Doğrular ve kargalar

Selamlar, sevgiler;

Teknik konulardaki eleştirileri konunun dışında bırakarak söylüyorum.

Beşiktaş daha önce Biliç, Tigana, Lucescu gibi değerli teknik adamlarla çalıştı. Her birisi futbola bakışı ile aslında hayata bakışını özetliyor ve çevrelerine buram buram Beşiktaş kokan mesajlar veriyordu.

Hepsi sevildi. Hatta Lucescu bir başka sevildi. Çünkü Lucescu’nun Beşiktaş’ı, sıradan bir Beşiktaşlının hayatı algılayış ve yaşayış biçimini ete kemiğe büründürüp her hafta sahada cümle aleme izletiyordu.

Bir Beşiktaşlının dünya görüşünü merak ediyorsanız, Fb üçüncü yıldızı takacak diye tekerine çomak sokulmaya başlanan 25 Ocak 2004 tarihine kadarki Lucescu’nun Beşiktaş’ını izleyin, yeter.

Beşiktaşlının spora bakışı aslında hayata bakışıdır çünkü. Takımında o bakışı görmek ister.

Şimdi Beşiktaş yeniden aynı kimyayı tutturduğu bir teknik adamı bulmuş görünüyor.

Hayır, bunu düşünmemin nedeni dün gece üst üste yedi üst klas paslaşmanın ardından gelen jeneriklik goldeki kolektif lezzet değil.

Bursa gibi Beşiktaş’a her daim zor gelmiş bir deplasmanın son dakikasında alınan üç puan ya da Atiba’nın aylardır süregelen insanüstü çabası, meslek ahlakı, Beşiktaş’ın belki de tarihinin en büyük golcüsünü bulma ihtimalinin sıcaklığı ya da aklınıza bu sezonla ilgili gelen herhangi olumlu bir değişim de değil.

Bunu düşünmemin nedeni, içimizi ısıtan tüm bu detayların bir araya gelerek, Beşiktaşlının spordan ve hayattan anladıklarının nihayet taçlanabileceği bir başarıya dair güçlü sinyallerin Şenol Güneş’in spor adamlığında kendini göstermeye başlaması.

Hep söylemişimdir.

Beşiktaş, endüstriyel kavramların pazarlama makinesine dönüştürdüğü sıradan bir kulüp olmadı. O elbise bu kulübe uymadı ve endüstriyel değişim bu kulübe çok maliyet ödetti. “Marka değeri” kavramı inatla doğruya dikkat çeken Beşiktaş’ı son 20 senede çok dövdü.

Bakın tarihe, Beşiktaş’ın başarıları genelde “rağmenler” eşliğinde dağlar aşılarak alınmış başarılardır. Bu yüzden daha azdır ama daha hakiki, daha derin mesajlarla doludur.

Bunu da ancak bu toplumun genel olarak spordan anladığı “şey”in dışında, sıra dışı adamlar başarabilir. Süleyman Seba böyle bir spor adamıydı. Lucescu böyle bir adamdı.

Şenol Güneş de aynı kulvarın spor adamlarından.

Çok kişi üstünde durmadı… Beşiktaş’ın teknik adamı iken, Beşiktaş’ı da olumsuz anlamda eleştiren şike/teşvik sürecine ilişkin görüşlerini açıkça söyledi. Çünkü doğru dün neyse bugün de oydu.

Aynı Şenol Güneş’in dünkü demecinden:

“11 hafta sonra ilk defa şans bize güldü. Bu maçın kıymetini bilmeliyiz.”

İçimizden birisini teknik adam yapsanız buna benzer bir cümle duyardınız. Çünkü Şenol Güneş konuya önce spor olarak bakıyor ve bir Beşiktaşlı gibi düşünüp, gayet doğal bir şekilde düşündüğünü seslendiriyor.

Bu yarın başarısızlık geldiğinde de böyle olacak. Şenol Güneş, spor dünyamızın mecbur bırakıldığı kendine Müslüman, “hep bana hep bana”cı şark tipi yöneticilerde göremeyeceğimiz samimiyette ve çıplaklıkta anlatacak bize doğrularını.

