Daha gidilecek yol var

Selamlar, sevgiler;

Slaven Biliç’i maçın skoruna ve oyunda aksayan taraflara bakıp eleştiren birisi olsam soracağım sorulara muhtemelen şu yanıtları alırdım.

Soru: Neden kalede kaç maçtır oynamayan Tolga ile başladık?

Cevap: Çünkü benim takımımın birinci kalecisi. Birinci kalecim sağlamsa onunla başlarım. Kaldı ki bir hafta önceki maçta dört topa hatalı çıkarak sahanın en kötüsü olan da Cenk idi. Yani kenarda Cordoba bekliyordu da biz mi kestik?

Soru: De Sutter’in iki stoperimize de üstünlük kurduğu kabak gibi ortadayken Ersan’ı neden oynatmadık?

Cevap: Çünkü gribal enfeksiyonu vardı. Diri adam lazımdı.

Soru: Peki o zaman kalıplı Atınç’ı neden onbire koymadık?

Cevap: Çünkü bu düzeyde bir maçı kaldıracak deneyimde değil. Daha birkaç hafta önce Bursa maçında basit hatalar yapmıştı. Bu defa da “neden Liverpool maçında çok iyi oynayan Necip’i oynatmadın da çoluk çocukla sahaya çıktın” derlerdi. Üç hafta önce Liverpool’a karşı Necip muhteşem ben harikaydım, hatırlatırım.

Soru: Takım sezonun %95’ini 4-2-3-1 ile oynamışken neden bu maçta 4-4-2’ye döndük?

Cevap: Çünkü Feyenoord ve Kayseri Erciyes maçlarında başarılı olmuştu. Erken skor almak istedik. 4-2-3-1 oynasak ve gol gelmese bu defa da “neden 4-4-2’yi denemedin” derlerdi.

Buraya kadar olan sorular zaten teknik adam kim olursa olsun, yaklaşık 50 milyon teknik adamın yaşadığı ülkemizde sorulacak sorulardı. Zaten maç kaybettiysen bu 50 milyonu tatmin etmenin bir yolu yok. A’yı oynatsan B’yi, B’yi oynatsan A’yı soracaklar. Kazandıysan büyük, kaybettiysen çapsız olacaksın. Arkadaşına ilaç tavsiye edecek, neredeyse reçete yazacak kadar doktor, yeri geldiğinde bir saniyede sosyolog, mühendis, balıkadam olabilen bir toplumdan bahsediyoruz.

Yanlış anlaşılmasın. Eleştiri olmasın, Biliç eleştirilmeyecek kadar mükemmel bir teknik adamdır iddiasında değilim. Sadece kendim teknik adam olmadığımın bilincindeyim. Yoksa taraftar refleksi ile ben de “neden” ile başlayan bir sürü soru soruyorum. Tabii ki eleştireceğim ama bu nasıl olmalı?

Bana göre Biliç’i eleştireceksek, yukarıdaki gibi cevabını bulabildiğimiz sorular yerine cevabını bulamadığımız doğru sorulara yoğunlaşmamız lazım.

Soru: Aradığımız gol, hem de ekstradan bir anda kucağımıza düşmüşken ve rakip hamle yapıp oyunu sahamıza yıkmaya hazırlanıyorken neden 5-6 dakika içinde forveti tekleyip, orta sahaya bir adam alıp rakibi daha kalabalık karşılamadık?

Soru: Mustafa Pektemek bu kadar etkisiz iken nasıl 70 dakika oyunda kaldı?

Soru: Beraberlik golünü yediğimiz anla maçın bitimi arasında 30-35 dakika varken takım neden aniden şuursuzlaştı ve Liverpool maçındaki dengeli, bilinçli baskı yerine kafası kesik tavuk görüntüsüne büründü?

İşte ben bu soruları yanıtlayamıyorum.

Bana göre Biliç’i asıl eleştirmemiz gereken konu, sezon başından bu yana çözemediği rölanti oynayamama sorunu.

