Hangisi kolay oldu ki?

Selamlar, sevgiler;

Birkaç haftadır fikstüre bakıp tahmin yaparken 32. hafta için “Gs Beşiktaş’ı zorlamaz” diyenler tarihi bir gerçeği dikkate almamıştı.

Beşiktaş’ın daha az sayıda olan şampiyonluklarından hiçbiri kolay ve amiyane tabirle “beleş” olmamıştır.

Rakibin kim olduğu önemli değil. Gs maçı da zordu, kalan iki maç da en az Gs maçı kadar zor olacak. Çünkü Beşiktaş şampiyon olacaksa kendi göbeğini kesmeye mecburdur. “Saha dışının” istemediği kulüp olması nedeniyle tarihten gelen kötü örnekler psikolojik yükünü ekstra artırır.

Bu yüzden başarısı daha az ama daha hakikidir.

Gs, oyunun ilk yarısında öyle bir iştahla oynadı ki, Beşiktaş dişe dokunur bir baskı yemediyse de sadece üç puanın değil bir puanın bile tehdit altında olduğunu hissetti.

Sabri, Podolsky, Yasin ve Sneijder’in hırsı, Selçuk ve Emre’nin doğru oyunu sayesinde Beşiktaş en iyi silahı olan orta sahada adam eksiltme özelliğini kullanamadı. Oğuzhan ve Sosa’nın pas tercihleri yanlış ve isabet oranı düşük olunca iş gene dönen topları süpürmeye çalışan garibim Atiba’ya kaldı.

Özellikle Yasin ve Sabri’nin çabaları ile kanatlar da kapanınca Beşiktaş hücum üretkenliğinden uzaklaştı. Sadece Linnes arkasına adam kaçırıyordu ve Olcay o bölgeye 2-3 defa etkili sızdı ama sonuç gelmedi. 35. dakikada Olcay ile Quaresma’nın yer değiştirmesi de işe yaramadı.

İlk yarının Gs adına en dikkat çekici yönü, hesaplarını İsmail-Tolga arasındaki bir anda paniğe dönüşen uyumsuzluk üzerine yapmış olmaları idi. Bizim solumuza yüklendiler. İsmail gene anlık saçmalamalar ile yüreğimizi ağzımıza getirdi. Tosic’in doğru hamleleri ve yardımı İsmail’i kurtardı.

İlk yarı bittiğinde büyük gerçek başımızın üstünde sallanıyordu. Stresi yönetememiştik ve böyle gittiği takdirde bu maçı kazanmak zordu. Üstelik iki stoper de sarı kartlı idi. (Ki Tosic’in ki son derece gereksiz bir karttı).

Ancak, iki takımı da sezon boyunca izleyenlerin kafasının arkasında şu umut vardı: Bu sene Gs genellikle ikinci yarılarda fizik düşüş yaşadı ve son 15-20 dakikalık dilimlerde çok maç kaybetti.

Devre arasında Şenol Güneş’in kafasında ne olduğunu çok merak ediyorum.

Gerçekten de ikinci yarıda Beşiktaş Gs’yi neredeyse sahasına kapattı. Özellikle 45-60 arasında Sosa gününde olsa gol ya da goller daha erken gelebilirdi. Doğru oyun sadece ileri uçtan kaynaklanmadı, en geriden başladı. Marcelo-Tosic ikilisi orta sahaya çok akıllı ve doğru çıkarak ilk serseri toplarda Atiba’ya müthiş yardımcı oldular. Bu sayede Oğuzhan ve Sosa hücuma çok daha konsantre katkı verebildi.

Nitekim Gs tehlikeyi görüp ileride top tutma adına Sinan Gümüş’ü oyuna aldı ama bu Beşiktaş’ı durdurmadı. Şenol Güneş buna iki oyuncu değişikliği ile karşılık verdi. Ki bana göre Olcay’ı oyundan daha erken alabilirdi.

Gol anında o seyirci sahaya bir saniye daha erken girse ve hakemin maçı durdurmasına neden olsa maç soğuyacağı için bu oyun heba olabilirdi. İlahi kattan yardım aldık desek yanlış olmaz!

Golde Oğuzhan’ın, şut çekecekmiş gibi yapıp en az düşünülen hatta düşünülmeyen yere tam dozunda pas atma özelliği yine ön planda idi. Gol olanlardan daha fazla olmayan pozisyonlarda da olmak üzere bunu sezon boyunca yaptı. Bu ona, tahmin edilmesi güç futbolcu olma niteliği kazandırdı. Gökhan Töre de geçen sezon böyle bir aşama yapmıştı ama o bu sene geri gitti.

