O bir gol önemliydi!

Selamlar, sevgiler;

Fb’nin Osmanlıspor beraberliği Beşiktaş’a kalan 8 maçında bir beraberlik lüksü vermişti ama Kasımpaşa mağlubiyeti bir çuval inciri berbat etti. Bu maç hiç değilse 2-2’ye bağlanmalıydı!

O tek gol önemliydi.

Şimdi ipler uzun süre sonra rakibin eline geçti ki korkulan buydu. Çünkü rakibin saha dışı hüneri kamuoyundaki paranoyayı körüklüyor. Kimse kızmasın. Fb denince akla gelen rekabet kültürünün çirkin yüzü Beşiktaşlıların kabahati değil!

Yalnız şunu da unutmamak lazım. Eğer bu yarışın bir yerinde ipi vereceksek en uygun zaman buydu.

Şimdi Beşiktaşlının iki varsayımla yoluna devam etmesi gerekiyor. Bir, bundan sonraki maçlarda böyle oynama ve kaybetme lüksü yok. İki, Fb bir yerde takılacak. Yoksa geçmiş olsun.

İyi haber, şu ana kadarki hakem hataları son yıllarda görülmediği kadar adil dağılıyor. Hakem hataları dağılımı şu ana kadar ne Beşiktaş’ın önüne çıktı ne de Fb’yi itekledi. Başka bir ülkede söyleseniz gülerler ama bu ülkede bu Beşiktaş için avantaj.

Kötü haber, takım puf böreği gibi. Bu mağlubiyetin nedeni havaya girmek, laubalilik falan değildi. Neden açık. Özellikle savunmada ikinci yarıda tahmin ettiğimiz dezavantajları yaşamaya başladık.

Kasımpaşa maçının iyileri Sosa, Necip ve Atiba idi. Ancak Necip, ilk golde Beck’in kademesini atlayarak iyi oynadığı maçta bile skora olumsuz tesir etmeyi başardı.

İkinci gol ise bir Marcelo hediyesi olarak tarihe geçti. Orta sahada saçma sapan oyun kurma hevesini rakip öyle bir dakikada cezalandırdı ki, Şenol Güneş’in Tolgay-Frei hamlesi de boşa düştü.

Marcelo’nun bu saçmalaması adeta sabotaj etkisi yaptı. Takım 1-1 devam eden maçta koca bir ikinci yarı galibiyeti kovalayacakken şimdi moral olarak güçlenen rakibe karşı yemeden iki gol atma mecburiyeti içine girmişti. Takım bu psikolojik yükü kaldıramadı.

Aslında Marcelo-Necip ikilisi rakibin en büyük tehdidi olan Eren’i ilk yarıda kontrol altında tutmayı başardı ama belli ki Beşiktaş Rhodolfo-Ersan ikilisinin bozulması ile sanıldığından daha fazla kayba uğramış. Haydi Ersan’ın satışını anlarım da Rhodolfo’nun sakatlığı hakikaten büyük şanssızlık!

Madem savunmadan açtık konuyu o halde beklerin perişanlığını da söyleyelim. İsmail sahanın içindeki topu kendi kendine taca çıkaracak kadar saçmaladı. Sahanın en kötü oyuncusu oldu. Beck ise bugüne kadar idare ettiği savunma fonksiyonunu da yerine getiremedi. İlk golün sahibi Del Valle Beck’i ezdi geçti.

Bu arada ne olduğunu henüz anlamadığımız Boyko da maalesef kalesinde güven vermiyor. İnşallah yanılırım ama galiba artık iki Tolga’mız var!

Takımın arka tarafında manzara bu olduğuna göre Beşiktaş için artık kalan maçların sloganı mümkün olduğu kadar topa sahip olup çok gole ulaşabilmek olmalı. Çünkü top kaleye yaklaştıkça şampiyonluk uzaklaşıyor! Takımın önü Audi, arkası Uno gibi.

Aslında dün ikinci yarıda Beşiktaş galibiyeti alabileceği futbolu bir nebze oynayabildi ve bunun sinyallerini de verdi. Daha 49. dakikada geriye düşmek bütün hesapları bozdu. Şenol Güneş oyuncu değişikliği için eleştiriliyor ancak ben öyle düşünmüyorum.

