ADALI

Bu Cuma akşamı Seral Adalı ile özel görüşme durumum olacak sormak veya iletmek istedikleriniz varsa bu mesaj altına yazınız ltf.

BJK:Tez

Bir taraftar gözüyle Serdar Adalı’nın Fikret Orman’dan daha tatminkar bir başkanlık dönemi geçirme ihtimali beni benden alıyor olsa da, Beşiktaş taraftarı gözüyle de bakınca da, böylesi zorlu şartlar altında başkanlık görevine talip olup, bir önce ki dönemle kıyaslanamayacak kadar hafif hatalarla kulübü yönetmiş olan Fikret Orman’ın sırf, başarıyı hemen yakalamak, rakiplerimizle rekabet edecek seviyeye bir kere de sıçrayarak varmak, nne de güçlü olduğumuzu el aleme göstermek adına, harcanmaması, dolayısıyla bir dönemde daha başkanlık yapması gerektiğine inanıyor, aksi bir sonucun vicdanımı dürttüğünü belirtmek istiyorum.

Yada kısaca, Fikret Orman devam etmeli.

Gönderen: burak duru
Mesaj No: 84564
Tarih: 28.05.2013 09:54

Borclar yapılandırıldı, azaldı, onumuz acıldı ya hemen gozumuz oynamaya basladı. Antiteziniz yoksa tez dogrudur. FOrman’dan baska hicbir cozum yolu yok. Biz degil miydik Aybab gitsin diye. ee, gitti. Simdi derdimiz ne? yıllık ucreti odenecek diye mi? Baskan neden bıraksın? Dürüst oldugu icin mi? Yalan vaadler yapmadıgı icin mi? Milyon eur’luk transferlerle bizi cıldırtmadıgı icin mi? Kocaman yazı yazmıslar oraya, baska kuluple anlasırsa ucreti dusulecek diye. Anlasamazsa ucreti odenecek. Bundan daha adaletli ne olabilir ki? Oldu Aybaba bi de para versin ustune. Kusura bakmayın lutfen, ama bir de futbolla alakası olmayan isimler soyleniyor ya hakikaten biz iyi durumlara gelmeyi haketmiyoruz. Ece Erken de iyi Besiktaslı, baskan olsa ya. Hem cok guzel.

BDURU

BJK:Tez

Ortalıkta kimseler yokken ortaya çıkmak konusunda haklısınız..

Fakat geriye donerseniz Serdal Adalı ortalıkta kimse yok iken ortaya çıkmak istediği zaman Derin Beşiktaş`ın ortaya cıkıpta önünün nasıl kesildiğinide hatırlarsınız..

Apar topar divan başkanının aday yapıldıgınıda..

Serdal Adalı`yı Demiroren ile karşılastırmanın bir hata oldugunu dusunuyorum , sonucta Beşiktaş bir başkan klubudur Başkan ne derse o olur …

Bu Demiroren zamanındada böyleydi, Orman zamanında boyle..

Başkan olan düdüğü çalar..

Diğer yöneticilermi en fazla istifa ederler .

Gönderen: serdar özgül
Mesaj No: 84567
Tarih: 28.05.2013 12:16

bunların hepsini toplasak bir ferrari yapmıyor..

her yönetimin bazı hataları olacaktır; s.aybaba yönetimindeki Beşiktaş ligi 3.bitirdi ve UEFA kupasına katılıyoruz; sezon başı değişik çevrelerin bazı söylemlerini hatırlayınca, 3.lüğü basit bir sıralama olarak görmenin (kimse böyle görüyor demiyorum) büyük haksızlık olacağı inancındayım.

dentinho hiç de kötü futbolcu değildir.
shaktar gibi bir takımda lucescu gibi bir hocanın tercihi olan bir oyuncu çok da kötü olmaz;
zaten şans bulamamak ayrı kötü olmak ayrıdır.

escude tamamen s.aybabayı eleştirdiğim bir oyuncudur.
bence bu ligin en iyi stoperlerden bridir ve kenarda oturdu.
son maç hariç (motivasyon bence sıfırdı takım olarak) sivok ile oynadığı maçlarda nerdeyse gol yemedik..ki kalede de cenk vardı bu arada..
samet aybaba nın en büyük pişmanlığı/hatası escudeyi sivokla tandem oynatmamaktır.

katıldığım eleştriniz batuhandır..ona diyecek tek sözüm yok.

ligi 6. yada 7. de btirebilirdik..yabancı bir hoca gelir adaptasyondu oydu buydu derken "aman arkadaşlar bakın bir geçiş dönemi ses çıkarmayalım hoca büyük hoca şunu yapmış bunu yapmış" der, ne avrupa ne başka bir yer olamazdı ve bunu metanetle karşılayabilirdik.

ne olabilirdi? uzaydan adam getiren gs ‘nin , her maçı yandaş medya+hakemlerce korunan fb nin önünde şampiyon mu olacaktık? hem de bu finansal ve psikolojik koşullarda?
karşıdaki büfeye 300 TL borcu olan bir klüpten bahsediyoruz arkadaşlar?

çapsız samet bilmem ne samet diye hor görülen bu adam klübü 3. yapmıştır.

ve son 10 seneye bakınca..belki de denizli dönemi alınan şampüyonluk hariç "ilk defa bu kadar omurgası sağlam bir takım bırakarak.."

sivok**fernandes**oğuzhan**olcay**almeida üzerine kurulacak bir takım gene kafaya oynayacaktır.

hocaya verilecek rakama gelince; hiçbir insanoğlu kontrat imzalarken tek taraflı düşünmez.
elbette 2 senelik imzalamak isteyecektir.
imzalamıştır da. ve elbette bu sözleşmenin kişiyi koruyan yanları da olacaktır.

bu noktada, bir anadolu klübü ile anlaşması halnde o ücret ödenecek rakamdan düşecektir,
ve ben hocanın bir klüple anlaşma ihtimalini yüksek görüyorum.

tüm bunlar şahsi düşüncelerim.

ortalıkta kimseler yokken , çıkıp gemiyi limana taşıyan insanlar saygı duyuyorum.
(peynir gemisini değil…)

selamlar…

Gönderen: göksel turgut
Mesaj No: 84565
Tarih: 28.05.2013 10:45

Aybaba gitsin dedik bu doğru ama gelmesinde dedik ..
Levent Erdogan bastırdı diye Samet Aybaba ile sozlesme imzalandı..

Aybaba gibi bir teknik adama 1 yıllık sözleşme önersen sizce ne yapacaktı ? Paşa paşa imzalıyacaktı ama uzun vadeli teknik adam diyen yönetimimiz daha geldiği gün gideceği belli olan Aybaba`ya 4 yıllık sozlesme imzalattı sonra cebine 1.550 yi koydu gönderdi..

Birde basında hava basıyor istesem kalan 2 yılında parasını alırdım diye.
Fedacı hocamız..

Zaten senelerdir issiz olan Aybaba takım calıstıracakta biz ona odeme yapmayacagız hic inanasım gelmiyor..

Milyon Euro`luk transferlerle bizi cıldırtmadı oda dogru ama milyon euro`cuk paraları sokagada attı
Bakınız Dentinho transferi klube maliyeti 2 milyon Euro`dan fazla..

Sakaryadan alınan adını bilr hatırlayamadıgım futbolcuya verileni saymıyorum yada duzelmeyeceği belli olan Batuhan`a verilenleride saymıyorum..

Buyuksehire Gokhan Suzen icin verilen bonserviside unuttuk..

Yada senede 5 mac oynasın diye Escude`ye verilen euro`ları..

Aylardır izleme komitesi her yerde futbolcu izliyor denipte Baskanın kendi agzıyla twitter`dan Niangı aldık demeside cabası !…

Gönderen: burak duru
Mesaj No: 84564
Tarih: 28.05.2013 09:54

Borclar yapılandırıldı, azaldı, onumuz acıldı ya hemen gozumuz oynamaya basladı. Antiteziniz yoksa tez dogrudur. FOrman’dan baska hicbir cozum yolu yok. Biz degil miydik Aybab gitsin diye. ee, gitti. Simdi derdimiz ne? yıllık ucreti odenecek diye mi? Baskan neden bıraksın? Dürüst oldugu icin mi? Yalan vaadler yapmadıgı icin mi? Milyon eur’luk transferlerle bizi cıldırtmadıgı icin mi? Kocaman yazı yazmıslar oraya, baska kuluple anlasırsa ucreti dusulecek diye. Anlasamazsa ucreti odenecek. Bundan daha adaletli ne olabilir ki? Oldu Aybaba bi de para versin ustune. Kusura bakmayın lutfen, ama bir de futbolla alakası olmayan isimler soyleniyor ya hakikaten biz iyi durumlara gelmeyi haketmiyoruz. Ece Erken de iyi Besiktaslı, baskan olsa ya. Hem cok guzel.

BDURU

BJK:Tez

bunların hepsini toplasak bir ferrari yapmıyor..

her yönetimin bazı hataları olacaktır; s.aybaba yönetimindeki Beşiktaş ligi 3.bitirdi ve UEFA kupasına katılıyoruz; sezon başı değişik çevrelerin bazı söylemlerini hatırlayınca, 3.lüğü basit bir sıralama olarak görmenin (kimse böyle görüyor demiyorum) büyük haksızlık olacağı inancındayım.

dentinho hiç de kötü futbolcu değildir.
shaktar gibi bir takımda lucescu gibi bir hocanın tercihi olan bir oyuncu çok da kötü olmaz;
zaten şans bulamamak ayrı kötü olmak ayrıdır.

escude tamamen s.aybabayı eleştirdiğim bir oyuncudur.
bence bu ligin en iyi stoperlerden bridir ve kenarda oturdu.
son maç hariç (motivasyon bence sıfırdı takım olarak) sivok ile oynadığı maçlarda nerdeyse gol yemedik..ki kalede de cenk vardı bu arada..
samet aybaba nın en büyük pişmanlığı/hatası escudeyi sivokla tandem oynatmamaktır.

katıldığım eleştriniz batuhandır..ona diyecek tek sözüm yok.

ligi 6. yada 7. de btirebilirdik..yabancı bir hoca gelir adaptasyondu oydu buydu derken "aman arkadaşlar bakın bir geçiş dönemi ses çıkarmayalım hoca büyük hoca şunu yapmış bunu yapmış" der, ne avrupa ne başka bir yer olamazdı ve bunu metanetle karşılayabilirdik.

ne olabilirdi? uzaydan adam getiren gs ‘nin , her maçı yandaş medya+hakemlerce korunan fb nin önünde şampiyon mu olacaktık? hem de bu finansal ve psikolojik koşullarda?
karşıdaki büfeye 300 TL borcu olan bir klüpten bahsediyoruz arkadaşlar?

çapsız samet bilmem ne samet diye hor görülen bu adam klübü 3. yapmıştır.

ve son 10 seneye bakınca..belki de denizli dönemi alınan şampüyonluk hariç "ilk defa bu kadar omurgası sağlam bir takım bırakarak.."

sivok**fernandes**oğuzhan**olcay**almeida üzerine kurulacak bir takım gene kafaya oynayacaktır.

hocaya verilecek rakama gelince; hiçbir insanoğlu kontrat imzalarken tek taraflı düşünmez.
elbette 2 senelik imzalamak isteyecektir.
imzalamıştır da. ve elbette bu sözleşmenin kişiyi koruyan yanları da olacaktır.

bu noktada, bir anadolu klübü ile anlaşması halnde o ücret ödenecek rakamdan düşecektir,
ve ben hocanın bir klüple anlaşma ihtimalini yüksek görüyorum.

tüm bunlar şahsi düşüncelerim.

ortalıkta kimseler yokken , çıkıp gemiyi limana taşıyan insanlar saygı duyuyorum.
(peynir gemisini değil…)

selamlar…

Gönderen: göksel turgut
Mesaj No: 84565
Tarih: 28.05.2013 10:45

Aybaba gitsin dedik bu doğru ama gelmesinde dedik ..
Levent Erdogan bastırdı diye Samet Aybaba ile sozlesme imzalandı..

Aybaba gibi bir teknik adama 1 yıllık sözleşme önersen sizce ne yapacaktı ? Paşa paşa imzalıyacaktı ama uzun vadeli teknik adam diyen yönetimimiz daha geldiği gün gideceği belli olan Aybaba`ya 4 yıllık sozlesme imzalattı sonra cebine 1.550 yi koydu gönderdi..

Birde basında hava basıyor istesem kalan 2 yılında parasını alırdım diye.
Fedacı hocamız..

Zaten senelerdir issiz olan Aybaba takım calıstıracakta biz ona odeme yapmayacagız hic inanasım gelmiyor..

Milyon Euro`luk transferlerle bizi cıldırtmadı oda dogru ama milyon euro`cuk paraları sokagada attı
Bakınız Dentinho transferi klube maliyeti 2 milyon Euro`dan fazla..

Sakaryadan alınan adını bilr hatırlayamadıgım futbolcuya verileni saymıyorum yada duzelmeyeceği belli olan Batuhan`a verilenleride saymıyorum..

Buyuksehire Gokhan Suzen icin verilen bonserviside unuttuk..

Yada senede 5 mac oynasın diye Escude`ye verilen euro`ları..

Aylardır izleme komitesi her yerde futbolcu izliyor denipte Baskanın kendi agzıyla twitter`dan Niangı aldık demeside cabası !…

Gönderen: burak duru
Mesaj No: 84564
Tarih: 28.05.2013 09:54

Borclar yapılandırıldı, azaldı, onumuz acıldı ya hemen gozumuz oynamaya basladı. Antiteziniz yoksa tez dogrudur. FOrman’dan baska hicbir cozum yolu yok. Biz degil miydik Aybab gitsin diye. ee, gitti. Simdi derdimiz ne? yıllık ucreti odenecek diye mi? Baskan neden bıraksın? Dürüst oldugu icin mi? Yalan vaadler yapmadıgı icin mi? Milyon eur’luk transferlerle bizi cıldırtmadıgı icin mi? Kocaman yazı yazmıslar oraya, baska kuluple anlasırsa ucreti dusulecek diye. Anlasamazsa ucreti odenecek. Bundan daha adaletli ne olabilir ki? Oldu Aybaba bi de para versin ustune. Kusura bakmayın lutfen, ama bir de futbolla alakası olmayan isimler soyleniyor ya hakikaten biz iyi durumlara gelmeyi haketmiyoruz. Ece Erken de iyi Besiktaslı, baskan olsa ya. Hem cok guzel.

BDURU

BJK:Tez

Şu anda çok da taraf değilim. Bekliyorum. Çünkü aklımı karıştıran bazı şeyler var. Mesela Murat AKSU’nun Fikret ORMAN aday olduğunda neden aday olmadığını açıklayan bir açıklaması var. Bu gün onu tekrar okuyunca aklım karıştı. İzleme komitesi oluşturulmuş. Ama sezon bitti hâlâ oyuncu falı açıyoruz. Aklım karışıyor. Levent ERDOĞAN nerede duracak, Sinan VARDAR ne diyecek beliyorum. Zira dediklerinin tersi doğrudur diye düşünüyorum. Haddi zatında zor, zor ve de zor.

Gönderen: göksel turgut
Mesaj No: 84565
Tarih: 28.05.2013 10:45

Aybaba gitsin dedik bu doğru ama gelmesinde dedik ..
Levent Erdogan bastırdı diye Samet Aybaba ile sozlesme imzalandı..

Aybaba gibi bir teknik adama 1 yıllık sözleşme önersen sizce ne yapacaktı ? Paşa paşa imzalıyacaktı ama uzun vadeli teknik adam diyen yönetimimiz daha geldiği gün gideceği belli olan Aybaba`ya 4 yıllık sozlesme imzalattı sonra cebine 1.550 yi koydu gönderdi..

Birde basında hava basıyor istesem kalan 2 yılında parasını alırdım diye.
Fedacı hocamız..

Zaten senelerdir issiz olan Aybaba takım calıstıracakta biz ona odeme yapmayacagız hic inanasım gelmiyor..

Milyon Euro`luk transferlerle bizi cıldırtmadı oda dogru ama milyon euro`cuk paraları sokagada attı
Bakınız Dentinho transferi klube maliyeti 2 milyon Euro`dan fazla..

Sakaryadan alınan adını bilr hatırlayamadıgım futbolcuya verileni saymıyorum yada duzelmeyeceği belli olan Batuhan`a verilenleride saymıyorum..

Buyuksehire Gokhan Suzen icin verilen bonserviside unuttuk..

Yada senede 5 mac oynasın diye Escude`ye verilen euro`ları..

Aylardır izleme komitesi her yerde futbolcu izliyor denipte Baskanın kendi agzıyla twitter`dan Niangı aldık demeside cabası !…

Gönderen: burak duru
Mesaj No: 84564
Tarih: 28.05.2013 09:54

Borclar yapılandırıldı, azaldı, onumuz acıldı ya hemen gozumuz oynamaya basladı. Antiteziniz yoksa tez dogrudur. FOrman’dan baska hicbir cozum yolu yok. Biz degil miydik Aybab gitsin diye. ee, gitti. Simdi derdimiz ne? yıllık ucreti odenecek diye mi? Baskan neden bıraksın? Dürüst oldugu icin mi? Yalan vaadler yapmadıgı icin mi? Milyon eur’luk transferlerle bizi cıldırtmadıgı icin mi? Kocaman yazı yazmıslar oraya, baska kuluple anlasırsa ucreti dusulecek diye. Anlasamazsa ucreti odenecek. Bundan daha adaletli ne olabilir ki? Oldu Aybaba bi de para versin ustune. Kusura bakmayın lutfen, ama bir de futbolla alakası olmayan isimler soyleniyor ya hakikaten biz iyi durumlara gelmeyi haketmiyoruz. Ece Erken de iyi Besiktaslı, baskan olsa ya. Hem cok guzel.

BDURU

BJK:Tez

Aybaba gitsin dedik bu doğru ama gelmesinde dedik ..
Levent Erdogan bastırdı diye Samet Aybaba ile sozlesme imzalandı..

Aybaba gibi bir teknik adama 1 yıllık sözleşme önersen sizce ne yapacaktı ? Paşa paşa imzalıyacaktı ama uzun vadeli teknik adam diyen yönetimimiz daha geldiği gün gideceği belli olan Aybaba`ya 4 yıllık sozlesme imzalattı sonra cebine 1.550 yi koydu gönderdi..

Birde basında hava basıyor istesem kalan 2 yılında parasını alırdım diye.
Fedacı hocamız..

Zaten senelerdir issiz olan Aybaba takım calıstıracakta biz ona odeme yapmayacagız hic inanasım gelmiyor..

Milyon Euro`luk transferlerle bizi cıldırtmadı oda dogru ama milyon euro`cuk paraları sokagada attı
Bakınız Dentinho transferi klube maliyeti 2 milyon Euro`dan fazla..

Sakaryadan alınan adını bilr hatırlayamadıgım futbolcuya verileni saymıyorum yada duzelmeyeceği belli olan Batuhan`a verilenleride saymıyorum..

Buyuksehire Gokhan Suzen icin verilen bonserviside unuttuk..

Yada senede 5 mac oynasın diye Escude`ye verilen euro`ları..

Aylardır izleme komitesi her yerde futbolcu izliyor denipte Baskanın kendi agzıyla twitter`dan Niangı aldık demeside cabası !…

Gönderen: burak duru
Mesaj No: 84564
Tarih: 28.05.2013 09:54

Borclar yapılandırıldı, azaldı, onumuz acıldı ya hemen gozumuz oynamaya basladı. Antiteziniz yoksa tez dogrudur. FOrman’dan baska hicbir cozum yolu yok. Biz degil miydik Aybab gitsin diye. ee, gitti. Simdi derdimiz ne? yıllık ucreti odenecek diye mi? Baskan neden bıraksın? Dürüst oldugu icin mi? Yalan vaadler yapmadıgı icin mi? Milyon eur’luk transferlerle bizi cıldırtmadıgı icin mi? Kocaman yazı yazmıslar oraya, baska kuluple anlasırsa ucreti dusulecek diye. Anlasamazsa ucreti odenecek. Bundan daha adaletli ne olabilir ki? Oldu Aybaba bi de para versin ustune. Kusura bakmayın lutfen, ama bir de futbolla alakası olmayan isimler soyleniyor ya hakikaten biz iyi durumlara gelmeyi haketmiyoruz. Ece Erken de iyi Besiktaslı, baskan olsa ya. Hem cok guzel.

BDURU

Tez

Borclar yapılandırıldı, azaldı, onumuz acıldı ya hemen gozumuz oynamaya basladı. Antiteziniz yoksa tez dogrudur. FOrman’dan baska hicbir cozum yolu yok. Biz degil miydik Aybab gitsin diye. ee, gitti. Simdi derdimiz ne? yıllık ucreti odenecek diye mi? Baskan neden bıraksın? Dürüst oldugu icin mi? Yalan vaadler yapmadıgı icin mi? Milyon eur’luk transferlerle bizi cıldırtmadıgı icin mi? Kocaman yazı yazmıslar oraya, baska kuluple anlasırsa ucreti dusulecek diye. Anlasamazsa ucreti odenecek. Bundan daha adaletli ne olabilir ki? Oldu Aybaba bi de para versin ustune. Kusura bakmayın lutfen, ama bir de futbolla alakası olmayan isimler soyleniyor ya hakikaten biz iyi durumlara gelmeyi haketmiyoruz. Ece Erken de iyi Besiktaslı, baskan olsa ya. Hem cok guzel.

BDURU

Habertürk Adalı Açıklaması

"Yönetime gelirsek gerekirse biz de elimizi cebimize atarız. Ama eskiden olduğu gibi klübü ipotek ettirmeyiz"

La havle… Yani eskiden ipotek ettirdiğini kabul ediyor Sn. Adalı.. Kendi döneminden bahsettiği kesin çünkü o dönem 300 TL borç yapıldı büfelere bakkallara..

BJK:KAP’A AÇIKLAMA

Real Madrit, Barcelona yoksa Bayern’ emi gider bilmem artik..
Besiktas’ dan uzak olsun bizim boyle feda feda deyipte mukavele feshine avukatini yollayan feda’ci teknik adama ihtiyacimiz yok..

Feda diye Q7 nin yuzune bakmadi bir kere bile karsisina alip konusmadi..
Hakettigi parayi alamayan Egemen’ i feda yapmiyor diye takimdan gonderdi..
Ernst feda yapmadi deyip kasimpasaya yolladi..

Feda lafta sadece lafta..

Gönderen: serdar özgül
Mesaj No: 84561
Tarih: 27.05.2013 18:47

hocanın başka bir takımla anlaşması halinde alacağı ücret ödenecek tutardan düşecek; deniyor; bence samet hocanın bu sene bir anadolu takımı ile anlaşması muhtemeldir; hatta bunu yürekten diliyorum…konya olur ,rize olur,kayseri erciyes olur.. 🙂

Gönderen: umut çağrı  tapıcı
Mesaj No: 84557
Tarih: 27.05.2013 17:10

Bana kalırsa bu golden sonra Fikret Orman, Serdal Adalı karşısında maçı döndüremez.
1,5 Milyon TL sokağa atılamayacak kadar büyük para. Bu sezon feda diyerek aldığım bir dolu tişört, forma, vs. parasının Beşiktaş’ın evlatlarının cebine girmesi tek tesellim!…

Böyle gol yenmez arkadaş. Bu golün yanına Dentinyo, Gökhan, Berat, Erikson gibi golleri de eklediğimiz zaman farka giden maçı çevirmek imkansızlaşıyor. Ronaldinyo bile çeviremez bence.

Başkana en az 1-2 yıl daha zaman tanınması taraftarı iken bu haber sonrası düşüncelerim %100 değişmiş durumda. Gerçekten büyük hayal kırıklığı yaşadığımı paylaşmak istedim sadece. Umarım tutarlı bir açıklaması vardır.

Boştayken "feda" diyerek gelen eski hocamızın bir önceki sözleşme bedeli ve şartları neydi gerçekten merak içindeyim.

Gönderen: faysal özkut
Mesaj No: 84555
Tarih: 27.05.2013 15:42

BJKAS***BEŞİKTAŞ FUTBOL YATIRIMLARI SANAYİ VE TİCARET A.Ş.( Özel Durum Açıklaması (Güncelleme) )

***BJKAS***BEŞİKTAŞ FUTBOL YATIRIMLARI SANAYİ VE TİCARET A.Ş.( Özel Durum Açıklaması (Güncelleme) )

Ortaklığın Adresi : Süleyman Seba Cad. BJK Plaza B Blok No:48 Zemin Kat Beşiktaş / İstanbul

Telefon ve Faks No. : (212) 310 10 00 – (212) 258 81 94

Ortaklığın Yatırımcı/Pay Sahipleri İle İlişkiler Biriminin Telefon ve Faks No.su : (212) 310 10 00 (319) – (212) 258 81 94

Orjinal Açıklamanın Tarihi : 16.06.2012

Yapılan Açıklama Ertelenmiş Bir Açıklama mı? : Hayır

Özet Bilgi : Şirketimiz ile Samet Aybaba Arasındaki Sözleşmenin Feshi Hk.

AÇIKLAMA:

Açıklanacak Özel Durum/Durumlar:

Şirketimiz ile Samet Aybaba arasındaki 28.06.2012 tescil ve başlangıç tarihli Türkiye Futbol Federasyonu Teknik Adam Sözleşmesi taraflar olarak karşılıklı rıza ve muvafakatimizle 27.05.2013 tarihinden itibaren geçerli olmak üzere karşılıklı olarak feshedilmiştir.

Buna gore

1.Şirketimiz, Fesih tazminatı olarak, 2013/2014 futbol sezonuna ilişkin garanti ücret tutarı olan toplam 1.550.000.-TL’nı Samet Aybaba’ya ilki 31 Ağustos 2013 tarihinde olmak üzere bu tarihi takip eden ayların işgünü olan son günlerinde her biri 155.000.-TL’lik taksitler halinde toplam 10 taksitte ödeyecektir.

2.Samet Aybaba’nın 2013/2014 futbol sezonunda başkaca bir Kulüple (Şirketle) sözleşme imzalaması halinde, 2013/2014 futbol sezonunda yeni kulübünden alacağı ücret Şirketimiz tarafından Samet Aybaba’ya ödenecek ücretten düşülecek olup, iki ücret arasındaki fark yine anılan tarihlerde aylık olarak Şirketimiz tarafından Samet Aybaba’ya ödenecektir.

Yukarıdaki açıklamalarımızın, Sermaye Piyasası Kurulu’nun Seri: VIII, No:54 sayılı Tebliğinde yeralan esaslara uygun olduğunu, bu konuda/konularda tarafımıza ulaşan bilgileri tam olarak yansıttığını bilgilerin defter, kayıt ve belgelerimize uygun olduğunu, konuyla ilgili bilgileri tam ve doğru olarak elde etmek için gerekli tüm çabaları gösterdiğimizi ve yapılan bu açıklamalardan sorumlu olduğumuzu beyan ederiz.

BIST

(27/05/2013 – 15:24:20)

BJK:KAP’A AÇIKLAMA

hocanın başka bir takımla anlaşması halinde alacağı ücret ödenecek tutardan düşecek; deniyor; bence samet hocanın bu sene bir anadolu takımı ile anlaşması muhtemeldir; hatta bunu yürekten diliyorum…konya olur ,rize olur,kayseri erciyes olur.. 🙂

Gönderen: umut çağrı  tapıcı
Mesaj No: 84557
Tarih: 27.05.2013 17:10

Bana kalırsa bu golden sonra Fikret Orman, Serdal Adalı karşısında maçı döndüremez.
1,5 Milyon TL sokağa atılamayacak kadar büyük para. Bu sezon feda diyerek aldığım bir dolu tişört, forma, vs. parasının Beşiktaş’ın evlatlarının cebine girmesi tek tesellim!…

Böyle gol yenmez arkadaş. Bu golün yanına Dentinyo, Gökhan, Berat, Erikson gibi golleri de eklediğimiz zaman farka giden maçı çevirmek imkansızlaşıyor. Ronaldinyo bile çeviremez bence.

Başkana en az 1-2 yıl daha zaman tanınması taraftarı iken bu haber sonrası düşüncelerim %100 değişmiş durumda. Gerçekten büyük hayal kırıklığı yaşadığımı paylaşmak istedim sadece. Umarım tutarlı bir açıklaması vardır.

Boştayken "feda" diyerek gelen eski hocamızın bir önceki sözleşme bedeli ve şartları neydi gerçekten merak içindeyim.

Gönderen: faysal özkut
Mesaj No: 84555
Tarih: 27.05.2013 15:42

BJKAS***BEŞİKTAŞ FUTBOL YATIRIMLARI SANAYİ VE TİCARET A.Ş.( Özel Durum Açıklaması (Güncelleme) )

***BJKAS***BEŞİKTAŞ FUTBOL YATIRIMLARI SANAYİ VE TİCARET A.Ş.( Özel Durum Açıklaması (Güncelleme) )

Ortaklığın Adresi : Süleyman Seba Cad. BJK Plaza B Blok No:48 Zemin Kat Beşiktaş / İstanbul

Telefon ve Faks No. : (212) 310 10 00 – (212) 258 81 94

Ortaklığın Yatırımcı/Pay Sahipleri İle İlişkiler Biriminin Telefon ve Faks No.su : (212) 310 10 00 (319) – (212) 258 81 94

Orjinal Açıklamanın Tarihi : 16.06.2012

Yapılan Açıklama Ertelenmiş Bir Açıklama mı? : Hayır

Özet Bilgi : Şirketimiz ile Samet Aybaba Arasındaki Sözleşmenin Feshi Hk.

AÇIKLAMA:

Açıklanacak Özel Durum/Durumlar:

Şirketimiz ile Samet Aybaba arasındaki 28.06.2012 tescil ve başlangıç tarihli Türkiye Futbol Federasyonu Teknik Adam Sözleşmesi taraflar olarak karşılıklı rıza ve muvafakatimizle 27.05.2013 tarihinden itibaren geçerli olmak üzere karşılıklı olarak feshedilmiştir.

Buna gore

1.Şirketimiz, Fesih tazminatı olarak, 2013/2014 futbol sezonuna ilişkin garanti ücret tutarı olan toplam 1.550.000.-TL’nı Samet Aybaba’ya ilki 31 Ağustos 2013 tarihinde olmak üzere bu tarihi takip eden ayların işgünü olan son günlerinde her biri 155.000.-TL’lik taksitler halinde toplam 10 taksitte ödeyecektir.

2.Samet Aybaba’nın 2013/2014 futbol sezonunda başkaca bir Kulüple (Şirketle) sözleşme imzalaması halinde, 2013/2014 futbol sezonunda yeni kulübünden alacağı ücret Şirketimiz tarafından Samet Aybaba’ya ödenecek ücretten düşülecek olup, iki ücret arasındaki fark yine anılan tarihlerde aylık olarak Şirketimiz tarafından Samet Aybaba’ya ödenecektir.

Yukarıdaki açıklamalarımızın, Sermaye Piyasası Kurulu’nun Seri: VIII, No:54 sayılı Tebliğinde yeralan esaslara uygun olduğunu, bu konuda/konularda tarafımıza ulaşan bilgileri tam olarak yansıttığını bilgilerin defter, kayıt ve belgelerimize uygun olduğunu, konuyla ilgili bilgileri tam ve doğru olarak elde etmek için gerekli tüm çabaları gösterdiğimizi ve yapılan bu açıklamalardan sorumlu olduğumuzu beyan ederiz.

BIST

(27/05/2013 – 15:24:20)

BJK:Daha iyi bir zamanlama olamazdi

Harika olurdu harika..Yakışan bir isim olurdu…… Ama bugünün Türkiyesi’nde imkansıza yakın… Bize değil stat yaptırma izni su vermezler su Sn. Sezer Başkan olsa… ..

Gönderen: umut çağrı  tapıcı
Mesaj No: 84559
Tarih: 27.05.2013 17:32

Beşiktaş’ın gerçek yıldızlarının Necip, Oğuzhan, İsmail vs. olduğunu düşünen biri olarak, hele bir de Demirören yönetiminde yer almış olması, halen dirsek temasının devam ediyor oluşu, Mansimov hamlesi, şike süreci vb. faktörler yüzünden sayın Adalı’nın başkan olmasını tercih etmem ancak KAP açıklamasından sonra sayın Orman da bıraksın istiyorum.

Aslında bize yakışacak büyük başkan Ahmet Necdet Sezer olurdu. Gerçek bir halk adamı ve dürüstlük timsali. Etrafında/yönetim kurulunda kaliteli profesyoneller olduğu takdirde başkanlığa çok yakışacağını düşünüyorum.

Gönderen: seyfettin kaan olcayto
Mesaj No: 84552
Tarih: 27.05.2013 14:10

Seçim süreci başladığında her iki aday konusunda benim de kafamda hem artılarım hem de eksilerim vardı… Fakat gelinen noktada Serdal Adalı’nın yıldız transferi ve acil başarı hevesi ile Yıldırım Demirören ekolüne daha yakın olduğunu düşünüyorum. Başkanımızı dün TV’de izledim. Anlattıkları ve yapmaya çalıştıkları beni _seçim başlagıcı dönemine göre_ daha fazla etkiledi.

Geçtiğimiz sene yaptığı bazı konuşmalardan, tüm teknik kadro kurulumunu ve transferleri teknik direktöre (burada Samet hoca olmasaydı gene aynısı olacaktı bence) bırakması ve hoca olmasa da bu kadar sakatlık ve takımda tükenmişlik başlamışken müdahale etmemesi vb gibi konularda da oldukça mutsuz olmuştum fakat dün akşam izlediğim kadarı ile başkanımız tüm bu hatalardan ders almış ve önümüzdeki sezona çok iyi hazırlanmış.

Ben Önder Özen hamlesinden aşırı mutluyum. Her zaman transferin 100% teknik direktöre bırakılmaması gerektiğini düşünüyorum. Yıldız oyuncu hepimiz için mutluluk vericidir fakat benim için mecburiyet değil.

Bir de sağlam hoca ile anlaşabilirlerse diğer adayların da köstek değil, destek olması gerekir. Umarım başkanımız çok iyi bir yönetim kurulu kadrosu kurar ve Ahmet Nur Çebi’yi kaybetmez.

Tüm bunların yanında Serdar Adalı’nın Amerika gezisinde yıldırım Demirören ile buluşup seçim toplantısı yapması beni oldukça mutsuz etti ve Serdar Adalı’ya olan sevgim azaldı. (Gazete haberi ama ben bu buluşmanın doğru olduğunu biliyorum)

Saygılarımla
Kaan

Gönderen: altay altın
Mesaj No: 84550
Tarih: 27.05.2013 01:45

Sevgili Fatih;

Ben Sayın Fikret ORMAN ve Yönetiminin bu zor durumda yaptıkları ve yapacakları adına en azından bir dönem daha seçilmeleri gerekir diye düşünüyorum.

Benim de nacizane kendi görüşümdür. Sakın yanlış anlamayın

Avrupa ya gidememiş olmamız sebebi Y.D. nün evraklarından kaynaklanmıştır.
Umarım bu sene bir yurt dışı maçını beraber izleyebiliriz.

BEŞİKTAŞ için doğruların olmasını dilerim.

Sevgilerimle;
Altay ALTIN

Gönderen: fatih kartal
Mesaj No: 84549
Tarih: 27.05.2013 01:36

Altay Bey merhabalar,

Bugün izleyemedim malesef, dediğiniz gibi illaki kulübü büük zorluklar olduğu bir dönemde devraldı, bu konuda büyük emek harcamış ve tabi ki yadsınamaz doğruları da olmuştur doğru söylüyorsunuz yazımda eleştiriyi sadece olumsuz manada yapmışım.

Yine de ben onun döneminde düşürülen üyelik ücretleri ile üye olan biri olarak Beşiktaş’ ın avrupaya gidememesi konusunda Rıdvan gibi düşünüyorum.

Beşiktaş başkanının mikrofonlar önünde 3. tekil şahısları hedef göstermesini de doğru bulmuyorum.

Yıldırım Demirören’ e hesap sorma durumunda tahmin ediyorum ki hesap sorabileceği bir duruum yoktu ve olan borçlar yüzünden biraz Demirören’ e bağlı konumdaydı ama hal böyleyken seçim sürecinde Yıldırım demirören’ e hesap sormaya geliyorum gibi popülist söylemler yapmamalıydı.

Serdal Adalı aklanmadan Beşiktaş’ ın başında olursa içim yara alır, Daha önce Sinan Engin denen insan müsvettesi şahsın Alaattin çakıcı ile telefon görüşmelerinde ilk yarayı almıştı, sonra da bu istanbulspor ile şike süreci.. Bizim Beşiktaşlıyız diye göğsümüzü gere gere dolaşmamızın önüne set çeker bu olaylar ve bence yargı temizleyemiyorsa biz temizlemeliyiz gönlümden geçen budur. Sonuçta iki aday arasında tercih yapsam Fikret Orman derim, ama kesinlikle Beşiktaş’ ın gönlümdeki başkanı değildir.

Naçizane görüşlerimdir

Gönderen: altay altın
Mesaj No: 84548
Tarih: 27.05.2013 01:01

Sevgili Fatih;

Sayın Fikret ORMAN birkaç saattir Kanaltürk te ve biraz önce canlı yayın bitti.

Umarım seyretmişsindir, umarım 1-2 sansasyonel transfer ile BEŞİKTAŞ Kulubunu değerlendirmez sin ki Q7 nin transferini Yıldırım Demirören yaparken bonservis ödemesini Fikret Orman yönetimi yaptı.

Stadyumla ilgili Y.D.’ nin geleneksel Mayıs ayı kazma şenlikleri ile seçimleri alkışlarla kazanırken, daha başvuru bile olmayan bir ortamda her türlü izin alınarak 2 Haziran da yıkıma geçiyor ve yeni stadımıza 1 yıl sonra yeniden kavuşacağız…

173 Adet HACİZ ile bu Yönetim karşılaşmış ve çözüm üretmiştir.

Elbette yanlışlar, sıkıntılar olabilir ama yapılanlar icraatlar ile son 8 yıldaki yıkımı durdurup düze çıkartarak hepimizin gurur duyacağı BEŞİKTAŞ için adımlar atılmıştır.

Umarım Sayın Başkan yeni yönetim kurulunu oluştururken uyum için de çalışabilecek Beşiktaşlıları seçer.

Saygılarımla;
Altay ALTIN

Gönderen: fatih kartal
Mesaj No: 84547
Tarih: 26.05.2013 21:54

Selam herkese,

Serdal Adalı benim de içime sinmiyor yalnız bu Fikret Orman da hiç içime sinmiyor, başkan seçildiğinde gazetelerdeki haberlere bakıyordum yok şu Beşiktaş’ tan para istiyor, yok şununla sözleşme imzalamayacağız.. Dedim ki bu basın da iyice kafayı yedi ulan bir başkan bu şekilde hiç konuşur mu yavşak adamlar..

Br gün açtım Ntvsporda konuşuyor, bu adam hakikaten mikrofonların önünde abuk sabuk konuşuyor.. (bakın çatır çatır demiyorum) abuk sabuk, yani adam mikrofonda yok sana Beşiktaş’ ın hakkını yedirmem demiyor, mırın kırın yapıp medya önünde millete yalvar yakar konuşuyor..

O aralar Quaresma’ yla ilgili de yok malzemecinin üzerine işedi gibi haberler çıktı, insanın kul hakkı ödenmez ben bunu bilir bunu söylerim, o aralar kime ne yapıldıysa bilmiyorum çok ayıp şeylerdi ve Beşiktaşlılıkla değil insanlıkla ve vefayla hiç bir ilgisi yoktu..

Sonra bir antrenör geldi, Escude ‘ yi sordular yaş 32 dedi basın mensubu, Aybaba’ nın ilk yorumu tecrübeli değil yaşlı oldu, evet biraz yaşlı ama transfer listemizde bulunan bir oyuncuydu dedi..

Sonra Mcgregor geldi, adam medyaya ben Ospina’ yı istemiştim Mcgregor da alternatiflerimizden biriydi diye açıklama yaptı..

Bu gibi 20 tane örnek var ve kimse bana Fikret Orman Beşiktaş’ ın başında kulübün şu hakkına sahip çıktı şu hakkını yedirmedi diyemez, federasyon komple Beşiktaş’ lı, bu yaşıma kadar Beşiktaş’ ın ben bu kadar az hakkının yendiği başka bir sezon hatırlamıyorum, hatalar vardır ama dediğim gibi penaltı sayıları vs değil, hakem ceza sahasından çıkarmazdı Beşiktaş’ ı baskı yapmaya izin vermezdi faul çalardı topu rakipte tutardı, yani inceden çalışırdı.. Bu sene öyle bir durum pek fazla hatırlamıyorum..

Öte yandan ne oldu, Yıldırım Demirören’ den hesap mı sordu, basket takımının durumu ortada, kadın basketin voleybolun durumu ortada, yapılan bir kart projesi var kazanan muğlak ki bence kesinlikle kulüp değil..

Sonuç olarak Fikret Orman’ ı transferlerini, getirdiği tekbik ekibi, yönetim kadrosunu bir kaç isim dışında kesinlikle başarılı bulmuyorum, Kulübü idame ettirdiler mi eyvallah, ama tmsf nin el koymasını da beklemiyordum..

Gönderen: serdar özgül
Mesaj No: 84539
Tarih: 25.05.2013 09:32

şahsi düşüncem,

bunca emek ,çaba ve uğraştan sonra camiamızın Fikret Başkan’ın devamı yönünde vefa bildireceğidir.
ki tekrar belirtirim şahsi fikrimdir : bu noktada Başkan’ın devamlılığı, aslında bir fikrin bir düşüncenin devamlılığıdır ki uzun uzadıya açmak istemiyorum, beğendiğim destek verdiğim bir dönem yaşanmıştır.

dilerim ki Fikret Başkan, ve tecrübelerinden yola çıkarak oluşturacağı yeni yönetim seçimi kazanır.
hayırlısı olur.

Serdar Adalı ismi hiç ama hiç içime sinmiyor.

Gönderen: mert aktalay
Mesaj No: 84538
Tarih: 25.05.2013 06:04

Serdal Adali aday oldugunu acikladi.

Daha once onlarca kez benzer yol ayrimlarina gelen ve bu sinavlarda hep "cakozlayan" buyuk (!) Besiktas camiasi bir sinav daha verecek.

Bu sefer yol ayrimi derin.

"Genclerle oynayalim, varsin 5 sene sampiyon olamayalim"cilar, "Bir sistemimiz olsun"cular, "futbolu profesyoneller yonetsin"ciler, goreceksiniz, gidecekler ve pasa pasa Serdal Adali’ya oy verecekler, eve donus yolunda, vaadedilen transfer listesinden kendilerine kadrolar yaparak.

Ve biz ne mal oldugumuzu, neyi hakettigimizi, gucumuzu, capimizi bu en son ve en onemli sinavda bir kez daha gorecegiz.

O yuzden bu adaylik meselesi icin daha iyi bir zamanlama olamazdi. Bir sonraki donemde bu kadar derin olmayabilirdi fark, ya da bu kadar acik olmayabilirdi iki alternatifin bizi nerelere goturecegi.

Dilerim memlekete donusumuz yeni baskanimizin bir bomba transferiyle ayni gune denk gelmez de ben bizim mafya bozmasi tribun cocugu guruhla karsilasmam. Gercekten tiksiniyorum artik cunku.

Selamlar
Mert

BJK:Daha iyi bir zamanlama olamazdi

Beşiktaş’ın gerçek yıldızlarının Necip, Oğuzhan, İsmail vs. olduğunu düşünen biri olarak, hele bir de Demirören yönetiminde yer almış olması, halen dirsek temasının devam ediyor oluşu, Mansimov hamlesi, şike süreci vb. faktörler yüzünden sayın Adalı’nın başkan olmasını tercih etmem ancak KAP açıklamasından sonra sayın Orman da bıraksın istiyorum.

Aslında bize yakışacak büyük başkan Ahmet Necdet Sezer olurdu. Gerçek bir halk adamı ve dürüstlük timsali. Etrafında/yönetim kurulunda kaliteli profesyoneller olduğu takdirde başkanlığa çok yakışacağını düşünüyorum.

Gönderen: seyfettin kaan olcayto
Mesaj No: 84552
Tarih: 27.05.2013 14:10

Seçim süreci başladığında her iki aday konusunda benim de kafamda hem artılarım hem de eksilerim vardı… Fakat gelinen noktada Serdal Adalı’nın yıldız transferi ve acil başarı hevesi ile Yıldırım Demirören ekolüne daha yakın olduğunu düşünüyorum. Başkanımızı dün TV’de izledim. Anlattıkları ve yapmaya çalıştıkları beni _seçim başlagıcı dönemine göre_ daha fazla etkiledi.

Geçtiğimiz sene yaptığı bazı konuşmalardan, tüm teknik kadro kurulumunu ve transferleri teknik direktöre (burada Samet hoca olmasaydı gene aynısı olacaktı bence) bırakması ve hoca olmasa da bu kadar sakatlık ve takımda tükenmişlik başlamışken müdahale etmemesi vb gibi konularda da oldukça mutsuz olmuştum fakat dün akşam izlediğim kadarı ile başkanımız tüm bu hatalardan ders almış ve önümüzdeki sezona çok iyi hazırlanmış.

Ben Önder Özen hamlesinden aşırı mutluyum. Her zaman transferin 100% teknik direktöre bırakılmaması gerektiğini düşünüyorum. Yıldız oyuncu hepimiz için mutluluk vericidir fakat benim için mecburiyet değil.

Bir de sağlam hoca ile anlaşabilirlerse diğer adayların da köstek değil, destek olması gerekir. Umarım başkanımız çok iyi bir yönetim kurulu kadrosu kurar ve Ahmet Nur Çebi’yi kaybetmez.

Tüm bunların yanında Serdar Adalı’nın Amerika gezisinde yıldırım Demirören ile buluşup seçim toplantısı yapması beni oldukça mutsuz etti ve Serdar Adalı’ya olan sevgim azaldı. (Gazete haberi ama ben bu buluşmanın doğru olduğunu biliyorum)

Saygılarımla
Kaan

Gönderen: altay altın
Mesaj No: 84550
Tarih: 27.05.2013 01:45

Sevgili Fatih;

Ben Sayın Fikret ORMAN ve Yönetiminin bu zor durumda yaptıkları ve yapacakları adına en azından bir dönem daha seçilmeleri gerekir diye düşünüyorum.

Benim de nacizane kendi görüşümdür. Sakın yanlış anlamayın

Avrupa ya gidememiş olmamız sebebi Y.D. nün evraklarından kaynaklanmıştır.
Umarım bu sene bir yurt dışı maçını beraber izleyebiliriz.

BEŞİKTAŞ için doğruların olmasını dilerim.

Sevgilerimle;
Altay ALTIN

Gönderen: fatih kartal
Mesaj No: 84549
Tarih: 27.05.2013 01:36

Altay Bey merhabalar,

Bugün izleyemedim malesef, dediğiniz gibi illaki kulübü büük zorluklar olduğu bir dönemde devraldı, bu konuda büyük emek harcamış ve tabi ki yadsınamaz doğruları da olmuştur doğru söylüyorsunuz yazımda eleştiriyi sadece olumsuz manada yapmışım.

Yine de ben onun döneminde düşürülen üyelik ücretleri ile üye olan biri olarak Beşiktaş’ ın avrupaya gidememesi konusunda Rıdvan gibi düşünüyorum.

Beşiktaş başkanının mikrofonlar önünde 3. tekil şahısları hedef göstermesini de doğru bulmuyorum.

Yıldırım Demirören’ e hesap sorma durumunda tahmin ediyorum ki hesap sorabileceği bir duruum yoktu ve olan borçlar yüzünden biraz Demirören’ e bağlı konumdaydı ama hal böyleyken seçim sürecinde Yıldırım demirören’ e hesap sormaya geliyorum gibi popülist söylemler yapmamalıydı.

Serdal Adalı aklanmadan Beşiktaş’ ın başında olursa içim yara alır, Daha önce Sinan Engin denen insan müsvettesi şahsın Alaattin çakıcı ile telefon görüşmelerinde ilk yarayı almıştı, sonra da bu istanbulspor ile şike süreci.. Bizim Beşiktaşlıyız diye göğsümüzü gere gere dolaşmamızın önüne set çeker bu olaylar ve bence yargı temizleyemiyorsa biz temizlemeliyiz gönlümden geçen budur. Sonuçta iki aday arasında tercih yapsam Fikret Orman derim, ama kesinlikle Beşiktaş’ ın gönlümdeki başkanı değildir.

Naçizane görüşlerimdir

Gönderen: altay altın
Mesaj No: 84548
Tarih: 27.05.2013 01:01

Sevgili Fatih;

Sayın Fikret ORMAN birkaç saattir Kanaltürk te ve biraz önce canlı yayın bitti.

Umarım seyretmişsindir, umarım 1-2 sansasyonel transfer ile BEŞİKTAŞ Kulubunu değerlendirmez sin ki Q7 nin transferini Yıldırım Demirören yaparken bonservis ödemesini Fikret Orman yönetimi yaptı.

Stadyumla ilgili Y.D.’ nin geleneksel Mayıs ayı kazma şenlikleri ile seçimleri alkışlarla kazanırken, daha başvuru bile olmayan bir ortamda her türlü izin alınarak 2 Haziran da yıkıma geçiyor ve yeni stadımıza 1 yıl sonra yeniden kavuşacağız…

173 Adet HACİZ ile bu Yönetim karşılaşmış ve çözüm üretmiştir.

Elbette yanlışlar, sıkıntılar olabilir ama yapılanlar icraatlar ile son 8 yıldaki yıkımı durdurup düze çıkartarak hepimizin gurur duyacağı BEŞİKTAŞ için adımlar atılmıştır.

Umarım Sayın Başkan yeni yönetim kurulunu oluştururken uyum için de çalışabilecek Beşiktaşlıları seçer.

Saygılarımla;
Altay ALTIN

Gönderen: fatih kartal
Mesaj No: 84547
Tarih: 26.05.2013 21:54

Selam herkese,

Serdal Adalı benim de içime sinmiyor yalnız bu Fikret Orman da hiç içime sinmiyor, başkan seçildiğinde gazetelerdeki haberlere bakıyordum yok şu Beşiktaş’ tan para istiyor, yok şununla sözleşme imzalamayacağız.. Dedim ki bu basın da iyice kafayı yedi ulan bir başkan bu şekilde hiç konuşur mu yavşak adamlar..

Br gün açtım Ntvsporda konuşuyor, bu adam hakikaten mikrofonların önünde abuk sabuk konuşuyor.. (bakın çatır çatır demiyorum) abuk sabuk, yani adam mikrofonda yok sana Beşiktaş’ ın hakkını yedirmem demiyor, mırın kırın yapıp medya önünde millete yalvar yakar konuşuyor..

O aralar Quaresma’ yla ilgili de yok malzemecinin üzerine işedi gibi haberler çıktı, insanın kul hakkı ödenmez ben bunu bilir bunu söylerim, o aralar kime ne yapıldıysa bilmiyorum çok ayıp şeylerdi ve Beşiktaşlılıkla değil insanlıkla ve vefayla hiç bir ilgisi yoktu..

Sonra bir antrenör geldi, Escude ‘ yi sordular yaş 32 dedi basın mensubu, Aybaba’ nın ilk yorumu tecrübeli değil yaşlı oldu, evet biraz yaşlı ama transfer listemizde bulunan bir oyuncuydu dedi..

Sonra Mcgregor geldi, adam medyaya ben Ospina’ yı istemiştim Mcgregor da alternatiflerimizden biriydi diye açıklama yaptı..

Bu gibi 20 tane örnek var ve kimse bana Fikret Orman Beşiktaş’ ın başında kulübün şu hakkına sahip çıktı şu hakkını yedirmedi diyemez, federasyon komple Beşiktaş’ lı, bu yaşıma kadar Beşiktaş’ ın ben bu kadar az hakkının yendiği başka bir sezon hatırlamıyorum, hatalar vardır ama dediğim gibi penaltı sayıları vs değil, hakem ceza sahasından çıkarmazdı Beşiktaş’ ı baskı yapmaya izin vermezdi faul çalardı topu rakipte tutardı, yani inceden çalışırdı.. Bu sene öyle bir durum pek fazla hatırlamıyorum..

