Bundan sonrası

Selamlar, sevgiler;

Erden Bolerden’in geçen haftaki ikinci yazısı üzerinden ligin bundan sonrası ile ilgili görüşlerimi iletmek istiyorum.

Yazıyı hatırlatmak amacıyla işte linki:

http://forum.webkartallari.com/thread/travmatik-yaklasimlar/

Ligin son 20 senedir seyrettiğimiz ritmi bu sene 27. hafta itibarı ile bozulmuş görünüyor. Genelde bu haftaya Gs ve Fb yarışarak girer, Beşiktaş’ın önümüzdeki sene yapması gerekenler konuşulurdu. Bu ya Beşiktaş’ın yetersizliğinden ya da yettiği noktada şarampole itilmesinden kaynaklanırdı.

Şu anda durum farklı.

Şampiyonluk için formül açık. Geçen hafta 9/9 diyorduk; Antalya maçı geçildi 8/8’e geçtik. Kasımpaşa’yı yenersek 7/7… 1/1’e kadar yolu var.

Çünkü sadece 15 milyonluk Beşiktaş camiasının değil tüm futbol kamuoyunun bilinçaltında aynı mikrobik düşünce var. Tökezlersen bittin!… Arkadan gelenin ve sevgili Erden’in harika tanımlaması ile “temize çekme departmanı” medyanın şakası yok.

Tökezlediğimiz anda neyle karşılaşabileceğimiz konusunda her türlü uçuk tahmin ya da fantezinin bittiği yerdeyiz. Şöyle söyleyeyim… Beşiktaş bir tökezlerse Fb’nin tüm maçlarını kazanması için her şey olabilir! Kimse de sorgulamaz.

Şenol Güneş ve yönetim şu ana kadarki demeçleri ve hamleleri ile Beşiktaş’ın başına gelebilecekler konusunda hazırlıklı görüntü sergilediler.

Ancak, Trabzon’da sinyalleri gelen hakem parametresi henüz tüm haşmeti ile karşımıza çıkmadı.

Bu sezon takımın, hakem parametresine karşı hazırlandığı da belli oluyor. Bunu sezon başından beri izliyoruz ama Trabzon maçı zirve idi. Beşiktaş futbol takımının Trabzon’da verilmeyen penaltıya rağmen sergilediği profesyonel saha içi direnç ders olarak okutulacak cinstendi.

Belli ki yokuş daha da dikleşecek.

Zira, Gs ile oynayacakları erteleme maçının tarihini Federasyon’a dikte etme niyetleri Başkan düzeyinde açığa çıktığında anladık ki karşımızdaki Fb tarzı rekabet zihniyeti sinekten yağ çıkartmaya devam ediyor.

Karşımızda başarıya giden yolda tutarsızlaşma kaygısı olmayan, zira tutarsızlıkları kamuoyuna medya filtresinden geçerek aktarılma lüksü bulunan, rekabette işi çirkinleştirme endişesi taşımayan bir camia var. Takke düşünce “yaptıysam Fb için yaptım” deyip işin içinden çıkıyorlar. Üstelik bu, ülkede kimseyi rahatsız etmiyor.

Şampiyonluk gelir ya da gelmez ama ben Şenol Güneş’in ne ile karşı karşıya olduğunun farkında olmasından dolayı memnunum. Hiç değilse Biliç gibi, Lucescu gibi bir İskandinav liginde olmadıklarını anlayıp motoru yakmasını izlemek zorunda değiliz. Kaybetsek bile mücadelemizi verdik, vereceğiz!

Benim bu rekabette en çekindiğim isim Pereira. Bana göre rakibimiz olan camianın en akıllısı.

İtiraf etmeliyim ki, ilk haftalarda saha kenarında (af edersiniz) alaturka tuvalette oturur gibi maç izlemesinden başka bir özelliğinin dikkat çekmediğini düşündüğüm Portekizli hoca zaman içinde Türkiye’de futbolun nasıl algılandığını çabuk kavradığını gösterdi.

Eğri oturup doğru konuşalım. Farklı oyun karakteri sergilese de, 26 hafta itibarı ile Fb de şampiyonluğu hak eden bir oyun ortaya koydu. Pereira’nın Fb’si, 2003-04’te ortaya PVH’nin duran toplarından başka hiçbir futbol değeri koyamadığı halde şampiyon yapılan takımdan çok daha fazla futbol takımına benziyor.

Üstelik Türkiye’de sistemin nasıl çalıştığını da anladı.

Akhisar deplasmanında sahadan şikayet edilen bir ortamda baktı Federasyon sahayı değiştirmeye niyetli değil, maçtan bir gün önce sahaya çıktı ve “saha futbol oynamaya gayet müsait, kazanmaya geldik” diyerek futbolcularını motive etti. Bu tarz bir akıllı dönüş, Biliç ve Lucescu’dan gelmemişti.

