Biliç gitti, önümüz açık!

Selamlar, sevgiler;

Yoğun Biliç tartışmalarına yönelik görüşümü özetle söyleyerek başlayayım.

Biliç’in, Mustafa Pektemek takıntısı başta olmak üzere, oyuncu değişikliği dakikaları ve tercihlerinden dolayı son dört haftada sonuç vermeyen hamlelerini durmadan tekrarlamasına yönelik eleştirilere katılıyorum.

Bu dört maçın şampiyonluğun kaçmasında rol oynadığına da katılıyorum.

Bazı kritik maçlarda yanlış zamanda yanlış hamleler yaptığına yönelik eleştirilere de katılıyorum. Derbi ürkekliği de üzerinde durulması gereken bir konu idi.

Ancak, Biliç sezon boyunca “Beşiktaş’ın teknik adamı” olmasından kaynaklanan sıkıntılar yaşadı. İç sahası yoktu. Transfer bütçesi sınırlı idi. Medyada üvey evlattı. Bu fırtınalara rağmen takımı Avrupa’da da Türkiye’de de rotasında tuttu. Bu da gene onun kurduğu takımın hızlı futbolu ülke ortalamasının üstünde oynayabilmesinden kaynaklandı ve bu takımı idare eden de Biliç’ten başkası değildi. Hakemler sadece ilk yarıda 9 penaltının önüne geçerek bu ortalamanın üzerindeki futbolun puan karşılığını bulamamasına yol açtılar, düşünün!

Kimse saf değil. İsveç Norveç Ligi’ni izlemiyoruz burada. O nedenle, Beşiktaş’ın üçüncülüğünü bu kadar teknik detayda aramak bana mantıklı gelmiyor.

“E Beşiktaş da o kadar gol kaçırmasaydı!…” “E Beşiktaş da böyle önemli bir maçta nasıl bu kadar kötü oynar?” “E Biliç de kalkıp Tolgay’ı neden çıkarttı, Pektemek nereden çıktı?” “Derbilerdeki bu ürkeklik nedir?”

Algı tuzağına kolay düşüyoruz. Koca camiayı ters dönmüş kaplumbağaya çevirdiler.

Biliç hatalar yaptı ama rakiplerin hocaları harika mıydı? Beşiktaş kritik maçlarda gol kaçırma rekoru kırdı da rakiplerin her vurduğu gol mü oluyordu? Beşiktaş kötü oynamıştı da Gs ve Fb her maç istim üstünde miydi?

Sakın artık kimse ligin bir yerlerinde “Gs (ya da Fb) bu oyunla bir yere gidemez. Bunlar bir yerde patlar” diyerek ligi yorumlamasın. Ne olursa olsun bu ikisi patlamıyor, patlatılmıyor, patlayan nedense hep Beşiktaş oluyor! Bu ligin yirmi sezondur ya Ali Hoca’ya ya Hoca Ali’ye çıkmasını, Beşiktaş ile benzer handikaplar yaşamalarına rağmen sarıların dönüşümlü olarak şampiyon olmasını sadece Biliç’in, Tigana’nın, Del Bosque’nin, Ertuğrul Sağlam’ın ve nicelerinin yanlış tercihleri ya da Mustafa Pektemek, Nobre, Almeida, Holosko ve daha niceleri ile açıklamaya çalışmak artık beni güldürüyor.

Bu yüzden “şu futbol ne enteresan oyun, önüne gelenden 4 yiyen Gs geldi şampiyon oldu bak” illüzyonuna bir kalemde “he valla” diyemem.

Beşiktaş bu sene şampiyon olabilirdi, hatta olmalıydı, olacak futbolu da oynadı. Ancak, Beşiktaş kötü yönetilen ve kötü oynayan Gs ile gene kötü yönetilen ve ağır oynayan Fb’ye geçildi ise bunun arkasında teknik detaylar kadar Biliç’in takımının iyi oynadığı dönemde arayı açmasına ve puan kredisi kazanmasına imkân vermeyen hakem hataları da var.

İlk yarıda tam 9 penaltısı verilmeyen takımın bir anda 4 haftalık bir zaman diliminde 4 penaltısının verilmesi ve daha sonra ligin sonuna kadar penaltılarının yeniden verilmemesi ve sezon sonunda verilmeyen penaltı sayısının 17’yi bulması normal mi?

Sarıların oyuncuları sahada hakemin gözünün önünde “fuck off” diye beste yaparken, kırmızı kart görmesi gereken kamyonla pozisyonda görmezden gelinirken, formasını çıkarıp oyunu kestiği halde sahadan atılmazken, penaltı vuruşlarında patır patır çizgiye basarken sadece Beşiktaşlıların küfürlerinin, çizgiye basmalarının cezalandırılmış olmasını “hakem de bu oyunun bir parçası, hatası olacak tabii” diye açıklamak gülünç değil mi?

Gs’li oyuncular tam 8 pozisyonda kırmızı kart görmeleri gerekirken görmemişler ve bunların 6’sı Melo… Ve biz “hakem hataları da oyunun bir parçası” deyip geçeceğiz demek.

Sezonlar boyunca hakem hataları dağılımının iki takımın lehinde, birinin aleyhinde gerçekleşmesi ile son 20 sezonun 17’sinin sarılar arasında paylaşılması arasında ilişki kurmadan bu yapısal çarpıklığı sadece teknik detaylarla açıklamaya gayret edeceğiz öyle mi?

Hepsinin hocası hata yapabilir, hepsi kötü oynayabilir, hepsinin golcüleri saç baş yoldurabilir, hepsi kötü yönetilebilir ama hakem hataları dağılımı eşitler arasındaki rekabete etki ettiği için sarılar yoldan çıkmaz, yolun bir yerlerinde patlayan Beşiktaş olur.

Sonra da “vay nasıl oldu da sezonun en iyi topunu oynayan Beşiktaş üçüncü oldu da önüne gelenden 3-4 yiyen Gs şampiyon oldu!”

İşte tam da bu nedenle bana göre Türkiye’de futbol bir illüzyondur… Hokus pokus… Ne gösterilirse öyle kabul edin, alkışlayın, düzen devam etsin, bir perde sonraki oyun planlansın!

Bu yüzden havuz sisteminin ortaya çıktığı ve bu oyunun artık iyice parasallaştığı 20 yıl öncesinden bugüne 20 şampiyonun 17’sinin sarışınlar olmasını illüzyonisti alkışlayan seyirciler gibi karşılayamıyorum.

Bunun temelinde de az sonra detaylarına gireceğim hakem hataları dağılımı yatıyor.

Cengiz Gürsel

Bir Cevap Yazın