Öte yandan ne oldu, Yıldırım Demirören’ den hesap mı sordu, basket takımının durumu ortada, kadın basketin voleybolun durumu ortada, yapılan bir kart projesi var kazanan muğlak ki bence kesinlikle kulüp değil..

Sonuç olarak Fikret Orman’ ı transferlerini, getirdiği tekbik ekibi, yönetim kadrosunu bir kaç isim dışında kesinlikle başarılı bulmuyorum, Kulübü idame ettirdiler mi eyvallah, ama tmsf nin el koymasını da beklemiyordum..

Gönderen: serdar özgül
Mesaj No: 84539
Tarih: 25.05.2013 09:32

şahsi düşüncem,

bunca emek ,çaba ve uğraştan sonra camiamızın Fikret Başkan’ın devamı yönünde vefa bildireceğidir.
ki tekrar belirtirim şahsi fikrimdir : bu noktada Başkan’ın devamlılığı, aslında bir fikrin bir düşüncenin devamlılığıdır ki uzun uzadıya açmak istemiyorum, beğendiğim destek verdiğim bir dönem yaşanmıştır.

dilerim ki Fikret Başkan, ve tecrübelerinden yola çıkarak oluşturacağı yeni yönetim seçimi kazanır.
hayırlısı olur.

Serdar Adalı ismi hiç ama hiç içime sinmiyor.

Gönderen: mert aktalay
Mesaj No: 84538
Tarih: 25.05.2013 06:04

Serdal Adali aday oldugunu acikladi.

Daha once onlarca kez benzer yol ayrimlarina gelen ve bu sinavlarda hep "cakozlayan" buyuk (!) Besiktas camiasi bir sinav daha verecek.

Bu sefer yol ayrimi derin.

"Genclerle oynayalim, varsin 5 sene sampiyon olamayalim"cilar, "Bir sistemimiz olsun"cular, "futbolu profesyoneller yonetsin"ciler, goreceksiniz, gidecekler ve pasa pasa Serdal Adali’ya oy verecekler, eve donus yolunda, vaadedilen transfer listesinden kendilerine kadrolar yaparak.

Ve biz ne mal oldugumuzu, neyi hakettigimizi, gucumuzu, capimizi bu en son ve en onemli sinavda bir kez daha gorecegiz.

O yuzden bu adaylik meselesi icin daha iyi bir zamanlama olamazdi. Bir sonraki donemde bu kadar derin olmayabilirdi fark, ya da bu kadar acik olmayabilirdi iki alternatifin bizi nerelere goturecegi.

Dilerim memlekete donusumuz yeni baskanimizin bir bomba transferiyle ayni gune denk gelmez de ben bizim mafya bozmasi tribun cocugu guruhla karsilasmam. Gercekten tiksiniyorum artik cunku.

Selamlar
Mert

Soru

Geçen seçim neden aday olmadınız? Ümraniye’deki büfeye 300 TL borç varken? Neden o zaman değil şimdi?

BJK:KAP’A AÇIKLAMA

Bana kalırsa bu golden sonra Fikret Orman, Serdal Adalı karşısında maçı döndüremez.
1,5 Milyon TL sokağa atılamayacak kadar büyük para. Bu sezon feda diyerek aldığım bir dolu tişört, forma, vs. parasının Beşiktaş’ın evlatlarının cebine girmesi tek tesellim!…

Böyle gol yenmez arkadaş. Bu golün yanına Dentinyo, Gökhan, Berat, Erikson gibi golleri de eklediğimiz zaman farka giden maçı çevirmek imkansızlaşıyor. Ronaldinyo bile çeviremez bence.

Başkana en az 1-2 yıl daha zaman tanınması taraftarı iken bu haber sonrası düşüncelerim %100 değişmiş durumda. Gerçekten büyük hayal kırıklığı yaşadığımı paylaşmak istedim sadece. Umarım tutarlı bir açıklaması vardır.

Boştayken "feda" diyerek gelen eski hocamızın bir önceki sözleşme bedeli ve şartları neydi gerçekten merak içindeyim.

Gönderen: faysal özkut
Mesaj No: 84555
Tarih: 27.05.2013 15:42

BJKAS***BEŞİKTAŞ FUTBOL YATIRIMLARI SANAYİ VE TİCARET A.Ş.( Özel Durum Açıklaması (Güncelleme) )

***BJKAS***BEŞİKTAŞ FUTBOL YATIRIMLARI SANAYİ VE TİCARET A.Ş.( Özel Durum Açıklaması (Güncelleme) )

Ortaklığın Adresi : Süleyman Seba Cad. BJK Plaza B Blok No:48 Zemin Kat Beşiktaş / İstanbul

Telefon ve Faks No. : (212) 310 10 00 – (212) 258 81 94

Ortaklığın Yatırımcı/Pay Sahipleri İle İlişkiler Biriminin Telefon ve Faks No.su : (212) 310 10 00 (319) – (212) 258 81 94

Orjinal Açıklamanın Tarihi : 16.06.2012

Yapılan Açıklama Ertelenmiş Bir Açıklama mı? : Hayır

Özet Bilgi : Şirketimiz ile Samet Aybaba Arasındaki Sözleşmenin Feshi Hk.

AÇIKLAMA:

Açıklanacak Özel Durum/Durumlar:

Şirketimiz ile Samet Aybaba arasındaki 28.06.2012 tescil ve başlangıç tarihli Türkiye Futbol Federasyonu Teknik Adam Sözleşmesi taraflar olarak karşılıklı rıza ve muvafakatimizle 27.05.2013 tarihinden itibaren geçerli olmak üzere karşılıklı olarak feshedilmiştir.

Buna gore

1.Şirketimiz, Fesih tazminatı olarak, 2013/2014 futbol sezonuna ilişkin garanti ücret tutarı olan toplam 1.550.000.-TL’nı Samet Aybaba’ya ilki 31 Ağustos 2013 tarihinde olmak üzere bu tarihi takip eden ayların işgünü olan son günlerinde her biri 155.000.-TL’lik taksitler halinde toplam 10 taksitte ödeyecektir.

2.Samet Aybaba’nın 2013/2014 futbol sezonunda başkaca bir Kulüple (Şirketle) sözleşme imzalaması halinde, 2013/2014 futbol sezonunda yeni kulübünden alacağı ücret Şirketimiz tarafından Samet Aybaba’ya ödenecek ücretten düşülecek olup, iki ücret arasındaki fark yine anılan tarihlerde aylık olarak Şirketimiz tarafından Samet Aybaba’ya ödenecektir.

Yukarıdaki açıklamalarımızın, Sermaye Piyasası Kurulu’nun Seri: VIII, No:54 sayılı Tebliğinde yeralan esaslara uygun olduğunu, bu konuda/konularda tarafımıza ulaşan bilgileri tam olarak yansıttığını bilgilerin defter, kayıt ve belgelerimize uygun olduğunu, konuyla ilgili bilgileri tam ve doğru olarak elde etmek için gerekli tüm çabaları gösterdiğimizi ve yapılan bu açıklamalardan sorumlu olduğumuzu beyan ederiz.

BIST

(27/05/2013 – 15:24:20)

BJK:Kurumsallasmak !…

şahsi fikrimdir : sezon başında ilk ona girerse büyük başarı olur denen takımı, oyuncularla birlikte ,emeği ve katkısı ile ilk üçe sokmuş, uefa başarısını yakalamış, almeidanın takıma kazandırılmasında hoca olarak doğru oyun stratejisi ile katkıda bulunmuş,bu rüzgarla puanlar kazanmış, ve bence geçmiş döneme bakınca bir çok hocadan daha fazla katkı sağlamış bir adamdır. her ne kadar kimi zaman oyuncu tercihlerinde ve yersiz zamansız açıklamalarında eksiklikleri olsa da ,benim gönlümde başarılı bir teknik direktördür. eleştirilerim daima taktiksel yönde olmuştur; fakat bu süreci yönetirken göğüslediği birçok şeyi de düşününce ,tekrar kendi adıma şunu belirtmek isterim : hoca tazminatı için bir feda tshirtü daha alacağım. samet hoca benim için gemiyi en az hasarla kıyıya ulaştıran bir kaptandır.

(feda tshirtü satışı aktif olarak yapılmıyor. burada bir sembol olarak kullandım; gidip bir lisanslı ürün alacağım bunun yerine)

Gönderen: göksel turgut
Mesaj No: 84554
Tarih: 27.05.2013 15:38

Böyle birşey olsa gerek..
Çalışmayan birinin cebine her ay 155 bin lira ödemek..

Samet Aybaba ile neden 4 yıllık (allahtan 2 yılı opsiyonlu imiş) anlaşma yapıldı anlamak mümkün değil.

Samet Aybaba ile 1 yıllık sözleşme yapsan hayırmı diyecekti sizce ?

Feda yılında paralar dağıtılıyor ve bunun adı doğru yönetim oluyor ..

AÇIKLAMA:
Açıklanacak Özel Durum/Durumlar:

Şirketimiz ile Samet Aybaba arasındaki 28.06.2012 tescil ve başlangıç tarihli
Türkiye Futbol Federasyonu Teknik Adam Sözleşmesi taraflar olarak karşılıklı rıza
ve muvafakatimizle 27.05.2013 tarihinden itibaren geçerli olmak üzere karşılıklı
olarak feshedilmiştir.

Buna gore

1.Şirketimiz, Fesih tazminatı olarak, 2013/2014 futbol sezonuna ilişkin garanti
ücret tutarı olan toplam 1.550.000.-TL’nı Samet Aybaba’ya ilki 31 Ağustos 2013
tarihinde olmak üzere bu tarihi takip eden ayların işgünü olan son günlerinde her
biri 155.000.-TL’lik taksitler halinde toplam 10 taksitte ödeyecektir.

2.Samet Aybaba’nın 2013/2014 futbol sezonunda başkaca bir Kulüple (Şirketle)
sözleşme imzalaması halinde, 2013/2014 futbol sezonunda yeni kulübünden alacağı
ücret Şirketimiz tarafından Samet Aybaba’ya ödenecek ücretten düşülecek olup, iki
ücret arasındaki fark yine anılan tarihlerde aylık olarak Şirketimiz tarafından
Samet Aybaba’ya ödenecektir.

KAP’A AÇIKLAMA

BJKAS***BEŞİKTAŞ FUTBOL YATIRIMLARI SANAYİ VE TİCARET A.Ş.( Özel Durum Açıklaması (Güncelleme) )

***BJKAS***BEŞİKTAŞ FUTBOL YATIRIMLARI SANAYİ VE TİCARET A.Ş.( Özel Durum Açıklaması (Güncelleme) )

Ortaklığın Adresi : Süleyman Seba Cad. BJK Plaza B Blok No:48 Zemin Kat Beşiktaş / İstanbul

Telefon ve Faks No. : (212) 310 10 00 – (212) 258 81 94

Ortaklığın Yatırımcı/Pay Sahipleri İle İlişkiler Biriminin Telefon ve Faks No.su : (212) 310 10 00 (319) – (212) 258 81 94

Orjinal Açıklamanın Tarihi : 16.06.2012

Yapılan Açıklama Ertelenmiş Bir Açıklama mı? : Hayır

Özet Bilgi : Şirketimiz ile Samet Aybaba Arasındaki Sözleşmenin Feshi Hk.

AÇIKLAMA:

Açıklanacak Özel Durum/Durumlar:

Şirketimiz ile Samet Aybaba arasındaki 28.06.2012 tescil ve başlangıç tarihli Türkiye Futbol Federasyonu Teknik Adam Sözleşmesi taraflar olarak karşılıklı rıza ve muvafakatimizle 27.05.2013 tarihinden itibaren geçerli olmak üzere karşılıklı olarak feshedilmiştir.

Buna gore

1.Şirketimiz, Fesih tazminatı olarak, 2013/2014 futbol sezonuna ilişkin garanti ücret tutarı olan toplam 1.550.000.-TL’nı Samet Aybaba’ya ilki 31 Ağustos 2013 tarihinde olmak üzere bu tarihi takip eden ayların işgünü olan son günlerinde her biri 155.000.-TL’lik taksitler halinde toplam 10 taksitte ödeyecektir.

2.Samet Aybaba’nın 2013/2014 futbol sezonunda başkaca bir Kulüple (Şirketle) sözleşme imzalaması halinde, 2013/2014 futbol sezonunda yeni kulübünden alacağı ücret Şirketimiz tarafından Samet Aybaba’ya ödenecek ücretten düşülecek olup, iki ücret arasındaki fark yine anılan tarihlerde aylık olarak Şirketimiz tarafından Samet Aybaba’ya ödenecektir.

Yukarıdaki açıklamalarımızın, Sermaye Piyasası Kurulu’nun Seri: VIII, No:54 sayılı Tebliğinde yeralan esaslara uygun olduğunu, bu konuda/konularda tarafımıza ulaşan bilgileri tam olarak yansıttığını bilgilerin defter, kayıt ve belgelerimize uygun olduğunu, konuyla ilgili bilgileri tam ve doğru olarak elde etmek için gerekli tüm çabaları gösterdiğimizi ve yapılan bu açıklamalardan sorumlu olduğumuzu beyan ederiz.

BIST

(27/05/2013 – 15:24:20)

Kurumsallasmak !…

Böyle birşey olsa gerek..
Çalışmayan birinin cebine her ay 155 bin lira ödemek..

Samet Aybaba ile neden 4 yıllık (allahtan 2 yılı opsiyonlu imiş) anlaşma yapıldı anlamak mümkün değil.

Samet Aybaba ile 1 yıllık sözleşme yapsan hayırmı diyecekti sizce ?

Feda yılında paralar dağıtılıyor ve bunun adı doğru yönetim oluyor ..

AÇIKLAMA:
Açıklanacak Özel Durum/Durumlar:

Şirketimiz ile Samet Aybaba arasındaki 28.06.2012 tescil ve başlangıç tarihli
Türkiye Futbol Federasyonu Teknik Adam Sözleşmesi taraflar olarak karşılıklı rıza
ve muvafakatimizle 27.05.2013 tarihinden itibaren geçerli olmak üzere karşılıklı
olarak feshedilmiştir.

Buna gore

1.Şirketimiz, Fesih tazminatı olarak, 2013/2014 futbol sezonuna ilişkin garanti
ücret tutarı olan toplam 1.550.000.-TL’nı Samet Aybaba’ya ilki 31 Ağustos 2013
tarihinde olmak üzere bu tarihi takip eden ayların işgünü olan son günlerinde her
biri 155.000.-TL’lik taksitler halinde toplam 10 taksitte ödeyecektir.

2.Samet Aybaba’nın 2013/2014 futbol sezonunda başkaca bir Kulüple (Şirketle)
sözleşme imzalaması halinde, 2013/2014 futbol sezonunda yeni kulübünden alacağı
ücret Şirketimiz tarafından Samet Aybaba’ya ödenecek ücretten düşülecek olup, iki
ücret arasındaki fark yine anılan tarihlerde aylık olarak Şirketimiz tarafından
Samet Aybaba’ya ödenecektir.

BJK:Söz konusu Beşiktaş, LÜTFEN BİRLEŞİN !

Bence de Beşiktaş’ ta kalan en büyük rant stad ihalesi ve kimlere verileceği..

Gönderen: ali erciyes
Mesaj No: 84551
Tarih: 27.05.2013 12:03

Fikret Orman yönetimi, evet idealdeki en iyi yönetim değildir belki.

Birşeyleri aynı anda çözmeye çalışmaktan ve biraz da acemilikten, birtakım hataları olmuştur, daha da olacaktır.

Ancak gidilen ana yol doğru ise; aşağıdaki maddelerde 14 ayda atılmış olan adımların sonucunu görmeden, "siz kalkın, yapamadınız, biz daha iyisini yaparız" demek, açıkçası çok akıllıca bir söylem değil.

-> Stadyumun yenilenmesi projesinin onaylanması
-> Finansal sürdürülebilirlik adına bütçe dengesi
-> Uluslararası ve yerel hukuki ihtilafların sonuca bağlanması
-> Tüzük değişikliği
-> Futbol organizasyonunun yenilenmesi

Sn.Adalı’nın ilk mesajında vurguladığı; profesyonel yönetim, şeffaflık, mali açıdan sürdürülebilirlik zaten mevcut yönetimin de hedeflerinde olan ve tüm Beşiktaş’lıların altına imza atacağı ortak değerler değil midir?

UEFA kriterleri ortada, artık cepten borç verme dönemi kapanıyor, TFF yabancı sınırlaması belli, Süper Lig’deki rakiplerle mücadele edecek takımın olması gereken kalite açık, onaylanmış olan stadyum projesi net.

Dolayısıyla; en azından önümüzdeki 3 yıl için yeni yönetimin oyun alanı o kadar da esnek ve kişiye göre değişebilir aksiyonlar barındırmıyor. Genel yönetim çerçevesini geçtim; oyuncu transferinde, en azından alınabilecek yerli oyuncular bile az çok aynı değil mi?

Hal böyle iken; camianın en iyi isimlerini listelere bölüştürmeye çalışmak ve hangisiyle çalışsam diye bir ikileme sokmak yerine, söz konusu Beşiktaş ise gerisi teferruattır denilmeli, kişisel ego ve kaprisler bir kenara bırakılarak camiayı temsil eden tek bir listede birleşilmelidir.

Birleşme olmaması halinde; normal şartlarda Beşiktaş’a hizmet edebilecek, yarar sağlayabilecek birçok ismin dışarıda kalacağı aşikâr.

Sn. (Fikret Orman, Serdal Adalı, Murat Aksu, Haşmet Kürüm, Aydoğan Cevahir, Ahmet Nur Çebi,
İbrahim Altınsay, Hacı Sabancı, Metin Albayrak, Murat Akdoğan) …ve basında adı geçen diğer isimler!

Gelin 110 yıllık çınarın ayağa kalkışını temsil edecek bu dönemde nüanslar dışında farkınız olmadığını kabul edin ve Beşiktaş ortak paydasında birleşin ve bu işten kârlı çıkan Beşiktaş olsun.

Stadyumu el birliğiyle inşa edip, açılışını gönül birliğiyle kutlayalım.

Sevgi ve saygılarımla,
A.Erciyes

Not: NŞA’da yakışanı Sn.Orman’ın başkanlığa devam etmesidir, ancak bir tek bu konu kalırsa el sıkışamadığınız, çağırın Hikmet Abi (Çetin) gelsin, her devrin geçerli formülü 🙂

BJK:Daha iyi bir zamanlama olamazdi

Seçim süreci başladığında her iki aday konusunda benim de kafamda hem artılarım hem de eksilerim vardı… Fakat gelinen noktada Serdal Adalı’nın yıldız transferi ve acil başarı hevesi ile Yıldırım Demirören ekolüne daha yakın olduğunu düşünüyorum. Başkanımızı dün TV’de izledim. Anlattıkları ve yapmaya çalıştıkları beni _seçim başlagıcı dönemine göre_ daha fazla etkiledi.

Geçtiğimiz sene yaptığı bazı konuşmalardan, tüm teknik kadro kurulumunu ve transferleri teknik direktöre (burada Samet hoca olmasaydı gene aynısı olacaktı bence) bırakması ve hoca olmasa da bu kadar sakatlık ve takımda tükenmişlik başlamışken müdahale etmemesi vb gibi konularda da oldukça mutsuz olmuştum fakat dün akşam izlediğim kadarı ile başkanımız tüm bu hatalardan ders almış ve önümüzdeki sezona çok iyi hazırlanmış.

Ben Önder Özen hamlesinden aşırı mutluyum. Her zaman transferin 100% teknik direktöre bırakılmaması gerektiğini düşünüyorum. Yıldız oyuncu hepimiz için mutluluk vericidir fakat benim için mecburiyet değil.

Bir de sağlam hoca ile anlaşabilirlerse diğer adayların da köstek değil, destek olması gerekir. Umarım başkanımız çok iyi bir yönetim kurulu kadrosu kurar ve Ahmet Nur Çebi’yi kaybetmez.

Tüm bunların yanında Serdar Adalı’nın Amerika gezisinde yıldırım Demirören ile buluşup seçim toplantısı yapması beni oldukça mutsuz etti ve Serdar Adalı’ya olan sevgim azaldı. (Gazete haberi ama ben bu buluşmanın doğru olduğunu biliyorum)

Saygılarımla
Kaan

Gönderen: altay altın
Mesaj No: 84550
Tarih: 27.05.2013 01:45

Sevgili Fatih;

Ben Sayın Fikret ORMAN ve Yönetiminin bu zor durumda yaptıkları ve yapacakları adına en azından bir dönem daha seçilmeleri gerekir diye düşünüyorum.

Benim de nacizane kendi görüşümdür. Sakın yanlış anlamayın

Avrupa ya gidememiş olmamız sebebi Y.D. nün evraklarından kaynaklanmıştır.
Umarım bu sene bir yurt dışı maçını beraber izleyebiliriz.

BEŞİKTAŞ için doğruların olmasını dilerim.

Sevgilerimle;
Altay ALTIN

Gönderen: fatih kartal
Mesaj No: 84549
Tarih: 27.05.2013 01:36

Altay Bey merhabalar,

Bugün izleyemedim malesef, dediğiniz gibi illaki kulübü büük zorluklar olduğu bir dönemde devraldı, bu konuda büyük emek harcamış ve tabi ki yadsınamaz doğruları da olmuştur doğru söylüyorsunuz yazımda eleştiriyi sadece olumsuz manada yapmışım.

Yine de ben onun döneminde düşürülen üyelik ücretleri ile üye olan biri olarak Beşiktaş’ ın avrupaya gidememesi konusunda Rıdvan gibi düşünüyorum.

Beşiktaş başkanının mikrofonlar önünde 3. tekil şahısları hedef göstermesini de doğru bulmuyorum.

Yıldırım Demirören’ e hesap sorma durumunda tahmin ediyorum ki hesap sorabileceği bir duruum yoktu ve olan borçlar yüzünden biraz Demirören’ e bağlı konumdaydı ama hal böyleyken seçim sürecinde Yıldırım demirören’ e hesap sormaya geliyorum gibi popülist söylemler yapmamalıydı.

Serdal Adalı aklanmadan Beşiktaş’ ın başında olursa içim yara alır, Daha önce Sinan Engin denen insan müsvettesi şahsın Alaattin çakıcı ile telefon görüşmelerinde ilk yarayı almıştı, sonra da bu istanbulspor ile şike süreci.. Bizim Beşiktaşlıyız diye göğsümüzü gere gere dolaşmamızın önüne set çeker bu olaylar ve bence yargı temizleyemiyorsa biz temizlemeliyiz gönlümden geçen budur. Sonuçta iki aday arasında tercih yapsam Fikret Orman derim, ama kesinlikle Beşiktaş’ ın gönlümdeki başkanı değildir.

Naçizane görüşlerimdir

Gönderen: altay altın
Mesaj No: 84548
Tarih: 27.05.2013 01:01

Sevgili Fatih;

Sayın Fikret ORMAN birkaç saattir Kanaltürk te ve biraz önce canlı yayın bitti.

Umarım seyretmişsindir, umarım 1-2 sansasyonel transfer ile BEŞİKTAŞ Kulubunu değerlendirmez sin ki Q7 nin transferini Yıldırım Demirören yaparken bonservis ödemesini Fikret Orman yönetimi yaptı.

Stadyumla ilgili Y.D.’ nin geleneksel Mayıs ayı kazma şenlikleri ile seçimleri alkışlarla kazanırken, daha başvuru bile olmayan bir ortamda her türlü izin alınarak 2 Haziran da yıkıma geçiyor ve yeni stadımıza 1 yıl sonra yeniden kavuşacağız…

173 Adet HACİZ ile bu Yönetim karşılaşmış ve çözüm üretmiştir.

Elbette yanlışlar, sıkıntılar olabilir ama yapılanlar icraatlar ile son 8 yıldaki yıkımı durdurup düze çıkartarak hepimizin gurur duyacağı BEŞİKTAŞ için adımlar atılmıştır.

Umarım Sayın Başkan yeni yönetim kurulunu oluştururken uyum için de çalışabilecek Beşiktaşlıları seçer.

Saygılarımla;
Altay ALTIN

Gönderen: fatih kartal
Mesaj No: 84547
Tarih: 26.05.2013 21:54

Selam herkese,

Serdal Adalı benim de içime sinmiyor yalnız bu Fikret Orman da hiç içime sinmiyor, başkan seçildiğinde gazetelerdeki haberlere bakıyordum yok şu Beşiktaş’ tan para istiyor, yok şununla sözleşme imzalamayacağız.. Dedim ki bu basın da iyice kafayı yedi ulan bir başkan bu şekilde hiç konuşur mu yavşak adamlar..

Br gün açtım Ntvsporda konuşuyor, bu adam hakikaten mikrofonların önünde abuk sabuk konuşuyor.. (bakın çatır çatır demiyorum) abuk sabuk, yani adam mikrofonda yok sana Beşiktaş’ ın hakkını yedirmem demiyor, mırın kırın yapıp medya önünde millete yalvar yakar konuşuyor..

O aralar Quaresma’ yla ilgili de yok malzemecinin üzerine işedi gibi haberler çıktı, insanın kul hakkı ödenmez ben bunu bilir bunu söylerim, o aralar kime ne yapıldıysa bilmiyorum çok ayıp şeylerdi ve Beşiktaşlılıkla değil insanlıkla ve vefayla hiç bir ilgisi yoktu..

Sonra bir antrenör geldi, Escude ‘ yi sordular yaş 32 dedi basın mensubu, Aybaba’ nın ilk yorumu tecrübeli değil yaşlı oldu, evet biraz yaşlı ama transfer listemizde bulunan bir oyuncuydu dedi..

Sonra Mcgregor geldi, adam medyaya ben Ospina’ yı istemiştim Mcgregor da alternatiflerimizden biriydi diye açıklama yaptı..

Bu gibi 20 tane örnek var ve kimse bana Fikret Orman Beşiktaş’ ın başında kulübün şu hakkına sahip çıktı şu hakkını yedirmedi diyemez, federasyon komple Beşiktaş’ lı, bu yaşıma kadar Beşiktaş’ ın ben bu kadar az hakkının yendiği başka bir sezon hatırlamıyorum, hatalar vardır ama dediğim gibi penaltı sayıları vs değil, hakem ceza sahasından çıkarmazdı Beşiktaş’ ı baskı yapmaya izin vermezdi faul çalardı topu rakipte tutardı, yani inceden çalışırdı.. Bu sene öyle bir durum pek fazla hatırlamıyorum..

Öte yandan ne oldu, Yıldırım Demirören’ den hesap mı sordu, basket takımının durumu ortada, kadın basketin voleybolun durumu ortada, yapılan bir kart projesi var kazanan muğlak ki bence kesinlikle kulüp değil..

Sonuç olarak Fikret Orman’ ı transferlerini, getirdiği tekbik ekibi, yönetim kadrosunu bir kaç isim dışında kesinlikle başarılı bulmuyorum, Kulübü idame ettirdiler mi eyvallah, ama tmsf nin el koymasını da beklemiyordum..

Gönderen: serdar özgül
Mesaj No: 84539
Tarih: 25.05.2013 09:32

şahsi düşüncem,

bunca emek ,çaba ve uğraştan sonra camiamızın Fikret Başkan’ın devamı yönünde vefa bildireceğidir.
ki tekrar belirtirim şahsi fikrimdir : bu noktada Başkan’ın devamlılığı, aslında bir fikrin bir düşüncenin devamlılığıdır ki uzun uzadıya açmak istemiyorum, beğendiğim destek verdiğim bir dönem yaşanmıştır.

dilerim ki Fikret Başkan, ve tecrübelerinden yola çıkarak oluşturacağı yeni yönetim seçimi kazanır.
hayırlısı olur.

Serdar Adalı ismi hiç ama hiç içime sinmiyor.

Gönderen: mert aktalay
Mesaj No: 84538
Tarih: 25.05.2013 06:04

Serdal Adali aday oldugunu acikladi.

Daha once onlarca kez benzer yol ayrimlarina gelen ve bu sinavlarda hep "cakozlayan" buyuk (!) Besiktas camiasi bir sinav daha verecek.

Bu sefer yol ayrimi derin.

"Genclerle oynayalim, varsin 5 sene sampiyon olamayalim"cilar, "Bir sistemimiz olsun"cular, "futbolu profesyoneller yonetsin"ciler, goreceksiniz, gidecekler ve pasa pasa Serdal Adali’ya oy verecekler, eve donus yolunda, vaadedilen transfer listesinden kendilerine kadrolar yaparak.

Ve biz ne mal oldugumuzu, neyi hakettigimizi, gucumuzu, capimizi bu en son ve en onemli sinavda bir kez daha gorecegiz.

O yuzden bu adaylik meselesi icin daha iyi bir zamanlama olamazdi. Bir sonraki donemde bu kadar derin olmayabilirdi fark, ya da bu kadar acik olmayabilirdi iki alternatifin bizi nerelere goturecegi.

Dilerim memlekete donusumuz yeni baskanimizin bir bomba transferiyle ayni gune denk gelmez de ben bizim mafya bozmasi tribun cocugu guruhla karsilasmam. Gercekten tiksiniyorum artik cunku.

Selamlar
Mert

Söz konusu Beşiktaş, LÜTFEN BİRLEŞİN !

Fikret Orman yönetimi, evet idealdeki en iyi yönetim değildir belki.

Birşeyleri aynı anda çözmeye çalışmaktan ve biraz da acemilikten, birtakım hataları olmuştur, daha da olacaktır.

Ancak gidilen ana yol doğru ise; aşağıdaki maddelerde 14 ayda atılmış olan adımların sonucunu görmeden, "siz kalkın, yapamadınız, biz daha iyisini yaparız" demek, açıkçası çok akıllıca bir söylem değil.

-> Stadyumun yenilenmesi projesinin onaylanması
-> Finansal sürdürülebilirlik adına bütçe dengesi
-> Uluslararası ve yerel hukuki ihtilafların sonuca bağlanması
-> Tüzük değişikliği
-> Futbol organizasyonunun yenilenmesi

Sn.Adalı’nın ilk mesajında vurguladığı; profesyonel yönetim, şeffaflık, mali açıdan sürdürülebilirlik zaten mevcut yönetimin de hedeflerinde olan ve tüm Beşiktaş’lıların altına imza atacağı ortak değerler değil midir?

UEFA kriterleri ortada, artık cepten borç verme dönemi kapanıyor, TFF yabancı sınırlaması belli, Süper Lig’deki rakiplerle mücadele edecek takımın olması gereken kalite açık, onaylanmış olan stadyum projesi net.

Dolayısıyla; en azından önümüzdeki 3 yıl için yeni yönetimin oyun alanı o kadar da esnek ve kişiye göre değişebilir aksiyonlar barındırmıyor. Genel yönetim çerçevesini geçtim; oyuncu transferinde, en azından alınabilecek yerli oyuncular bile az çok aynı değil mi?

Hal böyle iken; camianın en iyi isimlerini listelere bölüştürmeye çalışmak ve hangisiyle çalışsam diye bir ikileme sokmak yerine, söz konusu Beşiktaş ise gerisi teferruattır denilmeli, kişisel ego ve kaprisler bir kenara bırakılarak camiayı temsil eden tek bir listede birleşilmelidir.

Birleşme olmaması halinde; normal şartlarda Beşiktaş’a hizmet edebilecek, yarar sağlayabilecek birçok ismin dışarıda kalacağı aşikâr.

Sn. (Fikret Orman, Serdal Adalı, Murat Aksu, Haşmet Kürüm, Aydoğan Cevahir, Ahmet Nur Çebi,
İbrahim Altınsay, Hacı Sabancı, Metin Albayrak, Murat Akdoğan) …ve basında adı geçen diğer isimler!

Gelin 110 yıllık çınarın ayağa kalkışını temsil edecek bu dönemde nüanslar dışında farkınız olmadığını kabul edin ve Beşiktaş ortak paydasında birleşin ve bu işten kârlı çıkan Beşiktaş olsun.

Stadyumu el birliğiyle inşa edip, açılışını gönül birliğiyle kutlayalım.

Sevgi ve saygılarımla,
A.Erciyes

Not: NŞA’da yakışanı Sn.Orman’ın başkanlığa devam etmesidir, ancak bir tek bu konu kalırsa el sıkışamadığınız, çağırın Hikmet Abi (Çetin) gelsin, her devrin geçerli formülü 🙂

BJK:Daha iyi bir zamanlama olamazdi

Sevgili Fatih;

Ben Sayın Fikret ORMAN ve Yönetiminin bu zor durumda yaptıkları ve yapacakları adına en azından bir dönem daha seçilmeleri gerekir diye düşünüyorum.

Benim de nacizane kendi görüşümdür. Sakın yanlış anlamayın

Avrupa ya gidememiş olmamız sebebi Y.D. nün evraklarından kaynaklanmıştır.
Umarım bu sene bir yurt dışı maçını beraber izleyebiliriz.

BEŞİKTAŞ için doğruların olmasını dilerim.

Sevgilerimle;
Altay ALTIN

Gönderen: fatih kartal
Mesaj No: 84549
Tarih: 27.05.2013 01:36

Altay Bey merhabalar,

Bugün izleyemedim malesef, dediğiniz gibi illaki kulübü büük zorluklar olduğu bir dönemde devraldı, bu konuda büyük emek harcamış ve tabi ki yadsınamaz doğruları da olmuştur doğru söylüyorsunuz yazımda eleştiriyi sadece olumsuz manada yapmışım.

Yine de ben onun döneminde düşürülen üyelik ücretleri ile üye olan biri olarak Beşiktaş’ ın avrupaya gidememesi konusunda Rıdvan gibi düşünüyorum.

Beşiktaş başkanının mikrofonlar önünde 3. tekil şahısları hedef göstermesini de doğru bulmuyorum.

Yıldırım Demirören’ e hesap sorma durumunda tahmin ediyorum ki hesap sorabileceği bir duruum yoktu ve olan borçlar yüzünden biraz Demirören’ e bağlı konumdaydı ama hal böyleyken seçim sürecinde Yıldırım demirören’ e hesap sormaya geliyorum gibi popülist söylemler yapmamalıydı.

Serdal Adalı aklanmadan Beşiktaş’ ın başında olursa içim yara alır, Daha önce Sinan Engin denen insan müsvettesi şahsın Alaattin çakıcı ile telefon görüşmelerinde ilk yarayı almıştı, sonra da bu istanbulspor ile şike süreci.. Bizim Beşiktaşlıyız diye göğsümüzü gere gere dolaşmamızın önüne set çeker bu olaylar ve bence yargı temizleyemiyorsa biz temizlemeliyiz gönlümden geçen budur. Sonuçta iki aday arasında tercih yapsam Fikret Orman derim, ama kesinlikle Beşiktaş’ ın gönlümdeki başkanı değildir.

Naçizane görüşlerimdir

Gönderen: altay altın
Mesaj No: 84548
Tarih: 27.05.2013 01:01

Sevgili Fatih;

Sayın Fikret ORMAN birkaç saattir Kanaltürk te ve biraz önce canlı yayın bitti.

Umarım seyretmişsindir, umarım 1-2 sansasyonel transfer ile BEŞİKTAŞ Kulubunu değerlendirmez sin ki Q7 nin transferini Yıldırım Demirören yaparken bonservis ödemesini Fikret Orman yönetimi yaptı.

Stadyumla ilgili Y.D.’ nin geleneksel Mayıs ayı kazma şenlikleri ile seçimleri alkışlarla kazanırken, daha başvuru bile olmayan bir ortamda her türlü izin alınarak 2 Haziran da yıkıma geçiyor ve yeni stadımıza 1 yıl sonra yeniden kavuşacağız…

173 Adet HACİZ ile bu Yönetim karşılaşmış ve çözüm üretmiştir.

Elbette yanlışlar, sıkıntılar olabilir ama yapılanlar icraatlar ile son 8 yıldaki yıkımı durdurup düze çıkartarak hepimizin gurur duyacağı BEŞİKTAŞ için adımlar atılmıştır.

Umarım Sayın Başkan yeni yönetim kurulunu oluştururken uyum için de çalışabilecek Beşiktaşlıları seçer.

Saygılarımla;
Altay ALTIN

Gönderen: fatih kartal
Mesaj No: 84547
Tarih: 26.05.2013 21:54

Selam herkese,

Serdal Adalı benim de içime sinmiyor yalnız bu Fikret Orman da hiç içime sinmiyor, başkan seçildiğinde gazetelerdeki haberlere bakıyordum yok şu Beşiktaş’ tan para istiyor, yok şununla sözleşme imzalamayacağız.. Dedim ki bu basın da iyice kafayı yedi ulan bir başkan bu şekilde hiç konuşur mu yavşak adamlar..

Br gün açtım Ntvsporda konuşuyor, bu adam hakikaten mikrofonların önünde abuk sabuk konuşuyor.. (bakın çatır çatır demiyorum) abuk sabuk, yani adam mikrofonda yok sana Beşiktaş’ ın hakkını yedirmem demiyor, mırın kırın yapıp medya önünde millete yalvar yakar konuşuyor..

O aralar Quaresma’ yla ilgili de yok malzemecinin üzerine işedi gibi haberler çıktı, insanın kul hakkı ödenmez ben bunu bilir bunu söylerim, o aralar kime ne yapıldıysa bilmiyorum çok ayıp şeylerdi ve Beşiktaşlılıkla değil insanlıkla ve vefayla hiç bir ilgisi yoktu..

Sonra bir antrenör geldi, Escude ‘ yi sordular yaş 32 dedi basın mensubu, Aybaba’ nın ilk yorumu tecrübeli değil yaşlı oldu, evet biraz yaşlı ama transfer listemizde bulunan bir oyuncuydu dedi..

Sonra Mcgregor geldi, adam medyaya ben Ospina’ yı istemiştim Mcgregor da alternatiflerimizden biriydi diye açıklama yaptı..

Bu gibi 20 tane örnek var ve kimse bana Fikret Orman Beşiktaş’ ın başında kulübün şu hakkına sahip çıktı şu hakkını yedirmedi diyemez, federasyon komple Beşiktaş’ lı, bu yaşıma kadar Beşiktaş’ ın ben bu kadar az hakkının yendiği başka bir sezon hatırlamıyorum, hatalar vardır ama dediğim gibi penaltı sayıları vs değil, hakem ceza sahasından çıkarmazdı Beşiktaş’ ı baskı yapmaya izin vermezdi faul çalardı topu rakipte tutardı, yani inceden çalışırdı.. Bu sene öyle bir durum pek fazla hatırlamıyorum..

Öte yandan ne oldu, Yıldırım Demirören’ den hesap mı sordu, basket takımının durumu ortada, kadın basketin voleybolun durumu ortada, yapılan bir kart projesi var kazanan muğlak ki bence kesinlikle kulüp değil..

Sonuç olarak Fikret Orman’ ı transferlerini, getirdiği tekbik ekibi, yönetim kadrosunu bir kaç isim dışında kesinlikle başarılı bulmuyorum, Kulübü idame ettirdiler mi eyvallah, ama tmsf nin el koymasını da beklemiyordum..

Gönderen: serdar özgül
Mesaj No: 84539
Tarih: 25.05.2013 09:32

şahsi düşüncem,

bunca emek ,çaba ve uğraştan sonra camiamızın Fikret Başkan’ın devamı yönünde vefa bildireceğidir.
ki tekrar belirtirim şahsi fikrimdir : bu noktada Başkan’ın devamlılığı, aslında bir fikrin bir düşüncenin devamlılığıdır ki uzun uzadıya açmak istemiyorum, beğendiğim destek verdiğim bir dönem yaşanmıştır.

dilerim ki Fikret Başkan, ve tecrübelerinden yola çıkarak oluşturacağı yeni yönetim seçimi kazanır.
hayırlısı olur.

Serdar Adalı ismi hiç ama hiç içime sinmiyor.

Gönderen: mert aktalay
Mesaj No: 84538
Tarih: 25.05.2013 06:04

Serdal Adali aday oldugunu acikladi.

Daha once onlarca kez benzer yol ayrimlarina gelen ve bu sinavlarda hep "cakozlayan" buyuk (!) Besiktas camiasi bir sinav daha verecek.

Bu sefer yol ayrimi derin.

"Genclerle oynayalim, varsin 5 sene sampiyon olamayalim"cilar, "Bir sistemimiz olsun"cular, "futbolu profesyoneller yonetsin"ciler, goreceksiniz, gidecekler ve pasa pasa Serdal Adali’ya oy verecekler, eve donus yolunda, vaadedilen transfer listesinden kendilerine kadrolar yaparak.

Ve biz ne mal oldugumuzu, neyi hakettigimizi, gucumuzu, capimizi bu en son ve en onemli sinavda bir kez daha gorecegiz.

O yuzden bu adaylik meselesi icin daha iyi bir zamanlama olamazdi. Bir sonraki donemde bu kadar derin olmayabilirdi fark, ya da bu kadar acik olmayabilirdi iki alternatifin bizi nerelere goturecegi.

Dilerim memlekete donusumuz yeni baskanimizin bir bomba transferiyle ayni gune denk gelmez de ben bizim mafya bozmasi tribun cocugu guruhla karsilasmam. Gercekten tiksiniyorum artik cunku.

Selamlar
Mert

BJK:Daha iyi bir zamanlama olamazdi

Altay Bey merhabalar,

Bugün izleyemedim malesef, dediğiniz gibi illaki kulübü büük zorluklar olduğu bir dönemde devraldı, bu konuda büyük emek harcamış ve tabi ki yadsınamaz doğruları da olmuştur doğru söylüyorsunuz yazımda eleştiriyi sadece olumsuz manada yapmışım.

Yine de ben onun döneminde düşürülen üyelik ücretleri ile üye olan biri olarak Beşiktaş’ ın avrupaya gidememesi konusunda Rıdvan gibi düşünüyorum.

Beşiktaş başkanının mikrofonlar önünde 3. tekil şahısları hedef göstermesini de doğru bulmuyorum.

Yıldırım Demirören’ e hesap sorma durumunda tahmin ediyorum ki hesap sorabileceği bir duruum yoktu ve olan borçlar yüzünden biraz Demirören’ e bağlı konumdaydı ama hal böyleyken seçim sürecinde Yıldırım demirören’ e hesap sormaya geliyorum gibi popülist söylemler yapmamalıydı.

Serdal Adalı aklanmadan Beşiktaş’ ın başında olursa içim yara alır, Daha önce Sinan Engin denen insan müsvettesi şahsın Alaattin çakıcı ile telefon görüşmelerinde ilk yarayı almıştı, sonra da bu istanbulspor ile şike süreci.. Bizim Beşiktaşlıyız diye göğsümüzü gere gere dolaşmamızın önüne set çeker bu olaylar ve bence yargı temizleyemiyorsa biz temizlemeliyiz gönlümden geçen budur. Sonuçta iki aday arasında tercih yapsam Fikret Orman derim, ama kesinlikle Beşiktaş’ ın gönlümdeki başkanı değildir.

Naçizane görüşlerimdir

Gönderen: altay altın
Mesaj No: 84548
Tarih: 27.05.2013 01:01

Sevgili Fatih;

Sayın Fikret ORMAN birkaç saattir Kanaltürk te ve biraz önce canlı yayın bitti.

Umarım seyretmişsindir, umarım 1-2 sansasyonel transfer ile BEŞİKTAŞ Kulubunu değerlendirmez sin ki Q7 nin transferini Yıldırım Demirören yaparken bonservis ödemesini Fikret Orman yönetimi yaptı.

Stadyumla ilgili Y.D.’ nin geleneksel Mayıs ayı kazma şenlikleri ile seçimleri alkışlarla kazanırken, daha başvuru bile olmayan bir ortamda her türlü izin alınarak 2 Haziran da yıkıma geçiyor ve yeni stadımıza 1 yıl sonra yeniden kavuşacağız…

173 Adet HACİZ ile bu Yönetim karşılaşmış ve çözüm üretmiştir.

Elbette yanlışlar, sıkıntılar olabilir ama yapılanlar icraatlar ile son 8 yıldaki yıkımı durdurup düze çıkartarak hepimizin gurur duyacağı BEŞİKTAŞ için adımlar atılmıştır.

Umarım Sayın Başkan yeni yönetim kurulunu oluştururken uyum için de çalışabilecek Beşiktaşlıları seçer.

Saygılarımla;
Altay ALTIN

Gönderen: fatih kartal
Mesaj No: 84547
Tarih: 26.05.2013 21:54

Selam herkese,

Serdal Adalı benim de içime sinmiyor yalnız bu Fikret Orman da hiç içime sinmiyor, başkan seçildiğinde gazetelerdeki haberlere bakıyordum yok şu Beşiktaş’ tan para istiyor, yok şununla sözleşme imzalamayacağız.. Dedim ki bu basın da iyice kafayı yedi ulan bir başkan bu şekilde hiç konuşur mu yavşak adamlar..

Br gün açtım Ntvsporda konuşuyor, bu adam hakikaten mikrofonların önünde abuk sabuk konuşuyor.. (bakın çatır çatır demiyorum) abuk sabuk, yani adam mikrofonda yok sana Beşiktaş’ ın hakkını yedirmem demiyor, mırın kırın yapıp medya önünde millete yalvar yakar konuşuyor..

O aralar Quaresma’ yla ilgili de yok malzemecinin üzerine işedi gibi haberler çıktı, insanın kul hakkı ödenmez ben bunu bilir bunu söylerim, o aralar kime ne yapıldıysa bilmiyorum çok ayıp şeylerdi ve Beşiktaşlılıkla değil insanlıkla ve vefayla hiç bir ilgisi yoktu..

Sonra bir antrenör geldi, Escude ‘ yi sordular yaş 32 dedi basın mensubu, Aybaba’ nın ilk yorumu tecrübeli değil yaşlı oldu, evet biraz yaşlı ama transfer listemizde bulunan bir oyuncuydu dedi..

Sonra Mcgregor geldi, adam medyaya ben Ospina’ yı istemiştim Mcgregor da alternatiflerimizden biriydi diye açıklama yaptı..

Bu gibi 20 tane örnek var ve kimse bana Fikret Orman Beşiktaş’ ın başında kulübün şu hakkına sahip çıktı şu hakkını yedirmedi diyemez, federasyon komple Beşiktaş’ lı, bu yaşıma kadar Beşiktaş’ ın ben bu kadar az hakkının yendiği başka bir sezon hatırlamıyorum, hatalar vardır ama dediğim gibi penaltı sayıları vs değil, hakem ceza sahasından çıkarmazdı Beşiktaş’ ı baskı yapmaya izin vermezdi faul çalardı topu rakipte tutardı, yani inceden çalışırdı.. Bu sene öyle bir durum pek fazla hatırlamıyorum..

Öte yandan ne oldu, Yıldırım Demirören’ den hesap mı sordu, basket takımının durumu ortada, kadın basketin voleybolun durumu ortada, yapılan bir kart projesi var kazanan muğlak ki bence kesinlikle kulüp değil..

Sonuç olarak Fikret Orman’ ı transferlerini, getirdiği tekbik ekibi, yönetim kadrosunu bir kaç isim dışında kesinlikle başarılı bulmuyorum, Kulübü idame ettirdiler mi eyvallah, ama tmsf nin el koymasını da beklemiyordum..

Gönderen: serdar özgül
Mesaj No: 84539
Tarih: 25.05.2013 09:32

şahsi düşüncem,

bunca emek ,çaba ve uğraştan sonra camiamızın Fikret Başkan’ın devamı yönünde vefa bildireceğidir.
ki tekrar belirtirim şahsi fikrimdir : bu noktada Başkan’ın devamlılığı, aslında bir fikrin bir düşüncenin devamlılığıdır ki uzun uzadıya açmak istemiyorum, beğendiğim destek verdiğim bir dönem yaşanmıştır.

dilerim ki Fikret Başkan, ve tecrübelerinden yola çıkarak oluşturacağı yeni yönetim seçimi kazanır.
hayırlısı olur.

Serdar Adalı ismi hiç ama hiç içime sinmiyor.

Gönderen: mert aktalay
Mesaj No: 84538
Tarih: 25.05.2013 06:04

Serdal Adali aday oldugunu acikladi.

Daha once onlarca kez benzer yol ayrimlarina gelen ve bu sinavlarda hep "cakozlayan" buyuk (!) Besiktas camiasi bir sinav daha verecek.

Bu sefer yol ayrimi derin.

"Genclerle oynayalim, varsin 5 sene sampiyon olamayalim"cilar, "Bir sistemimiz olsun"cular, "futbolu profesyoneller yonetsin"ciler, goreceksiniz, gidecekler ve pasa pasa Serdal Adali’ya oy verecekler, eve donus yolunda, vaadedilen transfer listesinden kendilerine kadrolar yaparak.

Ve biz ne mal oldugumuzu, neyi hakettigimizi, gucumuzu, capimizi bu en son ve en onemli sinavda bir kez daha gorecegiz.

O yuzden bu adaylik meselesi icin daha iyi bir zamanlama olamazdi. Bir sonraki donemde bu kadar derin olmayabilirdi fark, ya da bu kadar acik olmayabilirdi iki alternatifin bizi nerelere goturecegi.

Dilerim memlekete donusumuz yeni baskanimizin bir bomba transferiyle ayni gune denk gelmez de ben bizim mafya bozmasi tribun cocugu guruhla karsilasmam. Gercekten tiksiniyorum artik cunku.

Selamlar
Mert

BJK:Daha iyi bir zamanlama olamazdi

Sevgili Fatih;

Sayın Fikret ORMAN birkaç saattir Kanaltürk te ve biraz önce canlı yayın bitti.

Umarım seyretmişsindir, umarım 1-2 sansasyonel transfer ile BEŞİKTAŞ Kulubunu değerlendirmez sin ki Q7 nin transferini Yıldırım Demirören yaparken bonservis ödemesini Fikret Orman yönetimi yaptı.

Stadyumla ilgili Y.D.’ nin geleneksel Mayıs ayı kazma şenlikleri ile seçimleri alkışlarla kazanırken, daha başvuru bile olmayan bir ortamda her türlü izin alınarak 2 Haziran da yıkıma geçiyor ve yeni stadımıza 1 yıl sonra yeniden kavuşacağız…

173 Adet HACİZ ile bu Yönetim karşılaşmış ve çözüm üretmiştir.

Elbette yanlışlar, sıkıntılar olabilir ama yapılanlar icraatlar ile son 8 yıldaki yıkımı durdurup düze çıkartarak hepimizin gurur duyacağı BEŞİKTAŞ için adımlar atılmıştır.

Umarım Sayın Başkan yeni yönetim kurulunu oluştururken uyum için de çalışabilecek Beşiktaşlıları seçer.

Saygılarımla;
Altay ALTIN

Gönderen: fatih kartal
Mesaj No: 84547
Tarih: 26.05.2013 21:54

Selam herkese,

Serdal Adalı benim de içime sinmiyor yalnız bu Fikret Orman da hiç içime sinmiyor, başkan seçildiğinde gazetelerdeki haberlere bakıyordum yok şu Beşiktaş’ tan para istiyor, yok şununla sözleşme imzalamayacağız.. Dedim ki bu basın da iyice kafayı yedi ulan bir başkan bu şekilde hiç konuşur mu yavşak adamlar..

Br gün açtım Ntvsporda konuşuyor, bu adam hakikaten mikrofonların önünde abuk sabuk konuşuyor.. (bakın çatır çatır demiyorum) abuk sabuk, yani adam mikrofonda yok sana Beşiktaş’ ın hakkını yedirmem demiyor, mırın kırın yapıp medya önünde millete yalvar yakar konuşuyor..

O aralar Quaresma’ yla ilgili de yok malzemecinin üzerine işedi gibi haberler çıktı, insanın kul hakkı ödenmez ben bunu bilir bunu söylerim, o aralar kime ne yapıldıysa bilmiyorum çok ayıp şeylerdi ve Beşiktaşlılıkla değil insanlıkla ve vefayla hiç bir ilgisi yoktu..

Sonra bir antrenör geldi, Escude ‘ yi sordular yaş 32 dedi basın mensubu, Aybaba’ nın ilk yorumu tecrübeli değil yaşlı oldu, evet biraz yaşlı ama transfer listemizde bulunan bir oyuncuydu dedi..

Sonra Mcgregor geldi, adam medyaya ben Ospina’ yı istemiştim Mcgregor da alternatiflerimizden biriydi diye açıklama yaptı..