Braga’daki hakem faciası sonrasındaki demecinde hakeme yüklenirken araya “bu hakem ilk yarıdaki Beşiktaş maçının hakemi kadar kötüydü” diye bir mayın yerleştirdi ve anında antenleri içeriye çevirdi; gerekli yerlere konsantrasyonun adresini verdi.

Akıllı bir teknik adamın takımı ile mücadele ediyoruz ama bizim teknik adamımız da akıllı ve deneyimli. Bu açıdan hakikaten güzel bir mücadele bizi bekliyor.

Bu seneki şampiyonluk Beşiktaş açısından bir şampiyonluktan öte. Öyle yıldız falan değil, Beşiktaş için dönüşümden bahsediyoruz.

Biraz düşünelim.

Beşiktaş şimdiden bazı yorumcuların dikkatini çekmeye başladı. Nedeni basit.

Üç sene önce “feda” sloganı ile atılan temel bozulmadı ve üstüne katlar çıkıldı. Bugün Beşiktaş, Seba döneminden bu yana ilk kez bilinçli yönetiliyor ve en önemlisi “Beşiktaş” kaygısı ile yönetiliyor. İdari ve mali konularda, transferde, tesisleşmede, halkla ilişkilerde az hata yapan, samimi bir yönetimi var.

Çekirdeği sağlam kadro, her sene bir tık daha iyi yabancılarla takviye ediliyor. Takım genç, uyumlu ve altyapısı iyi yerlerden alınan oyunculardan kurulu. Hatta, üç sene önce yabancı sınırlamasına göre yapılan planlama, Fb’nin istekleri doğrultusunda Federasyon tarafından bozulmasına rağmen Beşiktaş kadrosu teklemedi, üstüne koydu.

Beşiktaş son iki senedir oyuncu satarak büyük para kazanan ve kazandığını da kaliteli oyuncu ile yeniden takıma yatıran kulüp oldu. Bu sadece Beşiktaş’ta değil Türk futbolunda ender görülen bir gelişmedir.

Şimdi Beşiktaş’ın stadı da bitti. Beşiktaş’a kazandıracağı gelir ve imaj bakımından önemli koz.

Söylenenler yanlış değilse Beşiktaş sponsorların da ilgi odağında.

Özetle Beşiktaş, normal şartlar altında yayı gerilmiş fırlamaya hazır bir oka benziyor.

Gs’nin mali durumu ve Avrupa’dan aldığı men cezasına, bu sene hakem desteğinin de arkadan çekilmesi eklenince sahanın önemli iki aktöründen birisi kısa vadede çekilmişe benziyor. Sonuçta Gs’dir, lobisi ile ne yapar eder gene sahneye çıkar ama şu andaki boşluk Beşiktaş için sıçrama tahtası işlevi görebilir.

Ve Beşiktaş bu boşluğu doldurmak için tarihi fırsat yakaladı.

Şampiyonluk o okun yaydan fırlamasıdır ve saplanacağı yer sarışınların hoşuna gitmez.

Biz Beşiktaşlıları bekleyen yol ayrımı ise uzun vadeli bir olasılık üzerine şekillenebilir.

Biz Süleyman Seba’nın “şerefli ikincilik” tabirinin gündeme gülle gibi düştüğü romantik dönemin haktan hukuktan taviz vermeyen Beşiktaşlılarıyız ama biliyoruz ki bu dönem artık yerini endüstriyel futbola bıraktı. Ve endüstriyel futbol maalesef bizde, gelişmiş futbol ülkelerinin rafine sistemlerine göre çok daha ham ve vahşi bir güç mücadelesi olarak şekillendi. Düzeleceğe de benzemiyor.

Bugün her Beşiktaşlı şu soruyu kendine sormalı. Kolektif cevabı çok merak ediyorum.

Yarın Türk futbolu ekonomik anlamda güçlenen ve ifade ettiği ekonomik gücü başarılara dönüştürebilen bir Beşiktaş dominasyonu yaşarsa, bugün mağduru olduğumuz sistemin bir parçası olmamız gündeme geldiğinde, bu kolaya kaçmayı ve sarışınlaşmayı içimize sindirebilecek miyiz?

Tabii bir ihtimal daha var. Masalsı bir ihtimal.

Gönül verdiğimiz kulüp, tıpkı Süleyman Seba döneminde olduğu gibi ortaya düzene karşı yeni bir model koyarak ülkeye zihinsel sınıf atlatmayı başaran farklılığını yeniden gösterebilir mi?

O günleri görebilmeyi hakikaten isterdim.

Cengiz Gürsel

Bir Cevap Yazın