Ve demecin bitişi Ömer Hayyam’ın meşhur dörtlüğü idi:

“Karanlık aydınlıktan, yalan doğrudan kaçar.
Güneş yalnız da olsa etrafına ışık saçar.
Üzülme, doğruların kaderidir yalnızlık.
Kargalar sürüyle, kartallar yalnız uçar.”

Beşiktaş’ın var olma nedenini bu kadar iyi açıklayan bir dörtlük daha bulamazsınız. İşte bu yüzden bu birliktelik, Şenol Güneş gibi, inadına doğruyu takip etmenin erdemine inanmış bir teknik adamın doğru kulüp ile buluşmasıdır.

Endüstriyel değil tamamen insanidir. Bizim gibi endüstrisine abanılmış, az gelişmiş spor kültürüne sahip toplumlar için altın değerinde mesajlara gebedir.

Kıymetini bilelim.

Maça gelince…

Maç takviminde Perşembe-Pazar döngüsüne girmiş hiçbir takımdan Bursa deplasmanını istim üstünde oynamasını bekleyemezsiniz. Evet, Beşiktaş kendi ortalamasının altında bir tempo ile oynadı bu maçı. Ancak, bu haliyle bile oyun lig ortalamasının üstünde idi.

Strateji, ekstra konsantrasyon ile üzerine gelen güçlü rakibe ve sahayı baskı altına alan seyirciye karşı maçı kontrolden kaçırmadan, 1-0’a gelme olasılığını canlı tutmaktı ve öyle oldu. Dün gece Beşiktaş neyi iyi yaptı derseniz cevabım budur.

Yoksa bu maç doğası itibarı ile “git-gel”leri olan bir maçtı ve maç trafiğinin getirdiği yıpranmadan dolayı o kontrol sağlanmasa rahatlıkla ağır mağlubiyete dahi dönüşebilirdi. Nitekim, ilk 5 dakika Beşiktaş’ın, 5-15 arası Bursaspor’un, 15-30 arası yeniden Beşiktaş’ın, ikinci yarısı ise genelde Bursaspor’un dominasyonunda geçti.

Beşiktaş’ın Bursaspor’u nasıl kontrol altında tuttuğunu anlamak için önce Bursaspor’un kadrosuna bakmak lazım.

Zira, bu sene henüz istediği yerde olmasa da Bursaspor iddialı kadro kurmuş. Kadronun kalitesi kaledeki Mert’ten başlıyor ve önündeki Serdar Aziz hatasız oynuyor. Sonucunu er ya da geç alacaklar.

Beşiktaş’ın üzerine özellikle soldan Macar oyuncu ve Emre, göbekten de Cuenca ve Josue ile geldiler. Bu dört oyuncunun iştahı Necid ile birleşse işler Beşiktaş için hiç de iyi gitmezdi. Necid ile Cuenca çıktı ama De Sutter ile Stoch girdi ve Beşiktaş’ın altında tutulduğu tehdidin düzeyi değişmedi.

Bu arada, orta sahada Bekir ve Japon oyuncuları da Oğuzhan ve Töre gibi yaratıcı ayaklara her daim yakın oynayarak kısa paslaşmaları etkisizleştirmeyi başardı.

Beşiktaş maç boyunca Bursaspor orta sahasının iştahı ile ileri ucu arasındaki bağlantıyı kesmekle meşgul oldu ve bu başarılınca da oyunu tutabildi.

Bunu yaparken iki detay öne çıktı. Öncelikle Atiba (ki ilk onbir hafta itibarı ile Beşiktaş’ın belki de tek alternatifsiz oyuncusu) orta alanda iki kişilik alanı hatasız kapattı. Ve Rhodolfo ile Ersan (özellikle Rhodolfo) Necid’i kendi orta sahasından izole etme işini çok iyi yaptı.