Bu gibi 20 tane örnek var ve kimse bana Fikret Orman Beşiktaş’ ın başında kulübün şu hakkına sahip çıktı şu hakkını yedirmedi diyemez, federasyon komple Beşiktaş’ lı, bu yaşıma kadar Beşiktaş’ ın ben bu kadar az hakkının yendiği başka bir sezon hatırlamıyorum, hatalar vardır ama dediğim gibi penaltı sayıları vs değil, hakem ceza sahasından çıkarmazdı Beşiktaş’ ı baskı yapmaya izin vermezdi faul çalardı topu rakipte tutardı, yani inceden çalışırdı.. Bu sene öyle bir durum pek fazla hatırlamıyorum..

Öte yandan ne oldu, Yıldırım Demirören’ den hesap mı sordu, basket takımının durumu ortada, kadın basketin voleybolun durumu ortada, yapılan bir kart projesi var kazanan muğlak ki bence kesinlikle kulüp değil..

Sonuç olarak Fikret Orman’ ı transferlerini, getirdiği tekbik ekibi, yönetim kadrosunu bir kaç isim dışında kesinlikle başarılı bulmuyorum, Kulübü idame ettirdiler mi eyvallah, ama tmsf nin el koymasını da beklemiyordum..

Gönderen: serdar özgül
Mesaj No: 84539
Tarih: 25.05.2013 09:32

şahsi düşüncem,

bunca emek ,çaba ve uğraştan sonra camiamızın Fikret Başkan’ın devamı yönünde vefa bildireceğidir.
ki tekrar belirtirim şahsi fikrimdir : bu noktada Başkan’ın devamlılığı, aslında bir fikrin bir düşüncenin devamlılığıdır ki uzun uzadıya açmak istemiyorum, beğendiğim destek verdiğim bir dönem yaşanmıştır.

dilerim ki Fikret Başkan, ve tecrübelerinden yola çıkarak oluşturacağı yeni yönetim seçimi kazanır.
hayırlısı olur.

Serdar Adalı ismi hiç ama hiç içime sinmiyor.

Gönderen: mert aktalay
Mesaj No: 84538
Tarih: 25.05.2013 06:04

Serdal Adali aday oldugunu acikladi.

Daha once onlarca kez benzer yol ayrimlarina gelen ve bu sinavlarda hep "cakozlayan" buyuk (!) Besiktas camiasi bir sinav daha verecek.

Bu sefer yol ayrimi derin.

"Genclerle oynayalim, varsin 5 sene sampiyon olamayalim"cilar, "Bir sistemimiz olsun"cular, "futbolu profesyoneller yonetsin"ciler, goreceksiniz, gidecekler ve pasa pasa Serdal Adali’ya oy verecekler, eve donus yolunda, vaadedilen transfer listesinden kendilerine kadrolar yaparak.

Ve biz ne mal oldugumuzu, neyi hakettigimizi, gucumuzu, capimizi bu en son ve en onemli sinavda bir kez daha gorecegiz.

O yuzden bu adaylik meselesi icin daha iyi bir zamanlama olamazdi. Bir sonraki donemde bu kadar derin olmayabilirdi fark, ya da bu kadar acik olmayabilirdi iki alternatifin bizi nerelere goturecegi.

Dilerim memlekete donusumuz yeni baskanimizin bir bomba transferiyle ayni gune denk gelmez de ben bizim mafya bozmasi tribun cocugu guruhla karsilasmam. Gercekten tiksiniyorum artik cunku.

Selamlar
Mert

BJK:Daha iyi bir zamanlama olamazdi

Selam herkese,

Serdal Adalı benim de içime sinmiyor yalnız bu Fikret Orman da hiç içime sinmiyor, başkan seçildiğinde gazetelerdeki haberlere bakıyordum yok şu Beşiktaş’ tan para istiyor, yok şununla sözleşme imzalamayacağız.. Dedim ki bu basın da iyice kafayı yedi ulan bir başkan bu şekilde hiç konuşur mu yavşak adamlar..

Br gün açtım Ntvsporda konuşuyor, bu adam hakikaten mikrofonların önünde abuk sabuk konuşuyor.. (bakın çatır çatır demiyorum) abuk sabuk, yani adam mikrofonda yok sana Beşiktaş’ ın hakkını yedirmem demiyor, mırın kırın yapıp medya önünde millete yalvar yakar konuşuyor..

O aralar Quaresma’ yla ilgili de yok malzemecinin üzerine işedi gibi haberler çıktı, insanın kul hakkı ödenmez ben bunu bilir bunu söylerim, o aralar kime ne yapıldıysa bilmiyorum çok ayıp şeylerdi ve Beşiktaşlılıkla değil insanlıkla ve vefayla hiç bir ilgisi yoktu..

Sonra bir antrenör geldi, Escude ‘ yi sordular yaş 32 dedi basın mensubu, Aybaba’ nın ilk yorumu tecrübeli değil yaşlı oldu, evet biraz yaşlı ama transfer listemizde bulunan bir oyuncuydu dedi..

Sonra Mcgregor geldi, adam medyaya ben Ospina’ yı istemiştim Mcgregor da alternatiflerimizden biriydi diye açıklama yaptı..

Bu gibi 20 tane örnek var ve kimse bana Fikret Orman Beşiktaş’ ın başında kulübün şu hakkına sahip çıktı şu hakkını yedirmedi diyemez, federasyon komple Beşiktaş’ lı, bu yaşıma kadar Beşiktaş’ ın ben bu kadar az hakkının yendiği başka bir sezon hatırlamıyorum, hatalar vardır ama dediğim gibi penaltı sayıları vs değil, hakem ceza sahasından çıkarmazdı Beşiktaş’ ı baskı yapmaya izin vermezdi faul çalardı topu rakipte tutardı, yani inceden çalışırdı.. Bu sene öyle bir durum pek fazla hatırlamıyorum..

Öte yandan ne oldu, Yıldırım Demirören’ den hesap mı sordu, basket takımının durumu ortada, kadın basketin voleybolun durumu ortada, yapılan bir kart projesi var kazanan muğlak ki bence kesinlikle kulüp değil..

Sonuç olarak Fikret Orman’ ı transferlerini, getirdiği tekbik ekibi, yönetim kadrosunu bir kaç isim dışında kesinlikle başarılı bulmuyorum, Kulübü idame ettirdiler mi eyvallah, ama tmsf nin el koymasını da beklemiyordum..

Gönderen: serdar özgül
Mesaj No: 84539
Tarih: 25.05.2013 09:32

şahsi düşüncem,

bunca emek ,çaba ve uğraştan sonra camiamızın Fikret Başkan’ın devamı yönünde vefa bildireceğidir.
ki tekrar belirtirim şahsi fikrimdir : bu noktada Başkan’ın devamlılığı, aslında bir fikrin bir düşüncenin devamlılığıdır ki uzun uzadıya açmak istemiyorum, beğendiğim destek verdiğim bir dönem yaşanmıştır.

dilerim ki Fikret Başkan, ve tecrübelerinden yola çıkarak oluşturacağı yeni yönetim seçimi kazanır.
hayırlısı olur.

Serdar Adalı ismi hiç ama hiç içime sinmiyor.

Gönderen: mert aktalay
Mesaj No: 84538
Tarih: 25.05.2013 06:04

Serdal Adali aday oldugunu acikladi.

Daha once onlarca kez benzer yol ayrimlarina gelen ve bu sinavlarda hep "cakozlayan" buyuk (!) Besiktas camiasi bir sinav daha verecek.

Bu sefer yol ayrimi derin.

"Genclerle oynayalim, varsin 5 sene sampiyon olamayalim"cilar, "Bir sistemimiz olsun"cular, "futbolu profesyoneller yonetsin"ciler, goreceksiniz, gidecekler ve pasa pasa Serdal Adali’ya oy verecekler, eve donus yolunda, vaadedilen transfer listesinden kendilerine kadrolar yaparak.

Ve biz ne mal oldugumuzu, neyi hakettigimizi, gucumuzu, capimizi bu en son ve en onemli sinavda bir kez daha gorecegiz.

O yuzden bu adaylik meselesi icin daha iyi bir zamanlama olamazdi. Bir sonraki donemde bu kadar derin olmayabilirdi fark, ya da bu kadar acik olmayabilirdi iki alternatifin bizi nerelere goturecegi.

Dilerim memlekete donusumuz yeni baskanimizin bir bomba transferiyle ayni gune denk gelmez de ben bizim mafya bozmasi tribun cocugu guruhla karsilasmam. Gercekten tiksiniyorum artik cunku.

Selamlar
Mert

Bir başka Beşiktaş aşkı

selamlar,

seçimdir,transferdir, hacıdır, hocadır o kadar çok takımımıza yöneldik ki, semte olan aşkımız hep geri planda kaldı.

Meltem Gürle Birgün gazetesinde semtle ilgili güzel bir yazı kaleme almış: Beşiktaş, sen bizim neyimizdin? başlıklı yazıyı paylaşmak istedim.

http://www.birgun.net/actuels_index.php?news_code=1369557110&year=2013&month=05&day=26

sevgilerimle

adnan

BJK:2012-13 (hakem hataları 2)

Sevgili Cengiz;

Ellerine , Bilgine, Emeğine Sağlık…

Yazılarını toparlayıp kitap yapsak inan Baştacı olursun…

Sevgilerimle;
Altay ALTIN

Gönderen: cengiz gürsel
Mesaj No: 84540
Tarih: 25.05.2013 13:02

Abi sanma ki verdiğim eziyetin farkında değilim :)… Ancak, uzun uzun yazmadan anlatamıyorum huyum kurusun 🙂

Sevgiler…

Cengiz

Gönderen: serif alan
Mesaj No: 84537
Tarih: 25.05.2013 02:26

Sevgili Cengiz?

Okuya okuya finale gelene kadar canım çıktı:)
Yazıya dökülmesini düşünemiyorum.
Eline emeğine sağlık.

Şerif Alan

Gönderen: cengiz gürsel
Mesaj No: 84529
Tarih: 24.05.2013 19:33

Final ve selamlar;

Derleyebildiğim hakem hatalarının üç büyük kulüp açısından değerlendirmesi ise şöyle oldu:

Beşiktaş:

Hakemler sezon boyunca Beşiktaş’ın 22 maçının 34’ünde toplam 35 hata yaptılar. Bunların 18 tanesi Beşiktaş’ın lehine 17 tanesi ise aleyhine gerçekleşti. 8 maçta birden fazla hakem hatası olduğu görüldü.

Hakem hataları 2-11. haftalar arasında 8 maçta (2, 4, 5, 7, 8, 9, 10, 11) lehte ya da aleyhte bir eğilim göstermedi. Bu dönemde Beşiktaş, aleyhine hakem hatası yapılan 3 maçı (Gs, Bursa ve Ts) berabere bitirdi, lehine hakem hatası yapılan 1 maçı (Kasımpaşa) kazandı, lehine hata yapılan 1 maçı (G.Antep) kaybetti, hem lehine hem aleyhine hata yapılan 3 maçtan ise 2’sini (Elazığ ve Mersin İY) kazanırken birini (Fb) kaybetti. Fb maçında Beşiktaş aleyhine yapılan hatalar daha kritik iken, lehine yapılan hata skor koptuktan sonra gerçekleştiği için ağırlık olarak daha az önemli kaldı. Bu dönemde Beşiktaş’ın hakem hatalarından daha çok puan kaybederek etkilendiği görüldü. Ayrıca, bu dönemde aleyhine yapılan hatalar zirvedeki rakipleri karşısında (Gs, Ts, Fb, Bursa) gerçekleşti.

12-17. haftalar arasındaki 4 maçta (12, 13, 16, 17) ise hakem hatalarının devamlı olarak lehte gerçekleştiği gözlendi. Bu dönemde Beşiktaş söz konusu 4 maçın 3’ünü kazandı, birinde berabere kaldı. Ancak, söz konusu hatalardan 2 tanesi skorun iki farkla Beşiktaş lehine olduğu anlarda (Akhisar ve Kayseri maçları) gerçekleşti ve ağırlık olarak geride kaldı. Bu dönemde Beşiktaş’ın kritik hakem hataları yaşanan ve kazandığı maç Antalyaspor olurken, gene lehine kritik hakem hataları yaşanan Gençlerbirliği maçı berabere bitti. Bu nedenle, bu dönemde Beşiktaş’ın (2-11. haftalardaki kaybı kadar olmasa da) hakem hatalarından kaynaklanan puan kazancı söz konusu oldu.

Ligin ikinci yarısı ise Beşiktaş açısından ilk yarıya göre hakemler konusunda daha sakin geçti. 18-23. haftalar arasında yapılan hakem hataları az sayıda ve nispeten aleyhte iken, bu eğilim 23-30. haftalar arası tersine döndü, 31-34. haftalarda ise hakem hataları yeniden Beşiktaş aleyhine oldu. İkinci yarıda özellikle puan kaybedilen İBB, Karabükspor, Akhisar ve Kayseri maçlarında önemli anlarda aleyhte hakem hataları görülürken, galibiyetle sonuçlanan Sivas, Fb ve Mersin İY maçlarında ise önemli anlarda lehte hakem hataları söz konusu oldu.

Sezon boyunca Beşiktaş lehine görülen hakem hatalarının genellikle (11 adet) penaltı hatası olduğu, dörder adet kart ve gol hatası yapıldığı görüldü. Aleyhte hakem hataları ise genelde penaltı (8 adet) ve gol hatası (5 adet) oldu; 4 de kart hatası yapıldı. Bu noktada, özellikle ilk yarıda Beşiktaş aleyhinde çok sayıda gol hatası yapılması ve bunların sırasıyla Gs, Fb, Ts ve Bursaspor gibi zirve yarışındaki rakipleri ile oynadığı maçlarda yaşanması dikkat çekti.

Ayrıca, toplam 18 lehte hakem hatasının 8 adedi iç sahada, 10 adedi ise deplasmanda gerçekleşti. 17 aleyhte hatanın ise 11’inin iç sahada 6’sının deplasmanda olduğu gözlendi. Beşiktaş’ın iç saha maçlarında aleyhte hata daha çok yapıldı.

Beşiktaş, büyük maçlarda ise genel olarak hakem hatalarının mağduru oldu. 6 büyük maçın 4’ünde yapılan 7 hakem hatasının 5’i aleyhte ve 2’si lehte idi. Bu maçlarda Beşiktaş Gs (3-3) ve Ts (1-1) ile berabere kaldı, Fb’ye karşı ise bir maç kaybetti (0-3) ve bir maç kazandı (3-2).

Galatasaray:

Hakemler sezon boyunca Gs’nin 34 maçının 18’inde toplam 26 hata yaptılar. Bunların 16 tanesi Gs’nin lehine 10 tanesi ise aleyhine gerçekleşti. 6 maçta birden fazla hakem hatası olduğu görüldü.

Ligin başındaki Gs maçlarında hakem hataları genelde lehte oldu. Bu süreçte ilk beş haftada oynanan 3 maçta (Kasımpaşa, Beşiktaş, Akhisar) lehte hakem hatalarının Gs’ye puanlar getirdiği gözlendi.
Bunlardan Kasımpaşa ve Beşiktaş maçlarında yapılan hatalar kritik idi ve Gs bu maçlardan Kasımpaşa’yı 3, Beşiktaş’ı 1 puanla geçti. Gs bu maçlardan genel olarak kazançlı çıktı. Akhisar maçındaki lehte hata ise skorun kopmuş olduğu bir anda yaşandığından ağırlık olarak geride kaldı.

6-15. haftalar arasındaki dönemde ise Gs maçlarında hem lehte hem aleyhte hakem hataları oldu. Bu dönemde hakem hatası görülen 7 maçta Gs 3 galibiyet (Kayseri, İBB, Elazığ), 3 beraberlik (Eskişehir, Mersin İY, Sivas) ve 1 mağlubiyet (Ordu) aldı. Ancak, bu dönemde Gs’nin hakem hatalarından net kaybı ya da kazancı olduğu söylenemez. Zira, bu maçlar içinde hakem hataları genelde dengeli dağıldı. (Sadece berabere biten Mersin İY maçında lehte hakem hatası ve gene berabere biten Sivas maçında bu defa aleyhte hakem hatası dikkat çekti.)

İkinci yarıda ise Gs maçlarında hakem hatalarının ilk yarıya göre azaldığı ve genelde lehte gerçekleştiği görüldü. 20-25. haftalar arasında (23. hafta hariç) devamlı olarak kritik anlarda Gs lehine hakem hataları söz konusu oldu. Bu süreçte Antalya ve Akhisar maçları kazanıldı, Bursa ve Eskişehir maçları berabere bitti ve G.Birliği maçı ise kaybedildi. Bu süreçte aleyhte hakem hatası yapılan tek maç olan Ordu maçı ise kazanıldı.

25-34. haftalar arasında ise Gs maçlarında hakem hataları adeta durdu. Bu dönemde yapılan iki hatanın ikisi de aleyhte olmasına rağmen Gs bundan zarar görmedi. Zira, bu maçlardan birisi (Elazığ) zaten kazanıldı, diğeri ise şampiyonluk ilan edildikten sonra oynanan ve kaybedilen Fb maçı idi.

Sezon boyunca Gs lehine yapılan hatalar genellikle penaltı hatası (toplam 16 lehte hatanın 10’u) idi. Gs lehine 3 gol, 3 de kart hatası yapıldı. Aleyhte hataların ise gene genelde penaltı hatası olduğu (toplam 10 aleyhte hatanın 5’i), aleyhte 4 adet gol, bir adet de kart hatası olduğu gözlendi.

Lehte hakem hatalarının 7’sinin iç sahada 9’unun ise dış sahada olması, aleyhte hakem hatalarının ise 4’ünün iç sahada, 6’sının dış sahada gerçekleşmesi, Beşiktaş’ın aksine iç sahada Gs aleyhine daha az hata yapılması sonucunu ortaya çıkardı.

Sezonun büyük maçlarında ise Gs’nin ilk yarıda deplasmandaki Beşiktaş maçında (3-3) hakem hatası oldu ve bundan da kazançlı çıktı. Diğer taraftan, yenildiği son haftadaki Fb maçında ise aleyhine hakem hatası gerçekleşti ama bu maça zaten şampiyon sıfatıyla çıktığı için bundan zarar görmedi.

Fenerbahçe:

Not: 12. haftada oynanan Eskişehirspor-Fb maçında Fb’li Caner’in oyundan atılması, karar düzeltilmediğinden ve ortada sadece Eskişehirsporlu oyuncunun beyanı olduğundan değerlendirmeye alınmadı.

Sezon boyunca oynanan 34 Fb maçının 14 tanesinde toplam 16 hakem hatası görüldü. Bunların 10 adedi lehte, 6 adedi ise aleyhte idi. Fb’nin sadece bir maçında (Beşiktaş) birden fazla hakem hatası tespit edildi.

Fb maçlarındaki hakem hataları sezon boyunca belli bir eğilime bağlı olmaksızın gelişti. 7-12. haftalar arasında önemli bir hata olmaması dikkat çekti. Fb, lehine hataların öne çıktığı 4 maçın ikisini (G.Antep ve Beşiktaş) kazanırken, bir maçı berabere (Kayseri) ve bir maçı da mağlup (Karabük) kapattı. Karabük maçında lehine yapılan hata skor koptuğu bir anda gerçekleştiğinden ağırlık olarak daha önemsiz kaldı. Bu maçlarda Fb’nin genel olarak hakem hatalarından kazançlı çıktığı gözlendi. Fb aleyhine yapılan hakem hatalarının olduğu 4 maçta ise Fb 2 galibiyet (Beşiktaş ve G.Birliği), 2 beraberlik (Ts ve Eskişehir) aldı.

İkinci devrede, 19-23. haftalar arası ise Fb maçlarında yapılan hakem hatalarının devamlı lehte seyir izlediği görüldü. Kritik anlarda yapılan hakem hatalarının yaşandığı bu maçlarda Fb 4 önemli galibiyet (G.Antep, Mersin İY, Trabzonspor ve Kasımpaşa) aldı. 24. haftada 3-2 kaybedilen Beşiktaş maçında ise önemli bir aleyhte hata gözlendi.

27. hafta Akhisar maçında gerçekleşen aleyhte hata maç zaten kazanıldığı için, 34. hafta Gs maçında gerçekleşen lehte hata ise şampiyonluk şansı zaten kalmadığı için etkisiz hakem hataları olarak kayda geçti.

Aleyhte hakem hatalarının Fb’ye yaşattığı puan kaybının Beşiktaş ve Gs’ye göre daha az olduğu gözlendi. Toplamda ise hakem hatalarından elde edilen puan kazancı, kaybedilen puanların üstünde oldu.

Sezon boyunca Fb lehine yapılan 10 hatadan 4’ü kart, 5’i ise gol hatası idi. Fb lehine sadece 1 penaltı hatası oldu. Aleyhteki toplam 6 hatanın ise 2’si penaltı, birisi kart ve üçü de gol hatası olarak gerçekleşti.

Fb lehine yapılan 10 hatanın 6’sının iç sahada, 4’ünün deplasmanda, benzer şekilde aleyhteki 6 hatanın 4’ünün iç sahada, 2’sinin deplasmanda olması hakemlerin Fb maçlarında hataya iç sahada daha açık olduklarını gösterdi.

Sezonun büyük maçlarında Fb’nin oynadığı 6 büyük maçtan 5’inde (her iki Ts, her iki Beşiktaş ile evindeki Gs maçları) toplam 7 hakem hatası görüldü. Bunların 4’ü lehinde 3’ü ise aleyhinde idi. Bu maçlardan dikkat çekenler şöyleydi: Lehte hakem hatası yapılan içerdeki Beşiktaş maçı kazanılırken, aleyhte hakem hatası yapılan deplasmandaki Beşiktaş maçı kaybedildi. Ayrıca, aleyhte hata yapılan içerdeki Ts maçı berabere bitti ve lehte hata yapılan deplasmandaki Ts maçı ise kazanıldı. Son hafta içerde oynanan ve lehte hakem hatası yapılan Gs maçı ise kazanıldı. Büyük maçlar hakem hataları açısından Fb için nispeten dengeli geçti.

Sonuç:

Sezon boyunca hakem hatalarının geçtiğimiz yıllara göre daha az sayıda gerçekleşti ve daha dengeli bir dağılım gösterdi. Başka bir ifadeyle, hakem hatalarının dağılımında üç büyük kulübün bariz lehine ya da aleyhine olan bir eğilim oldu denemez.

Hakem hataları sayı bakımından Fb için çok daha az sayıda oldu. Oransal olarak ise (lehte/aleyhte oranı) Beşiktaş için dengede, Fb ve Gs için ise nispeten daha lehte gerçekleşti. Bu hataların puan kaybı/kazancı yansıması ise Beşiktaş için çok az miktarda aleyhte, Fb ve Gs için ise lehte oldu.

Beşiktaş’ın zirvedeki rakipleriyle oynadığı maçlarda aleyhine hatalar yapılması ve bunların genelde gol hatası olması dikkat çekti. Beşiktaş’ın zirvedeki rakipleriyle oynadığı sadece bir maçta (içerde oynadığı Fb maçı) skora etki eden net lehte hata yapıldığı görüldü. Gs’nin oynadığı büyük maçlarda ise az sayıda hakem hatası olduğu, bunların da genelde Gs lehine sonuç doğurduğu olduğu gözlendi. Fb ise büyük maçlardaki hakem hataları dağılımında daha dengeli bir görünümdeydi.

Bir diğer dikkat çekici husus da Fb maçlarındaki hakem hatalarının (lehte ya da aleyhte) genelde Kadıköy’de olması idi. Tersine, Beşiktaş’ın iç saha maçlarında ise hakemlerin deplasman maçlarına göre daha fazla aleyhte hata yaptığı gözlendi.

Beşiktaş ve Gs için hem lehte hem aleyhte hakem hatalarında penaltı hataları öne çıktı. Her iki takım da bu hatalardan daha büyük oranda yararlanırken, Fb lehine bir penaltı hatası olurken iki de aleyhte penaltı hatası gerçekleşti. Fb için lehte de aleyhte de gol hataları daha ön planda idi.

Sonucun da sonucu olarak, sezon boyunca hakem hatalarında Beşiktaş nispeten dengede dururken, Gs ve Fb’nin hatalardan daha çok yararlandığı görüldü. Ancak, oynanan futbol, kadrolar arasındaki farklar, hakem hatalarında geçmiş sezonlarda yaşanan vahim eğilimlere göre çok daha düzgün bir sezon geçmiş olması, Beşiktaş’ın kendisinden kaynaklanan ve rakiplerinden de fazla yaşadığı anlamsız puan kayıpları, Fb’nin yarışı üç kulvarda götürememiş olması gibi gerçekler dikkate alındığında Gs’nin şampiyonluğunun altında hakem hatalarının yattığını söylemek haksızlık olur diye düşünüyorum.

Gene de böyle bir durumda dahi hakem hatalarındaki dağılımın Gs lehine çıkıyor olması nasıl bir "hacı yatmaz" ile karşı karşıya olduğumuzu gösteriyor, o da ayrı.

Verimli bir seçim ve transfer dönemi geçirmemiz dileklerimle.

Cengiz Gürsel

BJK:Adalı,Altınsay,Güreli..

Ben de Göksel e katılıyorum.

Eğer seçimlerde kuvvetli adaylar yarışırsa kazanmak için HAYAL satmayan, İcraat yapacak listeyi oluşturan kazanır.

Belki de bu seçim L.E gibi kendilerini OY makinası sananların son seçimi olacak.
Yeni Katılımcı kongre üyeleri ile Hür iradeli özgür üye yapısı umarım artık sadece BEŞİKTAŞ için çalışır.

Sevgilerimle;

Altay ALTIN

Gönderen: göksel turgut
Mesaj No: 84543
Tarih: 25.05.2013 18:14

Öyle yada böyle Serdal Adalı’nin adayligi Beşiktaş için çok önemlidir..

Zor zamanlar bitmiş değildir, Başkan adayı ve sonucunda Başkan olacak kişi yine zor zamanda taşın altına elini koyacaktır. Beşiktaş’a Başkan olmak isteyen kişide kusura bakmayın ama taşın altına elini koyuversin..

Kimse Serdal Adalı için zor zamanda neredeydi diyemez, çünkü geçen dönemde ne zor durumlar
yaşadığını ve aday olmak için ortaya çıktığında önünün nasıl kesildiğini hepimiz biliyoruz..

Serdal Adalı’nın adının ortaya çikması Fikret Orman içinde iyi olmuştur. Daha kuvvetli bir yönetim yapmak zorundadır artık. Bundanda Beşiktaş kazanacaktır.

Gönderen: erol şişli
Mesaj No: 84541
Tarih: 25.05.2013 16:05

Sezon bittikten sonra genelde her gün en az 5 ayrı isim olması kaydıyla yalan transfer haberleri ile avunup gelmeyecek topçunun takımımıza faydalarını tartışırdık..

Serdal Adalı adaylığını açıkladığında foruma asılan yazı sayısı nerdeyse derbi kaybettiğimiz günlerdeki asılan yazı sayısına yetişcek..

Futbola verilen arada yine ortalık şenlenecek yine birbirimizi yemeye devam edeceğiz !

Fikret başkan zor zamanda elini taşın altına koyarak kendisine ömür boyu yetecek bir kredi sağladı..Bundan sonraki başkan ve başkanlar meydanı boş bulamayacaklar..Fikret Orman kendisini ispatladı ve sağlam bir güven kazandı..Benim için kamburları,keşke olmasaydı ama,hesap sorma mevzusu ve Mesut Urgancılar’ın istifasıdır..

Bu seçime gelirsek geçmiş dönemlerdeki seçimlere baktığımızda Serdal Adalı’nın bu kongre üyeleri ve yapısı ile silme oy alarak başkanlığı kazanacağından şüphem yok..

Serdal Adalı’nın camiayı,camianın da Adalı’yı kucaklaması için formül çok basit..İbrahim Altınsay ve Hüsnü Güreli’nin yer aldığı,Levent Erdoğan’ın yer almadığı bir liste..Özellikle Altınsay’ı yönetime alır ve yetki verirse bir çok kişi Adalı’nın önünü açar..

Şikeden aldığı ceza ise Adalı’nın yumuşak karnı..Şike mevzuusu da yargıtaydan döner inşallah..BJK nın başkanı olan kişinin isminin şike ile aynı cümlede geçmiş olması beni çok yaralar..

BJK:Adalı,Altınsay,Güreli..

Öyle yada böyle Serdal Adalı’nin adayligi Beşiktaş için çok önemlidir..

Zor zamanlar bitmiş değildir, Başkan adayı ve sonucunda Başkan olacak kişi yine zor zamanda taşın altına elini koyacaktır. Beşiktaş’a Başkan olmak isteyen kişide kusura bakmayın ama taşın altına elini koyuversin..

Kimse Serdal Adalı için zor zamanda neredeydi diyemez, çünkü geçen dönemde ne zor durumlar
yaşadığını ve aday olmak için ortaya çıktığında önünün nasıl kesildiğini hepimiz biliyoruz..

Serdal Adalı’nın adının ortaya çikması Fikret Orman içinde iyi olmuştur. Daha kuvvetli bir yönetim yapmak zorundadır artık. Bundanda Beşiktaş kazanacaktır.

Gönderen: erol şişli
Mesaj No: 84541
Tarih: 25.05.2013 16:05

Sezon bittikten sonra genelde her gün en az 5 ayrı isim olması kaydıyla yalan transfer haberleri ile avunup gelmeyecek topçunun takımımıza faydalarını tartışırdık..

Serdal Adalı adaylığını açıkladığında foruma asılan yazı sayısı nerdeyse derbi kaybettiğimiz günlerdeki asılan yazı sayısına yetişcek..

Futbola verilen arada yine ortalık şenlenecek yine birbirimizi yemeye devam edeceğiz !

Fikret başkan zor zamanda elini taşın altına koyarak kendisine ömür boyu yetecek bir kredi sağladı..Bundan sonraki başkan ve başkanlar meydanı boş bulamayacaklar..Fikret Orman kendisini ispatladı ve sağlam bir güven kazandı..Benim için kamburları,keşke olmasaydı ama,hesap sorma mevzusu ve Mesut Urgancılar’ın istifasıdır..

Bu seçime gelirsek geçmiş dönemlerdeki seçimlere baktığımızda Serdal Adalı’nın bu kongre üyeleri ve yapısı ile silme oy alarak başkanlığı kazanacağından şüphem yok..

Serdal Adalı’nın camiayı,camianın da Adalı’yı kucaklaması için formül çok basit..İbrahim Altınsay ve Hüsnü Güreli’nin yer aldığı,Levent Erdoğan’ın yer almadığı bir liste..Özellikle Altınsay’ı yönetime alır ve yetki verirse bir çok kişi Adalı’nın önünü açar..

Şikeden aldığı ceza ise Adalı’nın yumuşak karnı..Şike mevzuusu da yargıtaydan döner inşallah..BJK nın başkanı olan kişinin isminin şike ile aynı cümlede geçmiş olması beni çok yaralar..

BJK:Adalı,Altınsay,Güreli..

Şike kapsamı ve cezaları kuşa çevrildi. Yargıtay bundan ötesine izin vermez. şahsi düşüncem, şike onanacaktır ve sn.Adalı’nın durumu sıkıntı yaratacaktır. Kenara çekilir. Ekibin ileri gelenleri ne yapar, meçhul.

Gönderen: erol şişli
Mesaj No: 84541
Tarih: 25.05.2013 16:05

Sezon bittikten sonra genelde her gün en az 5 ayrı isim olması kaydıyla yalan transfer haberleri ile avunup gelmeyecek topçunun takımımıza faydalarını tartışırdık..

Serdal Adalı adaylığını açıkladığında foruma asılan yazı sayısı nerdeyse derbi kaybettiğimiz günlerdeki asılan yazı sayısına yetişcek..

Futbola verilen arada yine ortalık şenlenecek yine birbirimizi yemeye devam edeceğiz !

Fikret başkan zor zamanda elini taşın altına koyarak kendisine ömür boyu yetecek bir kredi sağladı..Bundan sonraki başkan ve başkanlar meydanı boş bulamayacaklar..Fikret Orman kendisini ispatladı ve sağlam bir güven kazandı..Benim için kamburları,keşke olmasaydı ama,hesap sorma mevzusu ve Mesut Urgancılar’ın istifasıdır..

Bu seçime gelirsek geçmiş dönemlerdeki seçimlere baktığımızda Serdal Adalı’nın bu kongre üyeleri ve yapısı ile silme oy alarak başkanlığı kazanacağından şüphem yok..

Serdal Adalı’nın camiayı,camianın da Adalı’yı kucaklaması için formül çok basit..İbrahim Altınsay ve Hüsnü Güreli’nin yer aldığı,Levent Erdoğan’ın yer almadığı bir liste..Özellikle Altınsay’ı yönetime alır ve yetki verirse bir çok kişi Adalı’nın önünü açar..

Şikeden aldığı ceza ise Adalı’nın yumuşak karnı..Şike mevzuusu da yargıtaydan döner inşallah..BJK nın başkanı olan kişinin isminin şike ile aynı cümlede geçmiş olması beni çok yaralar..

Adalı,Altınsay,Güreli..

Sezon bittikten sonra genelde her gün en az 5 ayrı isim olması kaydıyla yalan transfer haberleri ile avunup gelmeyecek topçunun takımımıza faydalarını tartışırdık..

Serdal Adalı adaylığını açıkladığında foruma asılan yazı sayısı nerdeyse derbi kaybettiğimiz günlerdeki asılan yazı sayısına yetişcek..

Futbola verilen arada yine ortalık şenlenecek yine birbirimizi yemeye devam edeceğiz !

Fikret başkan zor zamanda elini taşın altına koyarak kendisine ömür boyu yetecek bir kredi sağladı..Bundan sonraki başkan ve başkanlar meydanı boş bulamayacaklar..Fikret Orman kendisini ispatladı ve sağlam bir güven kazandı..Benim için kamburları,keşke olmasaydı ama,hesap sorma mevzusu ve Mesut Urgancılar’ın istifasıdır..

Bu seçime gelirsek geçmiş dönemlerdeki seçimlere baktığımızda Serdal Adalı’nın bu kongre üyeleri ve yapısı ile silme oy alarak başkanlığı kazanacağından şüphem yok..

Serdal Adalı’nın camiayı,camianın da Adalı’yı kucaklaması için formül çok basit..İbrahim Altınsay ve Hüsnü Güreli’nin yer aldığı,Levent Erdoğan’ın yer almadığı bir liste..Özellikle Altınsay’ı yönetime alır ve yetki verirse bir çok kişi Adalı’nın önünü açar..

Şikeden aldığı ceza ise Adalı’nın yumuşak karnı..Şike mevzuusu da yargıtaydan döner inşallah..BJK nın başkanı olan kişinin isminin şike ile aynı cümlede geçmiş olması beni çok yaralar..

BJK:2012-13 (hakem hataları 2)

Abi sanma ki verdiğim eziyetin farkında değilim :)… Ancak, uzun uzun yazmadan anlatamıyorum huyum kurusun 🙂

Sevgiler…

Cengiz

Gönderen: serif alan
Mesaj No: 84537
Tarih: 25.05.2013 02:26

Sevgili Cengiz?

Okuya okuya finale gelene kadar canım çıktı:)
Yazıya dökülmesini düşünemiyorum.
Eline emeğine sağlık.

Şerif Alan

Gönderen: cengiz gürsel
Mesaj No: 84529
Tarih: 24.05.2013 19:33

Final ve selamlar;

Derleyebildiğim hakem hatalarının üç büyük kulüp açısından değerlendirmesi ise şöyle oldu:

Beşiktaş:

Hakemler sezon boyunca Beşiktaş’ın 22 maçının 34’ünde toplam 35 hata yaptılar. Bunların 18 tanesi Beşiktaş’ın lehine 17 tanesi ise aleyhine gerçekleşti. 8 maçta birden fazla hakem hatası olduğu görüldü.

Hakem hataları 2-11. haftalar arasında 8 maçta (2, 4, 5, 7, 8, 9, 10, 11) lehte ya da aleyhte bir eğilim göstermedi. Bu dönemde Beşiktaş, aleyhine hakem hatası yapılan 3 maçı (Gs, Bursa ve Ts) berabere bitirdi, lehine hakem hatası yapılan 1 maçı (Kasımpaşa) kazandı, lehine hata yapılan 1 maçı (G.Antep) kaybetti, hem lehine hem aleyhine hata yapılan 3 maçtan ise 2’sini (Elazığ ve Mersin İY) kazanırken birini (Fb) kaybetti. Fb maçında Beşiktaş aleyhine yapılan hatalar daha kritik iken, lehine yapılan hata skor koptuktan sonra gerçekleştiği için ağırlık olarak daha az önemli kaldı. Bu dönemde Beşiktaş’ın hakem hatalarından daha çok puan kaybederek etkilendiği görüldü. Ayrıca, bu dönemde aleyhine yapılan hatalar zirvedeki rakipleri karşısında (Gs, Ts, Fb, Bursa) gerçekleşti.

12-17. haftalar arasındaki 4 maçta (12, 13, 16, 17) ise hakem hatalarının devamlı olarak lehte gerçekleştiği gözlendi. Bu dönemde Beşiktaş söz konusu 4 maçın 3’ünü kazandı, birinde berabere kaldı. Ancak, söz konusu hatalardan 2 tanesi skorun iki farkla Beşiktaş lehine olduğu anlarda (Akhisar ve Kayseri maçları) gerçekleşti ve ağırlık olarak geride kaldı. Bu dönemde Beşiktaş’ın kritik hakem hataları yaşanan ve kazandığı maç Antalyaspor olurken, gene lehine kritik hakem hataları yaşanan Gençlerbirliği maçı berabere bitti. Bu nedenle, bu dönemde Beşiktaş’ın (2-11. haftalardaki kaybı kadar olmasa da) hakem hatalarından kaynaklanan puan kazancı söz konusu oldu.

Ligin ikinci yarısı ise Beşiktaş açısından ilk yarıya göre hakemler konusunda daha sakin geçti. 18-23. haftalar arasında yapılan hakem hataları az sayıda ve nispeten aleyhte iken, bu eğilim 23-30. haftalar arası tersine döndü, 31-34. haftalarda ise hakem hataları yeniden Beşiktaş aleyhine oldu. İkinci yarıda özellikle puan kaybedilen İBB, Karabükspor, Akhisar ve Kayseri maçlarında önemli anlarda aleyhte hakem hataları görülürken, galibiyetle sonuçlanan Sivas, Fb ve Mersin İY maçlarında ise önemli anlarda lehte hakem hataları söz konusu oldu.

Sezon boyunca Beşiktaş lehine görülen hakem hatalarının genellikle (11 adet) penaltı hatası olduğu, dörder adet kart ve gol hatası yapıldığı görüldü. Aleyhte hakem hataları ise genelde penaltı (8 adet) ve gol hatası (5 adet) oldu; 4 de kart hatası yapıldı. Bu noktada, özellikle ilk yarıda Beşiktaş aleyhinde çok sayıda gol hatası yapılması ve bunların sırasıyla Gs, Fb, Ts ve Bursaspor gibi zirve yarışındaki rakipleri ile oynadığı maçlarda yaşanması dikkat çekti.

Ayrıca, toplam 18 lehte hakem hatasının 8 adedi iç sahada, 10 adedi ise deplasmanda gerçekleşti. 17 aleyhte hatanın ise 11’inin iç sahada 6’sının deplasmanda olduğu gözlendi. Beşiktaş’ın iç saha maçlarında aleyhte hata daha çok yapıldı.

Beşiktaş, büyük maçlarda ise genel olarak hakem hatalarının mağduru oldu. 6 büyük maçın 4’ünde yapılan 7 hakem hatasının 5’i aleyhte ve 2’si lehte idi. Bu maçlarda Beşiktaş Gs (3-3) ve Ts (1-1) ile berabere kaldı, Fb’ye karşı ise bir maç kaybetti (0-3) ve bir maç kazandı (3-2).

Galatasaray:

Hakemler sezon boyunca Gs’nin 34 maçının 18’inde toplam 26 hata yaptılar. Bunların 16 tanesi Gs’nin lehine 10 tanesi ise aleyhine gerçekleşti. 6 maçta birden fazla hakem hatası olduğu görüldü.

Ligin başındaki Gs maçlarında hakem hataları genelde lehte oldu. Bu süreçte ilk beş haftada oynanan 3 maçta (Kasımpaşa, Beşiktaş, Akhisar) lehte hakem hatalarının Gs’ye puanlar getirdiği gözlendi.
Bunlardan Kasımpaşa ve Beşiktaş maçlarında yapılan hatalar kritik idi ve Gs bu maçlardan Kasımpaşa’yı 3, Beşiktaş’ı 1 puanla geçti. Gs bu maçlardan genel olarak kazançlı çıktı. Akhisar maçındaki lehte hata ise skorun kopmuş olduğu bir anda yaşandığından ağırlık olarak geride kaldı.

6-15. haftalar arasındaki dönemde ise Gs maçlarında hem lehte hem aleyhte hakem hataları oldu. Bu dönemde hakem hatası görülen 7 maçta Gs 3 galibiyet (Kayseri, İBB, Elazığ), 3 beraberlik (Eskişehir, Mersin İY, Sivas) ve 1 mağlubiyet (Ordu) aldı. Ancak, bu dönemde Gs’nin hakem hatalarından net kaybı ya da kazancı olduğu söylenemez. Zira, bu maçlar içinde hakem hataları genelde dengeli dağıldı. (Sadece berabere biten Mersin İY maçında lehte hakem hatası ve gene berabere biten Sivas maçında bu defa aleyhte hakem hatası dikkat çekti.)

İkinci yarıda ise Gs maçlarında hakem hatalarının ilk yarıya göre azaldığı ve genelde lehte gerçekleştiği görüldü. 20-25. haftalar arasında (23. hafta hariç) devamlı olarak kritik anlarda Gs lehine hakem hataları söz konusu oldu. Bu süreçte Antalya ve Akhisar maçları kazanıldı, Bursa ve Eskişehir maçları berabere bitti ve G.Birliği maçı ise kaybedildi. Bu süreçte aleyhte hakem hatası yapılan tek maç olan Ordu maçı ise kazanıldı.

25-34. haftalar arasında ise Gs maçlarında hakem hataları adeta durdu. Bu dönemde yapılan iki hatanın ikisi de aleyhte olmasına rağmen Gs bundan zarar görmedi. Zira, bu maçlardan birisi (Elazığ) zaten kazanıldı, diğeri ise şampiyonluk ilan edildikten sonra oynanan ve kaybedilen Fb maçı idi.

Sezon boyunca Gs lehine yapılan hatalar genellikle penaltı hatası (toplam 16 lehte hatanın 10’u) idi. Gs lehine 3 gol, 3 de kart hatası yapıldı. Aleyhte hataların ise gene genelde penaltı hatası olduğu (toplam 10 aleyhte hatanın 5’i), aleyhte 4 adet gol, bir adet de kart hatası olduğu gözlendi.

Lehte hakem hatalarının 7’sinin iç sahada 9’unun ise dış sahada olması, aleyhte hakem hatalarının ise 4’ünün iç sahada, 6’sının dış sahada gerçekleşmesi, Beşiktaş’ın aksine iç sahada Gs aleyhine daha az hata yapılması sonucunu ortaya çıkardı.

Sezonun büyük maçlarında ise Gs’nin ilk yarıda deplasmandaki Beşiktaş maçında (3-3) hakem hatası oldu ve bundan da kazançlı çıktı. Diğer taraftan, yenildiği son haftadaki Fb maçında ise aleyhine hakem hatası gerçekleşti ama bu maça zaten şampiyon sıfatıyla çıktığı için bundan zarar görmedi.

Fenerbahçe:

Not: 12. haftada oynanan Eskişehirspor-Fb maçında Fb’li Caner’in oyundan atılması, karar düzeltilmediğinden ve ortada sadece Eskişehirsporlu oyuncunun beyanı olduğundan değerlendirmeye alınmadı.

Sezon boyunca oynanan 34 Fb maçının 14 tanesinde toplam 16 hakem hatası görüldü. Bunların 10 adedi lehte, 6 adedi ise aleyhte idi. Fb’nin sadece bir maçında (Beşiktaş) birden fazla hakem hatası tespit edildi.

Fb maçlarındaki hakem hataları sezon boyunca belli bir eğilime bağlı olmaksızın gelişti. 7-12. haftalar arasında önemli bir hata olmaması dikkat çekti. Fb, lehine hataların öne çıktığı 4 maçın ikisini (G.Antep ve Beşiktaş) kazanırken, bir maçı berabere (Kayseri) ve bir maçı da mağlup (Karabük) kapattı. Karabük maçında lehine yapılan hata skor koptuğu bir anda gerçekleştiğinden ağırlık olarak daha önemsiz kaldı. Bu maçlarda Fb’nin genel olarak hakem hatalarından kazançlı çıktığı gözlendi. Fb aleyhine yapılan hakem hatalarının olduğu 4 maçta ise Fb 2 galibiyet (Beşiktaş ve G.Birliği), 2 beraberlik (Ts ve Eskişehir) aldı.

İkinci devrede, 19-23. haftalar arası ise Fb maçlarında yapılan hakem hatalarının devamlı lehte seyir izlediği görüldü. Kritik anlarda yapılan hakem hatalarının yaşandığı bu maçlarda Fb 4 önemli galibiyet (G.Antep, Mersin İY, Trabzonspor ve Kasımpaşa) aldı. 24. haftada 3-2 kaybedilen Beşiktaş maçında ise önemli bir aleyhte hata gözlendi.

27. hafta Akhisar maçında gerçekleşen aleyhte hata maç zaten kazanıldığı için, 34. hafta Gs maçında gerçekleşen lehte hata ise şampiyonluk şansı zaten kalmadığı için etkisiz hakem hataları olarak kayda geçti.

Aleyhte hakem hatalarının Fb’ye yaşattığı puan kaybının Beşiktaş ve Gs’ye göre daha az olduğu gözlendi. Toplamda ise hakem hatalarından elde edilen puan kazancı, kaybedilen puanların üstünde oldu.

Sezon boyunca Fb lehine yapılan 10 hatadan 4’ü kart, 5’i ise gol hatası idi. Fb lehine sadece 1 penaltı hatası oldu. Aleyhteki toplam 6 hatanın ise 2’si penaltı, birisi kart ve üçü de gol hatası olarak gerçekleşti.

Fb lehine yapılan 10 hatanın 6’sının iç sahada, 4’ünün deplasmanda, benzer şekilde aleyhteki 6 hatanın 4’ünün iç sahada, 2’sinin deplasmanda olması hakemlerin Fb maçlarında hataya iç sahada daha açık olduklarını gösterdi.

Sezonun büyük maçlarında Fb’nin oynadığı 6 büyük maçtan 5’inde (her iki Ts, her iki Beşiktaş ile evindeki Gs maçları) toplam 7 hakem hatası görüldü. Bunların 4’ü lehinde 3’ü ise aleyhinde idi. Bu maçlardan dikkat çekenler şöyleydi: Lehte hakem hatası yapılan içerdeki Beşiktaş maçı kazanılırken, aleyhte hakem hatası yapılan deplasmandaki Beşiktaş maçı kaybedildi. Ayrıca, aleyhte hata yapılan içerdeki Ts maçı berabere bitti ve lehte hata yapılan deplasmandaki Ts maçı ise kazanıldı. Son hafta içerde oynanan ve lehte hakem hatası yapılan Gs maçı ise kazanıldı. Büyük maçlar hakem hataları açısından Fb için nispeten dengeli geçti.

Sonuç:

Sezon boyunca hakem hatalarının geçtiğimiz yıllara göre daha az sayıda gerçekleşti ve daha dengeli bir dağılım gösterdi. Başka bir ifadeyle, hakem hatalarının dağılımında üç büyük kulübün bariz lehine ya da aleyhine olan bir eğilim oldu denemez.

Hakem hataları sayı bakımından Fb için çok daha az sayıda oldu. Oransal olarak ise (lehte/aleyhte oranı) Beşiktaş için dengede, Fb ve Gs için ise nispeten daha lehte gerçekleşti. Bu hataların puan kaybı/kazancı yansıması ise Beşiktaş için çok az miktarda aleyhte, Fb ve Gs için ise lehte oldu.

Beşiktaş’ın zirvedeki rakipleriyle oynadığı maçlarda aleyhine hatalar yapılması ve bunların genelde gol hatası olması dikkat çekti. Beşiktaş’ın zirvedeki rakipleriyle oynadığı sadece bir maçta (içerde oynadığı Fb maçı) skora etki eden net lehte hata yapıldığı görüldü. Gs’nin oynadığı büyük maçlarda ise az sayıda hakem hatası olduğu, bunların da genelde Gs lehine sonuç doğurduğu olduğu gözlendi. Fb ise büyük maçlardaki hakem hataları dağılımında daha dengeli bir görünümdeydi.

Bir diğer dikkat çekici husus da Fb maçlarındaki hakem hatalarının (lehte ya da aleyhte) genelde Kadıköy’de olması idi. Tersine, Beşiktaş’ın iç saha maçlarında ise hakemlerin deplasman maçlarına göre daha fazla aleyhte hata yaptığı gözlendi.

Beşiktaş ve Gs için hem lehte hem aleyhte hakem hatalarında penaltı hataları öne çıktı. Her iki takım da bu hatalardan daha büyük oranda yararlanırken, Fb lehine bir penaltı hatası olurken iki de aleyhte penaltı hatası gerçekleşti. Fb için lehte de aleyhte de gol hataları daha ön planda idi.

Sonucun da sonucu olarak, sezon boyunca hakem hatalarında Beşiktaş nispeten dengede dururken, Gs ve Fb’nin hatalardan daha çok yararlandığı görüldü. Ancak, oynanan futbol, kadrolar arasındaki farklar, hakem hatalarında geçmiş sezonlarda yaşanan vahim eğilimlere göre çok daha düzgün bir sezon geçmiş olması, Beşiktaş’ın kendisinden kaynaklanan ve rakiplerinden de fazla yaşadığı anlamsız puan kayıpları, Fb’nin yarışı üç kulvarda götürememiş olması gibi gerçekler dikkate alındığında Gs’nin şampiyonluğunun altında hakem hatalarının yattığını söylemek haksızlık olur diye düşünüyorum.

Gene de böyle bir durumda dahi hakem hatalarındaki dağılımın Gs lehine çıkıyor olması nasıl bir "hacı yatmaz" ile karşı karşıya olduğumuzu gösteriyor, o da ayrı.

Verimli bir seçim ve transfer dönemi geçirmemiz dileklerimle.

Cengiz Gürsel

BJK:Daha iyi bir zamanlama olamazdi

şahsi düşüncem,

bunca emek ,çaba ve uğraştan sonra camiamızın Fikret Başkan’ın devamı yönünde vefa bildireceğidir.
ki tekrar belirtirim şahsi fikrimdir : bu noktada Başkan’ın devamlılığı, aslında bir fikrin bir düşüncenin devamlılığıdır ki uzun uzadıya açmak istemiyorum, beğendiğim destek verdiğim bir dönem yaşanmıştır.

dilerim ki Fikret Başkan, ve tecrübelerinden yola çıkarak oluşturacağı yeni yönetim seçimi kazanır.
hayırlısı olur.

Serdar Adalı ismi hiç ama hiç içime sinmiyor.

Gönderen: mert aktalay
Mesaj No: 84538
Tarih: 25.05.2013 06:04

Serdal Adali aday oldugunu acikladi.

Daha once onlarca kez benzer yol ayrimlarina gelen ve bu sinavlarda hep "cakozlayan" buyuk (!) Besiktas camiasi bir sinav daha verecek.

Bu sefer yol ayrimi derin.

"Genclerle oynayalim, varsin 5 sene sampiyon olamayalim"cilar, "Bir sistemimiz olsun"cular, "futbolu profesyoneller yonetsin"ciler, goreceksiniz, gidecekler ve pasa pasa Serdal Adali’ya oy verecekler, eve donus yolunda, vaadedilen transfer listesinden kendilerine kadrolar yaparak.

Ve biz ne mal oldugumuzu, neyi hakettigimizi, gucumuzu, capimizi bu en son ve en onemli sinavda bir kez daha gorecegiz.

