İşin gerçeği

Selamlar, sevgiler;

Sevgili Erden Bolerden’in geçtiğimiz hafta yazdığı iki yazısı üzerinden gidelim.

Öncelikle, Braga-Fb maçının ülke futboluna tuttuğu ayna üzerine yaptığı esprili saptamaların yer aldığı şu yazıyı dünya
“ibret tarihi”ne kaydetsinler:

http://forum.webkartallari.com/thread/17-mart-2016-braga-tezahuru/

Esprili diyorum ama aslında Beşiktaş taraftarı yazıda geçen tüm söylemlerle gerçekten karşılaştı ve senelerce makaraya alındı.

Yeryüzünde ikinci bir kulüp daha gösteremezsiniz ki “ben futbol izlemem, takım da tutmam ama Fb’yi sevmiyorum” diyen yığınla insan olsun.

Toplumda Fb’ye duyulan antipatinin arkasında, Fb yönetiminin ve taraftarının kolaya kaçarak “meyve veren ağaç taşlanır” diye adlandırdığı kıskançlık yok. Ancak, başka bir insani duygu var: Adalet!.. Buna bir de “kibir” eklenince zaten antipatik olmamak mümkün değil.

Braga-Fb maçı ayrıca, Fb’nin Avrupa’daki maçlarında kendi ülkesindeki birçok kişi tarafından neden desteklenmediğinin cevabı oldu. Senelerdir on ton yazı ile anlatmak istediklerimizi Hırvat hakem 90 dakikada anlatmayı da bırakın, adeta resmetti.

Maçta ve sonrasında öyle müthiş çakışmalar vardı ki, hani o gece ilahi bir senaryo yazıldı ve oynandı desek yeridir.
Hırvat hakemin Fb’li oyuncuları dakika dakika sinirlendiren ve hataya zorlayan yönetimi size hangi maçı hatırlattı?… 25 Ocak 2004 desem?

Peki, Mehmet Topal’ın kolları kapalı olduğu halde karşıladığı topa verilen penaltıya ne dersiniz? Maçın kopma anı. Hangi maçtı hatırlayamadım ama Fb’ye verilen ve taraftarının gayet güzel kutladığı ucuz penaltılardan birinin karbon kopyası.

Ya maç sonrasında Braga Teknik Direktörü’nün “zafer” söylemi ve hakemden konuşmak istememesi ile Fb Teknik Direktörü’nün hakemden şikayetleri size ülkemizden nice maçı hatırlattı mı?

Tartışmayı doğru eksende sürdürebilmek için şunu bilmemiz lazım. Buradaki karşıtlık Fb’ye değil, Fb tarafından temsil edilen rekabet zihniyetine.

Çünkü o zihniyet, bir taraftan çifte standartlar işine yaradığı için alınan başarılar üzerinden kurduğu saltanatı sürerken diğer taraftan adalet talep edenlere karşı mesnetsiz bir kibirle tepki gösteriyor. Brugge’a elenen Beşiktaş’ı resmi sitesinden “köy takımına elenen” diye makaraya alan bu zihniyet, özne kendisi olunca adeta nereye saldıracağını bilemiyor. Düşünün, kendi ülkesinin takımı Braga’yı kutlayan Quaresma’ya bile laf sokuşturma çabası içindelerdi. Bir zamanlar, eliyle 8 işareti yapan Lugano muydu, ben mi yanlış hatırlıyorum?

Sporunda bunlar olan bir toplumda gerginlik bitmez!

Son olarak, hala daha bize “bu hakemi adil sandığımız” için tepki gösteren Fb’li var ise onları klasman dışı bırakıyorum. Onlar artık “Barcelona, Bayern falan bizi tehlike olarak gördüğü için kumpas kurdular” diyen “Alice Harikalar Diyarında” grubunda oldukları için tartışmanın muhatabı değiller.

Bu ön açıklamalardan sonra konuyu açalım.

Braga-Fb maçı, Beşiktaş’ın, iki kutuplu ligin gidişatını etkileyecek kadar palazlandığı sezonlarda karşısına çıkan hakem hataları dağılımından şikayet ettikleri anlarda ne demek istediklerini anlattığı için ibretliktir.

Futbol düzenimizin nasıl kendine Müslüman olduğunu bir gecede gösterdiği için önemlidir.

