Beşiktaşlılığın algoritması

Selamlar, sevgiler;

Genellikle maç öncesinde tv’de Beşiktaş kadrosuna bakarken, kulübedeki isimlere “maç sıkıştığı anda çözücü olabilecek kim var” gözüyle bakarım.

Başakşehir maçında ise kulübedeki isimler sıralandığında aklıma ilk gelen “skoru alabilirsek nasıl koruruz” düşüncesi oldu. Sanki puan kaybetme olasılığı yüksek bir UEFA Kupası maçı gibi.

Rakibi abarttığım zannedilebilir.

Başakşehir ligin en az gol yiyen takımı. 26 maçta 18 gol yemişler. 26 maçın 15’inde kalelerinde gol görmemişler. Maça bakıyorsun, sahaya yerleşim, kendine güven, fizik kalite, planlı oyun ne ararsan var. Herkes bölgesinin adamı ve maksimum verimle kullanılıyor. Yetmiyormuş gibi, Mehmet Batdal da çok gününde ve gelen her topu indiriyor, yumuşatıyor, kullanıyor, devamlı tehdit olarak kalıyor.

Özetle, ligin en sert maçlarından birini oynuyorsun. Kazanman ekstra…

Bu sürpriz miydi? Hayır…

Bu maçta attığın atacağın bir golü kovalayacağın açık. O halde bu ekstra maçı kazanman için öncelikle kucağında nur topu gibi bir ön koşul var… Gol yemeyeceksin.

Yetmez!… Gol için de iki şeyden birisini başarman lazım. Ya Brugge maçındaki Motta’nın golü gibi bir ekstra yapacaksın ya da rakip hata yapacak.

Beşiktaş ön koşulu yerine getirdi ve maçı gol yemeden tamamladı. Başakşehir’in girdiği 3-4 pozisyon var ama bu pozisyonlar zaten her maçta “pakete” dâhil. Orada sürpriz yok.

İlk yarıda iki ekstra şansı da yakaladı Beşiktaş. Birinde Töre’nin adam eksiltmesi ile yarattığı pozisyonu Sosa ve Olcay bitiremedi, diğerinde Sosa’nın kendi yarattığı pozisyonda son vuruşu kötüydü. Böylece bu canlarımızı da kullandık, geriye kaldı rakibin hata yapma olasılığı.

O da ikinci yarının ortasında ayağımıza geldi ve Başakşehirli Yalçın penaltıyı yaptı. Yaptı da ne oldu? Hakem gözünün önündeki pozisyona devam diyerek ligi iyiden iyiye “dördüncü yıldız”sezonu haline soktu.

Bu maça “3-0 kazanılacak maç” muamelesi yapanlara hayret ediyorum. Bu maçın böyle olacağı aylardır belliydi.

Ben de, “biz Beşiktaş’ız, şampiyonluk söz konusu ise Başakşehir sorun olmamalı” demeyi biliyorum. Elimdeki takım MAF’lı Beşiktaş ya da yüzüncü yıl şampiyonu Beşiktaş olsa idi eyvallah. Ancak, köprünün altından çok sular aktı.

Bugün Türkiye liginde gününde bir Başakspor’u hiç sıkıntıya girmeden net yenecek takım yok. Beşiktaş da böyle bir takım değil, sarışınlar da. Başakşehir ve benzeri takımların karakteri ile Beşiktaş’ın eksik yönlerinin karşı karşıya geldiği her maç böyledir. Bursaspor maçında da durum bu idi. Dünkü maçın da gerçeği budur. Gerisi, üzerinde birleşeceğimiz ya da ayrılacağımız teknik detaylardır.

İlk yarıda Sosa, Atiba, Tolgay, Töre iyi oynadı. İkinci yarıda Sosa ve Töre durdu, Tolgay çıktı ve zaten ortada giden maç iyice çıkmaza girdi. Yalnız 70’ten sonra rakipte Visca ve Mossoro bayağı yoruldu ve serseri topları kapmaya başladık. O ara bir yumruk vurabilirdik.

Aklıma takılan sorular şunlar oldu:

1. Tolgay sahanın en iyilerindendi, neden çıktı? Sakatlığı vardı ve yeni iyileşmişti; sıkıntı orada olabilir mi?

2. Sosa ilk yarıda iyi idi ama belli ki bu bel sakatlığı adamı 90 dakika oynattırmıyor. O zaman neden ikinci yarıda Sosa çıkmadı?

3. Ba neden bu kadar durgun? Kalksın bu maçı 3-0’a getirsin demiyorum elbette ama en azından rakibi o ihtiyaç duyduğumuz hataya zorlasın, ısırsın… Ba’yı tartışma zamanı geldi.

4. Acaba Olcay’ın yerine Kerim mi girseydi?

Beşiktaş’a bakışımız ne kadar oynak olabiliyor düşünsenize… Sosa atsa ya da hakem hakemlik yapıp gözünün önündeki dana gibi penaltıyı verse ve maçı kazansak ne konuşacaktık ama şu andaki gündemimiz ne!

Olcay’ın yerine Kerim girse ve galibiyet gelmese ben dahil “neden Oğuzhan girmedi” diyecek tonla adam çıkacaktı.