Gökhan ve Quaresma’nın yokluğu Beşiktaş’ı kanatlarda yaratıcı oyundan düşürdü. Çünkü Olcay her zamanki gibi kötü idi ve Frei ise kendini ispatlama çabası yüzünden tüm sezon aşamadığı debelenme görüntüsünü devam ettirdi.

Şenol Güneş’in çok hamle şansı yoktu. Benim düşüncem Olcay-Cenk hamlesi ile sol tarafı işletmeye çalışacağı idi ama o Sosa’yı sağ çizgiye yollayıp Frei’yi çıkartarak bir artı hamle üretti. Olcay-Cenk hamlesi de sonradan geldi. Bu planın tutmamasının temel nedeni Marcelo’nun şuursuz oyun kurma hevesi olmuşken bir teknik adam bu yüzden neden eleştirilir anlamıyorum.

Ve Beşiktaş aslında bu kadar konsantre olmuş dirençli bir rakibe karşı bile ikinci yarıda pozisyonlar üretebildi. Bunun nedeni de Tolgay, Oğuzhan ve Atiba’nın dikine oyun alışkanlığını hatırlamaları, Sosa’nın da sağ tarafı işler hale getirmesi oldu.

Bu arada Atiba’ya helal olsun. Altını bağlayıp (!) çıktığı maçta bile takımın üçte ikisini geride bıraktı!

Bu dikine oyun tarzı doğru ve hızlı uygulanabildiğinde Türkiye liginde hemen fark yaratıyor. Çünkü ligde takımların orta sahaları genelde Beşiktaş’ı kendi ikinci bölgesinde, en kötü üçüncü bölgede durdurmak üzere baskı yapıyor ve bu anlarda çizgi halinde yakalanıyor. Beşiktaş’ta bunu adam eksilterek ya da dikine pasla aşabilecek adam sayısı fazla. Kasımpaşa maçının ikinci yarısında da bunu izledik.

İlk yarıda Beşiktaş’ın sızmalarına izin vermeyen göbekteki Adem Büyük ve Hakan Arslan’a sağda Scarione solda Del Valle yardım etti. Top Beşiktaş’ın istemediği, zaman çalıcı bölgelerde gezdi durdu. İkinci yarıda ise Tolgay’ın yardımı ile bu bölge çizgi halinde yakalanıp delinmeye başladı.

Ancak, orada da bitirici eksikliği ortaya çıktı. Son maçlarda Gomez’i doğru yerde topla buluşturma sıkıntısı başladı. Bu da Gomez’i yalnızlaştırdı. Çok istekli oynamasına rağmen etkisiz kalıyor. Çünkü dar alanda etkili bir oyuncu. Ağır olduğu için alan genişledikçe etkisi azalıyor. Bu yüzden artık Cenk Tosun’un ilk onbirde düşünülmesi söz konusu olabilir.

Maçın hakemi skora doğrudan etki edecek hata yapmadı. İlk yarıda Necip, Beck, Adem Büyük ve Castro’ya sarı kart göstermesi gerekirdi. Kasımpaşalı Eren’in önemli bir pozisyonu ofsaytla kesildi ama ofsayt yoktu. Bir de tüm hakemlerde olan olumsuz eğilim bu hakemde de kendini gösterdi. Bizim ligdeki kadar zaman çalan oyuncuya tahammül gösterilen bir ortam daha yoktur herhalde.

Bu maçın iki yönü daha konuşuldu.

İlki Rıza Çalımbay’ın Beşiktaş’a karşı ekstra motive olup olmadığı tartışması. Rıza Çalımbay’ın meslek ahlakı tartışılmayacak kadar üst düzeydedir ama insan hakikaten Kasımpaşa’nın Fb karşısındaki helvadan hallice görüntüsü ile dünkü konsantre görüntüsü arasındaki farktan rahatsız oluyor.

Kuşkusuz bunun birçok makul açıklaması olabilir. Zaten ben bu başarısızlığı Rıza Çalımbay’a falan bağlamıyorum. Şampiyonluğa oynayan takım dünkü görüntüde olmaz.

İkincisi ise son günlerde Başkan’ın stat başta olmak üzere kulübün geleceği ile yaptığı açıklamaların zamanlaması ve bu arada hızını alamayıp Gs’ye sataşması. Bu konular ligin önüne geçti ve takım bundan olumsuz etkilendi mi?