O yuzden bu adaylik meselesi icin daha iyi bir zamanlama olamazdi. Bir sonraki donemde bu kadar derin olmayabilirdi fark, ya da bu kadar acik olmayabilirdi iki alternatifin bizi nerelere goturecegi.

Dilerim memlekete donusumuz yeni baskanimizin bir bomba transferiyle ayni gune denk gelmez de ben bizim mafya bozmasi tribun cocugu guruhla karsilasmam. Gercekten tiksiniyorum artik cunku.

Selamlar
Mert

Daha iyi bir zamanlama olamazdi

Serdal Adali aday oldugunu acikladi.

Daha once onlarca kez benzer yol ayrimlarina gelen ve bu sinavlarda hep "cakozlayan" buyuk (!) Besiktas camiasi bir sinav daha verecek.

Bu sefer yol ayrimi derin.

"Genclerle oynayalim, varsin 5 sene sampiyon olamayalim"cilar, "Bir sistemimiz olsun"cular, "futbolu profesyoneller yonetsin"ciler, goreceksiniz, gidecekler ve pasa pasa Serdal Adali’ya oy verecekler, eve donus yolunda, vaadedilen transfer listesinden kendilerine kadrolar yaparak.

Ve biz ne mal oldugumuzu, neyi hakettigimizi, gucumuzu, capimizi bu en son ve en onemli sinavda bir kez daha gorecegiz.

O yuzden bu adaylik meselesi icin daha iyi bir zamanlama olamazdi. Bir sonraki donemde bu kadar derin olmayabilirdi fark, ya da bu kadar acik olmayabilirdi iki alternatifin bizi nerelere goturecegi.

Dilerim memlekete donusumuz yeni baskanimizin bir bomba transferiyle ayni gune denk gelmez de ben bizim mafya bozmasi tribun cocugu guruhla karsilasmam. Gercekten tiksiniyorum artik cunku.

Selamlar
Mert

BJK:2012-13 (hakem hataları 2)

Sevgili Cengiz?

Okuya okuya finale gelene kadar canım çıktı:)
Yazıya dökülmesini düşünemiyorum.
Eline emeğine sağlık.

Şerif Alan

Gönderen: cengiz gürsel
Mesaj No: 84529
Tarih: 24.05.2013 19:33

Final ve selamlar;

Derleyebildiğim hakem hatalarının üç büyük kulüp açısından değerlendirmesi ise şöyle oldu:

Beşiktaş:

Hakemler sezon boyunca Beşiktaş’ın 22 maçının 34’ünde toplam 35 hata yaptılar. Bunların 18 tanesi Beşiktaş’ın lehine 17 tanesi ise aleyhine gerçekleşti. 8 maçta birden fazla hakem hatası olduğu görüldü.

Hakem hataları 2-11. haftalar arasında 8 maçta (2, 4, 5, 7, 8, 9, 10, 11) lehte ya da aleyhte bir eğilim göstermedi. Bu dönemde Beşiktaş, aleyhine hakem hatası yapılan 3 maçı (Gs, Bursa ve Ts) berabere bitirdi, lehine hakem hatası yapılan 1 maçı (Kasımpaşa) kazandı, lehine hata yapılan 1 maçı (G.Antep) kaybetti, hem lehine hem aleyhine hata yapılan 3 maçtan ise 2’sini (Elazığ ve Mersin İY) kazanırken birini (Fb) kaybetti. Fb maçında Beşiktaş aleyhine yapılan hatalar daha kritik iken, lehine yapılan hata skor koptuktan sonra gerçekleştiği için ağırlık olarak daha az önemli kaldı. Bu dönemde Beşiktaş’ın hakem hatalarından daha çok puan kaybederek etkilendiği görüldü. Ayrıca, bu dönemde aleyhine yapılan hatalar zirvedeki rakipleri karşısında (Gs, Ts, Fb, Bursa) gerçekleşti.

12-17. haftalar arasındaki 4 maçta (12, 13, 16, 17) ise hakem hatalarının devamlı olarak lehte gerçekleştiği gözlendi. Bu dönemde Beşiktaş söz konusu 4 maçın 3’ünü kazandı, birinde berabere kaldı. Ancak, söz konusu hatalardan 2 tanesi skorun iki farkla Beşiktaş lehine olduğu anlarda (Akhisar ve Kayseri maçları) gerçekleşti ve ağırlık olarak geride kaldı. Bu dönemde Beşiktaş’ın kritik hakem hataları yaşanan ve kazandığı maç Antalyaspor olurken, gene lehine kritik hakem hataları yaşanan Gençlerbirliği maçı berabere bitti. Bu nedenle, bu dönemde Beşiktaş’ın (2-11. haftalardaki kaybı kadar olmasa da) hakem hatalarından kaynaklanan puan kazancı söz konusu oldu.

Ligin ikinci yarısı ise Beşiktaş açısından ilk yarıya göre hakemler konusunda daha sakin geçti. 18-23. haftalar arasında yapılan hakem hataları az sayıda ve nispeten aleyhte iken, bu eğilim 23-30. haftalar arası tersine döndü, 31-34. haftalarda ise hakem hataları yeniden Beşiktaş aleyhine oldu. İkinci yarıda özellikle puan kaybedilen İBB, Karabükspor, Akhisar ve Kayseri maçlarında önemli anlarda aleyhte hakem hataları görülürken, galibiyetle sonuçlanan Sivas, Fb ve Mersin İY maçlarında ise önemli anlarda lehte hakem hataları söz konusu oldu.

Sezon boyunca Beşiktaş lehine görülen hakem hatalarının genellikle (11 adet) penaltı hatası olduğu, dörder adet kart ve gol hatası yapıldığı görüldü. Aleyhte hakem hataları ise genelde penaltı (8 adet) ve gol hatası (5 adet) oldu; 4 de kart hatası yapıldı. Bu noktada, özellikle ilk yarıda Beşiktaş aleyhinde çok sayıda gol hatası yapılması ve bunların sırasıyla Gs, Fb, Ts ve Bursaspor gibi zirve yarışındaki rakipleri ile oynadığı maçlarda yaşanması dikkat çekti.

Ayrıca, toplam 18 lehte hakem hatasının 8 adedi iç sahada, 10 adedi ise deplasmanda gerçekleşti. 17 aleyhte hatanın ise 11’inin iç sahada 6’sının deplasmanda olduğu gözlendi. Beşiktaş’ın iç saha maçlarında aleyhte hata daha çok yapıldı.

Beşiktaş, büyük maçlarda ise genel olarak hakem hatalarının mağduru oldu. 6 büyük maçın 4’ünde yapılan 7 hakem hatasının 5’i aleyhte ve 2’si lehte idi. Bu maçlarda Beşiktaş Gs (3-3) ve Ts (1-1) ile berabere kaldı, Fb’ye karşı ise bir maç kaybetti (0-3) ve bir maç kazandı (3-2).

Galatasaray:

Hakemler sezon boyunca Gs’nin 34 maçının 18’inde toplam 26 hata yaptılar. Bunların 16 tanesi Gs’nin lehine 10 tanesi ise aleyhine gerçekleşti. 6 maçta birden fazla hakem hatası olduğu görüldü.

Ligin başındaki Gs maçlarında hakem hataları genelde lehte oldu. Bu süreçte ilk beş haftada oynanan 3 maçta (Kasımpaşa, Beşiktaş, Akhisar) lehte hakem hatalarının Gs’ye puanlar getirdiği gözlendi.
Bunlardan Kasımpaşa ve Beşiktaş maçlarında yapılan hatalar kritik idi ve Gs bu maçlardan Kasımpaşa’yı 3, Beşiktaş’ı 1 puanla geçti. Gs bu maçlardan genel olarak kazançlı çıktı. Akhisar maçındaki lehte hata ise skorun kopmuş olduğu bir anda yaşandığından ağırlık olarak geride kaldı.

6-15. haftalar arasındaki dönemde ise Gs maçlarında hem lehte hem aleyhte hakem hataları oldu. Bu dönemde hakem hatası görülen 7 maçta Gs 3 galibiyet (Kayseri, İBB, Elazığ), 3 beraberlik (Eskişehir, Mersin İY, Sivas) ve 1 mağlubiyet (Ordu) aldı. Ancak, bu dönemde Gs’nin hakem hatalarından net kaybı ya da kazancı olduğu söylenemez. Zira, bu maçlar içinde hakem hataları genelde dengeli dağıldı. (Sadece berabere biten Mersin İY maçında lehte hakem hatası ve gene berabere biten Sivas maçında bu defa aleyhte hakem hatası dikkat çekti.)

İkinci yarıda ise Gs maçlarında hakem hatalarının ilk yarıya göre azaldığı ve genelde lehte gerçekleştiği görüldü. 20-25. haftalar arasında (23. hafta hariç) devamlı olarak kritik anlarda Gs lehine hakem hataları söz konusu oldu. Bu süreçte Antalya ve Akhisar maçları kazanıldı, Bursa ve Eskişehir maçları berabere bitti ve G.Birliği maçı ise kaybedildi. Bu süreçte aleyhte hakem hatası yapılan tek maç olan Ordu maçı ise kazanıldı.

25-34. haftalar arasında ise Gs maçlarında hakem hataları adeta durdu. Bu dönemde yapılan iki hatanın ikisi de aleyhte olmasına rağmen Gs bundan zarar görmedi. Zira, bu maçlardan birisi (Elazığ) zaten kazanıldı, diğeri ise şampiyonluk ilan edildikten sonra oynanan ve kaybedilen Fb maçı idi.

Sezon boyunca Gs lehine yapılan hatalar genellikle penaltı hatası (toplam 16 lehte hatanın 10’u) idi. Gs lehine 3 gol, 3 de kart hatası yapıldı. Aleyhte hataların ise gene genelde penaltı hatası olduğu (toplam 10 aleyhte hatanın 5’i), aleyhte 4 adet gol, bir adet de kart hatası olduğu gözlendi.

Lehte hakem hatalarının 7’sinin iç sahada 9’unun ise dış sahada olması, aleyhte hakem hatalarının ise 4’ünün iç sahada, 6’sının dış sahada gerçekleşmesi, Beşiktaş’ın aksine iç sahada Gs aleyhine daha az hata yapılması sonucunu ortaya çıkardı.

Sezonun büyük maçlarında ise Gs’nin ilk yarıda deplasmandaki Beşiktaş maçında (3-3) hakem hatası oldu ve bundan da kazançlı çıktı. Diğer taraftan, yenildiği son haftadaki Fb maçında ise aleyhine hakem hatası gerçekleşti ama bu maça zaten şampiyon sıfatıyla çıktığı için bundan zarar görmedi.

Fenerbahçe:

Not: 12. haftada oynanan Eskişehirspor-Fb maçında Fb’li Caner’in oyundan atılması, karar düzeltilmediğinden ve ortada sadece Eskişehirsporlu oyuncunun beyanı olduğundan değerlendirmeye alınmadı.

Sezon boyunca oynanan 34 Fb maçının 14 tanesinde toplam 16 hakem hatası görüldü. Bunların 10 adedi lehte, 6 adedi ise aleyhte idi. Fb’nin sadece bir maçında (Beşiktaş) birden fazla hakem hatası tespit edildi.

Fb maçlarındaki hakem hataları sezon boyunca belli bir eğilime bağlı olmaksızın gelişti. 7-12. haftalar arasında önemli bir hata olmaması dikkat çekti. Fb, lehine hataların öne çıktığı 4 maçın ikisini (G.Antep ve Beşiktaş) kazanırken, bir maçı berabere (Kayseri) ve bir maçı da mağlup (Karabük) kapattı. Karabük maçında lehine yapılan hata skor koptuğu bir anda gerçekleştiğinden ağırlık olarak daha önemsiz kaldı. Bu maçlarda Fb’nin genel olarak hakem hatalarından kazançlı çıktığı gözlendi. Fb aleyhine yapılan hakem hatalarının olduğu 4 maçta ise Fb 2 galibiyet (Beşiktaş ve G.Birliği), 2 beraberlik (Ts ve Eskişehir) aldı.

İkinci devrede, 19-23. haftalar arası ise Fb maçlarında yapılan hakem hatalarının devamlı lehte seyir izlediği görüldü. Kritik anlarda yapılan hakem hatalarının yaşandığı bu maçlarda Fb 4 önemli galibiyet (G.Antep, Mersin İY, Trabzonspor ve Kasımpaşa) aldı. 24. haftada 3-2 kaybedilen Beşiktaş maçında ise önemli bir aleyhte hata gözlendi.

27. hafta Akhisar maçında gerçekleşen aleyhte hata maç zaten kazanıldığı için, 34. hafta Gs maçında gerçekleşen lehte hata ise şampiyonluk şansı zaten kalmadığı için etkisiz hakem hataları olarak kayda geçti.

Aleyhte hakem hatalarının Fb’ye yaşattığı puan kaybının Beşiktaş ve Gs’ye göre daha az olduğu gözlendi. Toplamda ise hakem hatalarından elde edilen puan kazancı, kaybedilen puanların üstünde oldu.

Sezon boyunca Fb lehine yapılan 10 hatadan 4’ü kart, 5’i ise gol hatası idi. Fb lehine sadece 1 penaltı hatası oldu. Aleyhteki toplam 6 hatanın ise 2’si penaltı, birisi kart ve üçü de gol hatası olarak gerçekleşti.

Fb lehine yapılan 10 hatanın 6’sının iç sahada, 4’ünün deplasmanda, benzer şekilde aleyhteki 6 hatanın 4’ünün iç sahada, 2’sinin deplasmanda olması hakemlerin Fb maçlarında hataya iç sahada daha açık olduklarını gösterdi.

Sezonun büyük maçlarında Fb’nin oynadığı 6 büyük maçtan 5’inde (her iki Ts, her iki Beşiktaş ile evindeki Gs maçları) toplam 7 hakem hatası görüldü. Bunların 4’ü lehinde 3’ü ise aleyhinde idi. Bu maçlardan dikkat çekenler şöyleydi: Lehte hakem hatası yapılan içerdeki Beşiktaş maçı kazanılırken, aleyhte hakem hatası yapılan deplasmandaki Beşiktaş maçı kaybedildi. Ayrıca, aleyhte hata yapılan içerdeki Ts maçı berabere bitti ve lehte hata yapılan deplasmandaki Ts maçı ise kazanıldı. Son hafta içerde oynanan ve lehte hakem hatası yapılan Gs maçı ise kazanıldı. Büyük maçlar hakem hataları açısından Fb için nispeten dengeli geçti.

Sonuç:

Sezon boyunca hakem hatalarının geçtiğimiz yıllara göre daha az sayıda gerçekleşti ve daha dengeli bir dağılım gösterdi. Başka bir ifadeyle, hakem hatalarının dağılımında üç büyük kulübün bariz lehine ya da aleyhine olan bir eğilim oldu denemez.

Hakem hataları sayı bakımından Fb için çok daha az sayıda oldu. Oransal olarak ise (lehte/aleyhte oranı) Beşiktaş için dengede, Fb ve Gs için ise nispeten daha lehte gerçekleşti. Bu hataların puan kaybı/kazancı yansıması ise Beşiktaş için çok az miktarda aleyhte, Fb ve Gs için ise lehte oldu.

Beşiktaş’ın zirvedeki rakipleriyle oynadığı maçlarda aleyhine hatalar yapılması ve bunların genelde gol hatası olması dikkat çekti. Beşiktaş’ın zirvedeki rakipleriyle oynadığı sadece bir maçta (içerde oynadığı Fb maçı) skora etki eden net lehte hata yapıldığı görüldü. Gs’nin oynadığı büyük maçlarda ise az sayıda hakem hatası olduğu, bunların da genelde Gs lehine sonuç doğurduğu olduğu gözlendi. Fb ise büyük maçlardaki hakem hataları dağılımında daha dengeli bir görünümdeydi.

Bir diğer dikkat çekici husus da Fb maçlarındaki hakem hatalarının (lehte ya da aleyhte) genelde Kadıköy’de olması idi. Tersine, Beşiktaş’ın iç saha maçlarında ise hakemlerin deplasman maçlarına göre daha fazla aleyhte hata yaptığı gözlendi.

Beşiktaş ve Gs için hem lehte hem aleyhte hakem hatalarında penaltı hataları öne çıktı. Her iki takım da bu hatalardan daha büyük oranda yararlanırken, Fb lehine bir penaltı hatası olurken iki de aleyhte penaltı hatası gerçekleşti. Fb için lehte de aleyhte de gol hataları daha ön planda idi.

Sonucun da sonucu olarak, sezon boyunca hakem hatalarında Beşiktaş nispeten dengede dururken, Gs ve Fb’nin hatalardan daha çok yararlandığı görüldü. Ancak, oynanan futbol, kadrolar arasındaki farklar, hakem hatalarında geçmiş sezonlarda yaşanan vahim eğilimlere göre çok daha düzgün bir sezon geçmiş olması, Beşiktaş’ın kendisinden kaynaklanan ve rakiplerinden de fazla yaşadığı anlamsız puan kayıpları, Fb’nin yarışı üç kulvarda götürememiş olması gibi gerçekler dikkate alındığında Gs’nin şampiyonluğunun altında hakem hatalarının yattığını söylemek haksızlık olur diye düşünüyorum.

Gene de böyle bir durumda dahi hakem hatalarındaki dağılımın Gs lehine çıkıyor olması nasıl bir "hacı yatmaz" ile karşı karşıya olduğumuzu gösteriyor, o da ayrı.

Verimli bir seçim ve transfer dönemi geçirmemiz dileklerimle.

Cengiz Gürsel

BJK:2012-13 (hakem hataları 2)

Sevgili Selçuk çok sağol, ellerine sağlık.

Cengiz Gürsel
(Penaltı Baba)

Gönderen: selcuk avci
Mesaj No: 84534
Tarih: 25.05.2013 00:45

Ellerine ve klavyene saglik Cengiz abi…

…izninle anasayfaya tasidim.

SA

Gönderen: cengiz gürsel
Mesaj No: 84529
Tarih: 24.05.2013 19:33

Final ve selamlar;

Derleyebildiğim hakem hatalarının üç büyük kulüp açısından değerlendirmesi ise şöyle oldu:

Beşiktaş:

Hakemler sezon boyunca Beşiktaş’ın 22 maçının 34’ünde toplam 35 hata yaptılar. Bunların 18 tanesi Beşiktaş’ın lehine 17 tanesi ise aleyhine gerçekleşti. 8 maçta birden fazla hakem hatası olduğu görüldü.

Hakem hataları 2-11. haftalar arasında 8 maçta (2, 4, 5, 7, 8, 9, 10, 11) lehte ya da aleyhte bir eğilim göstermedi. Bu dönemde Beşiktaş, aleyhine hakem hatası yapılan 3 maçı (Gs, Bursa ve Ts) berabere bitirdi, lehine hakem hatası yapılan 1 maçı (Kasımpaşa) kazandı, lehine hata yapılan 1 maçı (G.Antep) kaybetti, hem lehine hem aleyhine hata yapılan 3 maçtan ise 2’sini (Elazığ ve Mersin İY) kazanırken birini (Fb) kaybetti. Fb maçında Beşiktaş aleyhine yapılan hatalar daha kritik iken, lehine yapılan hata skor koptuktan sonra gerçekleştiği için ağırlık olarak daha az önemli kaldı. Bu dönemde Beşiktaş’ın hakem hatalarından daha çok puan kaybederek etkilendiği görüldü. Ayrıca, bu dönemde aleyhine yapılan hatalar zirvedeki rakipleri karşısında (Gs, Ts, Fb, Bursa) gerçekleşti.

12-17. haftalar arasındaki 4 maçta (12, 13, 16, 17) ise hakem hatalarının devamlı olarak lehte gerçekleştiği gözlendi. Bu dönemde Beşiktaş söz konusu 4 maçın 3’ünü kazandı, birinde berabere kaldı. Ancak, söz konusu hatalardan 2 tanesi skorun iki farkla Beşiktaş lehine olduğu anlarda (Akhisar ve Kayseri maçları) gerçekleşti ve ağırlık olarak geride kaldı. Bu dönemde Beşiktaş’ın kritik hakem hataları yaşanan ve kazandığı maç Antalyaspor olurken, gene lehine kritik hakem hataları yaşanan Gençlerbirliği maçı berabere bitti. Bu nedenle, bu dönemde Beşiktaş’ın (2-11. haftalardaki kaybı kadar olmasa da) hakem hatalarından kaynaklanan puan kazancı söz konusu oldu.

Ligin ikinci yarısı ise Beşiktaş açısından ilk yarıya göre hakemler konusunda daha sakin geçti. 18-23. haftalar arasında yapılan hakem hataları az sayıda ve nispeten aleyhte iken, bu eğilim 23-30. haftalar arası tersine döndü, 31-34. haftalarda ise hakem hataları yeniden Beşiktaş aleyhine oldu. İkinci yarıda özellikle puan kaybedilen İBB, Karabükspor, Akhisar ve Kayseri maçlarında önemli anlarda aleyhte hakem hataları görülürken, galibiyetle sonuçlanan Sivas, Fb ve Mersin İY maçlarında ise önemli anlarda lehte hakem hataları söz konusu oldu.

Sezon boyunca Beşiktaş lehine görülen hakem hatalarının genellikle (11 adet) penaltı hatası olduğu, dörder adet kart ve gol hatası yapıldığı görüldü. Aleyhte hakem hataları ise genelde penaltı (8 adet) ve gol hatası (5 adet) oldu; 4 de kart hatası yapıldı. Bu noktada, özellikle ilk yarıda Beşiktaş aleyhinde çok sayıda gol hatası yapılması ve bunların sırasıyla Gs, Fb, Ts ve Bursaspor gibi zirve yarışındaki rakipleri ile oynadığı maçlarda yaşanması dikkat çekti.

Ayrıca, toplam 18 lehte hakem hatasının 8 adedi iç sahada, 10 adedi ise deplasmanda gerçekleşti. 17 aleyhte hatanın ise 11’inin iç sahada 6’sının deplasmanda olduğu gözlendi. Beşiktaş’ın iç saha maçlarında aleyhte hata daha çok yapıldı.

Beşiktaş, büyük maçlarda ise genel olarak hakem hatalarının mağduru oldu. 6 büyük maçın 4’ünde yapılan 7 hakem hatasının 5’i aleyhte ve 2’si lehte idi. Bu maçlarda Beşiktaş Gs (3-3) ve Ts (1-1) ile berabere kaldı, Fb’ye karşı ise bir maç kaybetti (0-3) ve bir maç kazandı (3-2).

Galatasaray:

Hakemler sezon boyunca Gs’nin 34 maçının 18’inde toplam 26 hata yaptılar. Bunların 16 tanesi Gs’nin lehine 10 tanesi ise aleyhine gerçekleşti. 6 maçta birden fazla hakem hatası olduğu görüldü.

Ligin başındaki Gs maçlarında hakem hataları genelde lehte oldu. Bu süreçte ilk beş haftada oynanan 3 maçta (Kasımpaşa, Beşiktaş, Akhisar) lehte hakem hatalarının Gs’ye puanlar getirdiği gözlendi.
Bunlardan Kasımpaşa ve Beşiktaş maçlarında yapılan hatalar kritik idi ve Gs bu maçlardan Kasımpaşa’yı 3, Beşiktaş’ı 1 puanla geçti. Gs bu maçlardan genel olarak kazançlı çıktı. Akhisar maçındaki lehte hata ise skorun kopmuş olduğu bir anda yaşandığından ağırlık olarak geride kaldı.

6-15. haftalar arasındaki dönemde ise Gs maçlarında hem lehte hem aleyhte hakem hataları oldu. Bu dönemde hakem hatası görülen 7 maçta Gs 3 galibiyet (Kayseri, İBB, Elazığ), 3 beraberlik (Eskişehir, Mersin İY, Sivas) ve 1 mağlubiyet (Ordu) aldı. Ancak, bu dönemde Gs’nin hakem hatalarından net kaybı ya da kazancı olduğu söylenemez. Zira, bu maçlar içinde hakem hataları genelde dengeli dağıldı. (Sadece berabere biten Mersin İY maçında lehte hakem hatası ve gene berabere biten Sivas maçında bu defa aleyhte hakem hatası dikkat çekti.)

İkinci yarıda ise Gs maçlarında hakem hatalarının ilk yarıya göre azaldığı ve genelde lehte gerçekleştiği görüldü. 20-25. haftalar arasında (23. hafta hariç) devamlı olarak kritik anlarda Gs lehine hakem hataları söz konusu oldu. Bu süreçte Antalya ve Akhisar maçları kazanıldı, Bursa ve Eskişehir maçları berabere bitti ve G.Birliği maçı ise kaybedildi. Bu süreçte aleyhte hakem hatası yapılan tek maç olan Ordu maçı ise kazanıldı.

25-34. haftalar arasında ise Gs maçlarında hakem hataları adeta durdu. Bu dönemde yapılan iki hatanın ikisi de aleyhte olmasına rağmen Gs bundan zarar görmedi. Zira, bu maçlardan birisi (Elazığ) zaten kazanıldı, diğeri ise şampiyonluk ilan edildikten sonra oynanan ve kaybedilen Fb maçı idi.

Sezon boyunca Gs lehine yapılan hatalar genellikle penaltı hatası (toplam 16 lehte hatanın 10’u) idi. Gs lehine 3 gol, 3 de kart hatası yapıldı. Aleyhte hataların ise gene genelde penaltı hatası olduğu (toplam 10 aleyhte hatanın 5’i), aleyhte 4 adet gol, bir adet de kart hatası olduğu gözlendi.

Lehte hakem hatalarının 7’sinin iç sahada 9’unun ise dış sahada olması, aleyhte hakem hatalarının ise 4’ünün iç sahada, 6’sının dış sahada gerçekleşmesi, Beşiktaş’ın aksine iç sahada Gs aleyhine daha az hata yapılması sonucunu ortaya çıkardı.

Sezonun büyük maçlarında ise Gs’nin ilk yarıda deplasmandaki Beşiktaş maçında (3-3) hakem hatası oldu ve bundan da kazançlı çıktı. Diğer taraftan, yenildiği son haftadaki Fb maçında ise aleyhine hakem hatası gerçekleşti ama bu maça zaten şampiyon sıfatıyla çıktığı için bundan zarar görmedi.

Fenerbahçe:

Not: 12. haftada oynanan Eskişehirspor-Fb maçında Fb’li Caner’in oyundan atılması, karar düzeltilmediğinden ve ortada sadece Eskişehirsporlu oyuncunun beyanı olduğundan değerlendirmeye alınmadı.

Sezon boyunca oynanan 34 Fb maçının 14 tanesinde toplam 16 hakem hatası görüldü. Bunların 10 adedi lehte, 6 adedi ise aleyhte idi. Fb’nin sadece bir maçında (Beşiktaş) birden fazla hakem hatası tespit edildi.

Fb maçlarındaki hakem hataları sezon boyunca belli bir eğilime bağlı olmaksızın gelişti. 7-12. haftalar arasında önemli bir hata olmaması dikkat çekti. Fb, lehine hataların öne çıktığı 4 maçın ikisini (G.Antep ve Beşiktaş) kazanırken, bir maçı berabere (Kayseri) ve bir maçı da mağlup (Karabük) kapattı. Karabük maçında lehine yapılan hata skor koptuğu bir anda gerçekleştiğinden ağırlık olarak daha önemsiz kaldı. Bu maçlarda Fb’nin genel olarak hakem hatalarından kazançlı çıktığı gözlendi. Fb aleyhine yapılan hakem hatalarının olduğu 4 maçta ise Fb 2 galibiyet (Beşiktaş ve G.Birliği), 2 beraberlik (Ts ve Eskişehir) aldı.

İkinci devrede, 19-23. haftalar arası ise Fb maçlarında yapılan hakem hatalarının devamlı lehte seyir izlediği görüldü. Kritik anlarda yapılan hakem hatalarının yaşandığı bu maçlarda Fb 4 önemli galibiyet (G.Antep, Mersin İY, Trabzonspor ve Kasımpaşa) aldı. 24. haftada 3-2 kaybedilen Beşiktaş maçında ise önemli bir aleyhte hata gözlendi.

27. hafta Akhisar maçında gerçekleşen aleyhte hata maç zaten kazanıldığı için, 34. hafta Gs maçında gerçekleşen lehte hata ise şampiyonluk şansı zaten kalmadığı için etkisiz hakem hataları olarak kayda geçti.

Aleyhte hakem hatalarının Fb’ye yaşattığı puan kaybının Beşiktaş ve Gs’ye göre daha az olduğu gözlendi. Toplamda ise hakem hatalarından elde edilen puan kazancı, kaybedilen puanların üstünde oldu.

Sezon boyunca Fb lehine yapılan 10 hatadan 4’ü kart, 5’i ise gol hatası idi. Fb lehine sadece 1 penaltı hatası oldu. Aleyhteki toplam 6 hatanın ise 2’si penaltı, birisi kart ve üçü de gol hatası olarak gerçekleşti.

Fb lehine yapılan 10 hatanın 6’sının iç sahada, 4’ünün deplasmanda, benzer şekilde aleyhteki 6 hatanın 4’ünün iç sahada, 2’sinin deplasmanda olması hakemlerin Fb maçlarında hataya iç sahada daha açık olduklarını gösterdi.

Sezonun büyük maçlarında Fb’nin oynadığı 6 büyük maçtan 5’inde (her iki Ts, her iki Beşiktaş ile evindeki Gs maçları) toplam 7 hakem hatası görüldü. Bunların 4’ü lehinde 3’ü ise aleyhinde idi. Bu maçlardan dikkat çekenler şöyleydi: Lehte hakem hatası yapılan içerdeki Beşiktaş maçı kazanılırken, aleyhte hakem hatası yapılan deplasmandaki Beşiktaş maçı kaybedildi. Ayrıca, aleyhte hata yapılan içerdeki Ts maçı berabere bitti ve lehte hata yapılan deplasmandaki Ts maçı ise kazanıldı. Son hafta içerde oynanan ve lehte hakem hatası yapılan Gs maçı ise kazanıldı. Büyük maçlar hakem hataları açısından Fb için nispeten dengeli geçti.

Sonuç:

Sezon boyunca hakem hatalarının geçtiğimiz yıllara göre daha az sayıda gerçekleşti ve daha dengeli bir dağılım gösterdi. Başka bir ifadeyle, hakem hatalarının dağılımında üç büyük kulübün bariz lehine ya da aleyhine olan bir eğilim oldu denemez.

Hakem hataları sayı bakımından Fb için çok daha az sayıda oldu. Oransal olarak ise (lehte/aleyhte oranı) Beşiktaş için dengede, Fb ve Gs için ise nispeten daha lehte gerçekleşti. Bu hataların puan kaybı/kazancı yansıması ise Beşiktaş için çok az miktarda aleyhte, Fb ve Gs için ise lehte oldu.

Beşiktaş’ın zirvedeki rakipleriyle oynadığı maçlarda aleyhine hatalar yapılması ve bunların genelde gol hatası olması dikkat çekti. Beşiktaş’ın zirvedeki rakipleriyle oynadığı sadece bir maçta (içerde oynadığı Fb maçı) skora etki eden net lehte hata yapıldığı görüldü. Gs’nin oynadığı büyük maçlarda ise az sayıda hakem hatası olduğu, bunların da genelde Gs lehine sonuç doğurduğu olduğu gözlendi. Fb ise büyük maçlardaki hakem hataları dağılımında daha dengeli bir görünümdeydi.

Bir diğer dikkat çekici husus da Fb maçlarındaki hakem hatalarının (lehte ya da aleyhte) genelde Kadıköy’de olması idi. Tersine, Beşiktaş’ın iç saha maçlarında ise hakemlerin deplasman maçlarına göre daha fazla aleyhte hata yaptığı gözlendi.

Beşiktaş ve Gs için hem lehte hem aleyhte hakem hatalarında penaltı hataları öne çıktı. Her iki takım da bu hatalardan daha büyük oranda yararlanırken, Fb lehine bir penaltı hatası olurken iki de aleyhte penaltı hatası gerçekleşti. Fb için lehte de aleyhte de gol hataları daha ön planda idi.

Sonucun da sonucu olarak, sezon boyunca hakem hatalarında Beşiktaş nispeten dengede dururken, Gs ve Fb’nin hatalardan daha çok yararlandığı görüldü. Ancak, oynanan futbol, kadrolar arasındaki farklar, hakem hatalarında geçmiş sezonlarda yaşanan vahim eğilimlere göre çok daha düzgün bir sezon geçmiş olması, Beşiktaş’ın kendisinden kaynaklanan ve rakiplerinden de fazla yaşadığı anlamsız puan kayıpları, Fb’nin yarışı üç kulvarda götürememiş olması gibi gerçekler dikkate alındığında Gs’nin şampiyonluğunun altında hakem hatalarının yattığını söylemek haksızlık olur diye düşünüyorum.

Gene de böyle bir durumda dahi hakem hatalarındaki dağılımın Gs lehine çıkıyor olması nasıl bir "hacı yatmaz" ile karşı karşıya olduğumuzu gösteriyor, o da ayrı.

Verimli bir seçim ve transfer dönemi geçirmemiz dileklerimle.

Cengiz Gürsel

BJK:2012-13 (hakem hataları 2)

İlker Bey öncelikle çok teşekkür ederim.

Bana o teoriyi birbiri ile alakasız iki Fb’li arkadaşım hakikaten inanarak söylemişlerdi. Yalnız günahlarını almayayım, belki onlar da Bordeaux’da oynadığını düşünerek değil Fransız olduğunu düşünerek söylediler. Tabii sonuç değişmiyor… Ne zaman neyi nasıl ele alıp nasıl söyleyeceği kesinlikle belli olmayan bir zihniyetle karşı karşıyayız… 🙂

Saygılarımla,

Cengiz Gürsel

Gönderen: ilker şevki pırlant
Mesaj No: 84532
Tarih: 24.05.2013 21:10

Cengiz Bey,

Hakem hatalarını atlayarak olmak üzere yazıların tamamını okudum. 

İçerikten önce, yaptığınız iş sadece harcanan emek için bile büyük bir takdiri hak ediyor.

İçerik içinse söyleyebileceğim, mükemmel tespitler var, hiçbirini diğerinden ayıramadım ve buraya taşırsam yazıyı bir daha tekrarlamak olur diye yazmıyorum. Çok az olmakla beraber katılmadığım noktalar da var tabii.

Bir de ufak düzeltme, Platini Bordeaux’da hiç oynamadı, 1985’te Juventus’taydı.

Gönderen: cengiz gürsel
Mesaj No: 84529
Tarih: 24.05.2013 19:33

Final ve selamlar;

Derleyebildiğim hakem hatalarının üç büyük kulüp açısından değerlendirmesi ise şöyle oldu:

Beşiktaş:

Hakemler sezon boyunca Beşiktaş’ın 22 maçının 34’ünde toplam 35 hata yaptılar. Bunların 18 tanesi Beşiktaş’ın lehine 17 tanesi ise aleyhine gerçekleşti. 8 maçta birden fazla hakem hatası olduğu görüldü.

Hakem hataları 2-11. haftalar arasında 8 maçta (2, 4, 5, 7, 8, 9, 10, 11) lehte ya da aleyhte bir eğilim göstermedi. Bu dönemde Beşiktaş, aleyhine hakem hatası yapılan 3 maçı (Gs, Bursa ve Ts) berabere bitirdi, lehine hakem hatası yapılan 1 maçı (Kasımpaşa) kazandı, lehine hata yapılan 1 maçı (G.Antep) kaybetti, hem lehine hem aleyhine hata yapılan 3 maçtan ise 2’sini (Elazığ ve Mersin İY) kazanırken birini (Fb) kaybetti. Fb maçında Beşiktaş aleyhine yapılan hatalar daha kritik iken, lehine yapılan hata skor koptuktan sonra gerçekleştiği için ağırlık olarak daha az önemli kaldı. Bu dönemde Beşiktaş’ın hakem hatalarından daha çok puan kaybederek etkilendiği görüldü. Ayrıca, bu dönemde aleyhine yapılan hatalar zirvedeki rakipleri karşısında (Gs, Ts, Fb, Bursa) gerçekleşti.

12-17. haftalar arasındaki 4 maçta (12, 13, 16, 17) ise hakem hatalarının devamlı olarak lehte gerçekleştiği gözlendi. Bu dönemde Beşiktaş söz konusu 4 maçın 3’ünü kazandı, birinde berabere kaldı. Ancak, söz konusu hatalardan 2 tanesi skorun iki farkla Beşiktaş lehine olduğu anlarda (Akhisar ve Kayseri maçları) gerçekleşti ve ağırlık olarak geride kaldı. Bu dönemde Beşiktaş’ın kritik hakem hataları yaşanan ve kazandığı maç Antalyaspor olurken, gene lehine kritik hakem hataları yaşanan Gençlerbirliği maçı berabere bitti. Bu nedenle, bu dönemde Beşiktaş’ın (2-11. haftalardaki kaybı kadar olmasa da) hakem hatalarından kaynaklanan puan kazancı söz konusu oldu.

Ligin ikinci yarısı ise Beşiktaş açısından ilk yarıya göre hakemler konusunda daha sakin geçti. 18-23. haftalar arasında yapılan hakem hataları az sayıda ve nispeten aleyhte iken, bu eğilim 23-30. haftalar arası tersine döndü, 31-34. haftalarda ise hakem hataları yeniden Beşiktaş aleyhine oldu. İkinci yarıda özellikle puan kaybedilen İBB, Karabükspor, Akhisar ve Kayseri maçlarında önemli anlarda aleyhte hakem hataları görülürken, galibiyetle sonuçlanan Sivas, Fb ve Mersin İY maçlarında ise önemli anlarda lehte hakem hataları söz konusu oldu.

Sezon boyunca Beşiktaş lehine görülen hakem hatalarının genellikle (11 adet) penaltı hatası olduğu, dörder adet kart ve gol hatası yapıldığı görüldü. Aleyhte hakem hataları ise genelde penaltı (8 adet) ve gol hatası (5 adet) oldu; 4 de kart hatası yapıldı. Bu noktada, özellikle ilk yarıda Beşiktaş aleyhinde çok sayıda gol hatası yapılması ve bunların sırasıyla Gs, Fb, Ts ve Bursaspor gibi zirve yarışındaki rakipleri ile oynadığı maçlarda yaşanması dikkat çekti.

Ayrıca, toplam 18 lehte hakem hatasının 8 adedi iç sahada, 10 adedi ise deplasmanda gerçekleşti. 17 aleyhte hatanın ise 11’inin iç sahada 6’sının deplasmanda olduğu gözlendi. Beşiktaş’ın iç saha maçlarında aleyhte hata daha çok yapıldı.

Beşiktaş, büyük maçlarda ise genel olarak hakem hatalarının mağduru oldu. 6 büyük maçın 4’ünde yapılan 7 hakem hatasının 5’i aleyhte ve 2’si lehte idi. Bu maçlarda Beşiktaş Gs (3-3) ve Ts (1-1) ile berabere kaldı, Fb’ye karşı ise bir maç kaybetti (0-3) ve bir maç kazandı (3-2).

Galatasaray:

Hakemler sezon boyunca Gs’nin 34 maçının 18’inde toplam 26 hata yaptılar. Bunların 16 tanesi Gs’nin lehine 10 tanesi ise aleyhine gerçekleşti. 6 maçta birden fazla hakem hatası olduğu görüldü.

Ligin başındaki Gs maçlarında hakem hataları genelde lehte oldu. Bu süreçte ilk beş haftada oynanan 3 maçta (Kasımpaşa, Beşiktaş, Akhisar) lehte hakem hatalarının Gs’ye puanlar getirdiği gözlendi.
Bunlardan Kasımpaşa ve Beşiktaş maçlarında yapılan hatalar kritik idi ve Gs bu maçlardan Kasımpaşa’yı 3, Beşiktaş’ı 1 puanla geçti. Gs bu maçlardan genel olarak kazançlı çıktı. Akhisar maçındaki lehte hata ise skorun kopmuş olduğu bir anda yaşandığından ağırlık olarak geride kaldı.

6-15. haftalar arasındaki dönemde ise Gs maçlarında hem lehte hem aleyhte hakem hataları oldu. Bu dönemde hakem hatası görülen 7 maçta Gs 3 galibiyet (Kayseri, İBB, Elazığ), 3 beraberlik (Eskişehir, Mersin İY, Sivas) ve 1 mağlubiyet (Ordu) aldı. Ancak, bu dönemde Gs’nin hakem hatalarından net kaybı ya da kazancı olduğu söylenemez. Zira, bu maçlar içinde hakem hataları genelde dengeli dağıldı. (Sadece berabere biten Mersin İY maçında lehte hakem hatası ve gene berabere biten Sivas maçında bu defa aleyhte hakem hatası dikkat çekti.)

İkinci yarıda ise Gs maçlarında hakem hatalarının ilk yarıya göre azaldığı ve genelde lehte gerçekleştiği görüldü. 20-25. haftalar arasında (23. hafta hariç) devamlı olarak kritik anlarda Gs lehine hakem hataları söz konusu oldu. Bu süreçte Antalya ve Akhisar maçları kazanıldı, Bursa ve Eskişehir maçları berabere bitti ve G.Birliği maçı ise kaybedildi. Bu süreçte aleyhte hakem hatası yapılan tek maç olan Ordu maçı ise kazanıldı.

25-34. haftalar arasında ise Gs maçlarında hakem hataları adeta durdu. Bu dönemde yapılan iki hatanın ikisi de aleyhte olmasına rağmen Gs bundan zarar görmedi. Zira, bu maçlardan birisi (Elazığ) zaten kazanıldı, diğeri ise şampiyonluk ilan edildikten sonra oynanan ve kaybedilen Fb maçı idi.

Sezon boyunca Gs lehine yapılan hatalar genellikle penaltı hatası (toplam 16 lehte hatanın 10’u) idi. Gs lehine 3 gol, 3 de kart hatası yapıldı. Aleyhte hataların ise gene genelde penaltı hatası olduğu (toplam 10 aleyhte hatanın 5’i), aleyhte 4 adet gol, bir adet de kart hatası olduğu gözlendi.

Lehte hakem hatalarının 7’sinin iç sahada 9’unun ise dış sahada olması, aleyhte hakem hatalarının ise 4’ünün iç sahada, 6’sının dış sahada gerçekleşmesi, Beşiktaş’ın aksine iç sahada Gs aleyhine daha az hata yapılması sonucunu ortaya çıkardı.

Sezonun büyük maçlarında ise Gs’nin ilk yarıda deplasmandaki Beşiktaş maçında (3-3) hakem hatası oldu ve bundan da kazançlı çıktı. Diğer taraftan, yenildiği son haftadaki Fb maçında ise aleyhine hakem hatası gerçekleşti ama bu maça zaten şampiyon sıfatıyla çıktığı için bundan zarar görmedi.

Fenerbahçe:

Not: 12. haftada oynanan Eskişehirspor-Fb maçında Fb’li Caner’in oyundan atılması, karar düzeltilmediğinden ve ortada sadece Eskişehirsporlu oyuncunun beyanı olduğundan değerlendirmeye alınmadı.

Sezon boyunca oynanan 34 Fb maçının 14 tanesinde toplam 16 hakem hatası görüldü. Bunların 10 adedi lehte, 6 adedi ise aleyhte idi. Fb’nin sadece bir maçında (Beşiktaş) birden fazla hakem hatası tespit edildi.

Fb maçlarındaki hakem hataları sezon boyunca belli bir eğilime bağlı olmaksızın gelişti. 7-12. haftalar arasında önemli bir hata olmaması dikkat çekti. Fb, lehine hataların öne çıktığı 4 maçın ikisini (G.Antep ve Beşiktaş) kazanırken, bir maçı berabere (Kayseri) ve bir maçı da mağlup (Karabük) kapattı. Karabük maçında lehine yapılan hata skor koptuğu bir anda gerçekleştiğinden ağırlık olarak daha önemsiz kaldı. Bu maçlarda Fb’nin genel olarak hakem hatalarından kazançlı çıktığı gözlendi. Fb aleyhine yapılan hakem hatalarının olduğu 4 maçta ise Fb 2 galibiyet (Beşiktaş ve G.Birliği), 2 beraberlik (Ts ve Eskişehir) aldı.

İkinci devrede, 19-23. haftalar arası ise Fb maçlarında yapılan hakem hatalarının devamlı lehte seyir izlediği görüldü. Kritik anlarda yapılan hakem hatalarının yaşandığı bu maçlarda Fb 4 önemli galibiyet (G.Antep, Mersin İY, Trabzonspor ve Kasımpaşa) aldı. 24. haftada 3-2 kaybedilen Beşiktaş maçında ise önemli bir aleyhte hata gözlendi.

27. hafta Akhisar maçında gerçekleşen aleyhte hata maç zaten kazanıldığı için, 34. hafta Gs maçında gerçekleşen lehte hata ise şampiyonluk şansı zaten kalmadığı için etkisiz hakem hataları olarak kayda geçti.

Aleyhte hakem hatalarının Fb’ye yaşattığı puan kaybının Beşiktaş ve Gs’ye göre daha az olduğu gözlendi. Toplamda ise hakem hatalarından elde edilen puan kazancı, kaybedilen puanların üstünde oldu.

Sezon boyunca Fb lehine yapılan 10 hatadan 4’ü kart, 5’i ise gol hatası idi. Fb lehine sadece 1 penaltı hatası oldu. Aleyhteki toplam 6 hatanın ise 2’si penaltı, birisi kart ve üçü de gol hatası olarak gerçekleşti.

Fb lehine yapılan 10 hatanın 6’sının iç sahada, 4’ünün deplasmanda, benzer şekilde aleyhteki 6 hatanın 4’ünün iç sahada, 2’sinin deplasmanda olması hakemlerin Fb maçlarında hataya iç sahada daha açık olduklarını gösterdi.

Sezonun büyük maçlarında Fb’nin oynadığı 6 büyük maçtan 5’inde (her iki Ts, her iki Beşiktaş ile evindeki Gs maçları) toplam 7 hakem hatası görüldü. Bunların 4’ü lehinde 3’ü ise aleyhinde idi. Bu maçlardan dikkat çekenler şöyleydi: Lehte hakem hatası yapılan içerdeki Beşiktaş maçı kazanılırken, aleyhte hakem hatası yapılan deplasmandaki Beşiktaş maçı kaybedildi. Ayrıca, aleyhte hata yapılan içerdeki Ts maçı berabere bitti ve lehte hata yapılan deplasmandaki Ts maçı ise kazanıldı. Son hafta içerde oynanan ve lehte hakem hatası yapılan Gs maçı ise kazanıldı. Büyük maçlar hakem hataları açısından Fb için nispeten dengeli geçti.

Sonuç:

Sezon boyunca hakem hatalarının geçtiğimiz yıllara göre daha az sayıda gerçekleşti ve daha dengeli bir dağılım gösterdi. Başka bir ifadeyle, hakem hatalarının dağılımında üç büyük kulübün bariz lehine ya da aleyhine olan bir eğilim oldu denemez.

Hakem hataları sayı bakımından Fb için çok daha az sayıda oldu. Oransal olarak ise (lehte/aleyhte oranı) Beşiktaş için dengede, Fb ve Gs için ise nispeten daha lehte gerçekleşti. Bu hataların puan kaybı/kazancı yansıması ise Beşiktaş için çok az miktarda aleyhte, Fb ve Gs için ise lehte oldu.

Beşiktaş’ın zirvedeki rakipleriyle oynadığı maçlarda aleyhine hatalar yapılması ve bunların genelde gol hatası olması dikkat çekti. Beşiktaş’ın zirvedeki rakipleriyle oynadığı sadece bir maçta (içerde oynadığı Fb maçı) skora etki eden net lehte hata yapıldığı görüldü. Gs’nin oynadığı büyük maçlarda ise az sayıda hakem hatası olduğu, bunların da genelde Gs lehine sonuç doğurduğu olduğu gözlendi. Fb ise büyük maçlardaki hakem hataları dağılımında daha dengeli bir görünümdeydi.

Bir diğer dikkat çekici husus da Fb maçlarındaki hakem hatalarının (lehte ya da aleyhte) genelde Kadıköy’de olması idi. Tersine, Beşiktaş’ın iç saha maçlarında ise hakemlerin deplasman maçlarına göre daha fazla aleyhte hata yaptığı gözlendi.

Beşiktaş ve Gs için hem lehte hem aleyhte hakem hatalarında penaltı hataları öne çıktı. Her iki takım da bu hatalardan daha büyük oranda yararlanırken, Fb lehine bir penaltı hatası olurken iki de aleyhte penaltı hatası gerçekleşti. Fb için lehte de aleyhte de gol hataları daha ön planda idi.

Sonucun da sonucu olarak, sezon boyunca hakem hatalarında Beşiktaş nispeten dengede dururken, Gs ve Fb’nin hatalardan daha çok yararlandığı görüldü. Ancak, oynanan futbol, kadrolar arasındaki farklar, hakem hatalarında geçmiş sezonlarda yaşanan vahim eğilimlere göre çok daha düzgün bir sezon geçmiş olması, Beşiktaş’ın kendisinden kaynaklanan ve rakiplerinden de fazla yaşadığı anlamsız puan kayıpları, Fb’nin yarışı üç kulvarda götürememiş olması gibi gerçekler dikkate alındığında Gs’nin şampiyonluğunun altında hakem hatalarının yattığını söylemek haksızlık olur diye düşünüyorum.

Gene de böyle bir durumda dahi hakem hatalarındaki dağılımın Gs lehine çıkıyor olması nasıl bir "hacı yatmaz" ile karşı karşıya olduğumuzu gösteriyor, o da ayrı.

Verimli bir seçim ve transfer dönemi geçirmemiz dileklerimle.

Cengiz Gürsel

BJK:2012-13 (hakem hataları 2)

Ellerine ve klavyene saglik Cengiz abi…

…izninle anasayfaya tasidim.

SA

Gönderen: cengiz gürsel
Mesaj No: 84529
Tarih: 24.05.2013 19:33

Final ve selamlar;

Derleyebildiğim hakem hatalarının üç büyük kulüp açısından değerlendirmesi ise şöyle oldu:

Beşiktaş:

Hakemler sezon boyunca Beşiktaş’ın 22 maçının 34’ünde toplam 35 hata yaptılar. Bunların 18 tanesi Beşiktaş’ın lehine 17 tanesi ise aleyhine gerçekleşti. 8 maçta birden fazla hakem hatası olduğu görüldü.

Hakem hataları 2-11. haftalar arasında 8 maçta (2, 4, 5, 7, 8, 9, 10, 11) lehte ya da aleyhte bir eğilim göstermedi. Bu dönemde Beşiktaş, aleyhine hakem hatası yapılan 3 maçı (Gs, Bursa ve Ts) berabere bitirdi, lehine hakem hatası yapılan 1 maçı (Kasımpaşa) kazandı, lehine hata yapılan 1 maçı (G.Antep) kaybetti, hem lehine hem aleyhine hata yapılan 3 maçtan ise 2’sini (Elazığ ve Mersin İY) kazanırken birini (Fb) kaybetti. Fb maçında Beşiktaş aleyhine yapılan hatalar daha kritik iken, lehine yapılan hata skor koptuktan sonra gerçekleştiği için ağırlık olarak daha az önemli kaldı. Bu dönemde Beşiktaş’ın hakem hatalarından daha çok puan kaybederek etkilendiği görüldü. Ayrıca, bu dönemde aleyhine yapılan hatalar zirvedeki rakipleri karşısında (Gs, Ts, Fb, Bursa) gerçekleşti.

12-17. haftalar arasındaki 4 maçta (12, 13, 16, 17) ise hakem hatalarının devamlı olarak lehte gerçekleştiği gözlendi. Bu dönemde Beşiktaş söz konusu 4 maçın 3’ünü kazandı, birinde berabere kaldı. Ancak, söz konusu hatalardan 2 tanesi skorun iki farkla Beşiktaş lehine olduğu anlarda (Akhisar ve Kayseri maçları) gerçekleşti ve ağırlık olarak geride kaldı. Bu dönemde Beşiktaş’ın kritik hakem hataları yaşanan ve kazandığı maç Antalyaspor olurken, gene lehine kritik hakem hataları yaşanan Gençlerbirliği maçı berabere bitti. Bu nedenle, bu dönemde Beşiktaş’ın (2-11. haftalardaki kaybı kadar olmasa da) hakem hatalarından kaynaklanan puan kazancı söz konusu oldu.

