Kafayı neye takmak lazım

Selamlar, sevgiler;

Beşiktaş’ın 4-0’lık Kayserispor galibiyeti ile ne gaza gelmek doğru ne de bu galibiyeti küçümsemek. Eğer her maçın bir adı olsa Kayserispor maçınınki “şampiyon gibi oynayan takım” olurdu.

Doğrudur; Kayserispor, hele hele bir de 40 bin kişi önünde kendi evinizde iseniz, karşısında şampiyon gibi oynamaya müsait bir rakip.

Ancak, geçen sene bu zamanlarda gene kendi seyircimiz önünde 1-1 biten Gaziantepspor maçını hatırlatmak isterim. O maçta da özellikle ikinci yarıda şampiyon gibi oynamıştık ama yetmemişti.

Çünkü “bitiremiyorduk”.

Bu seneki Beşiktaş’ı, geçen seneye göre, son üç haftaya bir numaralı şampiyon adayı olarak sokan iki tane fark var. Birincisi hakemler önüne çıkmadı, ikincisi bu takım “bitiriyor”.

Bu maçı teknik olarak anlatmaya gerek yok. Sezon boyu Beşiktaş’ı izleyen herkes gördü. Takımın temel oyun karakteristiğinin olumlu tarafının skora hızla yansıdığı bir maç oldu dersek her şey anlaşılır.

Nedir o karakteristik? Beşiktaş, oyun düşüncesini rakibini diz çöktürme üzerine kurduğu anda önü açık. Tersine, kurgusunu oyunu tutma üzerine yaptığında ise bu defa her türlü riske açık.

Medyanın ve Fb yöneticilerinin psikolojik baskıyı iyice artırdığı son düzlüğe girdik. Öyle üç rakiple maçımız kaldı ki, üçü de medyanın ve Fb’nin iştahını kabartıyor ama böyle silahları olan, şampiyonluğa kilitlenmiş bir Beşiktaş’ın da (koşullar oluşursa) beklenmedik rahatlıkta geçebileceği üç rakip.

Başka deyişle, bundan sonrasını Şenol Güneş’in ve takımın konuya yaklaşımı belirleyecek.

Hangi gazeteyi okusanız, tv programını dinleseniz konuyu savunma sorunlarından açıp, gene savunma sorunlarıyla kapatıyor. Fb haberlerini ilk sıraya alarak, Beşiktaş’ı, sezonu çoktan kapamış Gs’nin de sonrasında, arka sayfalarda tutup, sanki bu ligin lideri Paraguay’dan bir takımmış gibi yabancılaştırarak var olan psikolojik yükü daha da ağırlaştırmaya çalışıyor.

Bu tuzağa düşüp, şu güle oynaya kazanılmış Kayserispor maçında dahi, durum 3-0 iken stoperlerin arasına sızıp kaleciyle karşı karşıya kalan Kayserili oyuncuya ya da topun üçte ikisini gol çizgisinden piknik yapan adamın rahatlığında geçiren bir kaleci ile şampiyon olmaya çalışmamıza kafayı takabilirsiniz.

Ancak hayır… Konu artık psikolojiye dayandı ise, kafayı başka yere takmamız lazım. Bu şampiyonluk yarışındaki durumumuzu savunmamız değil hücumumuz belirleyecek.

Öyle üç maç oynuyoruz ki, kafayı oyunu ve skoru tutmaya takarsak, o top sağlık topuna döner ve rakipler bunun faturasını keser… Ancak, gene öyle üç rakiple oynuyoruz ki, temel motivasyonumuz bir sonraki golü kovalamak olursa, artık gelecek sezonu düşünen rakipler olduğundan, şampiyonluk motivasyonunu dibine kadar kullanıp istediğimizi alabiliriz.

Şampiyonluktan büyük motivasyon yok. Rakibin motivasyonu ne kadar sert olursa olsun biz kendi motivasyonumuzu demiri eriten kaynak gibi kullanmak zorundayız.

Hakemler de abuk sabuk kartlarla Beşiktaş’ı eksiltmediğine, hedef oyuncularını oyun içinde sindirmediğine, penaltılarını, kritik duran toplarını verdiğine, yani futbol oynamasına izin verdiğine göre artık top Beşiktaş’ın ayağında!

Herkes biliyor ki Beşiktaş’ın bunu yapacak gücü fazlasıyla var. Korktukları da bu zaten.

Bu yüzden medyadaki çaba savunma zaafları ile kaybetme psikolojisini ayaklara pranga olarak takmak. Bu prangayı, skoru aldıktan sonra korumaya çalışan değil, coşkuyla pekiştirmeye çalışan Beşiktaş kırar.

Bunu çok iyi biliyorlar.

Sezon başında olsak oturur düşünürdüm. Çünkü zor bir şey tanımlıyoruz. Devamlı üst seviyede kalacak ve hep bir sonraki golü düşüneceksin. Sürdürülebilir bir mantık değil. Ancak, bu takım buraya hücum gücüyle geldi.

Beşiktaş, hızını 180 km/saate çıkardığında Mercedes, 60 km/saate düşürdüğünde Uno’ya dönüştüğü için son üç maçta vitesi beşte tutmaktan başka şansı yok. Çünkü ancak o zaman psikolojik kozu rakiplerin ve medyanın elinden alabilir.

Özetle;

Kazandıkça medyada basketbol, voleybol sevgisini (!) ortaya çıkartan Beşiktaş’ın tuzağa düşmeden ülke futboluna çölde vahayı yaşatması için üç maç kaldı.

Üç maçta alınacak yedi puan ülkeyi vıcık vıcık Fb propagandasından kurtaracak ve gazetelerde, tv’lerde, radyolarda süzgün suratla, zindan gibi bir ses tonuyla Beşiktaş haberleri yapanları keyifle izlememizin yolunu açacak.

O yedi puan, ülke sporuna “formadaki yıldız”dan öte hiçbir mesaj veremeyen hormonlu rekabet anlayışına voleyi yapıştıracak. 2015-16’nın, şampiyon olmak için her türlü taklayı atmaya hazır camialara gelecek yıllarda gösterilecek pırıl pırıl parlayan bir referans sezon olmasını sağlayacak.

O yedi puan, iki sarışının “tencere dibin kara, seninki benden kara” rekabeti tarafından ümüğü sıkılmış ülke futboluna nefes aldıracak.

Hayır… Bu şampiyonluğu Beşiktaş’ın savunma zaafları değil hücum üstünlüğü belirleyecek!

Şenol Güneş’inden, Sosa’sına, Başkan’ından tribündeki taraftarına, malzemecisinden tv başındaki bendenize kadar herkes bunu böyle bellemeli.

Gerisi inşallah bayram.

Ben inanıyorum.

Cengiz Gürsel

Bir Cevap Yazın