Doğru mu yanlış mı tartışmıyorum ama bana göre Başkan bir süredir iki şeyi aynı anda yapmaya çalışıyor. Birincisi, stat açılışını takımın şampiyonluk havasını destekleyici bir motivasyon unsuru olarak kullanmak.

İkincisi ise futboldaki sarışın dominasyonunu kırmanın temellerini atabilmek. Bunun yolu da ekonomik olarak sistemin kenara atamayacağı büyüklüğe ulaşmaktan geçiyor. Çünkü herkes biliyor ki bu ligde ancak can yakacak ekonomik büyüklüğünüz var ise penaltılarınız görülüyor, “fuck off”lar duyuluyor, Atiba herkes gibi çizgiye basabiliyor, oyuncunuz sahayı eşeleyip, tükürük saçıp, istediğine tekme atıp sahada kalabiliyor falan…

Bu yüzden Başkan öncelikle Beşiktaş’a temsil ettiği ekonomik güç anlamında sıçrama yaptırmak istiyor. Bunun için sinekten yağ çıkartıyor. Kalan üç iç saha maçından da alabileceği azami geliri almaya çalışması, bunu bir de forma geliri ile desteklemesi önemliydi. Stadın tasarımı, sponsorluk planları vb hep düzenli gelir üretme üzerine kurulu.

Ayrıca, bu çabanın zihinsel boyutu söz konusu. Dikkat edin, söylemlerinde Beşiktaşlının müzmin üçüncülüğünü hedef alan ifadeler var. Başkan bence camianın bir bütün halinde sarışınların saha dışı egemenliğini tehdit edeceği zihinsel bir altyapı oluşturmayı amaçlıyor.

Bu arada yaşı genç olan birçok futbolseverin bilmediği, geçmişte Beşiktaş’tan çalınan şampiyonlukları gündeme getirerek var olan hiyerarşinin suniliğini vurguluyor. Bu da doğal olarak sarışınların tepkisini çekiyor. Durduk yerde Gs’nin 23 sene önceki 8-0’lık şampiyonluğuna gönderme yapmasına dikkat edin. Gs’den gelen resmi cevap çok sertti belki ama içeriği bomboştu. Dolu da olamazdı zaten. Aklı başında herkes neyin ne olduğunu biliyor. Başkan doğruyu konuşmuş ve “unutmadık” mesajını vermişti.

Amaç bence, Beşiktaş’taki potansiyeli harekete geçirip Beşiktaşlıları sistemin içine çekmek. Böylece daha çok decoder, tiraj, rating anlamına gelecek olan bu grup futbol ekonomisinde, dolayısı ile sahanın dışında ağırlığını hissettirebilir, bir anda “fuck off”lar duyulur, penaltılar görülür!

Tabii stat açılışını bir şampiyonlukla taçlandırıp kendi geleceğini düşünmesi de çok doğal. Tüm bunlara itiraz edecek bir Beşiktaşlı olduğunu sanmam ama zamanlaması, şekli ve dozu bu mu olmalı o tartışılır elbette.

Bugüne dönelim.

Bana göre Kasımpaşa mağlubiyeti şampiyonluk şansımızı %75’ten %25’e indirdi. Normal şartlar altında böyle bir matematik olmaz diyebilirsiniz. Bu keskin inişin nedeni Beşiktaş’ın saha dışında müzmin kaybeden kulüp olması. Rekabette artık diğer unsurların devreye girmesi muhtemel.

Yoksa aslında tüm rakiplerin Beşiktaş’a da Fb’ye de aynı konsantrasyonda oynayacak kadar spor ahlakına sahip olacağı ve başta hakemler olmak üzere saha dışı faktörlerde adaletin bozulmayacağı varsayımı altında yarış daha çok su götürür.

Şenol Güneş, üzerine yapışmış olan finalde kaybeden hoca izlenimini silmek için çok önemli bir döneme girdi. Bu sürecin sonunda ya Beşiktaş’ın uzun dönemli hocası olacak ya da bu etiket üzerine daha da yapışacak!

Son söz olarak yazıyla ilgisiz görünse de aslında çok ilgili bir soru sorayım:

Neredesin Gökhan Töre?

Cengiz Gürsel

Bir Cevap Yazın