Yöneticiler kendine Müslüman, çünkü bire bir aynı hakem hatası kendilerine avantaj sağladığında Erden Bolerden’in yazısında geçen türlü cümlelerle kafasını kuma gömenler, benzerini yaşadıklarında isyandaydılar. Tek fark, soyunma odasını basamadılar, UEFA’ya yürüyemediler!

Futbolcular kendine Müslüman, çünkü hakem hatalarının asimetrik dağılımı ile gelen başarıları “destan” diye boy boy demeçlerle anlatan oyuncular, hakem hataları sahada kendilerine dokunduğunda delirmiş halde tekmeler savuruyorlardı.

Taraftar kendine Müslüman, çünkü 12 sene önce Samsunspor-Beşiktaş maçında Beşiktaş’a karşı benzer bir hakem yaklaşımı ve arkasından gelen diğer hakem hataları ile üçüncü yıldızı takarlarken göbek atanlar, bugün benzerini yaşayınca tepki gösteriyorlar.

Federasyon kendine Müslüman, çünkü senelerdir idare ettiği ligler bu gibi çifte standartlar ile keyifsiz, yavan, izlenmez hale gelip, tribünler boşalırken burnundan kıl aldırmayan, ancak, bir maçtaki hakem skandalı ile UEFA nezdinde harekete geçen bir kurum görüntüsünde. Adama derler, “sen kendi liglerindeki hakemlerin haline bakmıyor musun hiç” diye!

Medya kendine Müslüman, çünkü bir zamanlar beş Beşiktaşlıyı oyundan atan hakemin tek yanlı idaresini “örnek hakem” diye yere göğe koyamazken, Hırvat hakemi, “böyle hakem görmedik” diye bombardımana tuttu. Hakikaten görmediniz mi yoksa iş “milli” boyutta olunca gördüklerinizi yazmak, söylemek daha mı kolay oluyor?

Maçları, NBA’de Doğu Karması-Batı Karması maçı kıvamında değil, futbol maçı gibi dakika dakika izleyen Beşiktaşlılar senelerce ne dediler?

Aşırı parasallaşma ülke futbolunu ileriye değil geriye götürdü. Domino etkisi kaçınılmazdı. Zira;

1. Bu lig, havuz sistemine geçilen 1996 yılından bu yana iki kutuplu hale geldi. Çünkü kulüpler sahadaki güçleri ile değil temsil ettikleri ekonomik büyüklüğün verdiği lobi gücü ile sıralandı. Sahanın içi puan durumunun belirlenmesindeki ağırlığını kaybetti.

2. Bu da sistemin kulüplere olan yaklaşımını bir hiyerarşiye soktu. Üç büyükler-Anadolu ayrımına, üç büyüklerin kendi içlerinde sarışınlar-Beşiktaş ayrımı eklendi. Kurallar bu hiyerarşiye göre uygulandığından ortaya adaletsiz sonuçlar çıktı. Böylece ligin rekabetçilik seviyesi düştü. Bunun görünen yüzü de hakem hataları dağılımı oldu.

3. Bu çarpık durum, yani düşük rekabetçilik düzeyine sahip bir ligin olması da oyuna olan inancı zayıflattı. Böylece hem gerginlik arttı hem de tribünler boşaldı. Ülke futbolu geriye gitti.

4. Bu da kaçınılmaz olarak zincirin son halkası olan Milli Takım’a ve diğer uluslararası göstergelere yansıdı.
Sonuç… Son 20 sezonun 17’si şampiyon ya Gs ya Fb.

Bugün hedefleri, ya mali krize girmiş Gs’yi CL’ye gönderebilmeye ya da Gs’nin iç ve dış göstergelerinin kıskançlığı ile büyük paralar harcayarak muhakkak şampiyon olması gerektiği havasını kamuoyuna empoze etme şımarıklığını gösteren Fb’nin gazını çıkarabilmeye kadar indirgemiş bir futbolumuz var ise bunu oyunu sahadan çıkarıp “modernleştiren (!)” endüstrimize borçluyuz!

Endüstri bir şeyi hesaba katamadı ama.

Bu ülkede belki Gs ve Fb taraftarı olan büyük çoğunluk, bir şekilde iki senede bir şampiyonluk geldiği için konuyu derinlemesine düşünme zahmetine girmez ama elbet adalet talep edenlerin de bir söz hakkı vardır. O haklardan birisi işte Braga-Fb maçının gecesi ortaya çıktı.