Son onaltıya kalan takımlar içinde, kendisine 1 gol yetmesine, önünde en az 30 dakikası ve arkasında 65 bin seyircisi olmasına rağmen böyle telaşlanan, şuurunu kaybeden tek takım Beşiktaş’tır, ki yenmemiz gereken hastalık budur.

Asıl sorun, maçın bitimine uzun zaman varken, maç sanki kulübün tapusu üzerine oynanıyor ve uzatmaların da son 30 saniyesine girilmiş gibi Brugge’un Beşiktaş savunmasını 1/5 yakaladığı o kan dondurucu andır. Ben asıl bunu açıklayamıyorum… Artık rakip, içinde olduğumuz panik psikolojisini nasıl çözdü ise, skor yeterli olmasına rağmen 5 adamını sahamıza gönderip arkada kontrada yakalanmayı göze almaktan bile kaçmıyor. Bu nasıl özgüven!… İşte Beşiktaş’a hafta sonu Fb maçını da, şampiyonluğu da kaybettirecek olan rakibe bu özgüven ortamını hazırlayan mental çöküşüdür.

Bana göre bunu çözmenin yolu orta sahada takıma şuur katacak işleri yapacak oyuncunun eksikliği idi. Fernandes ile olmadı. Sosa dedik, o da iyi çıktı ama devamlılığı yok. Bana en çok lazım olduğu bu süreçte bir kayboldu, ara ki bulasın! Dün gece sahanın en iyisi Tolgay uğraştı ama yetmedi.

Biliç’in çözemediği temel sorun bence bu. Gerisi, teknik adam kim olursa olsun, 50 milyon teknik adamın kaçınılmaz olarak yönelteceği basmakalıp eleştirilerdir benim nazarımda.

Beşiktaş’ın tüm mevkileri ile her kulvara yetecek bir kadrosu olmadığını görerek büyük hayal kırıklığına uğrayan herkese bazı değerlendirmelerimi özetlemek isterim.

Karın ağrımız, kulübün şu anda mevcut kadrosunun bazı bölgelerindeki oyuncularının kalitesi ile yükselmiş olan çıtası arasındaki asimetriden kaynaklanıyor. İçerde ve dışarda yol aldıkça zorlaşan maçlar, zaafları da ortaya çıkartıyor ve o zaaflar artık bu zorluğu kaldırmıyor.

Çabuk unutuyoruz. İki sene önce Beşiktaş Avrupa’da yoktu. Bir sene önce Trömsö’yü elediği takdirde Avrupa’dan bir sene men edilecekti, eledi ve cezasını geçen sene çekti. Bu sene ilk onaltıya kaldı, çeyrek finale dayandı.

Bu kadronun bazı yönleri 2013 ve 2014 hedeflerine yetebiliyordu belki ama 2015 hedefinin gerisinde kaldılar; olan bu.
Biz bunu bilmiyor muyduk? Bal gibi biliyorduk. O yüzden kenarda Zago vardı da Necip oynadı ya da Cordoba duruyordu da Tolga oynadı gibi düşünürsek ya da Avrupa’da her sene en kötü çeyrek final oynuyormuşuz da bu sene olmamış gibi ilk onaltıya dudak büken bir ruh haline girersek eleştiriyi daha başta yanlış kurgulamış, teknik adam kıyma makinesinin dişlilerini yağlamış oluruz.

İşte bizim gerçeklerimiz…

1. İki kalecimizin kalitesi de bugün konuştuğumuz hedeflere uymuyor. Zaten bence bu hedeflere uyan yerli kaleci hiç olmadı.

2. Defansımıza istikrarlı, deneyimli, fizikli, lider vasıflı bir stoper lazım. Rakip savunmamızı görüp bu kadar kolay iştahlanmamalı.