Ligin ikinci yarısı ise Beşiktaş açısından ilk yarıya göre hakemler konusunda daha sakin geçti. 18-23. haftalar arasında yapılan hakem hataları az sayıda ve nispeten aleyhte iken, bu eğilim 23-30. haftalar arası tersine döndü, 31-34. haftalarda ise hakem hataları yeniden Beşiktaş aleyhine oldu. İkinci yarıda özellikle puan kaybedilen İBB, Karabükspor, Akhisar ve Kayseri maçlarında önemli anlarda aleyhte hakem hataları görülürken, galibiyetle sonuçlanan Sivas, Fb ve Mersin İY maçlarında ise önemli anlarda lehte hakem hataları söz konusu oldu.

Sezon boyunca Beşiktaş lehine görülen hakem hatalarının genellikle (11 adet) penaltı hatası olduğu, dörder adet kart ve gol hatası yapıldığı görüldü. Aleyhte hakem hataları ise genelde penaltı (8 adet) ve gol hatası (5 adet) oldu; 4 de kart hatası yapıldı. Bu noktada, özellikle ilk yarıda Beşiktaş aleyhinde çok sayıda gol hatası yapılması ve bunların sırasıyla Gs, Fb, Ts ve Bursaspor gibi zirve yarışındaki rakipleri ile oynadığı maçlarda yaşanması dikkat çekti.

Ayrıca, toplam 18 lehte hakem hatasının 8 adedi iç sahada, 10 adedi ise deplasmanda gerçekleşti. 17 aleyhte hatanın ise 11’inin iç sahada 6’sının deplasmanda olduğu gözlendi. Beşiktaş’ın iç saha maçlarında aleyhte hata daha çok yapıldı.

Beşiktaş, büyük maçlarda ise genel olarak hakem hatalarının mağduru oldu. 6 büyük maçın 4’ünde yapılan 7 hakem hatasının 5’i aleyhte ve 2’si lehte idi. Bu maçlarda Beşiktaş Gs (3-3) ve Ts (1-1) ile berabere kaldı, Fb’ye karşı ise bir maç kaybetti (0-3) ve bir maç kazandı (3-2).

Galatasaray:

Hakemler sezon boyunca Gs’nin 34 maçının 18’inde toplam 26 hata yaptılar. Bunların 16 tanesi Gs’nin lehine 10 tanesi ise aleyhine gerçekleşti. 6 maçta birden fazla hakem hatası olduğu görüldü.

Ligin başındaki Gs maçlarında hakem hataları genelde lehte oldu. Bu süreçte ilk beş haftada oynanan 3 maçta (Kasımpaşa, Beşiktaş, Akhisar) lehte hakem hatalarının Gs’ye puanlar getirdiği gözlendi.
Bunlardan Kasımpaşa ve Beşiktaş maçlarında yapılan hatalar kritik idi ve Gs bu maçlardan Kasımpaşa’yı 3, Beşiktaş’ı 1 puanla geçti. Gs bu maçlardan genel olarak kazançlı çıktı. Akhisar maçındaki lehte hata ise skorun kopmuş olduğu bir anda yaşandığından ağırlık olarak geride kaldı.

6-15. haftalar arasındaki dönemde ise Gs maçlarında hem lehte hem aleyhte hakem hataları oldu. Bu dönemde hakem hatası görülen 7 maçta Gs 3 galibiyet (Kayseri, İBB, Elazığ), 3 beraberlik (Eskişehir, Mersin İY, Sivas) ve 1 mağlubiyet (Ordu) aldı. Ancak, bu dönemde Gs’nin hakem hatalarından net kaybı ya da kazancı olduğu söylenemez. Zira, bu maçlar içinde hakem hataları genelde dengeli dağıldı. (Sadece berabere biten Mersin İY maçında lehte hakem hatası ve gene berabere biten Sivas maçında bu defa aleyhte hakem hatası dikkat çekti.)

İkinci yarıda ise Gs maçlarında hakem hatalarının ilk yarıya göre azaldığı ve genelde lehte gerçekleştiği görüldü. 20-25. haftalar arasında (23. hafta hariç) devamlı olarak kritik anlarda Gs lehine hakem hataları söz konusu oldu. Bu süreçte Antalya ve Akhisar maçları kazanıldı, Bursa ve Eskişehir maçları berabere bitti ve G.Birliği maçı ise kaybedildi. Bu süreçte aleyhte hakem hatası yapılan tek maç olan Ordu maçı ise kazanıldı.

25-34. haftalar arasında ise Gs maçlarında hakem hataları adeta durdu. Bu dönemde yapılan iki hatanın ikisi de aleyhte olmasına rağmen Gs bundan zarar görmedi. Zira, bu maçlardan birisi (Elazığ) zaten kazanıldı, diğeri ise şampiyonluk ilan edildikten sonra oynanan ve kaybedilen Fb maçı idi.

Sezon boyunca Gs lehine yapılan hatalar genellikle penaltı hatası (toplam 16 lehte hatanın 10’u) idi. Gs lehine 3 gol, 3 de kart hatası yapıldı. Aleyhte hataların ise gene genelde penaltı hatası olduğu (toplam 10 aleyhte hatanın 5’i), aleyhte 4 adet gol, bir adet de kart hatası olduğu gözlendi.

Lehte hakem hatalarının 7’sinin iç sahada 9’unun ise dış sahada olması, aleyhte hakem hatalarının ise 4’ünün iç sahada, 6’sının dış sahada gerçekleşmesi, Beşiktaş’ın aksine iç sahada Gs aleyhine daha az hata yapılması sonucunu ortaya çıkardı.

Sezonun büyük maçlarında ise Gs’nin ilk yarıda deplasmandaki Beşiktaş maçında (3-3) hakem hatası oldu ve bundan da kazançlı çıktı. Diğer taraftan, yenildiği son haftadaki Fb maçında ise aleyhine hakem hatası gerçekleşti ama bu maça zaten şampiyon sıfatıyla çıktığı için bundan zarar görmedi.

Fenerbahçe:

Not: 12. haftada oynanan Eskişehirspor-Fb maçında Fb’li Caner’in oyundan atılması, karar düzeltilmediğinden ve ortada sadece Eskişehirsporlu oyuncunun beyanı olduğundan değerlendirmeye alınmadı.

Sezon boyunca oynanan 34 Fb maçının 14 tanesinde toplam 16 hakem hatası görüldü. Bunların 10 adedi lehte, 6 adedi ise aleyhte idi. Fb’nin sadece bir maçında (Beşiktaş) birden fazla hakem hatası tespit edildi.

Fb maçlarındaki hakem hataları sezon boyunca belli bir eğilime bağlı olmaksızın gelişti. 7-12. haftalar arasında önemli bir hata olmaması dikkat çekti. Fb, lehine hataların öne çıktığı 4 maçın ikisini (G.Antep ve Beşiktaş) kazanırken, bir maçı berabere (Kayseri) ve bir maçı da mağlup (Karabük) kapattı. Karabük maçında lehine yapılan hata skor koptuğu bir anda gerçekleştiğinden ağırlık olarak daha önemsiz kaldı. Bu maçlarda Fb’nin genel olarak hakem hatalarından kazançlı çıktığı gözlendi. Fb aleyhine yapılan hakem hatalarının olduğu 4 maçta ise Fb 2 galibiyet (Beşiktaş ve G.Birliği), 2 beraberlik (Ts ve Eskişehir) aldı.

İkinci devrede, 19-23. haftalar arası ise Fb maçlarında yapılan hakem hatalarının devamlı lehte seyir izlediği görüldü. Kritik anlarda yapılan hakem hatalarının yaşandığı bu maçlarda Fb 4 önemli galibiyet (G.Antep, Mersin İY, Trabzonspor ve Kasımpaşa) aldı. 24. haftada 3-2 kaybedilen Beşiktaş maçında ise önemli bir aleyhte hata gözlendi.

27. hafta Akhisar maçında gerçekleşen aleyhte hata maç zaten kazanıldığı için, 34. hafta Gs maçında gerçekleşen lehte hata ise şampiyonluk şansı zaten kalmadığı için etkisiz hakem hataları olarak kayda geçti.

Aleyhte hakem hatalarının Fb’ye yaşattığı puan kaybının Beşiktaş ve Gs’ye göre daha az olduğu gözlendi. Toplamda ise hakem hatalarından elde edilen puan kazancı, kaybedilen puanların üstünde oldu.

Sezon boyunca Fb lehine yapılan 10 hatadan 4’ü kart, 5’i ise gol hatası idi. Fb lehine sadece 1 penaltı hatası oldu. Aleyhteki toplam 6 hatanın ise 2’si penaltı, birisi kart ve üçü de gol hatası olarak gerçekleşti.

Fb lehine yapılan 10 hatanın 6’sının iç sahada, 4’ünün deplasmanda, benzer şekilde aleyhteki 6 hatanın 4’ünün iç sahada, 2’sinin deplasmanda olması hakemlerin Fb maçlarında hataya iç sahada daha açık olduklarını gösterdi.

Sezonun büyük maçlarında Fb’nin oynadığı 6 büyük maçtan 5’inde (her iki Ts, her iki Beşiktaş ile evindeki Gs maçları) toplam 7 hakem hatası görüldü. Bunların 4’ü lehinde 3’ü ise aleyhinde idi. Bu maçlardan dikkat çekenler şöyleydi: Lehte hakem hatası yapılan içerdeki Beşiktaş maçı kazanılırken, aleyhte hakem hatası yapılan deplasmandaki Beşiktaş maçı kaybedildi. Ayrıca, aleyhte hata yapılan içerdeki Ts maçı berabere bitti ve lehte hata yapılan deplasmandaki Ts maçı ise kazanıldı. Son hafta içerde oynanan ve lehte hakem hatası yapılan Gs maçı ise kazanıldı. Büyük maçlar hakem hataları açısından Fb için nispeten dengeli geçti.

Sonuç:

Sezon boyunca hakem hatalarının geçtiğimiz yıllara göre daha az sayıda gerçekleşti ve daha dengeli bir dağılım gösterdi. Başka bir ifadeyle, hakem hatalarının dağılımında üç büyük kulübün bariz lehine ya da aleyhine olan bir eğilim oldu denemez.

Hakem hataları sayı bakımından Fb için çok daha az sayıda oldu. Oransal olarak ise (lehte/aleyhte oranı) Beşiktaş için dengede, Fb ve Gs için ise nispeten daha lehte gerçekleşti. Bu hataların puan kaybı/kazancı yansıması ise Beşiktaş için çok az miktarda aleyhte, Fb ve Gs için ise lehte oldu.

Beşiktaş’ın zirvedeki rakipleriyle oynadığı maçlarda aleyhine hatalar yapılması ve bunların genelde gol hatası olması dikkat çekti. Beşiktaş’ın zirvedeki rakipleriyle oynadığı sadece bir maçta (içerde oynadığı Fb maçı) skora etki eden net lehte hata yapıldığı görüldü. Gs’nin oynadığı büyük maçlarda ise az sayıda hakem hatası olduğu, bunların da genelde Gs lehine sonuç doğurduğu olduğu gözlendi. Fb ise büyük maçlardaki hakem hataları dağılımında daha dengeli bir görünümdeydi.

Bir diğer dikkat çekici husus da Fb maçlarındaki hakem hatalarının (lehte ya da aleyhte) genelde Kadıköy’de olması idi. Tersine, Beşiktaş’ın iç saha maçlarında ise hakemlerin deplasman maçlarına göre daha fazla aleyhte hata yaptığı gözlendi.

Beşiktaş ve Gs için hem lehte hem aleyhte hakem hatalarında penaltı hataları öne çıktı. Her iki takım da bu hatalardan daha büyük oranda yararlanırken, Fb lehine bir penaltı hatası olurken iki de aleyhte penaltı hatası gerçekleşti. Fb için lehte de aleyhte de gol hataları daha ön planda idi.

Sonucun da sonucu olarak, sezon boyunca hakem hatalarında Beşiktaş nispeten dengede dururken, Gs ve Fb’nin hatalardan daha çok yararlandığı görüldü. Ancak, oynanan futbol, kadrolar arasındaki farklar, hakem hatalarında geçmiş sezonlarda yaşanan vahim eğilimlere göre çok daha düzgün bir sezon geçmiş olması, Beşiktaş’ın kendisinden kaynaklanan ve rakiplerinden de fazla yaşadığı anlamsız puan kayıpları, Fb’nin yarışı üç kulvarda götürememiş olması gibi gerçekler dikkate alındığında Gs’nin şampiyonluğunun altında hakem hatalarının yattığını söylemek haksızlık olur diye düşünüyorum.

Gene de böyle bir durumda dahi hakem hatalarındaki dağılımın Gs lehine çıkıyor olması nasıl bir "hacı yatmaz" ile karşı karşıya olduğumuzu gösteriyor, o da ayrı.

Verimli bir seçim ve transfer dönemi geçirmemiz dileklerimle.

Cengiz Gürsel

Cengiz Gürsel – Mevsim-i İftihas

Sevgili Cengiz Gürsel – nam-ı diğer Penaltıbaba’mızın – ‘BER-KEMAL’ (mükemmel) sezon analizi.

Not: Burada seçme pasajları bulacaksınız – yazı dizisinin tamamını forumumuzda bulabilirsiniz.

AMMETEN (GENEL)

2012-13, Türk futbolunun bazı gerçeklerinin baskın rol oynadığı bir sezon oldu. Artık her futbolsever bu gerçekleri kerrat cetveli gibi ezberine aldı.

Bir defa ligimizde GS Şampiyon olmasına yetecek bir oyun oynuyor ise, bu kulübün elinden kimse o şampiyonluğu alamıyor. Başka bir deyişle, futbol tekniği dışındaki etkenlerde (hakem hatalarının dağılımı, hakemlerin MHK tarafından değerlendirilmesi, Federasyon kararları vb.) kimsenin dişi bu kulübe geçmiyor. 1981’den beri ligi izlerim. FB’nin bile bu etkenler yüzünden kaybettiği şampiyonluk gördüm, daha GS’nin bu bakımdan kaybettiğini görmedim. Hani bu kulüp için “hacıyatmaz” tabirini kullansak yanlış olmayacak.

orduspor beşiktaş maçı özeti ve sonucuİkincisi, Beşiktaş şampiyonluğu hak edecek bir kadro kurup, sahada ona göre oyun oynamadıkça şampiyon olamaz (aksi kabulümdür sonucu çıkmasın lütfen). Hatta bazı sezonlarda Beşiktaş’a şampiyonluk için hak etmek de yetmez. Beşiktaş’ın nispeten daha sıradan bir takımı varsa, ancak saman alevi parlamaları ile “acaba” dedirtebilir. Başka bir deyişle, rakiplerinden geride bir takım kurup medyanın, hakem kararlarının iteklemesiyle yaşanmış bir Beşiktaş şampiyonluğu yok. Olmasın da zaten. Beşiktaş şampiyon olacaksa bunu hak etmesi ve sahanın içinde çatır çatır alması gerekir. FB ve GS’nin aksine, bunu yapamıyor ise zaten ligin bir yerlerinde otomatikman denklemden düşer.

Üçüncüsü, bize Türk futbolunun rengi, lokomotifi diye sunulan GS-FB rekabeti aslında futboldaki patinajın ve rekabet yoksunluğunun temel nedenidir. Zira, bunların arasındaki rekabet “tencere dibin kara, seninki benden kara” seviyesinin üzerine çıkamadı, çıkamıyor.

FB, içinde bulunduğu GS kompleksini aşamadıkça daha da saldırganlaşıyor. Yeri geldiğinde Beşiktaş’ın, Trabzonspor’un şampiyonluklarını elinden alabiliyor ama, sahanın dışında GS’ye bir türlü diş geçiremediği için, varlığı ve büyüklüğünün altında yatan esas neden olan “sayılarda” GS’ye geçilmek, camianın genelinde komplekse yol açıyor. Bu travmatik durum, yıllarca içinden çıkamadıkları suni büyüklük algısını terk etmedikleri sürece, hangi kupayı alırlarsa alsınlar kendilerini yüzyılın en antipatik, başarılı olması en az istenen kulübü yapmaya devam edecek. Başarı başka, saygın başarı başka bir şey çünkü.

Bu yüzden bu ikisinin arasındaki niteliksiz rekabetten ülke futbolu adına bir katma değer değil, düşük seviyeli ve içi boş bir dalaşma çıkıyor. Misal, bu seneki saçma gündemimiz de “alkışlar mısın, alkışlamaz mısın” idi… Hiç unutmam, eskilerde bir sene de “hangimizin stadı depreme daha dayanıklı” gibi muhteşem bir gündem yaratmışlardı!volkan-sabri

İşte hep birlikte yeniden izledik; 33. hafta oynanan derbinin seviyesizliği adeta futbolumuzun özeti gibiydi. Bu kepazeliğe “dünyanın üç büyük rekabetinden birisi” diyorlar. Herkes kolay olana kaçıp, “ama bunların maçını milyonlarca insan takip ediyor, rating böyle uçuyor, gündem şöyle şekilleniyor” gibi ölçülerle bu rekabeti allayıp pulluyor ama ben asıl olarak bu rekabetin topluma ve spor dünyasına seviyesizlik, şiddet ve sığ konulardan başka bir şey vermediğini görüyorum.

Ölçütler farklı…

Büyüklüğü göğüsteki yıldızla, taraftar sayısıyla, müzedeki kupayla ölçmek kolay… Zor olan, seviyeyi düşürmeden rekabet eden, rekabet ederken topluma verilecek sportif mesajı atlamayan, başarılıyken saygın olmayı da başaran, “hep bana hep bana” zihniyetinin hayat bulamadığı kulüplerin büyüklüğünü kavrayabilmek.

Bu yüzden 2004-2012 arasındaki dönemde Beşiktaş’ı diğer ikisine benzetmeye çalışan zihniyet başarısız oldu, Beşiktaş da batma noktasına geldi. Diğer taraftan, Süleyman Seba gibi bir efsaneyi de ancak bu tarz camialar ortaya çıkartabiliyor. Asıl marifet, sistemin kanatları altında şampiyonlukları indirip sonra göğsüne taktığı yıldızlar üzerinden rakibini hor gören zihniyetin peşine takılmakta değil, buradaki “büyüklük” farkını anlayabilmekte!

Sadece İnönü Stadı’na veda edilen gece, topluma Beşiktaş üzerinden geçen duygusallık ve mesajlar ile bir gün sonra oynanan FB-GS derbisindeki çirkinlikler bile – büyüklük konu olduğunda kupa, kelle, yıldız sayan sığ zihniyetin atladığı bakış farkını anlatmaya yeterdi.

quaresma-nin-akli-inonu-de-kaldi-4624359_5722_oÖzetle, FB ya da GS’de hâkim kılabileceğiniz zihniyet bu camianın genetiği ile uyuşmuyor. Beşiktaş, büyüklüğünü sayılardan değil, kendisini diğerlerinden ayıran rekabet kültüründen almakta. Bundan uzaklaştığı an sıradanlaşmaya, yalpalamaya başlıyor.

Ve dördüncüsü, malumunuz Türkiye’de ortalama futbolsever, sonuç odaklı, adaleti umursamak bir tarafa adaletsizlikten pay isteyen (copyright Sn. Mert Aktalay), yüzeysel, tarih bilmeyen, bilse de işine gelmeyen, güce tapan, sorgulamayan, hak edilmiş başarının değil göğüsteki yıldızın hayalini kuran bir adamdır. Medya da bu ortalama futbolseverin tüketim kararlarına göre şekil alır.

Ayrıca, Federasyon ile hakemlerin kararlarında değişmeyen özellik “tutarsızlıktır”. Nitekim bu sezon da Meireles’in tükürüğü, Gökhan Zan’ın, Fatih Terim’in, Engin Baytar’ın cezası ile gündem devamlı sıcak kaldı. Son hafta oynanan derbideki olaylar da tam final oldu. Kararlar tartışıldı, tutarsızlıklar dikkat çekti. Ligde yaratılan iki kutup birbirini suçladı durdu…

Son FB-GS maçında Meireles’in rakibine yaptığı hareket bundan 10 sene önce Pascal Nouma’dan geldiğinde, medyada “toplumsal ahlakımız nasıl yara aldı” konulu ne nutuklar dinlemiştik. Adam kulüpten kovuldu… Ancak, oyuncu FB forması giydiğinde konu 4 maç ceza ile kapatılıyor. Devre arasında rakibine tükürdüğü için aldığı cezanın indirilmesi için de ne taklalar atılmıştı. Adamın tükürüğü de gül suyuymuş meğer… (Eboue’ye gösterilen muz da photoshop’muş. Sezonlar, isimler değişiyor ama “inek nerde dağa kaçtı, dağ nerde yandı bitti kül oldu” savunması değişmiyor).

İşte ligimizin rekabet ortamı bu. Aslında fazla söze ne hacet… En nihayetinde şike/teşvik yaptığı belgelenen bir kulübün küme düşürülemediği, kupasının alınarak diğerine verilemediği bir rekabet ortamından bahsediyoruz.

Medyanın ve Federasyonun iki kulüp odaklı çizgisi yüzünden her sene kedinin kendi kuyruğu etrafında dönmesine benzeyen sezonlar yaşıyoruz.meireless_iceeeee1

Çünkü Türkiye’de futbolun genlerinde adaletsiz rekabet var… Adaletsiz rekabetin olduğu ortamda alınan başarının saygınlığı devamlı sorgulanır. Bu yüzden her sezon yeni tartışmalar, mağdurlar üretir. Tartışmalar gruplaşmaları keskinleştirir. Ve maalesef bu keskinleşme, aslında birleştirici ve en nihayetinde bir “eğlence” olması gereken sporda şiddeti besler. FB-GS maçının sonrasında sırf üstünde FB atkısı ve forması var diye bıçaklanarak öldürülen gencecik insanı, bu marka değeri müthiş ligimizin muhteşem rekabetinde nereye koyuyorlar acaba çok merak ediyorum.

Rakip statta maça gidememek ve deplasman seyircisi olmaksızın derbi oynamak adam gibi rekabet etmeyi bilmediğimizin, haklının hakkını alabildiği bir sistem kurmayı beceremediğimizin delilidir. Hepimizin dönüp kendimizi sorgulamamız gereken bir medeniyet ayıbıdır.

Bu yüzden daha ligin ikinci haftasında Beşiktaş maçında kendisini yere atıp takımını mağlubiyetten kurtaran sporcu ahlakının ancak bizimki gibi liglerde taçlandırıldığını görürsünüz. O kafa için “aman şampiyonluk gelsin de nasıl gelirse gelsin” derken her şey normaldir de, aynı kafa “yahu Benfica taraftarı aralarına FB taraftarını da almış ama bir tek olay çıkmıyor, helal olsun, aşmış adamlar” derken pek bir şaşkın, pek bir duyarlıdır.

Rating saiki ile iki kutuplu lig doğrultusunda yayın yapan medya samimi değil, futbolseverin başarı ve büyüklük kriterleri sığ, Federasyon’un ve hakemlerin kararlarının tek tutarlı tarafı tutarsızlık.

En nihayetinde eğlence olması gereken bir oyunda bile adil rekabet ortamı sağlanamadığı için sokaktaki insanın bu oyunu algılayışı değişiyor ve olması gereken “tatlı rekabet”, cehaletle de birleşince rahatlıkla arbedeye dönüşebiliyor. Sonra da bu kavga, şiddet ortamı gökten inmiş gibi herkes şaşkın, herkes bir “hay Allah” havasında.

Tam bizim futbol dünyasına göre bir iki yüzlülük.

Sonuçta 2012-13, ligimize özgü gerçeklerle geride bıraktığımız bir sezon oldu.

FENNİYAT (TEKNİK)

Bu saptamalara rağmen genel itibarı ile oynanan futbol dikkate alındığında GS’nin şampiyonluğu hak ettiğini söylemek de yanlış olmaz.

Beşiktaş’ın adeta kendi kendini sabote ettiği ve FB’nin de Avrupa’daki ilerleyişi yüzünden yaşadığı fiziki düşüş, kadrosu şampiyonluğa daha elverişli olan GS’yi favori yapıyordu ve sonuç da beklendiği gibi oldu.

football-tactics-boardLigin belli noktalarında ve özellikle ilk yarının sonu ve 24. haftadaki FB galibiyeti ile Beşiktaş da şampiyonluk adayı oldu. Ancak, bu senenin tamamında zihinlerde kodlanan “bu senenin gözden çıkarılmış” olması fikri bir şekilde camiaya hâkimdi. Belki de bu anlamda “FEDA” sloganı Beşiktaş’a zarar veren, bindiği dalı kestiren bir rol oynadı. Ne Yönetim ne de Samet Aybaba bu tersine gidişi engelleyemedi, takımı hedefte tutamadı.

Kuşkusuz, Beşiktaş’ın kadrosunun kırılganlığı da bunda etkendi. Küme düşen takımlardan sadece birkaç gol az yiyerek şampiyonluğa oynayan bir takım olması mümkün değildi ve bu sorun sezon boyunca çözülemedi. Kaleci mevkii hemen her hafta tartışıldı, iki stoperin devamlı isimlerden kurulamaması, kangrenleşmiş sol bek sorunu yakamızı hiç bırakmadı. Sadece Hilbert sayesinde sağ bekte nispi bir iyileşme yaşandı o kadar.

Savunma anlamında benim aklımda kalan, devamlı olarak solumuzdan arkaya sarkan, iki stoper arasından sızan rakip forvetler yüzünden yediğimiz abuk sabuk goller/pozisyonlar ve (bir türlü unutamadığım) Karabükspor maçındaki Ersan’ın laubaliliği oldu.

Buna karşılık, orta saha ve forvetteki canlılık Beşiktaş’a Allah’ın bir lütfü idi. Çünkü şapkayı önümüze alıp düşündüğümüzde anlıyoruz ki, tüm sakatlık ve olumsuzluklara rağmen oyunun hücum yönünde bu başarıyı elde edemesek, bu kadar saçma sapan goller yiyen ve bunu sürekli yapan bir takımın bu sezonu bitirdiği nokta “felaket” olabilirdi.

Beşiktaş bu sezon adeta hücumda, savunmada saçmaladığının bir ya da iki fazlasını yapabildiği maçlar sayesinde ayakta kalabildi.

Gerçekten de, orta sahada Fernandes, Oğuzhan, Olcay üçlüsüne eklenen Necip, Hilbert, Holosko ile kurulan pas trafiği birçok maçta ligin şampiyonunun oynadığının da ötesine ulaştı. Hatta bu pas trafiğinin bazı maçlarda çok daha dikine ve hızlı olduğunu gördük ve Beşiktaş’ın bazı maçlarda ligin üstünde bir kalitede hücum ettiğine şahit olduk. Bu sayede daha ilk devrede Almeida ve Holosko kariyer sezon ortalamalarının üstünde gol attılar.holosko_formaopuyor_bjk_091112

Teknik adamla ilgili sadece bir iki görüşüm olduğunu söylemeliyim. Genel olarak kadro seçimleri bana doğru gibi de gelse Samet Aybaba’nın, futbolcularını kamuoyunun önünde tartışması ve bazı maçlara bazı isimleri hiç akla gelmedik mevkilerde başlatması nedenleriyle eleştirilmesine katılıyorum. Bir de, Fernandes gibi özel yetenekte ama aykırı karakterde oyuncuların idaresinin daha kariyerli teknik adamlarla mümkün olabileceğine dair bir inancım var.

Bu arada, iflah olmaz bir Lucescu’cu olarak, Romen teknik adamı gönderdiğimiz günden bu yana da hiçbir teknik direktöre vazgeçilmez gözüyle bakmadığımı belirtmek isterim.

Dürüstçe konuşmak gerekirse bu sezon şampiyonluğun önündeki engel ne hakemler ne medya oldu. Bu sene Beşiktaş’ın en büyük engeli gene Beşiktaş ve hatta “FEDA” söyleminin zihinlere yerleştirdiği “küçülme” mikrobu idi. Maddi fedakârlıkların hedeflerden sapma anlamına gelmediği söylendiyse de futbolda maddiyatın hedeflere giden yoldaki önemi unutulmamalı.

Yine de bardağa dolu tarafından bakanlar için elde kalanlar var…

Bir defa okuduklarımızdan anladığımıza göre maddi durumda hatırı sayılır bir düzelme var. Üstelik yıllarca oyalandığımız stat konusunda da nihayete gelindi. Lig, Avrupa Kupalarına katılmaya müsait bir noktada bitti. Bütün bunlar önceki yönetimin verdiği hasarın kısa sürede asgariye indirilebildiği anlamına geliyor.

Ayrıca, teknik anlamda Oğuzhan ve Olcay gibi iki genç, iş yapacak direkt adam kazanıldı. Gönül bu isimlerin iki değil en az dört-beş olmasını istiyor tabii…

2834147-1000lerce-kez-fedaÖnümüzdeki sene evimizde oynayamayacak olmamızın büyük handikap olduğunu düşünüyorum. Ancak, her şeye rağmen “FEDA” sloganında yapılan hata tekrar edilmemeli ve camianın kafasına “bekleyin daha zamanı değil” fikri sokulmamalı. Beşiktaş’ın hedefleri, eldeki imkânlar sınırlı bile olsa en yetkili ağızlardan küçültülmemeli ya da tartışılmasına imkân verilmemeli. Bu kulübün, isimsiz oyuncularla kurduğu takım ile ligi 10 sene domine eden bir kulüp olduğunu unutmamak lazım.

Başarısızlık olasılığı zaten her zaman var. 2003-04’te harika bir takımımız vardı da sanki bıraktılar mı Beşiktaş’a şampiyonluğu? Saha dışındaki çarkların en çok Beşiktaş’ın başarısızlığına yönelik döndüğü bir rekabet ortamında bir de biz kendi kendimize kabullenme psikolojisine girmemeliyiz diye düşünüyorum.

Özetle, bardağın dolu kısmını tüketmeden, akıllı bir transfer dönemi geçirerek boş kısmını doldurmayı başarırsak yeniden bu ülkeye ihtiyacı olan seviyeli rekabeti gösterecek olan Beşiktaş’ı izleyebiliriz. Ha bunun için en az 5-6 hatasız, nokta transfere ve hatta ekstra genç oyuncuların kazanılmasına ihtiyaç var, doğrudur. İşin zorluğu da orada zaten.

GARB-İ HASAL (AVRUPA KUPALARI)

2012-13’ün bir diğer özelliği de iki takımın Avrupa Kupalarındaki ilerleyişi oldu.

Bu konu giderek enteresan bir hal almaya başladı. Bir tarafta, bu mücadeleyi ülkenin takımlarının mücadelesi olarak görüp tuttuğu takım ne olursa olsun herkese destek verenler, diğer tarafta ise konuya kendi tuttuğu kulüp penceresinden bakarak rakip takımlara destek verenler.

Birinci grup ikinci grubu “kendi ülkesinin takımına ihanetle” suçlarken, ikinci grup konuya bir türlü mekanik yaklaşamamakta ve tarafını duygusal ölçütlere göre belirlemekte.220px-UEFA_Champions_League.svg

Hemen söyleyeyim, söz konusu kulüpler GS ve FB ise ben ikinci gruptayım. Çünkü bunların Avrupa mücadelesinin hem geri planını biliyorum hem de olası yansımalarını tahmin edebiliyorum. Türk futbolu ile daha dün tanışmış birisi değilim.

Bu sene özellikle FB’nin UEFA Kupası ilerleyişinde birçok insan bu yol ayrımına geldi.

FB gruptan çıktıktan sonra Bate Bresov, bir sonraki turda Victoria Plzen gibi iki dişine göre takımla oynadı. (Bir sene önce Beşiktaş aynı turlarda sırası ile UEFA Kupası sahibi Braga’yı elemiş, sonradan kupayı alacak olan Atletico Madrid ile eşleşip, elenmişti).

Çeyrek finalde o kadar İngiliz takımı varken eski günlerini mumla arayan Lazio ile eşleştiler. İlk maçın 48. dakikasında durum 0-0 iken Lazio’nun 19 yaşındaki Nijeryalı oyuncusunun olmayacak “ergen faulü” ile rakipleri on kişi kaldı. Maçı 2-0 kazandılar. Rövanşı İtalya’da Lazio’nun cezası yüzünden boş tribünlere oynadılar, üstelik Lazio bu maçtan üç gün önce Roma ile derbi maçını oynadı.

Bu arada Basel de diğer kulvardan ilerliyor idi. Ben ciddi ciddi kaderin ağlarını ördüğünü düşünmeye başlamıştım ki Benfica’ya elendiler.

FB taraftarı (gayet doğal olarak) takımlarının diğer takım taraftarlarınca desteklenmemesine içerledi ve tepkisini “ülkesini seven birisi nasıl böyle bir tutum takınır” şeklinde gösterdi. Ülke puanına yapılan katkılar da bol bol yan argüman olarak kullanıldı. Hatta bu desteği göstermeyenler “kıskançlıkla” itham edildi.

Halbuki beni ve muhtemelen birçok Beşiktaşlıyı Benfica’nın başarısında mutlu eden yalın gerçek ne kıskançlık ne de ülkemizi sevmemek idi. Ben, ülkesini seven bir camianın, ülkesinin ligini diğer sarı renkli ortağı ile el ele panayıra çeviren bir zihniyetin beni bu konuda sorgulamasına karşıyım.

Soccer  UEFA Europa CupMadem ülkenizi bu kadar seviyorsunuz, o zaman neden bu ülke futbolunun varlık içinde yokluk çekmesine yol açan bu kadar bayağı bir rekabet kültürünü, hiçbir katma değeri olmayan söylem, slogan ve çekişmeleri futbol dünyasına enjekte ediyorsunuz?

Öyle niteliksiz bir rekabet kültürü ki, bir oyuncunun tükürüğü bile medyada neredeyse ödül verilmesi gereken bir davranış haline dönüştürülebiliyor. Sorsanız “ama GS’ye de şu ceza verilmemişti” diye cevap hazır !! Tersi de geçerli bu arada.

Benim bildiğim, rekabetten ülke futbolunun kazanması gerektiğidir. Ancak, bunların arasındaki rekabette ölçü ülke futboluna ne olduğu değil, karşısındakinin ne elde ettiği… Şike/teşvik sürecinde bile, “ama o da yapmıştı” diye savunma yapıldı, düşünün!

Rekabet ederken diğerinin ne kadar kayırıldığından yola çıkan bu iki zihniyetin kör dalaşı yüzünden ülke futbolu içinden çıkılmaz bir tutarsızlıklar zinciri haline geldi, başarılı olmak isteyen bir üçüncü kulübün bunlara benzemekten başka şansı kalmadı ve adam gibi rekabet etmek isteyen kulüplerin hepsi sistemin figüranı oldu çıktı.

Kimse kusura bakmasın ama asıl bu zihniyetin Avrupa’daki yükselişini desteklemek bana tuhaf geliyor. Bu tavır, kıskançlık gibi basit bir argümanla açıklanamayacak kadar temeli olan bir yaklaşımdır. Ülkesini seven önce böyle rekabet etmemeli.

Hep aynı örneği veriyorum. 2003-04 sezonunda Beşiktaş hatırı sayılır güçte bir takıma ve o takımı çok iyi idare eden bir teknik adama sahipti. Chelsea, Lazio ve Sparta Prag’ın bulunduğu zor bir gruptan çıkma şansını son maçta kaçırdı. Takım oynadığı oyunla hem kendi liginde rakiplerinin önünde idi hem de Avrupa kupalarında başarı vaat ediyordu.

O takım sahadaki yalnızlığı yüzünden darmadağın oldu. Medyası ile Federasyonu ile şampiyonluk davul zurna eşliğinde FB’ye verildi. Lucescu gönderildi (ki burada hatalı Beşiktaş yönetimidir). Lucescu’nun daha sonra gittiği Shakhtar Donetsk’in bugün geldiği nokta malum.

Beşiktaş’a ne kaçırtıldığı ortada. O sezon ülkede bir FB dominasyonu başladı ve bu defa FB Avrupa kupalarında ilerleme şansı elde etti. Tek farkla… FB karşısında sistematik hakem hataları ve medya çifte standardı bulmadı. Tıpkı 1997-2000 arasında ülke futbolunu domine eden ve Avrupa’da başarıyı getiren GS gibi…

Ben neden bu lüksün sağlandığı iki kulübün Avrupa’da başarılı olmasını destekleyeyim? Yoksa mevcudiyetimizin temel nedeni artık içerde yerle bir edilmiş rekabet ortamının ürettiği iki şampiyonun (son 18 sezonun 15’i) Avrupa başarılarının gelmesi oldu da bizim mi haberimiz yok?

Benimki, ülke futbolunda akan nehrin yatağının suni şekilde değiştirilmesine ve figüran yapılmaya karşı kişisel bir tepkidir, kıskançlık falan değil. Son derece de insani bir tepki olduğunu düşünüyorum.

Bence Benfica, farkında olmadan ülkedeki en az elli milyon kişiyi;

1. Bir gece ansızın evinin olduğu sokak ya da caddenin isminin Dirk Kuyt sokağı, Baroni caddesi ya da ne bileyim Webo meydanı olarak değiştirilmesinden,

2. UEFA Kupası’nın aslında evrenin en önemli futbol organizasyonu olduğu ve bu yıl oynanan UEFA Kupası’nın da 1955 yılından bu yana düzenlenenler içinde en zoru olduğu saçmalamalarına maruz kalmaktan,

3. Muhtemelen final maçı gününün resmi tatil ilan edilmesinden,

…ve daha aklıma gelmeyen, ancak bize yıllardır gösterdikleri, pişkinlik, görmezden gelme, abartma, bire bin katma, kendini dev aynasında görüp millete kibirle bakma özellikleri sayesinde yapma potansiyelleri olan bilumum işkenceden kurtardı.2609817341

Ancak en kötüsü, bu kupadaki başarının, iki yıl önce takkenin düşmesi ile görünen kelin yeniden kapatılması için kullanılacak olmasıydı ki, onun ipuçlarını daha Lazio’yu elediklerinde vermişlerdi.

Lazio maçından sonra yarı finale çıktıklarında bir söylem dikkatinizi çekmiştir mutlaka… “Bizi iki sene önce Avrupa Kupalarına göndermeyenler şimdi ne yapıyorlardır acaba?”

Neden gitmediniz o sene Avrupa Kupalarına? Kupayı alırsınız korkusuyla değil !! UEFA şaibeli şekilde şampiyon olduğunu öğrendiği ve mahkeme süreci devam eden bir kulübü marka değerinin üzerine titrediği turnuvasında istemediği için…

Allah’tan bu fırsatçılık, bu çarpıtma daha ileri bir noktaya gidemedi. Zira, bu zihniyetin konuları neresinden nasıl ele alıp karşımıza getireceği konusunda sınır falan yok.

Hatırlayın… O dönem neler neler dediler…

“Sadece biz mi yaptık, herkes yapıyor” dediler…

“Son kale” dediler…

“Platini, 1985’te Bordeaux’dayken FB’ye elendiği için kinlenmiş, intikam alıyor” dediler… (Platini’nin futbol hayatında yaşadığı tek mağlubiyet de FB’ye karşıydı ya hani!)

“Barcelona gibi büyük kulüpler FB’nin ilerleyişini gördü, bu işin arkasında olabilirler” gibi laflar bile edildi, anlayın uçuş kapasitesini.

Böyle bir zihniyetin ve bakış açısının kazanılacak bir Avrupa Kupası’nı, 2010-11 sezonunda ortaya çıkan kelin kapatılması için nasıl kullanılabileceğini lütfen düşününüz.

Özetle, bu “Avrupa’da desteklememe” meselesi o kadar basit, futbola ilkokul düzeyinde lay lay lom seviyesinde ele alınacak bir konu değil.

REDD-İ HAKİM (TARAF TUTANLARI REDDETMEK)

Sezon iöçersinde hakem hatalarının üç büyük kulüp açısından değerlendirmesi ise şöyle oldu:

Beşiktaş:

Hakemler sezon boyunca Beşiktaş’ın 22 maçının 34’ünde toplam 35 hata yaptılar. Bunların 18 tanesi Beşiktaş’ın lehine 17 tanesi ise aleyhine gerçekleşti. 8 maçta birden fazla hakem hatası olduğu görüldü.

burakHakem hataları 2-11. haftalar arasında 8 maçta (2, 4, 5, 7, 8, 9, 10, 11) lehte ya da aleyhte bir eğilim göstermedi. Bu dönemde Beşiktaş, aleyhine hakem hatası yapılan 3 maçı (Gs, Bursa ve Ts) berabere bitirdi, lehine hakem hatası yapılan 1 maçı (Kasımpaşa) kazandı, lehine hata yapılan 1 maçı (G.Antep) kaybetti, hem lehine hem aleyhine hata yapılan 3 maçtan ise 2’sini (Elazığ ve Mersin İY) kazanırken birini (Fb) kaybetti. Fb maçında Beşiktaş aleyhine yapılan hatalar daha kritik iken, lehine yapılan hata skor koptuktan sonra gerçekleştiği için ağırlık olarak daha az önemli kaldı. Bu dönemde Beşiktaş’ın hakem hatalarından daha çok puan kaybederek etkilendiği görüldü. Ayrıca, bu dönemde aleyhine yapılan hatalar zirvedeki rakipleri karşısında (Gs, Ts, Fb, Bursa) gerçekleşti.

12-17. haftalar arasındaki 4 maçta (12, 13, 16, 17) ise hakem hatalarının devamlı olarak lehte gerçekleştiği gözlendi. Bu dönemde Beşiktaş söz konusu 4 maçın 3’ünü kazandı, birinde berabere kaldı. Ancak, söz konusu hatalardan 2 tanesi skorun iki farkla Beşiktaş lehine olduğu anlarda (Akhisar ve Kayseri maçları) gerçekleşti ve ağırlık olarak geride kaldı. Bu dönemde Beşiktaş’ın kritik hakem hataları yaşanan ve kazandığı maç Antalyaspor olurken, gene lehine kritik hakem hataları yaşanan Gençlerbirliği maçı berabere bitti. Bu nedenle, bu dönemde Beşiktaş’ın (2-11. haftalardaki kaybı kadar olmasa da) hakem hatalarından kaynaklanan puan kazancı söz konusu oldu.

Ligin ikinci yarısı ise Beşiktaş açısından ilk yarıya göre hakemler konusunda daha sakin geçti. 18-23. haftalar arasında yapılan hakem hataları az sayıda ve nispeten aleyhte iken, bu eğilim 23-30. haftalar arası tersine döndü, 31-34. haftalarda ise hakem hataları yeniden Beşiktaş aleyhine oldu. İkinci yarıda özellikle puan kaybedilen İBB, Karabükspor, Akhisar ve Kayseri maçlarında önemli anlarda aleyhte hakem hataları görülürken, galibiyetle sonuçlanan Sivas, Fb ve Mersin İY maçlarında ise önemli anlarda lehte hakem hataları söz konusu oldu.

Sezon boyunca Beşiktaş lehine görülen hakem hatalarının genellikle (11 adet) penaltı hatası olduğu, dörder adet kart ve gol hatası yapıldığı görüldü. Aleyhte hakem hataları ise genelde penaltı (8 adet) ve gol hatası (5 adet) oldu; 4 de kart hatası yapıldı. Bu noktada, özellikle ilk yarıda Beşiktaş aleyhinde çok sayıda gol hatası yapılması ve bunların sırasıyla Gs, Fb, Ts ve Bursaspor gibi zirve yarışındaki rakipleri ile oynadığı maçlarda yaşanması dikkat çekti.

Ayrıca, toplam 18 lehte hakem hatasının 8 adedi iç sahada, 10 adedi ise deplasmanda gerçekleşti. 17 aleyhte hatanın ise 11’inin iç sahada 6’sının deplasmanda olduğu gözlendi. Beşiktaş’ın iç saha maçlarında aleyhte hata daha çok yapıldı.

Beşiktaş, büyük maçlarda ise genel olarak hakem hatalarının mağduru oldu. 6 büyük maçın 4’ünde yapılan 7 hakem hatasının 5’i aleyhte ve 2’si lehte idi. Bu maçlarda Beşiktaş Gs (3-3) ve Ts (1-1) ile berabere kaldı, Fb’ye karşı ise bir maç kaybetti (0-3) ve bir maç kazandı (3-2).

Galatasaray:

Hakemler sezon boyunca Gs’nin 34 maçının 18’inde toplam 26 hata yaptılar. Bunların 16 tanesi Gs’nin lehine 10 tanesi ise aleyhine gerçekleşti. 6 maçta birden fazla hakem hatası olduğu görüldü.

Ligin başındaki Gs maçlarında hakem hataları genelde lehte oldu. Bu süreçte ilk beş haftada oynanan 3 maçta (Kasımpaşa, Beşiktaş, Akhisar) lehte hakem hatalarının Gs’ye puanlar getirdiği gözlendi.
Bunlardan Kasımpaşa ve Beşiktaş maçlarında yapılan hatalar kritik idi ve Gs bu maçlardan Kasımpaşa’yı 3, Beşiktaş’ı 1 puanla geçti. Gs bu maçlardan genel olarak kazançlı çıktı. Akhisar maçındaki lehte hata ise skorun kopmuş olduğu bir anda yaşandığından ağırlık olarak geride kaldı.

6-15. haftalar arasındaki dönemde ise Gs maçlarında hem lehte hem aleyhte hakem hataları oldu. Bu dönemde hakem hatası görülen 7 maçta Gs 3 galibiyet (Kayseri, İBB, Elazığ), 3 beraberlik (Eskişehir, Mersin İY, Sivas) ve 1 mağlubiyet (Ordu) aldı. Ancak, bu dönemde Gs’nin hakem hatalarından net kaybı ya da kazancı olduğu söylenemez. Zira, bu maçlar içinde hakem hataları genelde dengeli dağıldı. (Sadece berabere biten Mersin İY maçında lehte hakem hatası ve gene berabere biten Sivas maçında bu defa aleyhte hakem hatası dikkat çekti.)hakemler

İkinci yarıda ise Gs maçlarında hakem hatalarının ilk yarıya göre azaldığı ve genelde lehte gerçekleştiği görüldü. 20-25. haftalar arasında (23. hafta hariç) devamlı olarak kritik anlarda Gs lehine hakem hataları söz konusu oldu. Bu süreçte Antalya ve Akhisar maçları kazanıldı, Bursa ve Eskişehir maçları berabere bitti ve G.Birliği maçı ise kaybedildi. Bu süreçte aleyhte hakem hatası yapılan tek maç olan Ordu maçı ise kazanıldı.

25-34. haftalar arasında ise Gs maçlarında hakem hataları adeta durdu. Bu dönemde yapılan iki hatanın ikisi de aleyhte olmasına rağmen Gs bundan zarar görmedi. Zira, bu maçlardan birisi (Elazığ) zaten kazanıldı, diğeri ise şampiyonluk ilan edildikten sonra oynanan ve kaybedilen Fb maçı idi.

Sezon boyunca Gs lehine yapılan hatalar genellikle penaltı hatası (toplam 16 lehte hatanın 10’u) idi. Gs lehine 3 gol, 3 de kart hatası yapıldı. Aleyhte hataların ise gene genelde penaltı hatası olduğu (toplam 10 aleyhte hatanın 5’i), aleyhte 4 adet gol, bir adet de kart hatası olduğu gözlendi.

Lehte hakem hatalarının 7’sinin iç sahada 9’unun ise dış sahada olması, aleyhte hakem hatalarının ise 4’ünün iç sahada, 6’sının dış sahada gerçekleşmesi, Beşiktaş’ın aksine iç sahada Gs aleyhine daha az hata yapılması sonucunu ortaya çıkardı.

Sezonun büyük maçlarında ise Gs’nin ilk yarıda deplasmandaki Beşiktaş maçında (3-3) hakem hatası oldu ve bundan da kazançlı çıktı. Diğer taraftan, yenildiği son haftadaki Fb maçında ise aleyhine hakem hatası gerçekleşti ama bu maça zaten şampiyon sıfatıyla çıktığı için bundan zarar görmedi.

Fenerbahçe:

Not: 12. haftada oynanan Eskişehirspor-Fb maçında Fb’li Caner’in oyundan atılması, karar düzeltilmediğinden ve ortada sadece Eskişehirsporlu oyuncunun beyanı olduğundan değerlendirmeye alınmadı.

Sezon boyunca oynanan 34 Fb maçının 14 tanesinde toplam 16 hakem hatası görüldü. Bunların 10 adedi lehte, 6 adedi ise aleyhte idi. Fb’nin sadece bir maçında (Beşiktaş) birden fazla hakem hatası tespit edildi.

Fb maçlarındaki hakem hataları sezon boyunca belli bir eğilime bağlı olmaksızın gelişti. 7-12. haftalar arasında önemli bir hata olmaması dikkat çekti. Fb, lehine hataların öne çıktığı 4 maçın ikisini (G.Antep ve Beşiktaş) kazanırken, bir maçı berabere (Kayseri) ve bir maçı da mağlup (Karabük) kapattı. Karabük maçında lehine yapılan hata skor koptuğu bir anda gerçekleştiğinden ağırlık olarak daha önemsiz kaldı. Bu maçlarda Fb’nin genel olarak hakem hatalarından kazançlı çıktığı gözlendi. Fb aleyhine yapılan hakem hatalarının olduğu 4 maçta ise Fb 2 galibiyet (Beşiktaş ve G.Birliği), 2 beraberlik (Ts page_15-ulkede-380-macta-sike-tespit-edildi_623154343ve Eskişehir) aldı.

İkinci devrede, 19-23. haftalar arası ise Fb maçlarında yapılan hakem hatalarının devamlı lehte seyir izlediği görüldü. Kritik anlarda yapılan hakem hatalarının yaşandığı bu maçlarda Fb 4 önemli galibiyet (G.Antep, Mersin İY, Trabzonspor ve Kasımpaşa) aldı. 24. haftada 3-2 kaybedilen Beşiktaş maçında ise önemli bir aleyhte hata gözlendi.

27. hafta Akhisar maçında gerçekleşen aleyhte hata maç zaten kazanıldığı için, 34. hafta Gs maçında gerçekleşen lehte hata ise şampiyonluk şansı zaten kalmadığı için etkisiz hakem hataları olarak kayda geçti.

Aleyhte hakem hatalarının Fb’ye yaşattığı puan kaybının Beşiktaş ve Gs’ye göre daha az olduğu gözlendi. Toplamda ise hakem hatalarından elde edilen puan kazancı, kaybedilen puanların üstünde oldu.

Sezon boyunca Fb lehine yapılan 10 hatadan 4’ü kart, 5’i ise gol hatası idi. Fb lehine sadece 1 penaltı hatası oldu. Aleyhteki toplam 6 hatanın ise 2’si penaltı, birisi kart ve üçü de gol hatası olarak gerçekleşti.

Fb lehine yapılan 10 hatanın 6’sının iç sahada, 4’ünün deplasmanda, benzer şekilde aleyhteki 6 hatanın 4’ünün iç sahada, 2’sinin deplasmanda olması hakemlerin Fb maçlarında hataya iç sahada daha açık olduklarını gösterdi.

Sezonun büyük maçlarında Fb’nin oynadığı 6 büyük maçtan 5’inde (her iki Ts, her iki Beşiktaş ile evindeki Gs maçları) toplam 7 hakem hatası görüldü. Bunların 4’ü lehinde 3’ü ise aleyhinde idi. Bu maçlardan dikkat çekenler şöyleydi: Lehte hakem hatası yapılan içerdeki Beşiktaş maçı kazanılırken, aleyhte hakem hatası yapılan deplasmandaki Beşiktaş maçı kaybedildi. Ayrıca, aleyhte hata yapılan içerdeki Ts maçı berabere bitti ve lehte hata yapılan deplasmandaki Ts maçı ise kazanıldı. Son hafta içerde oynanan ve lehte hakem hatası yapılan Gs maçı ise kazanıldı. Büyük maçlar hakem hataları açısından Fb için nispeten dengeli geçti.

MAHASAL (SONUÇ)

Sezon boyunca hakem hatalarının geçtiğimiz yıllara göre daha az sayıda gerçekleşti ve daha dengeli bir dağılım gösterdi. Başka bir ifadeyle, hakem hatalarının dağılımında üç büyük kulübün bariz lehine ya da aleyhine olan bir eğilim oldu denemez.