Beşiktaş-Samsunspor maçında zıvanadan çıkan Beşiktaşlı oyuncular için “ama kendilerine hakim olacaklar canım” diyen ve maçın hakemini yılın hakemi olarak gösteren zihniyet 12 sene sonra futbolcuların etten, kemikten yapılmış olduğunu ve beyin, oksijen, adrenalin üçgeninde gayet insani olunabileceğini görmüş olmalı ki bu defa futbolcuları bırakmış hakeme ateş püskürüyordu.

Kimse de sahadaki kepazeliği “Braga’nın büyüklüğü kıskanılıyor” diye anlatmaya kalkmadı!

Aslında, birçok Fb ve Gs taraftarı ile aynı şeyi söylüyoruz. Sorun pratikte! İki yüzlülük orada başlıyor. Yadırgamıyorum, toplumca böyleyiz.

Hakem hatalarının sıfıra indiği ideal bir ortam yok. Hakem hataları hep olacak. Amaç, hakem hatalarının simetrik dağılması olmalı. Bu da, günümüz endüstriyel koşullarında mümkün değil ve muhtemelen hiçbir ülkede %100 yapılabiliyor diyemeyiz. Çünkü insan faktörü önünde sonunda suyu bulandıracaktır.

Dikkat edin. Sadece bizde değil, dünyada da hakem hatalarını asgariye indirecek her türlü teklif dirençle karşılaşıyor. Bizde de yabancı hakem teklifini duyanlar köpek görmüş kedi gibi tıslar. Çünkü kimse sahanın içini sponsorların, lobilerin, medyanın, varlığı ratinglere bağlı olanların işine geldiği gibi etkileme imkanını kaybetmek istemez.

“Kale arkası hakemi ne işe yarar” diye soranlar da gayet iyi bilir ki, sahanın her tarafını hakemle doldursanız da çalınacak penaltı vardır çalınmayacak penaltı vardır!

Bu yüzden bu kadar parasallaşmış bir ortamda %100 ideal adaleti yakalamış futbol düzeni olmaz.

Ancak, bunu ideale yaklaştıran ülkeler futbolda potansiyellerini kullanabilirken, bizim gibi temel rekabet sorunlarını çözemeyen ülkeler patinaj yapmakla meşgul olurlar.

Zira, her konuda olduğu gibi burada da toplum kendi talebinin niteliği ne ise karşılığında onu alıyor ve farkında olmadan onun bedelini ödüyor. Başka deyişle, nasıl bir yönetici tipi, medya, futbolcu, hakem talep ediyorsak onu alıyoruz. Sonuçta layık olduğumuz rekabet düzleminde debeleniyoruz.

Bizi “saplantılı” gibi gösteren her sene bunlardan sızlanıyor olmamız. “Canım bu Beşiktaşlılar da her sene aynı teraneyi seslendiriyor. Bıktık artık”… Bıkarsınız, çünkü her sene aynı teraneyi izliyoruz!

Yıl 2016 olmuş, hala 2004’teki Fb yöneticilerinin “bizi çekemiyorlar” söyleminden kurtulamadık!

Geri kalmışlığın yakın tarihini hatırlayalım.

Gs, 1997-2000 döneminde hakem hatalarının asimetrik dağılımından yararlanarak üst üste 4 şampiyonluk aldı ve öne çıktı. Rekabette kendine sadece Gs’yi baz alan ve en temel rekabet motifi “Gs kıskançlığı” olan Fb de bizzat Başkan düzeyinde “bu işlerin saha dışında bittiğini öğrendik” diyerek 2000’lerden itibaren bu kültüre ortak oldu.

2001’deki “ne Mustafa Denizli’si, sadece 5 maçı ben aldım” cümlesi ile 2011’deki şike/teşvik sürecinde “yaptıysam Fb için yaptım” cümlesi tarihidir. Çünkü bu cümleler artık ülkede rekabetin ne üzerine şekillendiğini birinci ağızdan anlatır.