İkinci yarıda 4-4-2’ye dönmesek “neden bunu da denemedin” diyecek, Cenk yerine Pektemek’i alarak dönse ve maçı kaybetsek “bu adamdan hala ne bekliyorsun” diyecek, maçı kazansak “Pektemek’i de kazandı helal” diyecek bir sürü adam çıkacaktı.

Bunlar iki yüzü olan konular. Asıl skora ve puan durumuna bakmadan şu sorunları görmek lazım.

İlk sorun ve hayal kırıklığı Sosa ile Ba… İlk yarıda kaliteyi artırdılar, seri galibiyetler geldi, ikinci yarı durdular yük Gökhan’a, Tolgay’a bindi ve araba yalpalamaya başladı. Sosa’nın devamlılık ve son vuruş problemi var. Nasılsa orta saha oyuncusu demeyin, şampiyonluklar orta sahanın skora doğrudan yaptığı katkıyla gelir. Ba ise 0’dan 100’e bir dakikada çıkan araç gibi. Form tutacak diye sezon geçiyor.

İkinci sorun, kanatların çalışmıyor olması. Bu da, Başakşehir gibi sahaya yerleşimi çok iyi olan takımları yenebilmek için rakibi hataya zorlayacak alternatiflerimizi sınırlıyor. Geriye göbek kalıyor.

Üçüncü sorun, gol noktasında. Haydi Ba formsuz, Pektemek zaten dünya futbol tarihine geçti geçecek… Cenk’in uzak direğin oradan outa giden şutunun kalitelisini çekebilecek bir alternatif golcü bulmak bu kadar imkânsız mı?

Beşiktaş’ın en büyük eksiği sahada işler kötüye gittiğinde “laannnn” diye bağırarak oyuna ağırlığını koyacak, o ekstrayı yapacak, küfürbazın küfrünü ağzına yapıştıracak, duymayan, görmeyen hakeme isyan ederek oynayacak oyuncu. İlhan, Pascal, Sergen, Pancu, Şifo, artık her kimse… Tarihte örnekleri çok.

Kaleci ve savunmaya girmiyorum. Sivok aylar sonra oynamasına rağmen başarılı, Ersan iyi, Serdar ve Motta kötü idi. Kaleci için ise Allah yolunu açık etsin ve inşallah performansı ile bana önyargılarımı yuttursun diyorum. Zira, ben kaleci konusunda ön yargılı adamım. Bana göre üst düzey hedeflere yerli kaleciyle gidilmez.

Bu arada, bence MHK standartlarına göre en az “sekiz nokta iki”lik bir hakem yönetimi vardı. Daha verilmeyen penaltıya gelmeden, türlü türlü numune çifte standartlar vardı. Maçı izlerken şu soruları not ettim:

1. İlk dakikalardan 90+4’e kadar zaman geçiren, arkadan fauller yapan Başakşehirli Sedat’ı maç boyunca uyardı. Acaba maçtan sonra evine gittiğinde uykusunda falan Sedat’a uyarılar yapmaya devam etmiş midir?

2. Olcay’a yapılan ve kırmızı kart gerektirecek olan arkadan itmeye devam derken, son dakikada çok daha tehlikesiz bir bölgede Atiba’ya yapılan benzer itmede faulü verdi. Atiba’ya faulse neden Olcay’ınki değil? Yok Olcay’ın düşüşü abartılı ise Atiba neden faul?

3. Başakşehirlilerin daha ilk yarıdan itibaren zaman geçirmesine karşılık kart gördükleri dakikanın 88 olması normal midir?

Kabul edelim… Bu ligde bazen avaz avaz edilen küfürler duyulmuyor, bir penaltı görülmemiş çok mu? Yeryüzünde bazen beş duyunun kifayetsiz kaldığı tek lige sahip olmanın tarifsiz coşkusu içindeyiz!

Bakınız, Fb maçını, hakemin küfür eden oyuncuyu atmamasına rağmen Biliç’in tercihleri yüzünden kaybettik. Maçın skorunu hakem hatasından çok Biliç hatası belirledi. Çünkü o maç Beşiktaş’a daha yakındı. Dünkü maç Beşiktaş’a daha uzaktı ve bu nedenle verilmeyen penaltının puan kaybındaki payı daha büyük oldu. Çıkarın formaları, derbi merbi unutun, Başakşehir maçı Fb maçından daha zordu, hakem hatası kaldıracak maç değildi.

Tahminim, lig bundan sonra artık dördüncü yıldız eksenine oturur. Muhtemelen Beşiktaş’a stadsız bir ortamda lige kattığı “renkten” dolayı teşekkür edilir, duyulmayan küfürler, görülmeyen penaltılar, milyonda bir cezalandırılan çizgiye basmalar falan tarih olur.

Ayrıca, muhtemelen futbolumuzdaki her türlü çarpıklığın nedenlerini tartışırken suya sabuna dokunmadan bol bol “biz neden böyleyiz ama yaaaa” diye hayıflanılır ama konunun özü olan rekabetçilik düzeyi perişan bir futbol düzenine sahip olduğumuz gerçeğine hiçbir zaman inilmez.

Bu arada bizler de “Biliç ile olmaz”cılar ile “asıl Biliç ile olur”cular arasında tartışmaya, Biliç’in durumuna göre de yeni sezonun geyiklerini açmaya başlarız.

Beşiktaşlılığın algoritması böyle; şaşmaz.

Cengiz Gürsel

Bir Cevap Yazın