Hakem hataları sayı bakımından Fb için çok daha az sayıda oldu. Oransal olarak ise (lehte/aleyhte oranı) Beşiktaş için dengede, Fb ve Gs için ise nispeten daha lehte gerçekleşti. Bu hataların puan kaybı/kazancı yansıması ise Beşiktaş için çok az miktarda aleyhte, Fb ve Gs için ise lehte oldu.

Beşiktaş’ın zirvedeki rakipleriyle oynadığı maçlarda aleyhine hatalar yapılması ve bunların genelde gol hatası olması dikkat çekti. Beşiktaş’ın zirvedeki rakipleriyle oynadığı sadece bir maçta (içerde oynadığı Fb maçı) skora etki eden net lehte hata yapıldığı görüldü. Gs’nin oynadığı büyük maçlarda ise az sayıda hakem hatası olduğu, bunların da genelde Gs lehine sonuç doğurduğu olduğu gözlendi. Fb ise büyük maçlardaki hakem hataları dağılımında daha dengeli bir görünümdeydi.

Bir diğer dikkat çekici husus da Fb maçlarındaki hakem hatalarının (lehte ya da aleyhte) genelde Kadıköy’de olması idi. Tersine, Beşiktaş’ın iç saha maçlarında ise hakemlerin deplasman maçlarına göre daha fazla aleyhte hata yaptığı gözlendi.

Beşiktaş ve Gs için hem lehte hem aleyhte hakem hatalarında penaltı hataları öne çıktı. Her iki takım da bu hatalardan daha büyük oranda yararlanırken, Fb lehine bir penaltı hatası olurken iki de aleyhte penaltı hatası gerçekleşti. Fb için lehte de aleyhte de gol hataları daha ön planda idi.old_football_ball_1920x1200

Sonucun da sonucu olarak, sezon boyunca hakem hatalarında Beşiktaş nispeten dengede dururken, Gs ve Fb’nin hatalardan daha çok yararlandığı görüldü. Ancak, oynanan futbol, kadrolar arasındaki farklar, hakem hatalarında geçmiş sezonlarda yaşanan vahim eğilimlere göre çok daha düzgün bir sezon geçmiş olması, Beşiktaş’ın kendisinden kaynaklanan ve rakiplerinden de fazla yaşadığı anlamsız puan kayıpları, Fb’nin yarışı üç kulvarda götürememiş olması gibi gerçekler dikkate alındığında Gs’nin şampiyonluğunun altında hakem hatalarının yattığını söylemek haksızlık olur diye düşünüyorum.

Gene de böyle bir durumda dahi hakem hatalarındaki dağılımın Gs lehine çıkıyor olması nasıl bir “hacı yatmaz” ile karşı karşıya olduğumuzu gösteriyor, o da ayrı.

Verimli bir seçim ve transfer dönemi geçirmemiz dileklerimle.

Cengiz Gürsel

Edit: SA

BJK:FEDA nedir?

Üstat…

okunurluk derecesini arttırmak için ben öyle tercih ettim Erden – Şerif abinin kabahati yok…

İlk bakışta ‘para dediğin nedir ki?’ gibi durabilir ama, asıl amaçladığım başlıkta bir nevi mizahsen yapabilmekti… hani… güncel konudan yakalarsak… ayranı rakı niyetine veya rakıyı ayran niyetine içermişcesine…

Ama eleştiriye elbette açığız… ‘hit’lerimiz artsa da, Şerif abinin de arzusuyla değiştirdim…

SA

Gönderen: erden bolerden
Mesaj No: 84530
Tarih: 24.05.2013 20:40

Şerif Abi FEDA’nın aslında proje olarak sunulan halinden çok çok daha önemli olduğunu mükemmel bir şekilde yakalamşsın fakat, WK’nın ana sayfasında ki 

"FEDA dediğin nedir ki…" başlığı ile yapılan sunum yazının ruhuna tam ters olmuş. Bence bu başlığın değişmesi gerekir.

Gönderen: serif alan
Mesaj No: 84507
Tarih: 23.05.2013 13:47

Feda deyince…

Aslında bu yazı oldukça gecikmiş bir yazıdır.
Gecikmiş bir yazıdır çünkü, aklıma yazalı neredeyse bir yıl olmasına rağmen, bildiğiniz malum sebeplerden dolayı maalesef yazıyı bir türlü kağıda dökme imkanım olmadı.
Türkiye’de gündem çok çabuk değişmekte.
Bırakın günleri, kimi zaman sabahleyin aklınıza düşeni akşam yazmaya kalksanız bile bazen geç kalmış olursunuz.
Öte yandan, FEDA konusu ise, üzerinden bir yıl geçmesine rağmen hala gündemdeki yerini korumaya devam etmekte.
Ve bu yüzden, bende, gecikmeli de olsa FEDA hakkında yazmaya karar verdim.

Önce FEDA konusuna açıklık getirmek gerek.

Nedir FEDA?
Feda deyince öncelikle bir durup soluklanacaksın! Tarihe dalıp, düşünecek, hissedeceksin.
Burada iki heceli basit bir sözcükten bahsetmiyoruz.
BEŞİKTAŞ’A adanmış koskoca bir hayatı, ömrünü resmen BEŞİKTAŞ için FEDA etmiş olan merhum Şeref Bey’in hayatından ve onun son sözünden bahsediyoruz.
"FEDA"
Fikret Orman yönetimi iş başına gelir gelmez Şeref Bey’in anısına FEDA tişörtleri yaptırıp biz BEŞİKTAŞ’lıların beğenisine sunması büyük bir incelik.
Bence BEŞİKTAŞ büyüklerinin anısına yapılacak buna benzer tişörtler her daim kartal yuvalarının raflarında bulunmalıdır.
Çünkü her BEŞİKTAŞ’lının FEDA ve benzeri tişörtleri sırtında gururla taşıması boyun borcudur.

Hazır boyun borcu demişken, FEDA ile ilgili çok önemli bir konuya değineyim.
Bu tişörtlerin kesinlikle ama kesinlikle BEŞİKTAŞ’ın borçları ile hiç bir ilgisi alakası olmamalıydı.
Ama maalesef oldu.
İletişim hem çok basit, hem de çok zor bir iştir.
Bazen bir işaret ile herşeyi anlatırken, bazen kitap bile yazsanız hiç bir şey anlatamazsınız.
İşte, BEŞİKTAŞ yönetimi de maalesef FEDA konusunu anlatamakta yetersiz kaldı.
FEDA tişörtü yaptırmak her ne kadar güzel bir fikir olsada, iletişim eksikliği yüzünden FEDA, herkesin ağzında sakız olup anlamını yitirmeye başladı.
Ve bir anda geçen sezonun adı da, FEDA sezonu oluverdi.
Yönetimin yanlışı işte tam da buradaydı.
Evet, BEŞİKTAŞ’ın hem ekonomik, hem de yönetimsel anlamda büyük sorunları vardı ve başkan ve ekibi bu sorunları bile bile ellerini taşın altına sokup göreve geldiler.
Bu benim açımdan alkışa şayandır.
Sekiz yıllık bir enkazı bir anda temizleyip düze çıkmak hiç kolay degil.
Ama bir yerden de başlamak gerek. Yönetimde ilk olarak giderleri azaltma ve acil olan borçları kapatma yolunu seçti, ki bu da başlangıç için en akıllıca yöntemdi.

Ve geldik o bitmez tukenmez tartışmaya!!!

Q7…
İyi futbolcudur kötü futbolcudur yararlıdır zaralıdır vs.vs…

Bunlar çok tartışıldı.
Bir daha tartışmaya gerek yok.
Ama asla tartışmayacağım bir şey var ki, o da:

Kapısına 80.000 Lira, yazıyla da seksenbin Lira için haciz gelen bir kulübün yılda 3.750.000 Euro alan bir futbolcuyu kadrosunda bulundurması abesle iştigaldir.
Yada "Ayranı yok içmeye ….. …. ….ya " benzer.
Ve eğer giderleri kısıtlayacaksan en fazla ücret alan futbolcudan başlamak kadar doğal birşey yoktur.
Bu futbolcu tesadüfen Q7 oldu ama bir başka futbolcu da olabilirdi.
Ve yönetimin izlediği yöntemi o gün destekledim, hala da destekliyorum.
Q7 ile başlayıp Egemen ve Ernst’le devam eden yeni ücret politikası benim açımdan hem gerekli, hem de yerinde idi.
Çünkü bu gibi uygulamaları Hollanda kulüpleri bile bazen yapmak zorunda kalıyorlar.
Hollanda’da kimse "Adamın hakkı parasını da söke söke alır" demiyor.
Mesela Ajax. Daha geçen hafta yaptığı açıklama ile seneye sözleşmesi bitecek futbolculara ültimatom verdi.
"Ya şimdi kulübe para kazandırarak gidersiniz yada sözleşme uzatırsınız. Yok bir sezon daha kalıp seneye bedava giderim diyorsanız şimdiden yedek kulübesi hayırlı olsun çünkü asla kadroya giremezsiniz!"
Q7’ye yapılanda bunun gibi bir şeydi.
Üstelik yukarıda da yazdığım gibi madem kemer sıkacaksınız o zaman bunun en dogru yolu Q7’den başlamaktır.

Amma velakin FEDA konusunu anlatamzsanız!!! Ki anlatılamadı!!! Sezonun adı FEDA sezonu olur ve bizde böylece haklıyken haksız duruma düşmüş oluruz.
Feda sezonu öyleyse herkes elini taşın altına sokacak FEDA edecek!!!

Öyle olunca haliyle şu oldu.
Elin Portekiz’lisi neden feda etsin?
Adam haklı kapı gibi sözleşmesi var.
Bence de haklı.
Ve hiç bir şeyi feda falan etmek zorundada değildi.
Sadece eski yönetimin abuk sabuk sözleşmesini gözden geçirip hakkı olan paraya yeni bir sözleşme yapması gerekiyordu.
Yok hayır derse, işte kapı.
Bu kadar basit.

Ki BEŞİKTAŞ yönetimi hiç bir zaman futbolcuların parasını ödememezlikte yapmadı.
Parasını ödedikten sonra kadroya da alır isterse kadro dışı da bırakır.
Öte yandan hem parasını ödeyip hem de ondan yararlanmamakta isteyebilirsiniz ama bu, haliyle diğer futbolculara karşı inandırıcılığınızıda sıfırlar.
Yönetim bu açıdan sağlam bir duruş sergilemiştir.

Ayrıca FEDA öyle kolay bir iş degil ki!
BEŞİKTAŞ yönetiminin talebi, Q7’den yada diğer futbolculardan istediği şey FEDA falan değildir.
Hakkın yerini bulmasıdır.
Ne Q7, ne Egemen, ne de Ernst yüksek meblağların yazılı olduğu sözleşmelere hak ettikleri için değil bazılarının BEŞİKTAŞ’ın parasını babasının parasıymış gibi çar çur ettiği için imza atmışlardı.
Q7’ye hiç bir Avrupa kulübü talip olmadı.
Ernst’e Almanya’da hiç bir kulüp 500.000 Euro’dan fazla para vermez.
Egemen’e talip bile çıkmaz.

Peki ya Holosko?
Holosko, gerek oyunucu olarak, gerekse bir profesyonel olarak, benim beğendiğim bir futbolcu ama yıllık 400.000 Euro’dan daha fazla para vermem, bu ayrı.
Ve daha fazlasını kimse de vermez.
Bu durumda Holosko Feda mı etmiş oluyor?
Holosko’da feda falan etmedi.
Yönetim sezonun adını yanlış lanse edince bizde Holosko’nun feda ettiğini sandık.
Bu nedenlerden dolayı da iletişim çok önemli bir konu.
Ve BEŞİKTAŞ gibi asırlık bir camianın iletişim konusunda çağın geregi olan yeniliklere yönelmesi ve iletişim konusunda uzman kişilerle çalışması şarttır.
Resmi site başta olmak üzere her türlü bilgi bir kanaldan doğru ve güvenilir bir biçimde ilgililere aktarılmalıdır.
Bu yapılmadığı sürece bu sezon yaşanan durumu yaşamaya hep mahkumuz!
Başta da belirttiğim gibi, bu sezon yeni bir yapılanmanın başlangıcı olmalıydı, feda sezonu değil.
Ama görüldüğü gibi teknik direktörümüz bile FEDA sözünü yanlış anladığından "Bu sezon feda sezonuydu bu yüzden üçüncülük başarıdır" diye demeçler verdi.
Zaten ne zaman hasbelkader şampiyonluk potasına girdik hem Samet Hoca’nın hemde futbolcuların eli ayağı birbirine dolaştı.
¬Çünkü onlar da fedayı "Ligte kaçıncı olursak olalım…" diye düşünüp sezonu, baskısız bir sezon olarak algılamışlardı.
Hal böyle olunca da ligin ilk yarısı BEŞİKTAŞ için bir Anadolu takımı havasında geçti.
Yenersen olay, yenilirsen FEDA, gücümüz bu, kadro eksik, kıl yün….
Oysa her ne sezonu olursa olsun, BEŞİKTAŞ’ın hedefi hep sampiyonluk olmuştur.
Şampiyon olursunuz veya olmazsınız ama hedef hep aynıdır!
Her BEŞİKTAŞ’lı şunu bilir şunu söyler:
"BEŞİKTAŞ’ın formasını sahaya sersek, zaten ilk dört garanti"
Yani ilk dört için BEŞİKTAŞ ismi yeter.
Samet Hoca bundan bile habersizdi ve dolayısıyla üçüncülüğü, maalesef, başarı olarak kabul etti.

Sonuç olarak bir an önce şu FEDA ve fakir edebiyatını birbirinden ayırarak, ekonomik önlemleri ve kulübün çıkarlarını gözetmek şartıyla yolumuza devam etmeliyiz.
Tabi ki, Şeref Bey’i ve onun gibi BEŞİKTAŞ’ın temel taşlarını da unutmadan.
Yani, kulüp ekonomik olarak düze çıksa, sportif alanda başarı üstüne başarı yakalasa hatta şampiyonlar Ligi şampiyonu bile olsa…
Yine de, her BEŞİKTAŞ’lının sırtına FEDA tişörtünü gururla giyip taşıması bir boyun borcudur.

Feda deyince…
İnsanın aklına bu sezon değil…

FEDA deyince insanin aklina…

"Beşiktaş seni öldürecek" diyenlere "Beşiktaş’a canım feda" karşılığını veren Şeref Bey’in dilinden dökülen "FEDA" sözcüğü akla gelmelidir.

FEDA Budur…

Şerif Alan

BJK:2012-13 (hakem hataları 2)

Cengiz Bey,

Hakem hatalarını atlayarak olmak üzere yazıların tamamını okudum. 

İçerikten önce, yaptığınız iş sadece harcanan emek için bile büyük bir takdiri hak ediyor.

İçerik içinse söyleyebileceğim, mükemmel tespitler var, hiçbirini diğerinden ayıramadım ve buraya taşırsam yazıyı bir daha tekrarlamak olur diye yazmıyorum. Çok az olmakla beraber katılmadığım noktalar da var tabii.

Bir de ufak düzeltme, Platini Bordeaux’da hiç oynamadı, 1985’te Juventus’taydı.

Gönderen: cengiz gürsel
Mesaj No: 84529
Tarih: 24.05.2013 19:33

Final ve selamlar;

Derleyebildiğim hakem hatalarının üç büyük kulüp açısından değerlendirmesi ise şöyle oldu:

Beşiktaş:

Hakemler sezon boyunca Beşiktaş’ın 22 maçının 34’ünde toplam 35 hata yaptılar. Bunların 18 tanesi Beşiktaş’ın lehine 17 tanesi ise aleyhine gerçekleşti. 8 maçta birden fazla hakem hatası olduğu görüldü.

Hakem hataları 2-11. haftalar arasında 8 maçta (2, 4, 5, 7, 8, 9, 10, 11) lehte ya da aleyhte bir eğilim göstermedi. Bu dönemde Beşiktaş, aleyhine hakem hatası yapılan 3 maçı (Gs, Bursa ve Ts) berabere bitirdi, lehine hakem hatası yapılan 1 maçı (Kasımpaşa) kazandı, lehine hata yapılan 1 maçı (G.Antep) kaybetti, hem lehine hem aleyhine hata yapılan 3 maçtan ise 2’sini (Elazığ ve Mersin İY) kazanırken birini (Fb) kaybetti. Fb maçında Beşiktaş aleyhine yapılan hatalar daha kritik iken, lehine yapılan hata skor koptuktan sonra gerçekleştiği için ağırlık olarak daha az önemli kaldı. Bu dönemde Beşiktaş’ın hakem hatalarından daha çok puan kaybederek etkilendiği görüldü. Ayrıca, bu dönemde aleyhine yapılan hatalar zirvedeki rakipleri karşısında (Gs, Ts, Fb, Bursa) gerçekleşti.

12-17. haftalar arasındaki 4 maçta (12, 13, 16, 17) ise hakem hatalarının devamlı olarak lehte gerçekleştiği gözlendi. Bu dönemde Beşiktaş söz konusu 4 maçın 3’ünü kazandı, birinde berabere kaldı. Ancak, söz konusu hatalardan 2 tanesi skorun iki farkla Beşiktaş lehine olduğu anlarda (Akhisar ve Kayseri maçları) gerçekleşti ve ağırlık olarak geride kaldı. Bu dönemde Beşiktaş’ın kritik hakem hataları yaşanan ve kazandığı maç Antalyaspor olurken, gene lehine kritik hakem hataları yaşanan Gençlerbirliği maçı berabere bitti. Bu nedenle, bu dönemde Beşiktaş’ın (2-11. haftalardaki kaybı kadar olmasa da) hakem hatalarından kaynaklanan puan kazancı söz konusu oldu.

Ligin ikinci yarısı ise Beşiktaş açısından ilk yarıya göre hakemler konusunda daha sakin geçti. 18-23. haftalar arasında yapılan hakem hataları az sayıda ve nispeten aleyhte iken, bu eğilim 23-30. haftalar arası tersine döndü, 31-34. haftalarda ise hakem hataları yeniden Beşiktaş aleyhine oldu. İkinci yarıda özellikle puan kaybedilen İBB, Karabükspor, Akhisar ve Kayseri maçlarında önemli anlarda aleyhte hakem hataları görülürken, galibiyetle sonuçlanan Sivas, Fb ve Mersin İY maçlarında ise önemli anlarda lehte hakem hataları söz konusu oldu.

Sezon boyunca Beşiktaş lehine görülen hakem hatalarının genellikle (11 adet) penaltı hatası olduğu, dörder adet kart ve gol hatası yapıldığı görüldü. Aleyhte hakem hataları ise genelde penaltı (8 adet) ve gol hatası (5 adet) oldu; 4 de kart hatası yapıldı. Bu noktada, özellikle ilk yarıda Beşiktaş aleyhinde çok sayıda gol hatası yapılması ve bunların sırasıyla Gs, Fb, Ts ve Bursaspor gibi zirve yarışındaki rakipleri ile oynadığı maçlarda yaşanması dikkat çekti.

Ayrıca, toplam 18 lehte hakem hatasının 8 adedi iç sahada, 10 adedi ise deplasmanda gerçekleşti. 17 aleyhte hatanın ise 11’inin iç sahada 6’sının deplasmanda olduğu gözlendi. Beşiktaş’ın iç saha maçlarında aleyhte hata daha çok yapıldı.

Beşiktaş, büyük maçlarda ise genel olarak hakem hatalarının mağduru oldu. 6 büyük maçın 4’ünde yapılan 7 hakem hatasının 5’i aleyhte ve 2’si lehte idi. Bu maçlarda Beşiktaş Gs (3-3) ve Ts (1-1) ile berabere kaldı, Fb’ye karşı ise bir maç kaybetti (0-3) ve bir maç kazandı (3-2).

Galatasaray:

Hakemler sezon boyunca Gs’nin 34 maçının 18’inde toplam 26 hata yaptılar. Bunların 16 tanesi Gs’nin lehine 10 tanesi ise aleyhine gerçekleşti. 6 maçta birden fazla hakem hatası olduğu görüldü.

Ligin başındaki Gs maçlarında hakem hataları genelde lehte oldu. Bu süreçte ilk beş haftada oynanan 3 maçta (Kasımpaşa, Beşiktaş, Akhisar) lehte hakem hatalarının Gs’ye puanlar getirdiği gözlendi.
Bunlardan Kasımpaşa ve Beşiktaş maçlarında yapılan hatalar kritik idi ve Gs bu maçlardan Kasımpaşa’yı 3, Beşiktaş’ı 1 puanla geçti. Gs bu maçlardan genel olarak kazançlı çıktı. Akhisar maçındaki lehte hata ise skorun kopmuş olduğu bir anda yaşandığından ağırlık olarak geride kaldı.

6-15. haftalar arasındaki dönemde ise Gs maçlarında hem lehte hem aleyhte hakem hataları oldu. Bu dönemde hakem hatası görülen 7 maçta Gs 3 galibiyet (Kayseri, İBB, Elazığ), 3 beraberlik (Eskişehir, Mersin İY, Sivas) ve 1 mağlubiyet (Ordu) aldı. Ancak, bu dönemde Gs’nin hakem hatalarından net kaybı ya da kazancı olduğu söylenemez. Zira, bu maçlar içinde hakem hataları genelde dengeli dağıldı. (Sadece berabere biten Mersin İY maçında lehte hakem hatası ve gene berabere biten Sivas maçında bu defa aleyhte hakem hatası dikkat çekti.)

İkinci yarıda ise Gs maçlarında hakem hatalarının ilk yarıya göre azaldığı ve genelde lehte gerçekleştiği görüldü. 20-25. haftalar arasında (23. hafta hariç) devamlı olarak kritik anlarda Gs lehine hakem hataları söz konusu oldu. Bu süreçte Antalya ve Akhisar maçları kazanıldı, Bursa ve Eskişehir maçları berabere bitti ve G.Birliği maçı ise kaybedildi. Bu süreçte aleyhte hakem hatası yapılan tek maç olan Ordu maçı ise kazanıldı.

25-34. haftalar arasında ise Gs maçlarında hakem hataları adeta durdu. Bu dönemde yapılan iki hatanın ikisi de aleyhte olmasına rağmen Gs bundan zarar görmedi. Zira, bu maçlardan birisi (Elazığ) zaten kazanıldı, diğeri ise şampiyonluk ilan edildikten sonra oynanan ve kaybedilen Fb maçı idi.

Sezon boyunca Gs lehine yapılan hatalar genellikle penaltı hatası (toplam 16 lehte hatanın 10’u) idi. Gs lehine 3 gol, 3 de kart hatası yapıldı. Aleyhte hataların ise gene genelde penaltı hatası olduğu (toplam 10 aleyhte hatanın 5’i), aleyhte 4 adet gol, bir adet de kart hatası olduğu gözlendi.

Lehte hakem hatalarının 7’sinin iç sahada 9’unun ise dış sahada olması, aleyhte hakem hatalarının ise 4’ünün iç sahada, 6’sının dış sahada gerçekleşmesi, Beşiktaş’ın aksine iç sahada Gs aleyhine daha az hata yapılması sonucunu ortaya çıkardı.

Sezonun büyük maçlarında ise Gs’nin ilk yarıda deplasmandaki Beşiktaş maçında (3-3) hakem hatası oldu ve bundan da kazançlı çıktı. Diğer taraftan, yenildiği son haftadaki Fb maçında ise aleyhine hakem hatası gerçekleşti ama bu maça zaten şampiyon sıfatıyla çıktığı için bundan zarar görmedi.

Fenerbahçe:

Not: 12. haftada oynanan Eskişehirspor-Fb maçında Fb’li Caner’in oyundan atılması, karar düzeltilmediğinden ve ortada sadece Eskişehirsporlu oyuncunun beyanı olduğundan değerlendirmeye alınmadı.

Sezon boyunca oynanan 34 Fb maçının 14 tanesinde toplam 16 hakem hatası görüldü. Bunların 10 adedi lehte, 6 adedi ise aleyhte idi. Fb’nin sadece bir maçında (Beşiktaş) birden fazla hakem hatası tespit edildi.

Fb maçlarındaki hakem hataları sezon boyunca belli bir eğilime bağlı olmaksızın gelişti. 7-12. haftalar arasında önemli bir hata olmaması dikkat çekti. Fb, lehine hataların öne çıktığı 4 maçın ikisini (G.Antep ve Beşiktaş) kazanırken, bir maçı berabere (Kayseri) ve bir maçı da mağlup (Karabük) kapattı. Karabük maçında lehine yapılan hata skor koptuğu bir anda gerçekleştiğinden ağırlık olarak daha önemsiz kaldı. Bu maçlarda Fb’nin genel olarak hakem hatalarından kazançlı çıktığı gözlendi. Fb aleyhine yapılan hakem hatalarının olduğu 4 maçta ise Fb 2 galibiyet (Beşiktaş ve G.Birliği), 2 beraberlik (Ts ve Eskişehir) aldı.

İkinci devrede, 19-23. haftalar arası ise Fb maçlarında yapılan hakem hatalarının devamlı lehte seyir izlediği görüldü. Kritik anlarda yapılan hakem hatalarının yaşandığı bu maçlarda Fb 4 önemli galibiyet (G.Antep, Mersin İY, Trabzonspor ve Kasımpaşa) aldı. 24. haftada 3-2 kaybedilen Beşiktaş maçında ise önemli bir aleyhte hata gözlendi.

27. hafta Akhisar maçında gerçekleşen aleyhte hata maç zaten kazanıldığı için, 34. hafta Gs maçında gerçekleşen lehte hata ise şampiyonluk şansı zaten kalmadığı için etkisiz hakem hataları olarak kayda geçti.

Aleyhte hakem hatalarının Fb’ye yaşattığı puan kaybının Beşiktaş ve Gs’ye göre daha az olduğu gözlendi. Toplamda ise hakem hatalarından elde edilen puan kazancı, kaybedilen puanların üstünde oldu.

Sezon boyunca Fb lehine yapılan 10 hatadan 4’ü kart, 5’i ise gol hatası idi. Fb lehine sadece 1 penaltı hatası oldu. Aleyhteki toplam 6 hatanın ise 2’si penaltı, birisi kart ve üçü de gol hatası olarak gerçekleşti.

Fb lehine yapılan 10 hatanın 6’sının iç sahada, 4’ünün deplasmanda, benzer şekilde aleyhteki 6 hatanın 4’ünün iç sahada, 2’sinin deplasmanda olması hakemlerin Fb maçlarında hataya iç sahada daha açık olduklarını gösterdi.

Sezonun büyük maçlarında Fb’nin oynadığı 6 büyük maçtan 5’inde (her iki Ts, her iki Beşiktaş ile evindeki Gs maçları) toplam 7 hakem hatası görüldü. Bunların 4’ü lehinde 3’ü ise aleyhinde idi. Bu maçlardan dikkat çekenler şöyleydi: Lehte hakem hatası yapılan içerdeki Beşiktaş maçı kazanılırken, aleyhte hakem hatası yapılan deplasmandaki Beşiktaş maçı kaybedildi. Ayrıca, aleyhte hata yapılan içerdeki Ts maçı berabere bitti ve lehte hata yapılan deplasmandaki Ts maçı ise kazanıldı. Son hafta içerde oynanan ve lehte hakem hatası yapılan Gs maçı ise kazanıldı. Büyük maçlar hakem hataları açısından Fb için nispeten dengeli geçti.

Sonuç:

Sezon boyunca hakem hatalarının geçtiğimiz yıllara göre daha az sayıda gerçekleşti ve daha dengeli bir dağılım gösterdi. Başka bir ifadeyle, hakem hatalarının dağılımında üç büyük kulübün bariz lehine ya da aleyhine olan bir eğilim oldu denemez.

Hakem hataları sayı bakımından Fb için çok daha az sayıda oldu. Oransal olarak ise (lehte/aleyhte oranı) Beşiktaş için dengede, Fb ve Gs için ise nispeten daha lehte gerçekleşti. Bu hataların puan kaybı/kazancı yansıması ise Beşiktaş için çok az miktarda aleyhte, Fb ve Gs için ise lehte oldu.

Beşiktaş’ın zirvedeki rakipleriyle oynadığı maçlarda aleyhine hatalar yapılması ve bunların genelde gol hatası olması dikkat çekti. Beşiktaş’ın zirvedeki rakipleriyle oynadığı sadece bir maçta (içerde oynadığı Fb maçı) skora etki eden net lehte hata yapıldığı görüldü. Gs’nin oynadığı büyük maçlarda ise az sayıda hakem hatası olduğu, bunların da genelde Gs lehine sonuç doğurduğu olduğu gözlendi. Fb ise büyük maçlardaki hakem hataları dağılımında daha dengeli bir görünümdeydi.

Bir diğer dikkat çekici husus da Fb maçlarındaki hakem hatalarının (lehte ya da aleyhte) genelde Kadıköy’de olması idi. Tersine, Beşiktaş’ın iç saha maçlarında ise hakemlerin deplasman maçlarına göre daha fazla aleyhte hata yaptığı gözlendi.

Beşiktaş ve Gs için hem lehte hem aleyhte hakem hatalarında penaltı hataları öne çıktı. Her iki takım da bu hatalardan daha büyük oranda yararlanırken, Fb lehine bir penaltı hatası olurken iki de aleyhte penaltı hatası gerçekleşti. Fb için lehte de aleyhte de gol hataları daha ön planda idi.

Sonucun da sonucu olarak, sezon boyunca hakem hatalarında Beşiktaş nispeten dengede dururken, Gs ve Fb’nin hatalardan daha çok yararlandığı görüldü. Ancak, oynanan futbol, kadrolar arasındaki farklar, hakem hatalarında geçmiş sezonlarda yaşanan vahim eğilimlere göre çok daha düzgün bir sezon geçmiş olması, Beşiktaş’ın kendisinden kaynaklanan ve rakiplerinden de fazla yaşadığı anlamsız puan kayıpları, Fb’nin yarışı üç kulvarda götürememiş olması gibi gerçekler dikkate alındığında Gs’nin şampiyonluğunun altında hakem hatalarının yattığını söylemek haksızlık olur diye düşünüyorum.

Gene de böyle bir durumda dahi hakem hatalarındaki dağılımın Gs lehine çıkıyor olması nasıl bir "hacı yatmaz" ile karşı karşıya olduğumuzu gösteriyor, o da ayrı.

Verimli bir seçim ve transfer dönemi geçirmemiz dileklerimle.

Cengiz Gürsel

BJK:MEDYA KARTALI – HAKAN ÖNCÜL

Haberi komple kaldırmışlar, kulübün açıklamasından falan hiç söz etmemişler.

Yuh’tan başka ne denir ki, bu sitede yer alan haberlerin, yorumların samimiyetine nasıl inanılır bundan sonra.

Gönderen: ilker şevki pırlant
Mesaj No: 84523
Tarih: 24.05.2013 15:30

Medya Kartalı haber sitesinin kurucularından Hakan Öncül wk’nın da üyelerinden. Üye olduğunda Kartal Bakışı’nda görev yapıyordu ve wk’ya üye olması beni sevindirmişti.

Bugün Wederson’un Beşiktaşla anlaştığı yönünde haberler çıktı ve bu tüm Beşiktaşlılar gibi beni de sinirlendirdi. Ardından haberi veren siteler de dahil olmak üzere, Beşiktaşlı yöneticilerin yalanlamaları haber sitelerinde yer aldı, Medya Kartalı hariç.

Ardından kulüpten resmi yalanlama geldi.

Ben bu yazıya başladığımda Medya Kartalı’nın ana sayfasında hala "Wedwerson Beşiktaş’ta" haberi duruyor, üzerinde "Adalı Benitez’i gözüne kestirdi" haberi ile beraber. Ancak ne yöneticilerin ne de kulübün yalanlaması henüz yer bulamadı aynı sitede.

Seçim döneminde bazı yayın organlarının bazı adayları desteklemesini doğal bulmakla beraber, Medya Kartalı’nın tarafgirliği bu aşamaya getirmesine Hakan Öncül’e Kartal Bakışı TV’de yapmış olduğu programlar için olan saygımdan sadece bu kadar da değil diyorum şimdilik.

İlk günden kötü sinyaller vermesine rağmen, umarım seçim yarışı temiz bir yarış olur.

BJK:FEDA nedir?

Şerif Abi FEDA’nın aslında proje olarak sunulan halinden çok çok daha önemli olduğunu mükemmel bir şekilde yakalamşsın fakat, WK’nın ana sayfasında ki 

"FEDA dediğin nedir ki…" başlığı ile yapılan sunum yazının ruhuna tam ters olmuş. Bence bu başlığın değişmesi gerekir.

Gönderen: serif alan
Mesaj No: 84507
Tarih: 23.05.2013 13:47

Feda deyince…

Aslında bu yazı oldukça gecikmiş bir yazıdır.
Gecikmiş bir yazıdır çünkü, aklıma yazalı neredeyse bir yıl olmasına rağmen, bildiğiniz malum sebeplerden dolayı maalesef yazıyı bir türlü kağıda dökme imkanım olmadı.
Türkiye’de gündem çok çabuk değişmekte.
Bırakın günleri, kimi zaman sabahleyin aklınıza düşeni akşam yazmaya kalksanız bile bazen geç kalmış olursunuz.
Öte yandan, FEDA konusu ise, üzerinden bir yıl geçmesine rağmen hala gündemdeki yerini korumaya devam etmekte.
Ve bu yüzden, bende, gecikmeli de olsa FEDA hakkında yazmaya karar verdim.

Önce FEDA konusuna açıklık getirmek gerek.

Nedir FEDA?
Feda deyince öncelikle bir durup soluklanacaksın! Tarihe dalıp, düşünecek, hissedeceksin.
Burada iki heceli basit bir sözcükten bahsetmiyoruz.
BEŞİKTAŞ’A adanmış koskoca bir hayatı, ömrünü resmen BEŞİKTAŞ için FEDA etmiş olan merhum Şeref Bey’in hayatından ve onun son sözünden bahsediyoruz.
"FEDA"
Fikret Orman yönetimi iş başına gelir gelmez Şeref Bey’in anısına FEDA tişörtleri yaptırıp biz BEŞİKTAŞ’lıların beğenisine sunması büyük bir incelik.
Bence BEŞİKTAŞ büyüklerinin anısına yapılacak buna benzer tişörtler her daim kartal yuvalarının raflarında bulunmalıdır.
Çünkü her BEŞİKTAŞ’lının FEDA ve benzeri tişörtleri sırtında gururla taşıması boyun borcudur.

Hazır boyun borcu demişken, FEDA ile ilgili çok önemli bir konuya değineyim.
Bu tişörtlerin kesinlikle ama kesinlikle BEŞİKTAŞ’ın borçları ile hiç bir ilgisi alakası olmamalıydı.
Ama maalesef oldu.
İletişim hem çok basit, hem de çok zor bir iştir.
Bazen bir işaret ile herşeyi anlatırken, bazen kitap bile yazsanız hiç bir şey anlatamazsınız.
İşte, BEŞİKTAŞ yönetimi de maalesef FEDA konusunu anlatamakta yetersiz kaldı.
FEDA tişörtü yaptırmak her ne kadar güzel bir fikir olsada, iletişim eksikliği yüzünden FEDA, herkesin ağzında sakız olup anlamını yitirmeye başladı.
Ve bir anda geçen sezonun adı da, FEDA sezonu oluverdi.
Yönetimin yanlışı işte tam da buradaydı.
Evet, BEŞİKTAŞ’ın hem ekonomik, hem de yönetimsel anlamda büyük sorunları vardı ve başkan ve ekibi bu sorunları bile bile ellerini taşın altına sokup göreve geldiler.
Bu benim açımdan alkışa şayandır.
Sekiz yıllık bir enkazı bir anda temizleyip düze çıkmak hiç kolay degil.
Ama bir yerden de başlamak gerek. Yönetimde ilk olarak giderleri azaltma ve acil olan borçları kapatma yolunu seçti, ki bu da başlangıç için en akıllıca yöntemdi.

Ve geldik o bitmez tukenmez tartışmaya!!!

Q7…
İyi futbolcudur kötü futbolcudur yararlıdır zaralıdır vs.vs…

Bunlar çok tartışıldı.
Bir daha tartışmaya gerek yok.
Ama asla tartışmayacağım bir şey var ki, o da:

Kapısına 80.000 Lira, yazıyla da seksenbin Lira için haciz gelen bir kulübün yılda 3.750.000 Euro alan bir futbolcuyu kadrosunda bulundurması abesle iştigaldir.
Yada "Ayranı yok içmeye ….. …. ….ya " benzer.
Ve eğer giderleri kısıtlayacaksan en fazla ücret alan futbolcudan başlamak kadar doğal birşey yoktur.
Bu futbolcu tesadüfen Q7 oldu ama bir başka futbolcu da olabilirdi.
Ve yönetimin izlediği yöntemi o gün destekledim, hala da destekliyorum.
Q7 ile başlayıp Egemen ve Ernst’le devam eden yeni ücret politikası benim açımdan hem gerekli, hem de yerinde idi.
Çünkü bu gibi uygulamaları Hollanda kulüpleri bile bazen yapmak zorunda kalıyorlar.
Hollanda’da kimse "Adamın hakkı parasını da söke söke alır" demiyor.
Mesela Ajax. Daha geçen hafta yaptığı açıklama ile seneye sözleşmesi bitecek futbolculara ültimatom verdi.
"Ya şimdi kulübe para kazandırarak gidersiniz yada sözleşme uzatırsınız. Yok bir sezon daha kalıp seneye bedava giderim diyorsanız şimdiden yedek kulübesi hayırlı olsun çünkü asla kadroya giremezsiniz!"
Q7’ye yapılanda bunun gibi bir şeydi.
Üstelik yukarıda da yazdığım gibi madem kemer sıkacaksınız o zaman bunun en dogru yolu Q7’den başlamaktır.

Amma velakin FEDA konusunu anlatamzsanız!!! Ki anlatılamadı!!! Sezonun adı FEDA sezonu olur ve bizde böylece haklıyken haksız duruma düşmüş oluruz.
Feda sezonu öyleyse herkes elini taşın altına sokacak FEDA edecek!!!

Öyle olunca haliyle şu oldu.
Elin Portekiz’lisi neden feda etsin?
Adam haklı kapı gibi sözleşmesi var.
Bence de haklı.
Ve hiç bir şeyi feda falan etmek zorundada değildi.
Sadece eski yönetimin abuk sabuk sözleşmesini gözden geçirip hakkı olan paraya yeni bir sözleşme yapması gerekiyordu.
Yok hayır derse, işte kapı.
Bu kadar basit.

Ki BEŞİKTAŞ yönetimi hiç bir zaman futbolcuların parasını ödememezlikte yapmadı.
Parasını ödedikten sonra kadroya da alır isterse kadro dışı da bırakır.
Öte yandan hem parasını ödeyip hem de ondan yararlanmamakta isteyebilirsiniz ama bu, haliyle diğer futbolculara karşı inandırıcılığınızıda sıfırlar.
Yönetim bu açıdan sağlam bir duruş sergilemiştir.

Ayrıca FEDA öyle kolay bir iş degil ki!
BEŞİKTAŞ yönetiminin talebi, Q7’den yada diğer futbolculardan istediği şey FEDA falan değildir.
Hakkın yerini bulmasıdır.
Ne Q7, ne Egemen, ne de Ernst yüksek meblağların yazılı olduğu sözleşmelere hak ettikleri için değil bazılarının BEŞİKTAŞ’ın parasını babasının parasıymış gibi çar çur ettiği için imza atmışlardı.
Q7’ye hiç bir Avrupa kulübü talip olmadı.
Ernst’e Almanya’da hiç bir kulüp 500.000 Euro’dan fazla para vermez.
Egemen’e talip bile çıkmaz.

Peki ya Holosko?
Holosko, gerek oyunucu olarak, gerekse bir profesyonel olarak, benim beğendiğim bir futbolcu ama yıllık 400.000 Euro’dan daha fazla para vermem, bu ayrı.
Ve daha fazlasını kimse de vermez.
Bu durumda Holosko Feda mı etmiş oluyor?
Holosko’da feda falan etmedi.
Yönetim sezonun adını yanlış lanse edince bizde Holosko’nun feda ettiğini sandık.
Bu nedenlerden dolayı da iletişim çok önemli bir konu.
Ve BEŞİKTAŞ gibi asırlık bir camianın iletişim konusunda çağın geregi olan yeniliklere yönelmesi ve iletişim konusunda uzman kişilerle çalışması şarttır.
Resmi site başta olmak üzere her türlü bilgi bir kanaldan doğru ve güvenilir bir biçimde ilgililere aktarılmalıdır.
Bu yapılmadığı sürece bu sezon yaşanan durumu yaşamaya hep mahkumuz!
Başta da belirttiğim gibi, bu sezon yeni bir yapılanmanın başlangıcı olmalıydı, feda sezonu değil.
Ama görüldüğü gibi teknik direktörümüz bile FEDA sözünü yanlış anladığından "Bu sezon feda sezonuydu bu yüzden üçüncülük başarıdır" diye demeçler verdi.
Zaten ne zaman hasbelkader şampiyonluk potasına girdik hem Samet Hoca’nın hemde futbolcuların eli ayağı birbirine dolaştı.
¬Çünkü onlar da fedayı "Ligte kaçıncı olursak olalım…" diye düşünüp sezonu, baskısız bir sezon olarak algılamışlardı.
Hal böyle olunca da ligin ilk yarısı BEŞİKTAŞ için bir Anadolu takımı havasında geçti.
Yenersen olay, yenilirsen FEDA, gücümüz bu, kadro eksik, kıl yün….
Oysa her ne sezonu olursa olsun, BEŞİKTAŞ’ın hedefi hep sampiyonluk olmuştur.
Şampiyon olursunuz veya olmazsınız ama hedef hep aynıdır!
Her BEŞİKTAŞ’lı şunu bilir şunu söyler:
"BEŞİKTAŞ’ın formasını sahaya sersek, zaten ilk dört garanti"
Yani ilk dört için BEŞİKTAŞ ismi yeter.
Samet Hoca bundan bile habersizdi ve dolayısıyla üçüncülüğü, maalesef, başarı olarak kabul etti.

Sonuç olarak bir an önce şu FEDA ve fakir edebiyatını birbirinden ayırarak, ekonomik önlemleri ve kulübün çıkarlarını gözetmek şartıyla yolumuza devam etmeliyiz.
Tabi ki, Şeref Bey’i ve onun gibi BEŞİKTAŞ’ın temel taşlarını da unutmadan.
Yani, kulüp ekonomik olarak düze çıksa, sportif alanda başarı üstüne başarı yakalasa hatta şampiyonlar Ligi şampiyonu bile olsa…
Yine de, her BEŞİKTAŞ’lının sırtına FEDA tişörtünü gururla giyip taşıması bir boyun borcudur.

Feda deyince…
İnsanın aklına bu sezon değil…

FEDA deyince insanin aklina…

"Beşiktaş seni öldürecek" diyenlere "Beşiktaş’a canım feda" karşılığını veren Şeref Bey’in dilinden dökülen "FEDA" sözcüğü akla gelmelidir.

FEDA Budur…

Şerif Alan

2012-13 (hakem hataları 2)

Final ve selamlar;

Derleyebildiğim hakem hatalarının üç büyük kulüp açısından değerlendirmesi ise şöyle oldu:

Beşiktaş:

Hakemler sezon boyunca Beşiktaş’ın 22 maçının 34’ünde toplam 35 hata yaptılar. Bunların 18 tanesi Beşiktaş’ın lehine 17 tanesi ise aleyhine gerçekleşti. 8 maçta birden fazla hakem hatası olduğu görüldü.

Hakem hataları 2-11. haftalar arasında 8 maçta (2, 4, 5, 7, 8, 9, 10, 11) lehte ya da aleyhte bir eğilim göstermedi. Bu dönemde Beşiktaş, aleyhine hakem hatası yapılan 3 maçı (Gs, Bursa ve Ts) berabere bitirdi, lehine hakem hatası yapılan 1 maçı (Kasımpaşa) kazandı, lehine hata yapılan 1 maçı (G.Antep) kaybetti, hem lehine hem aleyhine hata yapılan 3 maçtan ise 2’sini (Elazığ ve Mersin İY) kazanırken birini (Fb) kaybetti. Fb maçında Beşiktaş aleyhine yapılan hatalar daha kritik iken, lehine yapılan hata skor koptuktan sonra gerçekleştiği için ağırlık olarak daha az önemli kaldı. Bu dönemde Beşiktaş’ın hakem hatalarından daha çok puan kaybederek etkilendiği görüldü. Ayrıca, bu dönemde aleyhine yapılan hatalar zirvedeki rakipleri karşısında (Gs, Ts, Fb, Bursa) gerçekleşti.

12-17. haftalar arasındaki 4 maçta (12, 13, 16, 17) ise hakem hatalarının devamlı olarak lehte gerçekleştiği gözlendi. Bu dönemde Beşiktaş söz konusu 4 maçın 3’ünü kazandı, birinde berabere kaldı. Ancak, söz konusu hatalardan 2 tanesi skorun iki farkla Beşiktaş lehine olduğu anlarda (Akhisar ve Kayseri maçları) gerçekleşti ve ağırlık olarak geride kaldı. Bu dönemde Beşiktaş’ın kritik hakem hataları yaşanan ve kazandığı maç Antalyaspor olurken, gene lehine kritik hakem hataları yaşanan Gençlerbirliği maçı berabere bitti. Bu nedenle, bu dönemde Beşiktaş’ın (2-11. haftalardaki kaybı kadar olmasa da) hakem hatalarından kaynaklanan puan kazancı söz konusu oldu.

Ligin ikinci yarısı ise Beşiktaş açısından ilk yarıya göre hakemler konusunda daha sakin geçti. 18-23. haftalar arasında yapılan hakem hataları az sayıda ve nispeten aleyhte iken, bu eğilim 23-30. haftalar arası tersine döndü, 31-34. haftalarda ise hakem hataları yeniden Beşiktaş aleyhine oldu. İkinci yarıda özellikle puan kaybedilen İBB, Karabükspor, Akhisar ve Kayseri maçlarında önemli anlarda aleyhte hakem hataları görülürken, galibiyetle sonuçlanan Sivas, Fb ve Mersin İY maçlarında ise önemli anlarda lehte hakem hataları söz konusu oldu.

Sezon boyunca Beşiktaş lehine görülen hakem hatalarının genellikle (11 adet) penaltı hatası olduğu, dörder adet kart ve gol hatası yapıldığı görüldü. Aleyhte hakem hataları ise genelde penaltı (8 adet) ve gol hatası (5 adet) oldu; 4 de kart hatası yapıldı. Bu noktada, özellikle ilk yarıda Beşiktaş aleyhinde çok sayıda gol hatası yapılması ve bunların sırasıyla Gs, Fb, Ts ve Bursaspor gibi zirve yarışındaki rakipleri ile oynadığı maçlarda yaşanması dikkat çekti.

Ayrıca, toplam 18 lehte hakem hatasının 8 adedi iç sahada, 10 adedi ise deplasmanda gerçekleşti. 17 aleyhte hatanın ise 11’inin iç sahada 6’sının deplasmanda olduğu gözlendi. Beşiktaş’ın iç saha maçlarında aleyhte hata daha çok yapıldı.

Beşiktaş, büyük maçlarda ise genel olarak hakem hatalarının mağduru oldu. 6 büyük maçın 4’ünde yapılan 7 hakem hatasının 5’i aleyhte ve 2’si lehte idi. Bu maçlarda Beşiktaş Gs (3-3) ve Ts (1-1) ile berabere kaldı, Fb’ye karşı ise bir maç kaybetti (0-3) ve bir maç kazandı (3-2).

Galatasaray:

Hakemler sezon boyunca Gs’nin 34 maçının 18’inde toplam 26 hata yaptılar. Bunların 16 tanesi Gs’nin lehine 10 tanesi ise aleyhine gerçekleşti. 6 maçta birden fazla hakem hatası olduğu görüldü.

Ligin başındaki Gs maçlarında hakem hataları genelde lehte oldu. Bu süreçte ilk beş haftada oynanan 3 maçta (Kasımpaşa, Beşiktaş, Akhisar) lehte hakem hatalarının Gs’ye puanlar getirdiği gözlendi.
Bunlardan Kasımpaşa ve Beşiktaş maçlarında yapılan hatalar kritik idi ve Gs bu maçlardan Kasımpaşa’yı 3, Beşiktaş’ı 1 puanla geçti. Gs bu maçlardan genel olarak kazançlı çıktı. Akhisar maçındaki lehte hata ise skorun kopmuş olduğu bir anda yaşandığından ağırlık olarak geride kaldı.

6-15. haftalar arasındaki dönemde ise Gs maçlarında hem lehte hem aleyhte hakem hataları oldu. Bu dönemde hakem hatası görülen 7 maçta Gs 3 galibiyet (Kayseri, İBB, Elazığ), 3 beraberlik (Eskişehir, Mersin İY, Sivas) ve 1 mağlubiyet (Ordu) aldı. Ancak, bu dönemde Gs’nin hakem hatalarından net kaybı ya da kazancı olduğu söylenemez. Zira, bu maçlar içinde hakem hataları genelde dengeli dağıldı. (Sadece berabere biten Mersin İY maçında lehte hakem hatası ve gene berabere biten Sivas maçında bu defa aleyhte hakem hatası dikkat çekti.)

İkinci yarıda ise Gs maçlarında hakem hatalarının ilk yarıya göre azaldığı ve genelde lehte gerçekleştiği görüldü. 20-25. haftalar arasında (23. hafta hariç) devamlı olarak kritik anlarda Gs lehine hakem hataları söz konusu oldu. Bu süreçte Antalya ve Akhisar maçları kazanıldı, Bursa ve Eskişehir maçları berabere bitti ve G.Birliği maçı ise kaybedildi. Bu süreçte aleyhte hakem hatası yapılan tek maç olan Ordu maçı ise kazanıldı.

25-34. haftalar arasında ise Gs maçlarında hakem hataları adeta durdu. Bu dönemde yapılan iki hatanın ikisi de aleyhte olmasına rağmen Gs bundan zarar görmedi. Zira, bu maçlardan birisi (Elazığ) zaten kazanıldı, diğeri ise şampiyonluk ilan edildikten sonra oynanan ve kaybedilen Fb maçı idi.

Sezon boyunca Gs lehine yapılan hatalar genellikle penaltı hatası (toplam 16 lehte hatanın 10’u) idi. Gs lehine 3 gol, 3 de kart hatası yapıldı. Aleyhte hataların ise gene genelde penaltı hatası olduğu (toplam 10 aleyhte hatanın 5’i), aleyhte 4 adet gol, bir adet de kart hatası olduğu gözlendi.

Lehte hakem hatalarının 7’sinin iç sahada 9’unun ise dış sahada olması, aleyhte hakem hatalarının ise 4’ünün iç sahada, 6’sının dış sahada gerçekleşmesi, Beşiktaş’ın aksine iç sahada Gs aleyhine daha az hata yapılması sonucunu ortaya çıkardı.

Sezonun büyük maçlarında ise Gs’nin ilk yarıda deplasmandaki Beşiktaş maçında (3-3) hakem hatası oldu ve bundan da kazançlı çıktı. Diğer taraftan, yenildiği son haftadaki Fb maçında ise aleyhine hakem hatası gerçekleşti ama bu maça zaten şampiyon sıfatıyla çıktığı için bundan zarar görmedi.

Fenerbahçe:

Not: 12. haftada oynanan Eskişehirspor-Fb maçında Fb’li Caner’in oyundan atılması, karar düzeltilmediğinden ve ortada sadece Eskişehirsporlu oyuncunun beyanı olduğundan değerlendirmeye alınmadı.

Sezon boyunca oynanan 34 Fb maçının 14 tanesinde toplam 16 hakem hatası görüldü. Bunların 10 adedi lehte, 6 adedi ise aleyhte idi. Fb’nin sadece bir maçında (Beşiktaş) birden fazla hakem hatası tespit edildi.