O zaman Gökhan Töre “fuck off” dediğinde ceza veren sistemin, hakemin dibinde aynı küfrü bağırdığı halde Emre Belözoğlu’nu duymamasını, Emenike’nin striptizinin kırmızı kartla cezalandırılmamasını, Beşiktaş’ın bir sezonda 17 penaltısı verilmezken Gs’li Burak’ın kendini yere atışlarına, Fb’li oyuncuların penaltı ile ilgisi olmayan hareketlerine alelacele penaltı verilmesini, penaltı noktasını eşeleyen Bilica’nın oyunda kalmasını, Fernandes’in çıkış tünelinde sarı kart görüp Fb maçında cezalı duruma düşmesini, tarihte sadece Atiba’nın çizgiye bastığı için Gs maçında cezalı duruma düşmesini, aynı hakemin farklı maçlarda aynı pozisyonda sadece Beşiktaşlıları cezalandırmasını, bir maçta beş Beşiktaşlıyı oyundan atan hakemin Gs’li Ayhan’ın yüzüne küfretmesini görmemesini ve daha nicesini bu resmin içinde yerine koyabiliyoruz.

Sadece 2014-15 sezonu hakem hataları dağılımının haftalar itibarı ile seyri bile bu oyunun ülkemizde formaya, puan durumuna, dakikaya, skora göre idare edildiği tezini destekler nitelikte. Dünyaya kırmızı kart görmeden şampiyon çıkaran futbol düzenini armağan eden tek ülke olmanın haklı gururunu yaşadık!

Bütün bunlar olurken Türk futbolundan falan bahseden de yok yalnız! Yani futbolun ilerlemesi için asıl gerekli olan “rekabet kültürü” iki kulüp arasındaki “tencere dibin kara seninki benden kara” rekabetine hapsedilip ayaklar altına alınırken, ilerleme diye kamuoyunun önüne “marka değeri” gibi süslü kavramlar, Roberto Carlos, 50 bin kişilik stat, lisanslı ürün satışı falan atıldı.

Beşiktaşlılar bu nedenle Braga-Fb maçında izlediklerinden keyif aldılar.

Çünkü en azından o gece artık hiçbir şey söylemek zorunda değillerdi. Hiç hesapta olmayan bir Hırvat Fb’lilere, öğrenmenin en kesin yolu olan “tecrübeyi” tattırmıştı.

Bize tıpkı kimyadaki turnusol kağıdı deneyi gibi iki yüzlülüğümüzü bir gecede gösterdi.

Hırçınlık, yaşadıkları bu sert yüzleşmeden ileri geliyor.

Bir de şu “Kapıkule’den sonra herkes bir” diyerek konuya bizim pencereden yaklaşanları daha milli olmaya davet edenler var.

Açıklayalım.

Ben 19 yaşındaydım. Gs, Xamax’ı 5-0 yenmiş ve Avrupa’da o dönem için büyük bir başarı almıştı. Her ne kadar 1987 yılındaki teşvik primi hadisesinden dolayı Gs antipatik gelse de Beşiktaş bayrağımı kapıp kutlamalara katılmıştım. Yanımda bayrakları ile Fb’li arkadaşlarımın da olduğunu hatırlıyorum.

Dört kulübün taraftarları caddeleri doldurdu. Kimse kimseye tek kelime etmedi ve maç omuz omuza kutlandı. Sorun bakalım kendinize bu bugün neden mümkün değil?

Çünkü gel zaman git zaman Yeni Türkü’nün de dediği gibi “biz büyüdük ve kirlendi dünya”…

İçerideki rekabet zehirlendikçe dengesiz hale gelen iç ve dış başarılar önümüze kibir ve büyüklük ölçüsü olarak konmaya başladı. Kaynakların dağılımı ligdeki şampiyonluk, göğüsteki yıldız, rating ve Avrupa’daki başarıya endekslendikçe de bu oyunu takip edenler sistemin Beşiktaş’a “sen şurada bir dur” diyerek iki kulübü nemalandırma peşinde olduğunu anladılar.

O noktada romantik taraftarlık dönemi bitti.

Yoksa kimse bir Türk takımına karşı Allah’ın Rus’unu, Portekizlisini, bilmem nesini tutmaya hevesli değil.

Bu yüzden, ülke sporunu geriye götüren bu hastalıklı ve iki yüzlü rekabet kültürünün Avrupa’da taçlanması ve taçlandıkça içeride daha da coşmasını istememek bana ülke puanını artırmaktan daha milli geliyor.

Bundan sonrası için görüşlerimi de başka bir yazıda özetlemek istiyorum.

Cengiz Gürsel

Bir Cevap Yazın