyledim. Çünkü, maçtan önceki ısınma periyodunda adamlar 5 tane hoca ile ısınıyorlardı, bizimkiler 1 tane.

Maça gelince, Böyle  maçlara  oyuna düşük tempoda, baskısız başlıyoruz. rakip güzelce tek pas, pres yapıyor,  defans arkasına toplar gönderiyor, pozisyona giriyor. Gol yemediğimizde veya yediğimizde çoğunlukla 2. yarı olmak üzere prese başlıyoruz, pas yapıyoruz, pozisyona giriyoruz. Bu maçta Adamlar pres yediğinde bizim gibi fazla da dağılmadılar. Topu ileriye vurmadılar, mümkün olduğu kadar kısa paslarla kırmaya çalıştılar. Biz bunu beceremiyoruz. Bu farka rağmen, bu adamlardan 4 puan almak harika.

Sorun maçın başından sonuna kadar pres yapamamak, presi yediğinde dağılmak. Şenol Hoca bunu çözsün, gitsin, Kore’ye teknik direktör olsun 🙂

Senin bordo mavi giysilerine de Olcay’ına da taktım

Senin bordo mavi giysilerine de Olcay’ına da taktım. Geçen yıl da san çok giydirdim. Yanlış işler yapıyorsun diye. Okuyun yazılarımı göreceksiniz.

Sakatlıklar Varmış, kadro karışmış diyorlar, sebebi nedir bu sakatalıkların, iş bilmemeezlik midir?

Tekniği bırak, ben senin giyim tarzına da taktım. Ne o bordo ceket, baloya mı, düğüne mi, nikaha mı gidiyoruz, yok. O zaman ne yapıyoruz? Bir yerlere mesaj mı veriyoruz? siyah beyaz renkli bir camiaya ayıp etmiyor musun?

Geçen yıl, zoraki şampiyon olduk, cimbom moktan, fener teyyareden bir takımdı. seni göklere çıkarırlarken, toptan anlayanlar öyle düşünmüyorlardı.

Olcay senin neyin oluyor? Bu sene fener moktan, cimbom teyyareden, sen yine geçen yılın aynısı olabilecek misin? yoksa direklerden mi döneceksin?

Maçın başı ile kıçı neden bir olmuyor. Tuhaf bir adamsın vesselam.

Karadeniz, sen çok hırçınsın be!

RE: Bir Fabri bir Caner..

Sevgili Serdar kardeşim, Caner gitti be abi, ne diyorsun bu işe, Adriano,  o da sakatlandı Tosiç, o da sakatlanırsa İsmail Köybaşı 🙂 Fenere çıban başı!

Bu arada Webkartalı olarak ikimiz kaldık, biz yazıyoruz da okuyan oluyor mu acaba?