Fb maçlarındaki hakem hataları sezon boyunca belli bir eğilime bağlı olmaksızın gelişti. 7-12. haftalar arasında önemli bir hata olmaması dikkat çekti. Fb, lehine hataların öne çıktığı 4 maçın ikisini (G.Antep ve Beşiktaş) kazanırken, bir maçı berabere (Kayseri) ve bir maçı da mağlup (Karabük) kapattı. Karabük maçında lehine yapılan hata skor koptuğu bir anda gerçekleştiğinden ağırlık olarak daha önemsiz kaldı. Bu maçlarda Fb’nin genel olarak hakem hatalarından kazançlı çıktığı gözlendi. Fb aleyhine yapılan hakem hatalarının olduğu 4 maçta ise Fb 2 galibiyet (Beşiktaş ve G.Birliği), 2 beraberlik (Ts ve Eskişehir) aldı.

İkinci devrede, 19-23. haftalar arası ise Fb maçlarında yapılan hakem hatalarının devamlı lehte seyir izlediği görüldü. Kritik anlarda yapılan hakem hatalarının yaşandığı bu maçlarda Fb 4 önemli galibiyet (G.Antep, Mersin İY, Trabzonspor ve Kasımpaşa) aldı. 24. haftada 3-2 kaybedilen Beşiktaş maçında ise önemli bir aleyhte hata gözlendi.

27. hafta Akhisar maçında gerçekleşen aleyhte hata maç zaten kazanıldığı için, 34. hafta Gs maçında gerçekleşen lehte hata ise şampiyonluk şansı zaten kalmadığı için etkisiz hakem hataları olarak kayda geçti.

Aleyhte hakem hatalarının Fb’ye yaşattığı puan kaybının Beşiktaş ve Gs’ye göre daha az olduğu gözlendi. Toplamda ise hakem hatalarından elde edilen puan kazancı, kaybedilen puanların üstünde oldu.

Sezon boyunca Fb lehine yapılan 10 hatadan 4’ü kart, 5’i ise gol hatası idi. Fb lehine sadece 1 penaltı hatası oldu. Aleyhteki toplam 6 hatanın ise 2’si penaltı, birisi kart ve üçü de gol hatası olarak gerçekleşti.

Fb lehine yapılan 10 hatanın 6’sının iç sahada, 4’ünün deplasmanda, benzer şekilde aleyhteki 6 hatanın 4’ünün iç sahada, 2’sinin deplasmanda olması hakemlerin Fb maçlarında hataya iç sahada daha açık olduklarını gösterdi.

Sezonun büyük maçlarında Fb’nin oynadığı 6 büyük maçtan 5’inde (her iki Ts, her iki Beşiktaş ile evindeki Gs maçları) toplam 7 hakem hatası görüldü. Bunların 4’ü lehinde 3’ü ise aleyhinde idi. Bu maçlardan dikkat çekenler şöyleydi: Lehte hakem hatası yapılan içerdeki Beşiktaş maçı kazanılırken, aleyhte hakem hatası yapılan deplasmandaki Beşiktaş maçı kaybedildi. Ayrıca, aleyhte hata yapılan içerdeki Ts maçı berabere bitti ve lehte hata yapılan deplasmandaki Ts maçı ise kazanıldı. Son hafta içerde oynanan ve lehte hakem hatası yapılan Gs maçı ise kazanıldı. Büyük maçlar hakem hataları açısından Fb için nispeten dengeli geçti.

Sonuç:

Sezon boyunca hakem hatalarının geçtiğimiz yıllara göre daha az sayıda gerçekleşti ve daha dengeli bir dağılım gösterdi. Başka bir ifadeyle, hakem hatalarının dağılımında üç büyük kulübün bariz lehine ya da aleyhine olan bir eğilim oldu denemez.

Hakem hataları sayı bakımından Fb için çok daha az sayıda oldu. Oransal olarak ise (lehte/aleyhte oranı) Beşiktaş için dengede, Fb ve Gs için ise nispeten daha lehte gerçekleşti. Bu hataların puan kaybı/kazancı yansıması ise Beşiktaş için çok az miktarda aleyhte, Fb ve Gs için ise lehte oldu.

Beşiktaş’ın zirvedeki rakipleriyle oynadığı maçlarda aleyhine hatalar yapılması ve bunların genelde gol hatası olması dikkat çekti. Beşiktaş’ın zirvedeki rakipleriyle oynadığı sadece bir maçta (içerde oynadığı Fb maçı) skora etki eden net lehte hata yapıldığı görüldü. Gs’nin oynadığı büyük maçlarda ise az sayıda hakem hatası olduğu, bunların da genelde Gs lehine sonuç doğurduğu olduğu gözlendi. Fb ise büyük maçlardaki hakem hataları dağılımında daha dengeli bir görünümdeydi.

Bir diğer dikkat çekici husus da Fb maçlarındaki hakem hatalarının (lehte ya da aleyhte) genelde Kadıköy’de olması idi. Tersine, Beşiktaş’ın iç saha maçlarında ise hakemlerin deplasman maçlarına göre daha fazla aleyhte hata yaptığı gözlendi.

Beşiktaş ve Gs için hem lehte hem aleyhte hakem hatalarında penaltı hataları öne çıktı. Her iki takım da bu hatalardan daha büyük oranda yararlanırken, Fb lehine bir penaltı hatası olurken iki de aleyhte penaltı hatası gerçekleşti. Fb için lehte de aleyhte de gol hataları daha ön planda idi.

Sonucun da sonucu olarak, sezon boyunca hakem hatalarında Beşiktaş nispeten dengede dururken, Gs ve Fb’nin hatalardan daha çok yararlandığı görüldü. Ancak, oynanan futbol, kadrolar arasındaki farklar, hakem hatalarında geçmiş sezonlarda yaşanan vahim eğilimlere göre çok daha düzgün bir sezon geçmiş olması, Beşiktaş’ın kendisinden kaynaklanan ve rakiplerinden de fazla yaşadığı anlamsız puan kayıpları, Fb’nin yarışı üç kulvarda götürememiş olması gibi gerçekler dikkate alındığında Gs’nin şampiyonluğunun altında hakem hatalarının yattığını söylemek haksızlık olur diye düşünüyorum.

Gene de böyle bir durumda dahi hakem hatalarındaki dağılımın Gs lehine çıkıyor olması nasıl bir “hacı yatmaz” ile karşı karşıya olduğumuzu gösteriyor, o da ayrı.

Verimli bir seçim ve transfer dönemi geçirmemiz dileklerimle.

Cengiz Gürsel

2012-13 (hakem hataları 1)

Tekrar tekrar selamlar;

Ve hakem hatalarının dağılımı…

Yıl boyunca üç büyüklerin lig maçlarında yapılan ve skora etki edici nitelikteki hakem hatalarını derlediğimde karşıma şöyle bir manzara çıktı.

(Not: Forumdaki bazı arkadaşların görüşlerini de dikkate alarak düzeltmeler yaptım).

1. Hafta

GS-Kasımpaşa (2-1)

İlk yarıda durum 0-0 iken Kasımpaşa atağında Kasımpaşalı oyuncunun GS’li Dani tarafından ceza sahasında düşürülmesi penaltı idi ama bu penaltı verilmedi.

2. Hafta

BJK-GS (3-3)

İlk yarıda durum 2-1 BJK lehine iken GS’li Umut’un attığı beraberlik golünde top Umut’un eline iki defa çarpmasına rağmen gol verildi.

İkinci yarıda durum 3-2 BJK lehine iken GS’li Burak’ın ceza sahasının dışından içine doğru kendini atışı sonucu Burak’a sarı kart verilmesi gerekirken penaltı verildi ve GS durumu 3-3 yaptı. Pozisyon hem ceza sahasının dışındaydı hem de faul yoktu.

FB-G.Antep (3-0)

İlk yarıda durum 0-0 iken FB’li Mehmet Topal ilk golü atmadan önce topu eliyle düzeltti ama hakem devam dedi ve gol geldi.

4. Hafta

BJK-Elazığ (3-0)

İlk yarıda durum 0-0 iken Elazığ atağında BJK’li Sivok’un kaleciyle karşı karşıya olan Elazığlı oyuncuyu düşürmesi penaltı ve kırmızı kart olmalıydı ama verilmedi.

İkinci yarıda durum 1-0 iken orta saha çizgisi üzerinde Elazığlı oyuncu elle oynayarak BJK atağını kesti. Bu top kesilmese üç Beşiktaşlı kaleye inecekti. Elazığlı oyuncuya kırmızı kart verilmedi.

5. Hafta

G.Antep-BJK (3-2)

İkinci yarıda durum 1-1 iken G.Antepli Yasin’in BJK ceza sahasında BJK’li Necip tarafından düşürülmesi penaltı idi. G.Antep’in bu penaltısı verilmedi.

GS-Akhisar (3-0)

İlk yarıda durum 0-0 iken Akhisar atağında, GS ceza sahasında Akhisarlı oyuncunun GS’li Dani tarafından düşürülüşü penaltı idi ama verilmedi.

FB-TS (0-0)

İkinci yarıda FB’li Sow’un rakip ceza sahasında TS’li oyuncu tarafından ayağına vurularak düşürülmesi penaltı idi ama bu penaltı verilmedi.

6. Hafta

Ordu-GS (2-0)

İkinci yarıda durum 1-0 Ordu lehine iken Ordu atağında Ordulu futbolcunun ceza sahasında düşürülmesi penaltı idi ama verilmedi.

İkinci yarıda durum 1-0 Ordu lehine iken GS’li Eboue’nin Ordu ceza sahasında düşürülmesi penaltı idi. Bu penaltı verilmedi ve o top dönerek Ordu’nun ikinci golü oldu.

7. Hafta

GS-E.şehir (1-1)

İlk yarıda durum 0-0 iken Eskişehirsporlu Necati’nin GS’li Cris tarafından düşürülüşü, Cris son adam olduğu için kırmızı kart olmalıydı ama faul verilmedi.

İkinci yarıda GS’nin 1-0 öne geçtiği gol öncesinde ofsayt vardı.

İkinci yarıda Eskişehirspor’un beraberlik golü öncesinde de ofsayt vardı.

FB-BJK (3-0)

İlk yarıda durum 1-0 FB lehine iken FB’li Kuyt’un Necip’e attığı dirsek kırmızı kart olmalıydı ama verilmedi.

İkinci yarıda FB’nin durumu 3-0’a getiren golü ofsayt.

İkinci yarıda durum 3-0 iken sarı kartı bulunan BJK’li İbrahim Toraman’ın hakeme itiraz şekli ikinci sarıdan kırmızıyı gerektiriyordu ama bu oyuncu atılmadı.

8. Hafta

BJK-TS (1-1)

İlk yarıda durum 0-0 iken BJK bir serbest atış kazandı. BJK’li Fernandes, ısrarla topun önünde duran TS’li Olcan’a topu çarptırmak istedi. Olcan topa çok hafif dokunmuş olmasına rağmen hakem oyunu durdurup Olcan’a sarı kart vermedi ve devam eden pozisyon TS’nin golü oldu.

9. Hafta

Kasımpaşa-BJK (1-3)

İkinci yarıda durum 1-2 BJK lehine iken BJK üçüncü golünü bir serbest atış ile buldu. Serbest atışın verildiği faul kararı yanlış idi.

GS-Kayseri (3-0)

İlk yarıda durum 1-0 GS lehine iken Kayserisporlu oyuncunun GS ceza sahası çizgisi üzerinde itilerek düşürülmesi penaltı olmalı idi ama bu penaltı verilmedi.

İlk yarıda durum 1-0 GS lehine iken GS’li Hamit’in şutunu ceza sahasında bir Kayserili oyuncunun elle kesmesi penaltı olmalıydı ama bu penaltı da verilmedi.

10. Hafta

BJK-MİY (3-0)

İlk yarıda durum 0-0 iken MİY ceza sahasında BJK’li Oğuzhan’ın formasından çekilerek düşürülmesi penaltı idi ama bu penaltı verilmedi.

İkinci yarıda durum 3-0 BJK lehine iken top MİY’li oyuncudan taca çıktı ama hakem tacı MİY’ye verdi. Taçtan gelen topta BJK ceza sahasında MİY oyuncusunun itilerek düşürülmesi penaltı olmalıydı ama verilmedi.

İBB-GS (1-3)

İkinci yarıda durum 1-3 GS lehine iken İBB’li oyuncunun GS’li Selçuğa hareketi kırmızı kart olmalıydı ama kart verilmedi.

11. Hafta

BJK-Bursa (3-3)

İlk yarıda durum 0-0 iken BJK kornerinde gelen topa doğru giden BJK’li Almeida’nın belinden tutularak engellenmesi penaltı idi ama bu penaltı verilmedi.

İkinci yarıda durum 2-1 BJK lehine iken Bursaspor’un ikinci golünde ofsayt var.

İkinci yarıda durum 2-2 iken BJK’nin frikik atışında topsuz alanda BJK’li Necip’in ceza sahasında belinden çekilerek düşürülmesi penaltı olmalı idi ama verilmedi.

İkinci yarıda durum 2-2 iken BJK’nin kazandığı penaltı kararı yanlış. BJK bu golle 3-2 öne geçti.

MİY-GS (1-1)

İkinci yarıda durum 1-1 iken MİY atağında, Mersinli oyuncunun GS ceza sahasında düşürülmesi penaltı olmalıydı ama bu penaltı verilmedi.

12. Hafta

Antalya-BJK (3-5)

İlk yarıda durum 1-1 iken BJK’nin attığı ikinci golden önceki pozisyonda BJK’li Uğur’un rakibine yaptığı faul verilmedi.

Eskişehir-FB (1-1)

İlk yarıda durum 0-0 iken ve maçın ilk devresinin bitişinin ardından 20 saniye geçmiş olmasına rağmen hakem maçı bitirmedi ve pozisyon Eskişehirspor’un golünü getiren penaltı ile sonuçlandı.

13. Hafta

BJK-Akhisar (3-1)

İkinci yarıda durum 3-1 iken Akhisar atağında BJK ceza sahasında BJK’li Veli’nin rakibini düşürüşü penaltı idi ama verilmedi.

Elazığ-GS (0-1)

İkinci yarıda durum 0-1 GS lehine iken GS atağında Elazığlı Bilica’nın Elazığ ceza sahasının içinde eline çarpan topun penaltı olması gerekirdi ama verilmedi.

İkinci yarıda durum 0-1 GS lehine iken Elazığ’ın kazandığı penaltı atışını kurtaran Melo, rakip topa vurmadan çizgiden bir metre kadar açılmış olmasına rağmen penaltı tekrar edilmedi.

FB-G.Birliği (4-1)

İlk yarıda durum 0-0 iken FB atağında, ceza sahasında G.Birliği oyuncusunun eline çarpan top penaltı olmalıydı ama verilmedi.

14. Hafta

Kayseri-FB (1-1)

İkinci yarıda durum 0-0 iken FB’li Mehmet Topal’ın rakibine hareketi kırmızı kart olmalıydı ama bu oyuncu sahada kaldı.

15. Hafta

Sivas-GS (1-3)

İlk yarıda durum 0-1 GS lehine iken Sivas atağında GS’li Burak Yılmaz’a faul yapıldı ama bu faul verilmedi. O top Sivas’ın beraberlik golü oldu.

16. Hafta

G.Birliği-BJK (1-1)

İlk yarıda durum 1-1 iken BJK ceza sahasında BJK’li Uğur Boral’ın G.Birliği oyuncusu Hurşut’u iterek düşürmesi penaltı idi, verilmedi.

İkinci yarıda durum 1-1 iken BJK ceza sahası içinde BJK’li Ersan’ın G.Birliği oyuncusunu düşürmesi penaltı idi, verilmedi.

17. Hafta

BJK-Kayseri (3-1)

İkinci yarıda durum 2-0 iken BJK’li Veli topu eliyle düzeltti ama hakem görmedi ve devam eden pozisyon BJK’nin 3. golü oldu.

FB-Karabük (1-3)

İkinci yarıda durum 0-3 Karabük lehine iken sarı kartı bulunan FB’li Bekir’in ikinci sarı kartı görmesi gerekiyordu ama görmedi.

18. Hafta

BJK-İBB (2-2)

İkinci yarıda durum 2-1 BJK lehine iken İBB’li oyuncu topu eliyle oynayarak kontrol etti ve vurdu. Hakemin devam dediği pozisyon İBB’nin beraberlik golü oldu.

19. Hafta

G.Antep-FB (1-2)

İkinci yarıda durum 1-0 G.Antep lehineyken FB’nin attığı beraberlik golünde ofsayt vardı ama gol verildi.

20. Hafta

BJK-Karabük (2-2)

İlk yarıda bir BJK atağında Oğzuhan’ın rakip ceza sahasının hemen önünde Karabüklü Yiğit tarafından arkadan itilmesi faul ve sarı kart olmalıydı ama verilmedi. Aynı Yiğit durum 2-2 olduktan sonra vakit geçirmek için yaptığı hareketler ya da rakiplerine yaptığı fauller ile ikinci sarı kartı almalıydı ama oyunda kaldı.

İkinci yarıda durum 2-0 BJK lehine iken sarı kartı olan Karabüklü Erdem’in rakibine hareketi ikinci sarıdan atılmasını gerektiriyordu ama hakem bu oyuncuyu atmadı. Ancak, aynı Erdem 20 saniye sonra rakibine yeniden faul yaptı ve hakem bu defa ağır bir kararla ikinci sarıdan bu oyuncuyu attı. Aynı pozisyon içinde iki hata birden yapıldı.

Bursa-GS (1-1)

İlk yarıda durum 0-0 iken GS’li Elmander ile Bursasporlu defans oyuncusu arasındaki omuz omuza mücadelede Elmander ayakta kaldı ve pozisyonun devamı GS’nin golü ile sonuçlandı. Hakem bu pozisyonda Elmander’in faul yaptığına karar verdi ve golü iptal etti.

İlk yarıda durum 0-0 iken bir Bursa atağında GS’li Dani rakibini ceza sahasında itti. Bursaspor’un penaltısı verilmedi.

İkinci yarıda durum 1-1 iken Bursaspor atağında atılan gol, GS kalecisi Muslera’ya faul yapıldığı gerekçesi ile iptal edildi. Pozisyonda faul yoktu.

21. Hafta

GS-Antalya (2-0)

İlk yarıda durum 1-0 GS lehine iken GS’li Amrabat’ın rakibine hareketi doğrudan kırmızı kart olmalı idi ama bu oyuncu sahada kaldı.

MİY-FB (0-1)

İkinci yarıda durum 0-1 FB lehine iken FB’li Meireles’in rakibinin kaval kemiğine tabanı ile vurması kırmızı kart olmalı idi ama bu oyuncu sahada kaldı.

22. Hafta

BJK-G.Antep (1-1)

İkinci yarıda durum 1-0 BJK lehine iken G.Antepli oyuncunun kırmızı kartla atılması ağır bir karardı.

Akhisar Belediye-GS (1-2)

İkinci yarıda durum 0-0 iken GS’li Riera’nın rakibinin sırtına basması kırmızı kart olmalıydı ama bu oyuncu atılmadı.

TS-FB (0-3)

İlk yarıda durum 0-0 iken TS’nin bir golü, topun çizgiyi tamamen geçmediği gerekçesi ile verilmedi ama pozisyon goldü.

23. Hafta

Sivas-BJK (0-1)

İlk yarıda durum 0-0 iken BJK atağında ceza sahasında Sivaslı Eneramo’nun koluna çarpan top penaltı gerektiriyordu ama verilmedi.

İkinci yarıda durum 0-0 iken Sivas atağında BJK’li Ersan’ın Sivaslı Eneramo’yu ceza sahasında düşürmesi penaltı olmalıydı ama verilmedi.

İkinci yarıda durum 0-0 iken Sivas atağında BJK’li Veli’nin Sivaslı Grosicki’nin ceza sahasında bileğine basarak yere düşürmesi penaltı idi ama verilmedi.

FB-Kasımpaşa (3-1)

İkinci yarıda durum 1-1 iken 90. dakikada FB’li Webo’nun ceza sahasında kendini yere bırakışı hakem tarafından penaltı olarak değerlendirildi ve FB bu penaltı ile 2-1 öne geçti.
GS-Ordu (4-2)

İkinci yarıda durum 1-2 Ordu lehine iken GS atağında ceza sahasında GS’li Drogba’ya yapılan faul penaltı idi ama verilmedi.

24. Hafta

BJK-FB (3-2)

İlk yarıda durum 0-0 iken Fb’li Webo’nun golü ofsaty gerekçesi ile sayılmadı. Golde ofsayt yoktu.

Eskişehir-GS (0-0)

İlk yarıda GS’li Gökhan Zan’ın topu kendi ceza sahasında koluyla oynaması penaltı idi ama bu penaltı verilmedi.

25. Hafta

GS-G.Birliği (0-1)

İkinci yarıda durum 0-1 G.Birliği lehine iken GS’li Drogba’nın G.Birliği ceza sahasında yere düşmesi sonucu verilen penaltı yanlıştı. Penaltı gol olmadı.

27. Hafta

MİY-BJK (1-2)

İkinci yarıda durum 1-2 BJK lehine iken BJK ceza sahasında BJK’li Niang’ın topu eliyle oynaması penaltı idi ama verilmedi.

FB-Akhisar (2-0)

İlk yarıda durum 0-0 iken FB’li Sow’un şutu direğe çarptı ve içeri düştü ama hakem golü vermedi.

28. Hafta

Bursa-BJK (3-0)

İlk yarıda durum 1-0 Bursaspor lehine iken Bursasporlu Batalla’nın BJK ceza sahasında düşürülmesi penaltı idi ama verilmedi.

30. Hafta

Akhisar Bld.-BJK (4-1)

İkinci yarıda durum 2-1 Akhisar lehine iken BJK’li Gökhan Süzen rakibini ceza sahasına girerken düşürdü ve oyundan atıldı. Kırmızı kart doğru idi ama penaltı kararı yanlıştı.

GS-Elazığ (3-1)

İkinci yarıda durum 3-1 GS lehine iken GS’li Burak’a ceza sahasında yapılan faul penaltı olmalı idi ama verilmedi.

32. Hafta

Eskişehir-BJK (1-2)

İlk yarıda durum 0-0 iken BJK’li Mustafa Pektemek’in rakip ceza sahasında düşürülmesi penaltı idi ama verilmedi.

33. Hafta

FB-GS (2-1)

İlk yarıda durum 1-1 iken FB’li Webo, attığı ikinci golden önce GS’li Eboue’yi itti ama faul verilmedi. FB 2-1 öne geçti.

34. Hafta

Kayseri-BJK (2-0)

İkinci yarıda durum 2-0 Kayseri lehine iken BJK’nin penaltısı verilmedi.

(devam edecek)

2012-13 (Avrupa kupaları)

Tekrar selamlar;

2012-13’ün bir diğer özelliği de iki takımın Avrupa Kupalarındaki ilerleyişi oldu.

Bu konu giderek enteresan bir hal almaya başladı. Bir tarafta, bu mücadeleyi ülkenin takımlarının mücadelesi olarak görüp tuttuğu takım ne olursa olsun herkese destek verenler, diğer tarafta ise konuya kendi tuttuğu kulüp penceresinden bakarak rakip takımlara destek verenler.

Birinci grup ikinci grubu “kendi ülkesinin takımına ihanetle” suçlarken, ikinci grup konuya bir türlü mekanik yaklaşamamakta ve tarafını duygusal ölçütlere göre belirlemekte.

Hemen söyleyeyim, söz konusu kulüpler Gs ve Fb ise ben ikinci gruptayım. Çünkü bunların Avrupa mücadelesinin hem geri planını biliyorum hem de olası yansımalarını tahmin edebiliyorum. Türk futbolu ile daha dün tanışmış birisi değilim.

Bu sene özellikle Fb’nin UEFA Kupası ilerleyişinde birçok insan bu yol ayrımına geldi.

Fb gruptan çıktıktan sonra Bate Bresov, bir sonraki turda Victoria Plzen gibi iki dişine göre takımla oynadı. (Bir sene önce Beşiktaş aynı turlarda sırası ile UEFA Kupası sahibi Braga’yı elemiş, sonradan kupayı alacak olan Atletico Madrid ile eşleşip, elenmişti).

Çeyrek finalde o kadar İngiliz takımı varken eski günlerini mumla arayan Lazio ile eşleştiler. İlk maçın 48. dakikasında durum 0-0 iken Lazio’nun 19 yaşındaki Nijeryalı oyuncusunun olmayacak “ergen faulü” ile rakipleri on kişi kaldı. Maçı 2-0 kazandılar. Rövanşı İtalya’da Lazio’nun cezası yüzünden boş tribünlere oynadılar, üstelik Lazio bu maçtan üç gün önce Roma ile derbi maçını oynadı.

Bu arada Basel de diğer kulvardan ilerliyor idi. Ben ciddi ciddi kaderin ağlarını ördüğünü düşünmeye başlamıştım ki Benfica’ya elendiler.

Fb taraftarı (gayet doğal olarak) takımlarının diğer takım taraftarlarınca desteklenmemesine içerledi ve tepkisini “ülkesini seven birisi nasıl böyle bir tutum takınır” şeklinde gösterdi. Ülke puanına yapılan katkılar da bol bol yan argüman olarak kullanıldı. Hatta bu desteği göstermeyenler “kıskançlıkla” itham edildi.

Halbuki beni ve muhtemelen birçok Beşiktaşlıyı Benfica’nın başarısında mutlu eden yalın gerçek ne kıskançlık ne de ülkemizi sevmemek idi. Ben, ülkesini seven bir camianın, ülkesinin ligini diğer sarı renkli ortağı ile el ele panayıra çeviren bir zihniyetin beni bu konuda sorgulamasına karşıyım.

Madem ülkenizi bu kadar seviyorsunuz, o zaman neden bu ülke futbolunun varlık içinde yokluk çekmesine yol açan bu kadar bayağı bir rekabet kültürünü, hiçbir katma değeri olmayan söylem, slogan ve çekişmeleri futbol dünyasına enjekte ediyorsunuz?

Öyle niteliksiz bir rekabet kültürü ki, bir oyuncunun tükürüğü bile medyada neredeyse ödül verilmesi gereken bir davranış haline dönüştürülebiliyor. Sorsanız “ama Gs’ye de şu ceza verilmemişti” diye cevap hazır !! Tersi de geçerli bu arada.

Benim bildiğim, rekabetten ülke futbolunun kazanması gerektiğidir. Ancak, bunların arasındaki rekabette ölçü ülke futboluna ne olduğu değil, karşısındakinin ne elde ettiği… Şike/teşvik sürecinde bile, “ama o da yapmıştı” diye savunma yapıldı, düşünün!

Rekabet ederken diğerinin ne kadar kayırıldığından yola çıkan bu iki zihniyetin kör dalaşı yüzünden ülke futbolu içinden çıkılmaz bir tutarsızlıklar zinciri haline geldi, başarılı olmak isteyen bir üçüncü kulübün bunlara benzemekten başka şansı kalmadı ve adam gibi rekabet etmek isteyen kulüplerin hepsi sistemin figüranı oldu çıktı.

Kimse kusura bakmasın ama asıl bu zihniyetin Avrupa’daki yükselişini desteklemek bana tuhaf geliyor. Bu tavır, kıskançlık gibi basit bir argümanla açıklanamayacak kadar temeli olan bir yaklaşımdır. Ülkesini seven önce böyle rekabet etmemeli.

Hep aynı örneği veriyorum. 2003-04 sezonunda Beşiktaş hatırı sayılır güçte bir takıma ve o takımı çok iyi idare eden bir teknik adama sahipti. Chelsea, Lazio ve Sparta Prag’ın bulunduğu zor bir gruptan çıkma şansını son maçta kaçırdı. Takım oynadığı oyunla hem kendi liginde rakiplerinin önünde idi hem de Avrupa kupalarında başarı vaat ediyordu.

O takım sahadaki yalnızlığı yüzünden darmadağın oldu. Medyası ile Federasyonu ile şampiyonluk davul zurna eşliğinde Fb’ye verildi. Lucescu gönderildi (ki burada hatalı Beşiktaş yönetimidir). Lucescu’nun daha sonra gittiği Shakhtar Donetsk’in bugün geldiği nokta malum.

Beşiktaş’a ne kaçırtıldığı ortada. O sezon ülkede bir Fb dominasyonu başladı ve bu defa Fb Avrupa kupalarında ilerleme şansı elde etti. Tek farkla… Fb karşısında sistematik hakem hataları ve medya çifte standardı bulmadı. Tıpkı 1997-2000 arasında ülke futbolunu domine eden ve Avrupa’da başarıyı getiren Gs gibi…

Ben neden bu lüksün sağlandığı iki kulübün Avrupa’da başarılı olmasını destekleyeyim? Yoksa mevcudiyetimizin temel nedeni artık içerde yerle bir edilmiş rekabet ortamının ürettiği iki şampiyonun (son 18 sezonun 15’i) Avrupa başarılarının gelmesi oldu da bizim mi haberimiz yok?

Benimki, ülke futbolunda akan nehrin yatağının suni şekilde değiştirilmesine ve figüran yapılmaya karşı kişisel bir tepkidir, kıskançlık falan değil. Son derece de insani bir tepki olduğunu düşünüyorum.

Bence Benfica, farkında olmadan ülkedeki en az elli milyon kişiyi;

1. Bir gece ansızın evinin olduğu sokak ya da caddenin isminin Dirk Kuyt sokağı, Baroni caddesi ya da ne bileyim Webo meydanı olarak değiştirilmesinden,

2. UEFA Kupası’nın aslında evrenin en önemli futbol organizasyonu olduğu ve bu yıl oynanan UEFA Kupası’nın da 1955 yılından bu yana düzenlenenler içinde en zoru olduğu saçmalamalarına maruz kalmaktan,

3. Muhtemelen final maçı gününün resmi tatil ilan edilmesinden,

ve daha aklıma gelmeyen, ancak bize yıllardır gösterdikleri, pişkinlik, görmezden gelme, abartma, bire bin katma, kendini dev aynasında görüp millete kibirle bakma özellikleri sayesinde yapma potansiyelleri olan bilumum işkenceden kurtardı.

Ancak en kötüsü, bu kupadaki başarının, iki yıl önce takkenin düşmesi ile görünen kelin yeniden kapatılması için kullanılacak olmasıydı ki, onun ipuçlarını daha Lazio’yu elediklerinde vermişlerdi.

Lazio maçından sonra yarı finale çıktıklarında bir söylem dikkatinizi çekmiştir mutlaka… “Bizi iki sene önce Avrupa Kupalarına göndermeyenler şimdi ne yapıyorlardır acaba?”

Neden gitmediniz o sene Avrupa Kupalarına? Kupayı alırsınız korkusuyla değil !! UEFA şaibeli şekilde şampiyon olduğunu öğrendiği ve mahkeme süreci devam eden bir kulübü marka değerinin üzerine titrediği turnuvasında istemediği için…

Allah’tan bu fırsatçılık, bu çarpıtma daha ileri bir noktaya gidemedi. Zira, bu zihniyetin konuları neresinden nasıl ele alıp karşımıza getireceği konusunda sınır falan yok.

Hatırlayın… O dönem neler neler dediler…

“Sadece biz mi yaptık, herkes yapıyor” dediler…

“Son kale” dediler…

“Platini, 1985’te Bordeaux’dayken Fb’ye elendiği için kinlenmiş, intikam alıyor” dediler… (Platini’nin futbol hayatında yaşadığı tek mağlubiyet de Fb’ye karşıydı ya hani!)

“Barcelona gibi büyük kulüpler Fb’nin ilerleyişini gördü, bu işin arkasında olabilirler” gibi laflar bile edildi, anlayın uçuş kapasitesini.

Böyle bir zihniyetin ve bakış açısının kazanılacak bir Avrupa Kupası’nı, 2010-11 sezonunda ortaya çıkan kelin kapatılması için nasıl kullanılabileceğini lütfen düşününüz.

Özetle, bu “Avrupa’da desteklememe” meselesi o kadar basit, futbola ilkokul düzeyinde lay lay lom seviyesinde ele alınacak bir konu değil.

(devam edecek)

2012-13 (teknik)

Tekrar selamlar;

Bu saptamalara rağmen genel itibarı ile oynanan futbol dikkate alındığında Gs’nin şampiyonluğu hak ettiğini söylemek de yanlış olmaz.

Beşiktaş’ın adeta kendi kendini sabote ettiği ve Fb’nin de Avrupa’daki ilerleyişi yüzünden yaşadığı fizik düşüş, kadrosu şampiyonluğa daha elverişli olan Gs’yi favori yapıyordu ve sonuç da beklendiği gibi oldu.

Ligin belli noktalarında ve özellikle ilk yarının sonu ve 24. haftadaki Fb galibiyeti ile Beşiktaş da şampiyonluk adayı oldu. Ancak, bu senenin tamamında zihinlerde kodlanan “bu senenin gözden çıkarılmış” olması fikri bir şekilde camiaya hâkimdi. Belki de bu anlamda “feda” sloganı Beşiktaş’a zarar veren, bindiği dalı kestiren bir rol oynadı. Ne Yönetim ne de Samet Aybaba bu tersine gidişi engelleyemedi, takımı hedefte tutamadı.

Kuşkusuz, Beşiktaş’ın kadrosunun kırılganlığı da bunda etkendi. Küme düşen takımlardan sadece birkaç gol az yiyerek şampiyonluğa oynayan bir takım olması mümkün değildi ve bu sorun sezon boyunca çözülemedi. Kaleci mevkii hemen her hafta tartışıldı, iki stoperin devamlı isimlerden kurulamaması, kangrenleşmiş sol bek sorunu yakamızı hiç bırakmadı. Sadece Hilbert sayesinde sağ bekte nispi bir iyileşme yaşandı o kadar.

Savunma anlamında benim aklımda kalan, devamlı olarak solumuzdan arkaya sarkan, iki stoper arasından sızan rakip forvetler yüzünden yediğimiz abuk sabuk goller/pozisyonlar ve (bir türlü unutamadığım) Karabükspor maçındaki Ersan’ın laubaliliği oldu.

Buna karşılık, orta saha ve forvetteki canlılık Beşiktaş’a Allah’ın bir lütfü idi. Çünkü şapkayı önümüze alıp düşündüğümüzde anlıyoruz ki, tüm sakatlık ve olumsuzluklara rağmen oyunun hücum yönünde bu başarıyı elde edemesek, bu kadar saçma sapan goller yiyen ve bunu sürekli yapan bir takımın bu sezonu bitirdiği nokta “felaket” olabilirdi.

Beşiktaş bu sezon adeta hücumda, savunmada saçmaladığının bir ya da iki fazlasını yapabildiği maçlar sayesinde ayakta kalabildi.

Gerçekten de, orta sahada Fernandes, Oğuzhan, Olcay üçlüsüne eklenen Necip, Hilbert, Holosko ile kurulan pas trafiği birçok maçta ligin şampiyonunun oynadığının da ötesine ulaştı. Hatta bu pas trafiğinin bazı maçlarda çok daha dikine ve hızlı olduğunu gördük ve Beşiktaş’ın bazı maçlarda ligin üstünde bir kalitede hücum ettiğine şahit olduk. Bu sayede daha ilk devrede Almeida ve Holosko kariyer sezon ortalamalarının üstünde gol attılar.

Yine de Beşiktaş’ı kırılgan yapan ve ligde iki ileri bir geri gidişiyle iddiadan uzaklaştıran şu etkenler hiç değişmedi.

1. Maç çeviren ortalama üstü bir kaleciye sahip olmamak.

2. Savunmada stoperlerin istikrarsızlığını ve kangrenleşmiş sorunları çözememek.

3. İkinci yarıda Almeida’nın devre dışı kalmış olması.

4. Fernandes’den (ki bana göre ligin en yetenekli oyuncusudur) alabileceğimizin çok altında verim alınmış olması.

5. İbrahim Toraman’ın bazı maçlarda orta saha yerine savunmada tercih edilmesi.

6. Devre arasında gelenlerin sakatlıklar yüzünden devamlılık gösterememesi. (Niang çok daha faydalı olabilirdi. Dentinho sakatlandı. Toto kasının yırtılmasını da ilk kez Beşiktaş’ta duymuş olduk, anlayın gerisini).

7. Kenardan Emre Özkan, Mehmet Akyüz, Sinan Kurumuş, Muhammed Demirci gibi isimlerden katkı alınamaması yüzünden kadro derinliği yakalanamaması.

8. Ve genel olarak sezon boyunca sakatlık sorunlarının bir türlü çözülememesi.

Bu noktada Samet Aybaba’nın takım üzerindeki rolünü de dikkate almak gerekiyor. Dışarıdan ahkâm kesmenin çok kolay olduğu Teknik Direktörlük gibi bir işi yapan insanları eleştirmek hakikaten bilgi ve deneyim ister. Sadece izleyici olarak “böyle olmamalı şöyle olmalı” demek bana çok doğru gelmiyor.

Bu nedenle teknik adamla ilgili sadece bir iki görüşüm olduğunu söylemeliyim. Genel olarak kadro seçimleri bana doğru gibi de gelse Samet Aybaba’nın, futbolcularını kamuoyunun önünde tartışması ve bazı maçlara bazı isimleri hiç akla gelmedik mevkilerde başlatması nedenleriyle eleştirilmesine katılıyorum. Bir de, Fernandes gibi özel yetenekte ama aykırı karakterde oyuncuların idaresinin daha kariyerli teknik adamlarla mümkün olabileceğine dair bir inancım var.

Bu arada, iflah olmaz bir Lucescu’cu olarak, Romen teknik adamı gönderdiğimiz günden bu yana da hiçbir teknik direktöre vazgeçilmez gözüyle bakmadığımı belirtmek isterim.

Dürüstçe konuşmak gerekirse bu sezon şampiyonluğun önündeki engel ne hakemler ne medya oldu. Bu sene Beşiktaş’ın en büyük engeli gene Beşiktaş ve hatta “feda” söyleminin zihinlere yerleştirdiği “küçülme” mikrobu idi. Maddi fedakârlıkların hedeflerden sapma anlamına gelmediği söylendiyse de futbolda maddiyatın hedeflere giden yoldaki önemi unutulmamalı.

Yine de bardağa dolu tarafından bakanlar için elde kalanlar var…

Bir defa okuduklarımızdan anladığımıza göre maddi durumda hatırı sayılır bir düzelme var. Üstelik yıllarca oyalandığımız stat konusunda da nihayete gelindi. Lig, Avrupa Kupalarına katılmaya müsait bir noktada bitti. Bütün bunlar önceki yönetimin verdiği hasarın kısa sürede asgariye indirilebildiği anlamına geliyor.

Ayrıca, teknik anlamda Oğuzhan ve Olcay gibi iki genç, iş yapacak direkt adam kazanıldı. Gönül bu isimlerin iki değil en az dört-beş olmasını istiyor tabii…

Önümüzdeki sene evimizde oynayamayacak olmamızın büyük handikap olduğunu düşünüyorum. Ancak, her şeye rağmen “feda” sloganında yapılan hata tekrar edilmemeli ve camianın kafasına “bekleyin daha zamanı değil” fikri sokulmamalı. Beşiktaş’ın hedefleri, eldeki imkânlar sınırlı bile olsa en yetkili ağızlardan küçültülmemeli ya da tartışılmasına imkân verilmemeli. Bu kulübün, isimsiz oyuncularla kurduğu takım ile ligi 10 sene domine eden bir kulüp olduğunu unutmamak lazım.

Başarısızlık olasılığı zaten her zaman var. 2003-04’te harika bir takımımız vardı da sanki bıraktılar mı Beşiktaş’a şampiyonluğu? Saha dışındaki çarkların en çok Beşiktaş’ın başarısızlığına yönelik döndüğü bir rekabet ortamında bir de biz kendi kendimize kabullenme psikolojisine girmemeliyiz diye düşünüyorum.

Özetle, bardağın dolu kısmını tüketmeden, akıllı bir transfer dönemi geçirerek boş kısmını doldurmayı başarırsak yeniden bu ülkeye ihtiyacı olan seviyeli rekabeti gösterecek olan Beşiktaş’ı izleyebiliriz. Ha bunun için en az 5-6 hatasız, nokta transfere ve hatta ekstra genç oyuncuların kazanılmasına ihtiyaç var, doğrudur. İşin zorluğu da orada zaten.

(devam edecek)

2012-13 sezonu (genel)

Selamlar, sevgiler;

Katılım azalsa da WK’yı hala farklı kılan harika yazıları günü gününe takip ediyorum. Konuya girmeden, Sayın Mert Aktalay’ı bir süre önce yazdığı “gözümüzden kaçırıyoruz” başlıklı yazısındaki saptamalarından dolayı tebrik etmek istiyorum. O yazıdaki şu cümle aslında uzun uzun yazmayı gereksiz kılacak ve her şeyi özetleyecek kadar yeterli olmuş:

“Türkiye, son 30 yılda kendisine öğretilen “hazırcı, köşe dönmeci” zihniyete paralel, sadece başarıyla tatmin olan, adalet değil, adaletsizlikten en büyük payı kendine isteyen, goygoycu, ama sayıca kalabalık bir futbol izleyici kitlesinin beklentilerine göre şekillenmiş, saçma sapan bir lig yapısı içinde, gücü olanın rüzgârının estiği yöne ilerlemeye devam ediyor.”

Bu cümle bundan 25-30 yıl öncesi için geçerliydi ve anlatılan gidişat bugün daha da şiddetlenerek devam ettiği için ülke futbolunun bu sezon da olduğu yerde saydığını söylemek yanlış olmaz. Bu güzel tespit için tekrar teşekkürler.

Gelelim geçtiğimiz hafta itibarı ile biten 2012-13 sezonunun kısa değerlendirmesine…

2012-13, Türk futbolunun bazı gerçeklerinin baskın rol oynadığı bir sezon oldu. Artık her futbolsever bu gerçekleri kerrat cetveli gibi ezberine aldı.

Bir defa ligimizde Gs şampiyon olmasına yetecek bir oyun oynuyor ise bu kulübün elinden kimse o şampiyonluğu alamıyor. Başka bir deyişle, futbol tekniği dışındaki etkenlerde (hakem hatalarının dağılımı, hakemlerin MHK tarafından değerlendirilmesi, Federasyon kararları vb.) kimsenin dişi bu kulübe geçmiyor. 1981’den beri ligi izlerim. Fb’nin bile bu etkenler yüzünden kaybettiği şampiyonluk gördüm, daha Gs’nin bu bakımdan kaybettiğini görmedim. Hani bu kulüp için “hacıyatmaz” tabirini kullansak yanlış olmayacak.

İkincisi, Beşiktaş şampiyonluğu hak edecek bir kadro kurup, sahada ona göre oyun oynamadıkça şampiyon olamaz (aksi kabulümdür sonucu çıkmasın lütfen). Hatta bazı sezonlarda Beşiktaş’a şampiyonluk için hak etmek de yetmez. Beşiktaş’ın nispeten daha sıradan bir takımı varsa ancak saman alevi parlamaları ile “acaba” dedirtebilir. Başka bir deyişle, rakiplerinden geride bir takım kurup medyanın, hakem kararlarının iteklemesiyle yaşanmış bir Beşiktaş şampiyonluğu yok. Olmasın da zaten. Beşiktaş şampiyon olacaksa bunu hak etmesi ve sahanın içinde çatır çatır alması gerekir. Fb ve Gs’nin aksine, bunu yapamıyor ise zaten ligin bir yerlerinde otomatikman denklemden düşer.

Üçüncüsü, bize Türk futbolunun rengi, lokomotifi diye sunulan Gs-Fb rekabeti aslında futboldaki patinajın ve rekabet yoksunluğunun temel nedenidir. Zira, bunların arasındaki rekabet “tencere dibin kara, seninki benden kara” seviyesinin üzerine çıkamadı, çıkamıyor.

Fb, içinde bulunduğu Gs kompleksini aşamadıkça daha da saldırganlaşıyor. Yeri geldiğinde Beşiktaş’ın, Trabzonspor’un şampiyonluklarını elinden alabiliyor ama sahanın dışında Gs’ye bir türlü diş geçiremediği için, varlığı ve büyüklüğünün altında yatan esas neden olan “sayılarda” Gs’ye geçilmek camianın genelinde komplekse yol açıyor. Bu travmatik durum, yıllarca içinden çıkamadıkları suni büyüklük algısını terk etmedikleri sürece, hangi kupayı alırlarsa alsınlar kendilerini yüzyılın en antipatik, başarılı olması en az istenen kulübü yapmaya devam edecek. Başarı başka, saygın başarı başka bir şey çünkü.

Bu yüzden bu ikisinin arasındaki niteliksiz rekabetten ülke futbolu adına bir katma değer değil, düşük seviyeli ve içi boş bir dalaşma çıkıyor. Misal, bu seneki saçma gündemimiz de “alkışlar mısın, alkışlamaz mısın” idi… Hiç unutmam, eskilerde bir sene de “hangimizin stadı depreme daha dayanıklı” gibi muhteşem bir gündem yaratmışlardı!

İşte hep birlikte yeniden izledik; 33. hafta oynanan derbinin seviyesizliği adeta futbolumuzun özeti gibiydi. Bu kepazeliğe “dünyanın üç büyük rekabetinden birisi” diyorlar. Herkes kolay olana kaçıp, “ama bunların maçını milyonlarca insan takip ediyor, rating böyle uçuyor, gündem şöyle şekilleniyor” gibi ölçülerle bu rekabeti allayıp pulluyor ama ben asıl olarak bu rekabetin topluma ve spor dünyasına seviyesizlik, şiddet ve sığ konulardan başka bir şey vermediğini görüyorum.

Ölçütler farklı…

Büyüklüğü göğüsteki yıldızla, taraftar sayısıyla, müzedeki kupayla ölçmek kolay… Zor olan, seviyeyi düşürmeden rekabet eden, rekabet ederken topluma verilecek sportif mesajı atlamayan, başarılıyken saygın olmayı da başaran, “hep bana hep bana” zihniyetinin hayat bulamadığı kulüplerin büyüklüğünü kavrayabilmek.

Bu yüzden 2004-2012 arasındaki dönemde Beşiktaş’ı diğer ikisine benzetmeye çalışan zihniyet başarısız oldu, Beşiktaş da batma noktasına geldi. Diğer taraftan, Süleyman Seba gibi bir efsaneyi de ancak bu tarz camialar ortaya çıkartabiliyor. Asıl marifet, sistemin kanatları altında şampiyonlukları indirip sonra göğsüne taktığı yıldızlar üzerinden rakibini hor gören zihniyetin peşine takılmakta değil, buradaki “büyüklük” farkını anlayabilmekte!

Sadece İnönü Stadı’na veda edilen gece topluma Beşiktaş üzerinden geçen duygusallık ve mesajlar ile bir gün sonra oynanan Fb-Gs derbisindeki çirkinlikler bile büyüklük konu olduğunda kupa, kelle, yıldız sayan sığ zihniyetin atladığı bakış farkını anlatmaya yeterdi.

Özetle, Fb ya da Gs’de hâkim kılabileceğiniz zihniyet bu camianın genetiği ile uyuşmuyor. Beşiktaş, büyüklüğünü sayılardan değil, kendisini diğerlerinden ayıran rekabet kültüründen almakta. Bundan uzaklaştığı an sıradanlaşmaya, yalpalamaya başlıyor.

Ve dördüncüsü, malumunuz Türkiye’de ortalama futbolsever, sonuç odaklı, adaleti umursamak bir tarafa adaletsizlikten pay isteyen (copyright Sn. Aktalay), yüzeysel, tarih bilmeyen, bilse de işine gelmeyen, güce tapan, sorgulamayan, hak edilmiş başarının değil göğüsteki yıldızın hayalini kuran bir adamdır. Medya da bu ortalama futbolseverin tüketim kararlarına göre şekil alır.

Ayrıca, Federasyon ile hakemlerin kararlarında değişmeyen özellik “tutarsızlıktır”. Nitekim bu sezon da Meireles’in tükürüğü, Gökhan Zan’ın, Fatih Terim’in, Engin Baytar’ın cezası ile gündem devamlı sıcak kaldı. Son hafta oynanan derbideki olaylar da tam final oldu. Kararlar tartışıldı, tutarsızlıklar dikkat çekti. Ligde yaratılan iki kutup birbirini suçladı durdu…

Son Fb-Gs maçında Meireles’in rakibine yaptığı hareket bundan 10 sene önce Pascal Nouma’dan geldiğinde medyada “toplumsal ahlakımız nasıl yara aldı” konulu ne nutuklar dinlemiştik. Adam kulüpten kovuldu… Ancak, oyuncu Fb forması giydiğinde konu 4 maç ceza ile kapatılıyor. Devre arasında rakibine tükürdüğü için aldığı cezanın indirilmesi için de ne taklalar atılmıştı. Adamın tükürüğü de gül suyuymuş meğer… (Eboue’ye gösterilen muz da photoshop’muş. Sezonlar, isimler değişiyor ama “inek nerde dağa kaçtı, dağ nerde yandı bitti kül oldu” savunması değişmiyor).

İşte ligimizin rekabet ortamı bu. Aslında fazla söze ne hacet… En nihayetinde şike/teşvik yaptığı belgelenen bir kulübün küme düşürülemediği, kupasının alınarak diğerine verilemediği bir rekabet ortamından bahsediyoruz.

Medyanın ve Federasyonun iki kulüp odaklı çizgisi yüzünden her sene kedinin kendi kuyruğu etrafında dönmesine benzeyen sezonlar yaşıyoruz.

Çünkü Türkiye’de futbolun genlerinde adaletsiz rekabet var… Adaletsiz rekabetin olduğu ortamda alınan başarının saygınlığı devamlı sorgulanır. Bu yüzden her sezon yeni tartışmalar, mağdurlar üretir. Tartışmalar gruplaşmaları keskinleştirir. Ve maalesef bu keskinleşme, aslında birleştirici ve en nihayetinde bir “eğlence” olması gereken sporda şiddeti besler. Fb-Gs maçının sonrasında sırf üstünde Fb forması var diye bıçaklanarak öldürülen gencecik insanı bu marka değeri müthiş ligimizin muhteşem rekabetinde nereye koyuyorlar acaba çok merak ediyorum.

Rakip statta maça gidememek ve deplasman seyircisi olmaksızın derbi oynamak adam gibi rekabet etmeyi bilmediğimizin, haklının hakkını alabildiği bir sistem kurmayı beceremediğimizin delilidir. Hepimizin dönüp kendimizi sorgulamamız gereken bir medeniyet ayıbıdır.

Bu yüzden daha ligin ikinci haftasında Beşiktaş maçında kendisini yere atıp takımını mağlubiyetten kurtaran sporcu ahlakının ancak bizimki gibi liglerde taçlandırıldığını görürsünüz. O kafa için “aman şampiyonluk gelsin de nasıl gelirse gelsin” derken her şey normaldir de, aynı kafa “yahu Benfica taraftarı aralarına Fb taraftarını da almış ama bir tek olay çıkmıyor, helal olsun, aşmış adamlar” derken pek bir şaşkın, pek bir duyarlıdır.

Rating saiki ile iki kutuplu lig doğrultusunda yayın yapan medya samimi değil, futbolseverin başarı ve büyüklük kriterleri sığ, Federasyon’un ve hakemlerin kararlarının tek tutarlı tarafı tutarsızlık.

En nihayetinde eğlence olması gereken bir oyunda bile adil rekabet ortamı sağlanamadığı için sokaktaki insanın bu oyunu algılayışı değişiyor ve olması gereken “tatlı rekabet”, cehaletle de birleşince rahatlıkla arbedeye dönüşebiliyor. Sonra da bu kavga, şiddet ortamı gökten inmiş gibi herkes şaşkın, herkes bir “hay Allah” havasında.

Tam bizim futbol dünyasına göre bir iki yüzlülük.

Sonuçta 2012-13, ligimize özgü gerçeklerle geride bıraktığımız bir sezon oldu.

(devam edecek)

BJK:SERDAR ADALI ADAY..

Katılmakla birlikte,sadece ek;

Bence Fikret Orman’ın en büyük eksisi, çok rahat kazanabileceği bir seçimde dahi, Levent Erdoğan ve Seyit Ateş gibi isimleri yönetimine almasıydı !.. Ki bu eksinin ceremelerini de çekti, bizzat yaşayarak !
Umarım dersini almıştır.

Artı, bence sorgulaması gereken de şu. Ve bizim de sormamız gereken.
Adnan Dalgakıran ve Mesut Urgancılar’ı neden kaybetti ???
Bu iki isim, nasıl bir yapı ile karşılaştılar da istifa etme, ya da yeni yönetimde yer almama gereği duydular ?