Bu stratejinin devamı için gereken fizik gücünü takviye etmek için Şenol Güneş devre arasında Necip-Sosa değişikliğini yaptı. Açıkçası, sahada hiç olmayan Oğuzhan’ın çıkmasını bekliyordum. Necip’in Atiba’ya verdiği destek Beşiktaş’ın stratejisini devam ettirebilmesinde kilit rol oynadı.

Bu sayede Beşiktaş esip gürlemese de 1-0 olasılığını hep canlı tuttu.

Ancak, orada da sorun vardı. Gomez gününde ve güçlü olmadığından pozisyon sıkıntısı çektik. Bana göre Gomez-Cenk değişikliği daha erken yapılabilirdi.

Quaresma’nın karta yakın oynamaya başlaması can sıkıyordu ki Şenol Güneş tehlikeyi görüp oyuna Olcay’ı aldı. Bu da hücuma yönelik hamlesi oldu. Artık iş futbolun kendi dinamiklerine kalmıştı.

Galibiyetin son dakikada jeneriklik yardımlaşma sonucu atılan bir golle gelmesi çok anlamlı idi ancak olmayabilirdi de… Ben burada, futbolun kendine has doğruları içinde elinden geleni yapan bir teknik adam ve ekibinin varlığını önemli buluyorum. Bu ekibin çabasının böyle bir galibiyetle taçlanması ayrıca güzeldi.

Bu arada, İsmail’in kendini bulma çabasına dikkat! Bu sene belli ki güçlenmiş. Çok top kapıyor ama maalesef hücum organizasyonlarında iyi değil. Yine de bu haliyle bile Tosic’in önüne geçer.

Bir de Şenol Güneş’in Kerim Frei’ye bu kadar az zaman vermesine şaşırıyorum. Dün gece Quaresma’nın yerine Kerim’i oyuna alabilirdi. Bence Kerim bu kapasitede bir oyuncu ve sürece daha fazla dahil edilebilirdi. Ertuğrul Sağlam yıpranmış Beşiktaş’ı Stoch ile devirmenin zamanlamasını düşünürken Kerim’i oyuna almak belki de ona kendi planı ile daha hızlı bir cevap vermek anlamına gelebilirdi.

Maçın hakemi bana göre skoru etkileyen bir hata yaptı ki o da ikinci yarıda İsmail’in bileğine vuran Josue’yi oyundan atmaması idi. Ayrıca, ikinci yarıda Ersan’ı bir duran topu yerinden kullanması için uyarmasının ardından, Bursaspor’un bir faul atışını en az 15 metre ileriden kullanarak Beşiktaş’ı az adamla yakalamasını seyretmesi gecenin çifte standardı oldu. Quaresma’ya gösterdiği sarı kart ise bence ağırdı.

Son senelerde ligin bu haftalarını formda ve lider geçtiğimiz, ancak filmin “üçüncülükle” bitmesine alıştığımız için temkinli konuşmayı elden bırakmıyoruz.

Ancak, Beşiktaş için umut verici dört farklı noktanın altını çizmek istiyorum.

1. Sakatlıklar azaldı, kadro istikrarı yakalandı, her oyuncudan azami verim alınıyor ve takımın toplam fizik gücünün daha dar bir aralıkta dalgalanması söz konusu.

2. Derbi ve köşe başı maç kazanma alışkanlığı edinilmesinde yol almaya başladık.

3. Teknik adamın saha içi kararları sorgulanmıyor.

4. Henüz “ligin rengi” gibi endüstriyel saçmalıklar seslendirilmeye, hakemler ise “buraya kadar” demeye başlamadı. Son dakikada penaltımız veriliyor, Galatasaray kırmızı kart görüyor, Fb’ye son dakika penaltıları uydurulmuyor falan, düşünün!

Bunlar umut veren farklar.

Bakarsınız bu sene “doğrular”, yalnız uçuşlarını kargaların üstünde tamamlamayı başarır ve Beşiktaş topluma yıllar sonra yine futbolun önce spor olduğunu hatırlatma şansını bulur.

Cengiz Gürsel

Bir Cevap Yazın