Maçın kırılma anının, Beşiktaş’ın yumuşak karnı olan Tolga’nın 73’te çıkardığı top olması sezonun ironik notlarından birisidir. Tolga tam zamanında ve çok doğru şekilde topa çıkınca adeta maç döndü.

Ayrıca, Atiba’nın özellikle 1-0’dan sonra ceza sahası civarındaki serseri topları uzaklaştırmak ve ölü bölgelere taşımak adına oynadığı oyuna şapka çıkardım!

Bu arada savunma sorunlarını düşünürken eldekilerle geçici de olsa ehven-i şer bir çözüm bulunması umut verici. Tosic-Marcelo ikilisi bu maçta da ikinci yarının başından beri izlediğimiz tüm ikililere göre daha bütün ve uyumlu idi.

Hakeme gelince…

Dün geceki hakem mükemmel bir maç yönetmese de hiç değilse adaleti nispeten daha iyi dağıtabildiği için değerlidir. Biz buna da razıyız.

Yoksa hatalar vardı. Beck üç defa sarı kartlık hareket yaptı ve kartsız maç bitirdi. Yasin ve Sneijder ikişer defa sarı kartlık hareket yapmalarına rağmen oyunda kaldılar. İlk yarıda Sneijder’in çok tehlikeli bir yerde Quaresma’ya hareketine faul bile vermedi ama Olcay’ın benzer hareketine faul + sarı kart verdi. Bu benim gördüğüm en önemli çifte standardı idi.

Ligimizde sezonlar hakemler bakımından ikiye ayrılıyor. Hakemlerin Beşiktaş’ı durdurduğu sezonlar ve önüne çıkmadığı sezonlar. Önüne çıkmadığı sezonlardan ikisini (2003 ve 2009) şampiyon tamamlamıştık. Bu sene de hakemler Beşiktaş’ı durdurmadı.

Buna ilişkin çok sinyal var. En taze ikisini söyleyeyim.

Misal, dün gece daha maçın ilk yarısında Gs’li oyunculara hem de kendi sahalarında Beşiktaş karşısında iki sarı kartın çıkmış olması ligin genel pratiğinin dışındadır. Böyle bir Gs derbisini bir daha yıllar sonra görebileceğimizin farkındayız değil mi?

Misal, Mario Gomez haftalardır üç sarı kart sınırında. İkinci yarının başından beri, hakikaten sarı kartlık bir pozisyonu oldu mu diye dikkat ediyorum. Allah var, Sivas deplasmanında Burhan’ın topuğuna basıp kramponunun çıkmasına yol açtığı pozisyon dışında bir pozisyon tespit edemedim.

Ancak, hepimiz çok iyi biliyoruz ki, Mario Gomez’i eksiltmek isteyen hakemler için aslında bu hiç mesele olmazdı. Herkesin içinde sadece Atiba’ya çizgiye bastı diye sarı kartı verip Gs maçında oynamamasını sağlayan bir hakemlikten bahsediyoruz.

Özetle, bu hakemlerle barışık görüntü sezon boyu devam etti.

Sonuçta Beşiktaş türlü dedikoduların üretildiği bir maçı hem dedikoduları silerek hem de hakem desteği olmaksızın tertemiz kazanarak şampiyonluk yolunda okyanusu geçti.

Ancak dikkat… Gevşemek yok.

Çünkü okyanustan sonrası dere değil. Gerek Osmanlıspor gerek Konyaspor aynı motivasyonla üstümüze gelecek sert rakipler. Kolay maçlar olmayacak.

Şenol Güneş ve yönetimin tedbirli ve konsantre tavrı buradan ileri geliyor ve ciddiyet takıma da yansıyor. En büyük güvencemiz bu. Ancak, Türkiye’de Beşiktaş’ı şampiyon görmeden şampiyonluğa inanmayacak kadar çok şey gördüm.

Ortada 6 puan var. İki maç, iki hafta eder. Yol kısaldı. Fb ve medyası açısından baktığımda, ne olacaksa bu iki haftada olacak!

Medyaya bakıyorum, neredeyse ağıtlar yakılacak. Suratlar düşük, sesler çatlamış… Bu ligi biraz biliyorsam kalan iki maçta her türlü taklaya şahit olabiliriz.

Özetle, kazanılmış bir şey yok. Fb’yi 79 puan kabul edip, 76 puanımızı 80 yapana kadar gevşemek yok!

Şampiyonluk kolay değil.

Hangisi kolay olmuştu ki?

Cengiz Gürsel

Bir Cevap Yazın