3. Orta sahada Fernandes’in yapamadığını, Sosa’nın üç ayda bir yaptığını sürekli yapacak, sıkışık zamanlarda inisiyatif alacak patron bir oyuncu lazım. Melo’nun Gs’de, Emre-Topal ikilisinin Fb’de yaptığı “nabza göre şerbet” oyununu Beşiktaş’ta yapacak adam ya sakat ya formsuz. Gökhan Töre haftalardır oyun kurma, topu Beşiktaş’ta tutma yükünü inisiyatif alarak üstleniyor, bir şeyler yapmaya çalışıyor, ona bile iki top ezdiğinde “havaya girdi, kıvırma lan” diye bağırıyorlar. Hani her sene şapkadan tavşan çıkarma uzmanı bir “Iniestamız”, “Robbenimiz” olur ya; harca gitsin.

4. Dün geceki maçta durum 1-0 iken Pektemek’in outa attığı bir pozisyon var. Durum 1-1 iken Necip’in saçmaladığı boş bir şut var. Bunların ikisi de, altyapısını gelişmiş liglerde alan oyuncular tarafından büyük oranda tavana asılırdı. Buna kalite farkı deniyor. Bir Demba Ba furyası gidiyor ama adam tek tabanca, formunu kaybettiği anda hayalete dönüyor. Forvette sezon başı yapılan hesap hatasının bedelini ödüyoruz. Oyun şeklimize ve hedefimize göre alternatif forvet bulamadık şimdi Mustafa Pektemek’e göre oyun şekli bulmaya çalışıyoruz.

Beşiktaş artık bazı bölgelerdeki mevcut kalitesinin kaldıramadığı hedeflerden konuşmaya başladığı için karnımız ağrıyor. Bu sorunları çözmenin zamanı transfer dönemi ve o da kaynak meselesi.

Yoksa Necip de, Serdar da, Pektemek de “koçum benim” derken de buydu, yerden yere vururken de…

Hepimiz bu işlere Beşiktaş’ın menfaatleri doğrultusunda kafa yoruyoruz.

Benim doğrularıma göre Biliç eleştirilmez değil ama hala doğru adam. Nedenlerini daha önceki yazılarımda belirtmiştim. Beşiktaş’a, Mourinho’nun boşalttığı yere tekemmül etmiş bir teknik adam olarak gelmedi…! O da bu süreçte üzerine koyuyor ve ben öğrenerek devam edeceğine inanıyor, en değerli kavram olan kazanılmış zamanı kaybetmeyi göze alamıyorum.

Ve bunu hafta sonu oynanacak derbide, bu mental çöküntü yüzünden kaybetmeye yakın taraf olduğumuzu düşünerek söylüyorum. Dün gece en rahat uyuyanlar herhalde İsmail Kartal ve oyuncuları olmuştur. Plan belli çünkü.

Bu yüzden eleştirirken doğru yerlere yönelmenin, teknik adam ya da oyuncu eleştirirken taş üstüne taş koyanları, emek sarf edenleri orantısız şekilde yıpratmamanın önemine inanıyorum.

İnşallah bir gün hep birlikte Xavilerin, Djekoların altyapıdan yağmur gibi geldiği, tüm mevkilerde kancayı attığımız oyuncuyu söküp alacak maddi imkânlara kavuştuğumuz, her sene en kötü UEFA’da çeyrek final oynadığımız kıvamda bir Beşiktaş’a kavuşuruz da, o zaman teknik adam ya da oyuncu harcamak daha kolay, maliyeti de çok düşük olur.

Belki biz de bir gün zamanı telafi edecek kadar geniş olanakları bulunan, Biliç macerasını beğenmeyip Jurgen Klopp’a yelken açabilen bir camia olabiliriz.

Ben de dün gece “neden” diye sordum sordum durdum. Ancak, iki senede gelinen noktayı düşününce isyanımı biraz şımarıkça buldum.

Daha gidilecek yol var.

Cengiz Gürsel

Bir Cevap Yazın