Bir de , Serdar değil, Serdal ..Ben kısaca Serdarl diyorum.. 🙂

Gönderen: barış yaşar
Mesaj No: 84515
Tarih: 24.05.2013 09:55

Listeleri görüp etraflıca değerlendirmek lazım. Ancak ilk aşamada görüşlerim şu şekilde:

1- Şike sürecinde Adalı hakkında açılan dava devam etmekte ve mahkemeler dışında kimse suçlu bulunmayacak garantisini verebilecek bir yetkiye sahip değil. Dolayısıyla diyelim ki başkan oldu ve sonra suçlu bulundu, Beşiktaş kulübü ve taraftarını sokacağı bu durumun altından nasıl kalkabilir?

2- Fikret Orman, seçildikten sonraki icraatlerini incelediğimizde hem hataları hem doğruları olan ama bence doğruları ağır basan ve bence 1 dönem daha başkanlığı hak eden isimdir.

3- 8 yıldır her mayıs kutlanan kazma şenliklerini gerçekten ruhsatı alarak somut bir projeye dönüştürmüştür. Haziran’da da gerçekten kazma vurulacaktır.

4- Futbol Genel Direktrölüğü ile istenen profesyonel yapıyı oluşturma anlamında yine somut bir adım atılmıştır, camiada gördüğüm genel olarak olumlu karşılanan balka bir önemli icraattır.

5- Finansal anlamda kaybedilen itibarı (gelir giderden bahsetmiyorum, saygınlığı) yeniden kazandırmıştır. Önceden Beşiktaş adını duyunca köşe bucak kaçan yatırımcı, sponsor, futbolcu, teknik direktör vs.. artık Beşiktaş ile çalışır mısın dendiğinde olumlu yaklaşmaktadır.

6- Süleyman Seba döneminde rakipleri tarafından saygı duyulan, hatta bir çoğu tarafından sevilen o Beşiktaş duruşunu (duruş kelimesini ağzına sakız etmeden) tekrar kazandırmıştır. Son dönemlerde dikkat edin (sosyal medya her ne kadar çok bilgi kirliliği içerse de artık insanların algısını ölçmede önemli bir argümandır) gerek rakip taraftarlar, gerek rakip yönetici ve sporcular Beşiktaş’a helal olsun, işte dürüstlük, Beşiktaşlılık budur vs gibi söylemleri bolca kullanmaktadırlar.

7- Üyelik giriş ücretini düşürerek 3500’ün üzerinde yeni ve ağırlıklı üniversite öğrencisi bir kesimi kongre üyesi olmasını sağlamıştır ki mevcut kongre fareleri düzeninine bu seçimde değil ama sonraki seçimlerde baltayı indirecek olan en güzel gelişmedir. Tabi ki umarım Şubattaki mali kongrede yine bu üyelerin katılımıyla bu ücretin yükseltilmesi gibi bir olasılık ortadan kaldırılacaktır.

8- Olumsuzluklara gelince; kart1903 projesi, futbolcularla ilişikler kesilirken izlenen yöntemlerin çoğunlukla sıkıntılı olması, yöneticilerin her birinden medyaya zamansız ve ayrı tellerden mesajlar verilmesi, hesap sorma tabirinin bolca kullanılıp özellikle YD konusunda aksiyon alınmaması ilk aklıma gelenler.

Bütün bu çerçeveden baktığımda, tabi ki kaliteli isimlerle kuvvetlendirilmiş yeni bir listeyle bir dönem daha başkanlığı hakkeden mevcut yönetimdir.

Beşiktaşımız için hayırlısı olsun.
Sevgiler.

Gönderen: göksel turgut
Mesaj No: 84513
Tarih: 23.05.2013 23:09

Yarin adayligini aciklayacakmis..
Hayirlisi olsun…

MEDYA KARTALI – HAKAN ÖNCÜL

Medya Kartalı haber sitesinin kurucularından Hakan Öncül wk’nın da üyelerinden. Üye olduğunda Kartal Bakışı’nda görev yapıyordu ve wk’ya üye olması beni sevindirmişti.

Bugün Wederson’un Beşiktaşla anlaştığı yönünde haberler çıktı ve bu tüm Beşiktaşlılar gibi beni de sinirlendirdi. Ardından haberi veren siteler de dahil olmak üzere, Beşiktaşlı yöneticilerin yalanlamaları haber sitelerinde yer aldı, Medya Kartalı hariç.

Ardından kulüpten resmi yalanlama geldi.

Ben bu yazıya başladığımda Medya Kartalı’nın ana sayfasında hala "Wedwerson Beşiktaş’ta" haberi duruyor, üzerinde "Adalı Benitez’i gözüne kestirdi" haberi ile beraber. Ancak ne yöneticilerin ne de kulübün yalanlaması henüz yer bulamadı aynı sitede.

Seçim döneminde bazı yayın organlarının bazı adayları desteklemesini doğal bulmakla beraber, Medya Kartalı’nın tarafgirliği bu aşamaya getirmesine Hakan Öncül’e Kartal Bakışı TV’de yapmış olduğu programlar için olan saygımdan sadece bu kadar da değil diyorum şimdilik.

İlk günden kötü sinyaller vermesine rağmen, umarım seçim yarışı temiz bir yarış olur.

BJK:SERDAR ADALI ADAY..

Baris cok guzel tesbitler.
Kisa ve oz anlatmissin.
Sana katiliyorum.

Serif Alan

Gönderen: barış yaşar
Mesaj No: 84515
Tarih: 24.05.2013 09:55

Listeleri görüp etraflıca değerlendirmek lazım. Ancak ilk aşamada görüşlerim şu şekilde:

1- Şike sürecinde Adalı hakkında açılan dava devam etmekte ve mahkemeler dışında kimse suçlu bulunmayacak garantisini verebilecek bir yetkiye sahip değil. Dolayısıyla diyelim ki başkan oldu ve sonra suçlu bulundu, Beşiktaş kulübü ve taraftarını sokacağı bu durumun altından nasıl kalkabilir?

2- Fikret Orman, seçildikten sonraki icraatlerini incelediğimizde hem hataları hem doğruları olan ama bence doğruları ağır basan ve bence 1 dönem daha başkanlığı hak eden isimdir.

3- 8 yıldır her mayıs kutlanan kazma şenliklerini gerçekten ruhsatı alarak somut bir projeye dönüştürmüştür. Haziran’da da gerçekten kazma vurulacaktır.

4- Futbol Genel Direktrölüğü ile istenen profesyonel yapıyı oluşturma anlamında yine somut bir adım atılmıştır, camiada gördüğüm genel olarak olumlu karşılanan balka bir önemli icraattır.

5- Finansal anlamda kaybedilen itibarı (gelir giderden bahsetmiyorum, saygınlığı) yeniden kazandırmıştır. Önceden Beşiktaş adını duyunca köşe bucak kaçan yatırımcı, sponsor, futbolcu, teknik direktör vs.. artık Beşiktaş ile çalışır mısın dendiğinde olumlu yaklaşmaktadır.

6- Süleyman Seba döneminde rakipleri tarafından saygı duyulan, hatta bir çoğu tarafından sevilen o Beşiktaş duruşunu (duruş kelimesini ağzına sakız etmeden) tekrar kazandırmıştır. Son dönemlerde dikkat edin (sosyal medya her ne kadar çok bilgi kirliliği içerse de artık insanların algısını ölçmede önemli bir argümandır) gerek rakip taraftarlar, gerek rakip yönetici ve sporcular Beşiktaş’a helal olsun, işte dürüstlük, Beşiktaşlılık budur vs gibi söylemleri bolca kullanmaktadırlar.

7- Üyelik giriş ücretini düşürerek 3500’ün üzerinde yeni ve ağırlıklı üniversite öğrencisi bir kesimi kongre üyesi olmasını sağlamıştır ki mevcut kongre fareleri düzeninine bu seçimde değil ama sonraki seçimlerde baltayı indirecek olan en güzel gelişmedir. Tabi ki umarım Şubattaki mali kongrede yine bu üyelerin katılımıyla bu ücretin yükseltilmesi gibi bir olasılık ortadan kaldırılacaktır.

8- Olumsuzluklara gelince; kart1903 projesi, futbolcularla ilişikler kesilirken izlenen yöntemlerin çoğunlukla sıkıntılı olması, yöneticilerin her birinden medyaya zamansız ve ayrı tellerden mesajlar verilmesi, hesap sorma tabirinin bolca kullanılıp özellikle YD konusunda aksiyon alınmaması ilk aklıma gelenler.

Bütün bu çerçeveden baktığımda, tabi ki kaliteli isimlerle kuvvetlendirilmiş yeni bir listeyle bir dönem daha başkanlığı hakkeden mevcut yönetimdir.

Beşiktaşımız için hayırlısı olsun.
Sevgiler.

Gönderen: göksel turgut
Mesaj No: 84513
Tarih: 23.05.2013 23:09

Yarin adayligini aciklayacakmis..
Hayirlisi olsun…

Sidik yarisi)

Daha iki gun once yasanan alper potuk transferi konusunda yasanan sidik yarisini gorup ve bu yarista bizim olmamamiz bile su andaki yonetimin dogru yolda oldugunun gostergesidir.

Sistemi olan ne istedigini bilen bir kulup zaten bu sidik yarisinda yer almaz.

Ve iddia ediyorum cok iyi arastirilsa alper potuk kalitesindeki bir futbolcuyu en fazla bir milyon euro bonservis ve kendisine yediyuzellibin euro vermek kaydiyla transfer etmek ve daha fazla verim almak mumkundur.
Ve yine sistemi olan ne yaptigini ne istedigini bilen bir kulup hic bir zaman menejerlerin kuklasi olmaz.
Renkli basinin asparagas haberlerini kaale almaz.

Sonuc olarak dilerim bu sistem yavas yavas rayina oturur ve kazanan BESIKTAS olur.

Baska turlusunu dusunmek bile istemiyorum:(

Serif Alan

BJK:SERDAR ADALI ADAY..

Serdar Adalı`nın adaylıgını acıklamaya karar vermesi bile Beşiktaş`ın yararınadır..

Kendini şu anda tek olarak gören Fikret Orman artık yalnız olmayacağını gormustur umarım..

Benim merak ettigim konu ise,

Mevcut yonetim su anda futbolda yapılanmaya gidiyoruz diyor ve bir takım anlasmalar yapıyor ( Önder Ozen )

Teknik direktor ve transfer calısmaları yapıyor..

Ama cok yakında bir kongre var ve kimin kazanacagıda belli degil .

Bu yapılan harcamalar ne kadar dogru ?

Gelen yonetim mesela Onder Ozen ile calısmak istemezse ne olacak tazminatmı odeyecegız ?

Fikret Orman anlasılan secimi erkene alarak rakıpsız bir sekilde secilecegini dusunuyordu ama Serdar Adalı gibi bir rakip olunca kongre kimi secer belli olmaz..

Anlasılan ortalık karısacak..

Gönderen: ercüment meriç öztürk
Mesaj No: 84519
Tarih: 24.05.2013 12:07

Güzel tespitler, gayet güzel anlatmışsın iki adayı da.

Benim görüşüm, Yıldıran Demirören’in sağ kolu olan ve borcun her satırında imzası bulunan Adalının muhtemel başkanlığı, loy loy tayfasının gönlüne göre olmakla beraber, Beşiktaş’ın faydasına olmayacaktır.

Q7 nin dönmesinden, onun gelip bunun gitmesinden bahsediliyor ama sistemden bahsetmiyor hiç… Bu da benim için olumsuz bir konu.

Orman yönetimi ilk döneminde sevapları ağır basan ama hataları da göz ardı edilmemesi gereken, herşeyden önemlisi iyi niyetine inandığım bir yönetim oldu. Doğru profesyonellere yatırım yaparak, hataların da minimuma ineceğine inanıyorum.

Kongre üyeleride artık "Vay vay vay kadroya bak para babaları", " oooo bilmemnenin sahibi, camianın ağır topu da feşmekanın listesinde" söylemlerini bir kenara bırakıp; mantık dahilinde, sistem kurmayı kafaya koymuş ve bunu başaracak dirayette isimlere odaklanmalıdır.

Bizi tüm sıkıntılardan kurtarıp, belirli gelenekler doğrultusunda başarıya ulaştıracak olan Özilha, Koç, Özyeğin, Ciner, Kalkavan, Sabancı değil SİSTEM dir.

Selamlar

Ercument

Gönderen: barış yaşar
Mesaj No: 84515
Tarih: 24.05.2013 09:55

Listeleri görüp etraflıca değerlendirmek lazım. Ancak ilk aşamada görüşlerim şu şekilde:

1- Şike sürecinde Adalı hakkında açılan dava devam etmekte ve mahkemeler dışında kimse suçlu bulunmayacak garantisini verebilecek bir yetkiye sahip değil. Dolayısıyla diyelim ki başkan oldu ve sonra suçlu bulundu, Beşiktaş kulübü ve taraftarını sokacağı bu durumun altından nasıl kalkabilir?

2- Fikret Orman, seçildikten sonraki icraatlerini incelediğimizde hem hataları hem doğruları olan ama bence doğruları ağır basan ve bence 1 dönem daha başkanlığı hak eden isimdir.

3- 8 yıldır her mayıs kutlanan kazma şenliklerini gerçekten ruhsatı alarak somut bir projeye dönüştürmüştür. Haziran’da da gerçekten kazma vurulacaktır.

4- Futbol Genel Direktrölüğü ile istenen profesyonel yapıyı oluşturma anlamında yine somut bir adım atılmıştır, camiada gördüğüm genel olarak olumlu karşılanan balka bir önemli icraattır.

5- Finansal anlamda kaybedilen itibarı (gelir giderden bahsetmiyorum, saygınlığı) yeniden kazandırmıştır. Önceden Beşiktaş adını duyunca köşe bucak kaçan yatırımcı, sponsor, futbolcu, teknik direktör vs.. artık Beşiktaş ile çalışır mısın dendiğinde olumlu yaklaşmaktadır.

6- Süleyman Seba döneminde rakipleri tarafından saygı duyulan, hatta bir çoğu tarafından sevilen o Beşiktaş duruşunu (duruş kelimesini ağzına sakız etmeden) tekrar kazandırmıştır. Son dönemlerde dikkat edin (sosyal medya her ne kadar çok bilgi kirliliği içerse de artık insanların algısını ölçmede önemli bir argümandır) gerek rakip taraftarlar, gerek rakip yönetici ve sporcular Beşiktaş’a helal olsun, işte dürüstlük, Beşiktaşlılık budur vs gibi söylemleri bolca kullanmaktadırlar.

7- Üyelik giriş ücretini düşürerek 3500’ün üzerinde yeni ve ağırlıklı üniversite öğrencisi bir kesimi kongre üyesi olmasını sağlamıştır ki mevcut kongre fareleri düzeninine bu seçimde değil ama sonraki seçimlerde baltayı indirecek olan en güzel gelişmedir. Tabi ki umarım Şubattaki mali kongrede yine bu üyelerin katılımıyla bu ücretin yükseltilmesi gibi bir olasılık ortadan kaldırılacaktır.

8- Olumsuzluklara gelince; kart1903 projesi, futbolcularla ilişikler kesilirken izlenen yöntemlerin çoğunlukla sıkıntılı olması, yöneticilerin her birinden medyaya zamansız ve ayrı tellerden mesajlar verilmesi, hesap sorma tabirinin bolca kullanılıp özellikle YD konusunda aksiyon alınmaması ilk aklıma gelenler.

Bütün bu çerçeveden baktığımda, tabi ki kaliteli isimlerle kuvvetlendirilmiş yeni bir listeyle bir dönem daha başkanlığı hakkeden mevcut yönetimdir.

Beşiktaşımız için hayırlısı olsun.
Sevgiler.

Gönderen: göksel turgut
Mesaj No: 84513
Tarih: 23.05.2013 23:09

Yarin adayligini aciklayacakmis..
Hayirlisi olsun…

BJK:SERDAR ADALI ADAY..

Güzel tespitler, gayet güzel anlatmışsın iki adayı da.

Benim görüşüm, Yıldıran Demirören’in sağ kolu olan ve borcun her satırında imzası bulunan Adalının muhtemel başkanlığı, loy loy tayfasının gönlüne göre olmakla beraber, Beşiktaş’ın faydasına olmayacaktır.

Q7 nin dönmesinden, onun gelip bunun gitmesinden bahsediliyor ama sistemden bahsetmiyor hiç… Bu da benim için olumsuz bir konu.

Orman yönetimi ilk döneminde sevapları ağır basan ama hataları da göz ardı edilmemesi gereken, herşeyden önemlisi iyi niyetine inandığım bir yönetim oldu. Doğru profesyonellere yatırım yaparak, hataların da minimuma ineceğine inanıyorum.

Kongre üyeleride artık "Vay vay vay kadroya bak para babaları", " oooo bilmemnenin sahibi, camianın ağır topu da feşmekanın listesinde" söylemlerini bir kenara bırakıp; mantık dahilinde, sistem kurmayı kafaya koymuş ve bunu başaracak dirayette isimlere odaklanmalıdır.

Bizi tüm sıkıntılardan kurtarıp, belirli gelenekler doğrultusunda başarıya ulaştıracak olan Özilha, Koç, Özyeğin, Ciner, Kalkavan, Sabancı değil SİSTEM dir.

Selamlar

Ercument

Gönderen: barış yaşar
Mesaj No: 84515
Tarih: 24.05.2013 09:55

Listeleri görüp etraflıca değerlendirmek lazım. Ancak ilk aşamada görüşlerim şu şekilde:

1- Şike sürecinde Adalı hakkında açılan dava devam etmekte ve mahkemeler dışında kimse suçlu bulunmayacak garantisini verebilecek bir yetkiye sahip değil. Dolayısıyla diyelim ki başkan oldu ve sonra suçlu bulundu, Beşiktaş kulübü ve taraftarını sokacağı bu durumun altından nasıl kalkabilir?

2- Fikret Orman, seçildikten sonraki icraatlerini incelediğimizde hem hataları hem doğruları olan ama bence doğruları ağır basan ve bence 1 dönem daha başkanlığı hak eden isimdir.

3- 8 yıldır her mayıs kutlanan kazma şenliklerini gerçekten ruhsatı alarak somut bir projeye dönüştürmüştür. Haziran’da da gerçekten kazma vurulacaktır.

4- Futbol Genel Direktrölüğü ile istenen profesyonel yapıyı oluşturma anlamında yine somut bir adım atılmıştır, camiada gördüğüm genel olarak olumlu karşılanan balka bir önemli icraattır.

5- Finansal anlamda kaybedilen itibarı (gelir giderden bahsetmiyorum, saygınlığı) yeniden kazandırmıştır. Önceden Beşiktaş adını duyunca köşe bucak kaçan yatırımcı, sponsor, futbolcu, teknik direktör vs.. artık Beşiktaş ile çalışır mısın dendiğinde olumlu yaklaşmaktadır.

6- Süleyman Seba döneminde rakipleri tarafından saygı duyulan, hatta bir çoğu tarafından sevilen o Beşiktaş duruşunu (duruş kelimesini ağzına sakız etmeden) tekrar kazandırmıştır. Son dönemlerde dikkat edin (sosyal medya her ne kadar çok bilgi kirliliği içerse de artık insanların algısını ölçmede önemli bir argümandır) gerek rakip taraftarlar, gerek rakip yönetici ve sporcular Beşiktaş’a helal olsun, işte dürüstlük, Beşiktaşlılık budur vs gibi söylemleri bolca kullanmaktadırlar.

7- Üyelik giriş ücretini düşürerek 3500’ün üzerinde yeni ve ağırlıklı üniversite öğrencisi bir kesimi kongre üyesi olmasını sağlamıştır ki mevcut kongre fareleri düzeninine bu seçimde değil ama sonraki seçimlerde baltayı indirecek olan en güzel gelişmedir. Tabi ki umarım Şubattaki mali kongrede yine bu üyelerin katılımıyla bu ücretin yükseltilmesi gibi bir olasılık ortadan kaldırılacaktır.

8- Olumsuzluklara gelince; kart1903 projesi, futbolcularla ilişikler kesilirken izlenen yöntemlerin çoğunlukla sıkıntılı olması, yöneticilerin her birinden medyaya zamansız ve ayrı tellerden mesajlar verilmesi, hesap sorma tabirinin bolca kullanılıp özellikle YD konusunda aksiyon alınmaması ilk aklıma gelenler.

Bütün bu çerçeveden baktığımda, tabi ki kaliteli isimlerle kuvvetlendirilmiş yeni bir listeyle bir dönem daha başkanlığı hakkeden mevcut yönetimdir.

Beşiktaşımız için hayırlısı olsun.
Sevgiler.

Gönderen: göksel turgut
Mesaj No: 84513
Tarih: 23.05.2013 23:09

Yarin adayligini aciklayacakmis..
Hayirlisi olsun…

BJK:SERDAR ADALI ADAY..

Bazı beşiktaşlı malım haber siteleri, Milliyet grubuna bakacağım. Kimi destekliyorlarsa karşısındakini destekleyeceğim. Nasıl ama?

Gönderen: barış yaşar
Mesaj No: 84515
Tarih: 24.05.2013 09:55

Listeleri görüp etraflıca değerlendirmek lazım. Ancak ilk aşamada görüşlerim şu şekilde:

1- Şike sürecinde Adalı hakkında açılan dava devam etmekte ve mahkemeler dışında kimse suçlu bulunmayacak garantisini verebilecek bir yetkiye sahip değil. Dolayısıyla diyelim ki başkan oldu ve sonra suçlu bulundu, Beşiktaş kulübü ve taraftarını sokacağı bu durumun altından nasıl kalkabilir?

2- Fikret Orman, seçildikten sonraki icraatlerini incelediğimizde hem hataları hem doğruları olan ama bence doğruları ağır basan ve bence 1 dönem daha başkanlığı hak eden isimdir.

3- 8 yıldır her mayıs kutlanan kazma şenliklerini gerçekten ruhsatı alarak somut bir projeye dönüştürmüştür. Haziran’da da gerçekten kazma vurulacaktır.

4- Futbol Genel Direktrölüğü ile istenen profesyonel yapıyı oluşturma anlamında yine somut bir adım atılmıştır, camiada gördüğüm genel olarak olumlu karşılanan balka bir önemli icraattır.

5- Finansal anlamda kaybedilen itibarı (gelir giderden bahsetmiyorum, saygınlığı) yeniden kazandırmıştır. Önceden Beşiktaş adını duyunca köşe bucak kaçan yatırımcı, sponsor, futbolcu, teknik direktör vs.. artık Beşiktaş ile çalışır mısın dendiğinde olumlu yaklaşmaktadır.

6- Süleyman Seba döneminde rakipleri tarafından saygı duyulan, hatta bir çoğu tarafından sevilen o Beşiktaş duruşunu (duruş kelimesini ağzına sakız etmeden) tekrar kazandırmıştır. Son dönemlerde dikkat edin (sosyal medya her ne kadar çok bilgi kirliliği içerse de artık insanların algısını ölçmede önemli bir argümandır) gerek rakip taraftarlar, gerek rakip yönetici ve sporcular Beşiktaş’a helal olsun, işte dürüstlük, Beşiktaşlılık budur vs gibi söylemleri bolca kullanmaktadırlar.

7- Üyelik giriş ücretini düşürerek 3500’ün üzerinde yeni ve ağırlıklı üniversite öğrencisi bir kesimi kongre üyesi olmasını sağlamıştır ki mevcut kongre fareleri düzeninine bu seçimde değil ama sonraki seçimlerde baltayı indirecek olan en güzel gelişmedir. Tabi ki umarım Şubattaki mali kongrede yine bu üyelerin katılımıyla bu ücretin yükseltilmesi gibi bir olasılık ortadan kaldırılacaktır.

8- Olumsuzluklara gelince; kart1903 projesi, futbolcularla ilişikler kesilirken izlenen yöntemlerin çoğunlukla sıkıntılı olması, yöneticilerin her birinden medyaya zamansız ve ayrı tellerden mesajlar verilmesi, hesap sorma tabirinin bolca kullanılıp özellikle YD konusunda aksiyon alınmaması ilk aklıma gelenler.

Bütün bu çerçeveden baktığımda, tabi ki kaliteli isimlerle kuvvetlendirilmiş yeni bir listeyle bir dönem daha başkanlığı hakkeden mevcut yönetimdir.

Beşiktaşımız için hayırlısı olsun.
Sevgiler.

Gönderen: göksel turgut
Mesaj No: 84513
Tarih: 23.05.2013 23:09

Yarin adayligini aciklayacakmis..
Hayirlisi olsun…

BJK:SERDAR ADALI ADAY..

Bugün biraz internette dolaştım, yorumsuz paylaşıyorum iki ayrı haberden alıntıları:

Yeni haber:

"ERDOĞAN’DAN DESTEK

Mevcut yönetim kurulunun önemli isimlerinden birisi olan ve başkan Fikret Orman ile girdiği ciddi tartışmanın ardından yönetim kurulu toplantılarına katılmayarak, Orman yönetimini protesto eden Levent Erdoğan’ın da desteğini alan Serdal Adalı’nın seçimi kazanma şansının oldukça yüksek olduğu da iddia ediliyor."

Eski haber:

"BORCU SERDAR ADALI YAPTI!

Malum transferleri sorumlu olarak eski Asbaşkan Serdar Adalı yaptı diyen Levent Erdoğan; "O ve Cengiz Zülfikaroğlu… Bu oyuncuları onlar seçti ve aldılar. Bu borcu onlar yaptılar. Anlamadığım bu borçları yapan Serdar Adalı’ya neden ayrıcalık tanınıyor. Bu olaylara yabancıymış gibi değerlendirilmesini anlayamıyorum" şeklinde konuştu."

Gönderen: serdar özgül
Mesaj No: 84516
Tarih: 24.05.2013 10:18

aklıma bucaspor geldi..

1.lige çıkmışlardı..o kadroyu darmadağın edip, bülent uygun denen günahım kadar sevmediğim bir adamı getirdiler; 1.lige çıkan ve benim "yüzyılın projesi" dediğim oyunculardan sanırım bir oyuncu bırakıp,nerde yıldız eskisi nerde çaptan düşmüş ama ismi yeter denilen adam varsa topladılar getirdiler..

bülent uygun transferleri yaptırdı , daha bismillah demeden terketti gitti..
çok şey söylendi ama bizi ilgilendirmiyor; zaten arkadan şikeydi oydu buydu derken hayatı boyunca üzerinden atamayacağı şeylerle karşı karşıya geldi..benim vicdanımda mahkumdur.

fikret başkan ve ekibi, zor zamanda elini taşın altına soktu; ve şu an çok takdir ettiğim yürekten desteklediğim işler yapılıyor. gönlüm ister ki devam etsinler. serdal adalı ve sözkonusu ekibi, buca’nın birinci lige çıkıp o başarılı mevcut kadroyu dağıtmasına benzettim nedense..ve üstelik dediğiniz gibi, ilk duyduğum andan itibaren içimi yakan bu şike vb hadiselerin içinde yer alma konusu içim çok acıtıyor.

isterse altın madeni sunsun hiç önemli değil ama ben böyle bir başkan istemiyorum.

iş anlamında bir geçiş dönemindeyim, yıllardır klübe üye olmadığım için kendimi ayıplıyorum.
şu dönem biraz sıkışık geçiyor ;ve bu yüzden ızdırap halindeyim; rahatlar rahatlamaz kongre üyesi olur ve oy kullanırım diyordum ama; tüzük değişikliği, seçim tarihi ve yeni adayların çıkması bu kadar erken olabilecek gelişmeler değildi benim için.. bu nedenle söylemlerim sadece söylem olarak kalıyor..oy kullansam rahatlıkla fikret başkana verirdim oyumu diyebilirim..

Gönderen: barış yaşar
Mesaj No: 84515
Tarih: 24.05.2013 09:55

Listeleri görüp etraflıca değerlendirmek lazım. Ancak ilk aşamada görüşlerim şu şekilde:

1- Şike sürecinde Adalı hakkında açılan dava devam etmekte ve mahkemeler dışında kimse suçlu bulunmayacak garantisini verebilecek bir yetkiye sahip değil. Dolayısıyla diyelim ki başkan oldu ve sonra suçlu bulundu, Beşiktaş kulübü ve taraftarını sokacağı bu durumun altından nasıl kalkabilir?

2- Fikret Orman, seçildikten sonraki icraatlerini incelediğimizde hem hataları hem doğruları olan ama bence doğruları ağır basan ve bence 1 dönem daha başkanlığı hak eden isimdir.

3- 8 yıldır her mayıs kutlanan kazma şenliklerini gerçekten ruhsatı alarak somut bir projeye dönüştürmüştür. Haziran’da da gerçekten kazma vurulacaktır.

4- Futbol Genel Direktrölüğü ile istenen profesyonel yapıyı oluşturma anlamında yine somut bir adım atılmıştır, camiada gördüğüm genel olarak olumlu karşılanan balka bir önemli icraattır.

5- Finansal anlamda kaybedilen itibarı (gelir giderden bahsetmiyorum, saygınlığı) yeniden kazandırmıştır. Önceden Beşiktaş adını duyunca köşe bucak kaçan yatırımcı, sponsor, futbolcu, teknik direktör vs.. artık Beşiktaş ile çalışır mısın dendiğinde olumlu yaklaşmaktadır.

6- Süleyman Seba döneminde rakipleri tarafından saygı duyulan, hatta bir çoğu tarafından sevilen o Beşiktaş duruşunu (duruş kelimesini ağzına sakız etmeden) tekrar kazandırmıştır. Son dönemlerde dikkat edin (sosyal medya her ne kadar çok bilgi kirliliği içerse de artık insanların algısını ölçmede önemli bir argümandır) gerek rakip taraftarlar, gerek rakip yönetici ve sporcular Beşiktaş’a helal olsun, işte dürüstlük, Beşiktaşlılık budur vs gibi söylemleri bolca kullanmaktadırlar.

7- Üyelik giriş ücretini düşürerek 3500’ün üzerinde yeni ve ağırlıklı üniversite öğrencisi bir kesimi kongre üyesi olmasını sağlamıştır ki mevcut kongre fareleri düzeninine bu seçimde değil ama sonraki seçimlerde baltayı indirecek olan en güzel gelişmedir. Tabi ki umarım Şubattaki mali kongrede yine bu üyelerin katılımıyla bu ücretin yükseltilmesi gibi bir olasılık ortadan kaldırılacaktır.

8- Olumsuzluklara gelince; kart1903 projesi, futbolcularla ilişikler kesilirken izlenen yöntemlerin çoğunlukla sıkıntılı olması, yöneticilerin her birinden medyaya zamansız ve ayrı tellerden mesajlar verilmesi, hesap sorma tabirinin bolca kullanılıp özellikle YD konusunda aksiyon alınmaması ilk aklıma gelenler.

Bütün bu çerçeveden baktığımda, tabi ki kaliteli isimlerle kuvvetlendirilmiş yeni bir listeyle bir dönem daha başkanlığı hakkeden mevcut yönetimdir.

Beşiktaşımız için hayırlısı olsun.
Sevgiler.

Gönderen: göksel turgut
Mesaj No: 84513
Tarih: 23.05.2013 23:09

Yarin adayligini aciklayacakmis..
Hayirlisi olsun…

BJK:SERDAR ADALI ADAY..

aklıma bucaspor geldi..

1.lige çıkmışlardı..o kadroyu darmadağın edip, bülent uygun denen günahım kadar sevmediğim bir adamı getirdiler; 1.lige çıkan ve benim "yüzyılın projesi" dediğim oyunculardan sanırım bir oyuncu bırakıp,nerde yıldız eskisi nerde çaptan düşmüş ama ismi yeter denilen adam varsa topladılar getirdiler..

bülent uygun transferleri yaptırdı , daha bismillah demeden terketti gitti..
çok şey söylendi ama bizi ilgilendirmiyor; zaten arkadan şikeydi oydu buydu derken hayatı boyunca üzerinden atamayacağı şeylerle karşı karşıya geldi..benim vicdanımda mahkumdur.

fikret başkan ve ekibi, zor zamanda elini taşın altına soktu; ve şu an çok takdir ettiğim yürekten desteklediğim işler yapılıyor. gönlüm ister ki devam etsinler. serdal adalı ve sözkonusu ekibi, buca’nın birinci lige çıkıp o başarılı mevcut kadroyu dağıtmasına benzettim nedense..ve üstelik dediğiniz gibi, ilk duyduğum andan itibaren içimi yakan bu şike vb hadiselerin içinde yer alma konusu içim çok acıtıyor.

isterse altın madeni sunsun hiç önemli değil ama ben böyle bir başkan istemiyorum.

iş anlamında bir geçiş dönemindeyim, yıllardır klübe üye olmadığım için kendimi ayıplıyorum.
şu dönem biraz sıkışık geçiyor ;ve bu yüzden ızdırap halindeyim; rahatlar rahatlamaz kongre üyesi olur ve oy kullanırım diyordum ama; tüzük değişikliği, seçim tarihi ve yeni adayların çıkması bu kadar erken olabilecek gelişmeler değildi benim için.. bu nedenle söylemlerim sadece söylem olarak kalıyor..oy kullansam rahatlıkla fikret başkana verirdim oyumu diyebilirim..

Gönderen: barış yaşar
Mesaj No: 84515
Tarih: 24.05.2013 09:55

Listeleri görüp etraflıca değerlendirmek lazım. Ancak ilk aşamada görüşlerim şu şekilde:

1- Şike sürecinde Adalı hakkında açılan dava devam etmekte ve mahkemeler dışında kimse suçlu bulunmayacak garantisini verebilecek bir yetkiye sahip değil. Dolayısıyla diyelim ki başkan oldu ve sonra suçlu bulundu, Beşiktaş kulübü ve taraftarını sokacağı bu durumun altından nasıl kalkabilir?

2- Fikret Orman, seçildikten sonraki icraatlerini incelediğimizde hem hataları hem doğruları olan ama bence doğruları ağır basan ve bence 1 dönem daha başkanlığı hak eden isimdir.

3- 8 yıldır her mayıs kutlanan kazma şenliklerini gerçekten ruhsatı alarak somut bir projeye dönüştürmüştür. Haziran’da da gerçekten kazma vurulacaktır.

4- Futbol Genel Direktrölüğü ile istenen profesyonel yapıyı oluşturma anlamında yine somut bir adım atılmıştır, camiada gördüğüm genel olarak olumlu karşılanan balka bir önemli icraattır.

5- Finansal anlamda kaybedilen itibarı (gelir giderden bahsetmiyorum, saygınlığı) yeniden kazandırmıştır. Önceden Beşiktaş adını duyunca köşe bucak kaçan yatırımcı, sponsor, futbolcu, teknik direktör vs.. artık Beşiktaş ile çalışır mısın dendiğinde olumlu yaklaşmaktadır.

6- Süleyman Seba döneminde rakipleri tarafından saygı duyulan, hatta bir çoğu tarafından sevilen o Beşiktaş duruşunu (duruş kelimesini ağzına sakız etmeden) tekrar kazandırmıştır. Son dönemlerde dikkat edin (sosyal medya her ne kadar çok bilgi kirliliği içerse de artık insanların algısını ölçmede önemli bir argümandır) gerek rakip taraftarlar, gerek rakip yönetici ve sporcular Beşiktaş’a helal olsun, işte dürüstlük, Beşiktaşlılık budur vs gibi söylemleri bolca kullanmaktadırlar.

7- Üyelik giriş ücretini düşürerek 3500’ün üzerinde yeni ve ağırlıklı üniversite öğrencisi bir kesimi kongre üyesi olmasını sağlamıştır ki mevcut kongre fareleri düzeninine bu seçimde değil ama sonraki seçimlerde baltayı indirecek olan en güzel gelişmedir. Tabi ki umarım Şubattaki mali kongrede yine bu üyelerin katılımıyla bu ücretin yükseltilmesi gibi bir olasılık ortadan kaldırılacaktır.

8- Olumsuzluklara gelince; kart1903 projesi, futbolcularla ilişikler kesilirken izlenen yöntemlerin çoğunlukla sıkıntılı olması, yöneticilerin her birinden medyaya zamansız ve ayrı tellerden mesajlar verilmesi, hesap sorma tabirinin bolca kullanılıp özellikle YD konusunda aksiyon alınmaması ilk aklıma gelenler.

Bütün bu çerçeveden baktığımda, tabi ki kaliteli isimlerle kuvvetlendirilmiş yeni bir listeyle bir dönem daha başkanlığı hakkeden mevcut yönetimdir.

Beşiktaşımız için hayırlısı olsun.
Sevgiler.

Gönderen: göksel turgut
Mesaj No: 84513
Tarih: 23.05.2013 23:09

Yarin adayligini aciklayacakmis..
Hayirlisi olsun…

BJK:SERDAR ADALI ADAY..

Listeleri görüp etraflıca değerlendirmek lazım. Ancak ilk aşamada görüşlerim şu şekilde:

1- Şike sürecinde Adalı hakkında açılan dava devam etmekte ve mahkemeler dışında kimse suçlu bulunmayacak garantisini verebilecek bir yetkiye sahip değil. Dolayısıyla diyelim ki başkan oldu ve sonra suçlu bulundu, Beşiktaş kulübü ve taraftarını sokacağı bu durumun altından nasıl kalkabilir?

2- Fikret Orman, seçildikten sonraki icraatlerini incelediğimizde hem hataları hem doğruları olan ama bence doğruları ağır basan ve bence 1 dönem daha başkanlığı hak eden isimdir.

3- 8 yıldır her mayıs kutlanan kazma şenliklerini gerçekten ruhsatı alarak somut bir projeye dönüştürmüştür. Haziran’da da gerçekten kazma vurulacaktır.

4- Futbol Genel Direktrölüğü ile istenen profesyonel yapıyı oluşturma anlamında yine somut bir adım atılmıştır, camiada gördüğüm genel olarak olumlu karşılanan balka bir önemli icraattır.

5- Finansal anlamda kaybedilen itibarı (gelir giderden bahsetmiyorum, saygınlığı) yeniden kazandırmıştır. Önceden Beşiktaş adını duyunca köşe bucak kaçan yatırımcı, sponsor, futbolcu, teknik direktör vs.. artık Beşiktaş ile çalışır mısın dendiğinde olumlu yaklaşmaktadır.

6- Süleyman Seba döneminde rakipleri tarafından saygı duyulan, hatta bir çoğu tarafından sevilen o Beşiktaş duruşunu (duruş kelimesini ağzına sakız etmeden) tekrar kazandırmıştır. Son dönemlerde dikkat edin (sosyal medya her ne kadar çok bilgi kirliliği içerse de artık insanların algısını ölçmede önemli bir argümandır) gerek rakip taraftarlar, gerek rakip yönetici ve sporcular Beşiktaş’a helal olsun, işte dürüstlük, Beşiktaşlılık budur vs gibi söylemleri bolca kullanmaktadırlar.

7- Üyelik giriş ücretini düşürerek 3500’ün üzerinde yeni ve ağırlıklı üniversite öğrencisi bir kesimi kongre üyesi olmasını sağlamıştır ki mevcut kongre fareleri düzeninine bu seçimde değil ama sonraki seçimlerde baltayı indirecek olan en güzel gelişmedir. Tabi ki umarım Şubattaki mali kongrede yine bu üyelerin katılımıyla bu ücretin yükseltilmesi gibi bir olasılık ortadan kaldırılacaktır.

8- Olumsuzluklara gelince; kart1903 projesi, futbolcularla ilişikler kesilirken izlenen yöntemlerin çoğunlukla sıkıntılı olması, yöneticilerin her birinden medyaya zamansız ve ayrı tellerden mesajlar verilmesi, hesap sorma tabirinin bolca kullanılıp özellikle YD konusunda aksiyon alınmaması ilk aklıma gelenler.

Bütün bu çerçeveden baktığımda, tabi ki kaliteli isimlerle kuvvetlendirilmiş yeni bir listeyle bir dönem daha başkanlığı hakkeden mevcut yönetimdir.

Beşiktaşımız için hayırlısı olsun.
Sevgiler.

Gönderen: göksel turgut
Mesaj No: 84513
Tarih: 23.05.2013 23:09

Yarin adayligini aciklayacakmis..
Hayirlisi olsun…

BJK:FEDA nedir?

Birader genelde yazdığım yazılara gelen yorumlara cevap
yazmam.
Ama karşımdaki başkan olunca duyarsız kalmam mümkün değil.
Bugün tesadüfe bak iki başkana karşı cevap yazmak
zorundayım.
Teker teker gelin diyesim geldi; )

İşin şakası bir yana Sadece Samet konusuna açıklık getireyim.
Ben bu sezon Samet hocanın başarısız olduğunu düşünüyorum.
Hatta başarılı olduğu konusunda sana katılıyorum.
Amma gelecek sezon için umutlu değildim.
Onunda nedeni fener ve bursa deplasmanlarinda oynadığımız oyun
ve aldığımız sonuçlar.
Bu iki maç hayati önem taşıyordu.
Ve ikisini de çok kötü kaybettik.
Fenerle son maç tan sonra aynı puana gelsek ikinci bursa
ile aynı puanda olsak üçüncü olamoyorduk.
Şans yüzümüze güldü bir eksik ön eleme oynayacağız.
Sezonu biraz geç açacağız.
Allah razı olsun yolu açık olsun.

Gelelim diğer başkanıma.

Altay başkanım.
Ben Feda projesine asla karşı değilim hatta bu projeden
dolayı çok mutluyum.
Sadece iletişim konusundaki eksiklikten ve iyi
anlatilamamasindan yakındim.

Tabiki bende nerde kimin sırtında o tişörtu görsem çok
mutlu oluyorum.
Bir örnek verip konuyu kapatayim.
Kızımın ne Futbol ile nede Beşiktaş ile bir alakası yok.
Birgün bana neden Beşiktaş değilde Feda diye sordu.
Bende anlattım.
Ve o gün bugündür bazan siyah bazan beyaz olanını
giyip okula gidiyor.

Bundan daha büyük gurur olur mu?

Kalın sağlıcakla.
Ve çok özlendiniz…
Ve teker teker gelin:)

Hollandadan kucak dolusu selamlar sevgiler.

Serif Alan
Ve

Gönderen: serhat kutlu
Mesaj No: 84511
Tarih: 23.05.2013 21:45

Bence,
Emeğine sağlık, kalbine sağlık öncelikle. 
Eri geçi yok, olmuş işte.

Ancak birtakım konularda sanki farklı düşünüyorum.
Samet’in cuk oturduğunu, süreci doğru yönettiğini, kapasitesinin üstünde bir performans gösterdiğini düşünüyorum mesela.
Devreyle beraber yaptığı söylemler ve transferlerin yanlış olduğu konusunda hemfikir olmakla beraber insani zaaf diyorum. Hayatı boyunca ilk defa şampiyonluğa bu kadar yakın olabilecek ve bu O’nun zaafı oldu.
Ancak bir konuda hepimizden daha gerçekçi bence: Asıl Feda şimdi başlıyor. 
Önümüzdeki 2 sene "skortif" anlamda büyük başarılar beklemek gerçekçi olmayacaktır. Yeni bir düzen, yeni bir YK, bir FD, yeni hoca, 8+8+8 ve hepsinden önemlisi stadsızlık, ki aslında bir değil bizi 2 sene etkileyecektir, bizim için sadece gelecekle ilgili umut olabilir.
Ve ayrıca "Beşiktaş’ın formasının 4. olması, Yusuf’un kramponlarının sahada olması, Sergen’in taburede oturmasının yetmesi" çocuklarımıza anlatacağımız efsane olarak kalacak artık. 
Bizim, bence haklı sebeplerle, sabretmediğiz Ertuğrul Bursa’yı şampiyon yapıyor.
Hector Cuper’in Ordu’su küme düşüyor.
Bu sene şampiyon olan PSG 2 veya 3 sezon önce nerdeydi unutuldu bile.
Yani yok artık isim-cisim vesaire. Neyin ne olacağı hiç belli değil. Eskişehir tüm sezon için Federasyondan aldığı paranın fazlasını Potuk için Fener’den aldı. Ve doğru yönetilse o parayla 3 tane Bursa’lı Battalla’ya alır. Yani akıllı davranan kazanacak artık duygusal olan değil.
Büyük yanlış şuydu aslında: 2 milyon TL’lik tişört alınınca Beşiktaş’ın dertlerinin biteceği hayaline kapılmak.
Aslında Feda:
Fikret Ormandı
Samet Aybabaydı
Olcay Şahandı
Oğuzhan’ın takmın yıldızı olmasıydı
Menemendi
Oydu ve buydu
Asıl Feda maç sonu formasını isteyen taraftara "ben onu yıkayıp tekrar giyiyorum" diyen hentbol takımı oyuncusuydu
Ve maalesef ki böyle düşünüyorum ama 
Feda sezonunu asıl Heba eden, son Gençler maçında aynı havayı, yani biber gazını, solumaktan gurur duyduğum, muhteşemliği karşısında göz yaşlarımı tutamadığım büyük Beşiktaş taraftarıydı. 
Aynen Sametin dediği gibi bu sezon içerdeki tüm maçlarda Gençler maçı gibi olsaydı tribün belki sıralama değişmezdi ama biz kendimizi çok daha iyi hissederdik.
Bence tüm bileşenler içinde Feda’yı en az anlayan taraftar oldu bu sene.
Sadece yukarda bahsettiğim sebeplerden değil. Tüm yıl boyunca yaşananlardan ve konuşulanlardan dolayıdır bu düşüncem.
Hala Serdal Adalı, Sinan Engin diyenler var.
Var mı ötesi?

Bence yani….
Sevgiyle
Serhat Kutlu
WK 756

Gönderen: serif alan
Mesaj No: 84507
Tarih: 23.05.2013 13:47

Feda deyince…

Aslında bu yazı oldukça gecikmiş bir yazıdır.
Gecikmiş bir yazıdır çünkü, aklıma yazalı neredeyse bir yıl olmasına rağmen, bildiğiniz malum sebeplerden dolayı maalesef yazıyı bir türlü kağıda dökme imkanım olmadı.
Türkiye’de gündem çok çabuk değişmekte.
Bırakın günleri, kimi zaman sabahleyin aklınıza düşeni akşam yazmaya kalksanız bile bazen geç kalmış olursunuz.
Öte yandan, FEDA konusu ise, üzerinden bir yıl geçmesine rağmen hala gündemdeki yerini korumaya devam etmekte.
Ve bu yüzden, bende, gecikmeli de olsa FEDA hakkında yazmaya karar verdim.

Önce FEDA konusuna açıklık getirmek gerek.

Nedir FEDA?
Feda deyince öncelikle bir durup soluklanacaksın! Tarihe dalıp, düşünecek, hissedeceksin.
Burada iki heceli basit bir sözcükten bahsetmiyoruz.
BEŞİKTAŞ’A adanmış koskoca bir hayatı, ömrünü resmen BEŞİKTAŞ için FEDA etmiş olan merhum Şeref Bey’in hayatından ve onun son sözünden bahsediyoruz.
"FEDA"
Fikret Orman yönetimi iş başına gelir gelmez Şeref Bey’in anısına FEDA tişörtleri yaptırıp biz BEŞİKTAŞ’lıların beğenisine sunması büyük bir incelik.
Bence BEŞİKTAŞ büyüklerinin anısına yapılacak buna benzer tişörtler her daim kartal yuvalarının raflarında bulunmalıdır.
Çünkü her BEŞİKTAŞ’lının FEDA ve benzeri tişörtleri sırtında gururla taşıması boyun borcudur.

Hazır boyun borcu demişken, FEDA ile ilgili çok önemli bir konuya değineyim.
Bu tişörtlerin kesinlikle ama kesinlikle BEŞİKTAŞ’ın borçları ile hiç bir ilgisi alakası olmamalıydı.
Ama maalesef oldu.
İletişim hem çok basit, hem de çok zor bir iştir.
Bazen bir işaret ile herşeyi anlatırken, bazen kitap bile yazsanız hiç bir şey anlatamazsınız.
İşte, BEŞİKTAŞ yönetimi de maalesef FEDA konusunu anlatamakta yetersiz kaldı.
FEDA tişörtü yaptırmak her ne kadar güzel bir fikir olsada, iletişim eksikliği yüzünden FEDA, herkesin ağzında sakız olup anlamını yitirmeye başladı.
Ve bir anda geçen sezonun adı da, FEDA sezonu oluverdi.
Yönetimin yanlışı işte tam da buradaydı.
Evet, BEŞİKTAŞ’ın hem ekonomik, hem de yönetimsel anlamda büyük sorunları vardı ve başkan ve ekibi bu sorunları bile bile ellerini taşın altına sokup göreve geldiler.
Bu benim açımdan alkışa şayandır.
Sekiz yıllık bir enkazı bir anda temizleyip düze çıkmak hiç kolay degil.
Ama bir yerden de başlamak gerek. Yönetimde ilk olarak giderleri azaltma ve acil olan borçları kapatma yolunu seçti, ki bu da başlangıç için en akıllıca yöntemdi.

Ve geldik o bitmez tukenmez tartışmaya!!!

Q7…
İyi futbolcudur kötü futbolcudur yararlıdır zaralıdır vs.vs…

Bunlar çok tartışıldı.
Bir daha tartışmaya gerek yok.
Ama asla tartışmayacağım bir şey var ki, o da:

Kapısına 80.000 Lira, yazıyla da seksenbin Lira için haciz gelen bir kulübün yılda 3.750.000 Euro alan bir futbolcuyu kadrosunda bulundurması abesle iştigaldir.
Yada "Ayranı yok içmeye ….. …. ….ya " benzer.
Ve eğer giderleri kısıtlayacaksan en fazla ücret alan futbolcudan başlamak kadar doğal birşey yoktur.
Bu futbolcu tesadüfen Q7 oldu ama bir başka futbolcu da olabilirdi.
Ve yönetimin izlediği yöntemi o gün destekledim, hala da destekliyorum.
Q7 ile başlayıp Egemen ve Ernst’le devam eden yeni ücret politikası benim açımdan hem gerekli, hem de yerinde idi.
Çünkü bu gibi uygulamaları Hollanda kulüpleri bile bazen yapmak zorunda kalıyorlar.
Hollanda’da kimse "Adamın hakkı parasını da söke söke alır" demiyor.
Mesela Ajax. Daha geçen hafta yaptığı açıklama ile seneye sözleşmesi bitecek futbolculara ültimatom verdi.
"Ya şimdi kulübe para kazandırarak gidersiniz yada sözleşme uzatırsınız. Yok bir sezon daha kalıp seneye bedava giderim diyorsanız şimdiden yedek kulübesi hayırlı olsun çünkü asla kadroya giremezsiniz!"
Q7’ye yapılanda bunun gibi bir şeydi.
Üstelik yukarıda da yazdığım gibi madem kemer sıkacaksınız o zaman bunun en dogru yolu Q7’den başlamaktır.

Amma velakin FEDA konusunu anlatamzsanız!!! Ki anlatılamadı!!! Sezonun adı FEDA sezonu olur ve bizde böylece haklıyken haksız duruma düşmüş oluruz.
Feda sezonu öyleyse herkes elini taşın altına sokacak FEDA edecek!!!

Öyle olunca haliyle şu oldu.
Elin Portekiz’lisi neden feda etsin?
Adam haklı kapı gibi sözleşmesi var.
Bence de haklı.
Ve hiç bir şeyi feda falan etmek zorundada değildi.
Sadece eski yönetimin abuk sabuk sözleşmesini gözden geçirip hakkı olan paraya yeni bir sözleşme yapması gerekiyordu.
Yok hayır derse, işte kapı.
Bu kadar basit.

Ki BEŞİKTAŞ yönetimi hiç bir zaman futbolcuların parasını ödememezlikte yapmadı.
Parasını ödedikten sonra kadroya da alır isterse kadro dışı da bırakır.
Öte yandan hem parasını ödeyip hem de ondan yararlanmamakta isteyebilirsiniz ama bu, haliyle diğer futbolculara karşı inandırıcılığınızıda sıfırlar.
Yönetim bu açıdan sağlam bir duruş sergilemiştir.

Ayrıca FEDA öyle kolay bir iş degil ki!
BEŞİKTAŞ yönetiminin talebi, Q7’den yada diğer futbolculardan istediği şey FEDA falan değildir.
Hakkın yerini bulmasıdır.
Ne Q7, ne Egemen, ne de Ernst yüksek meblağların yazılı olduğu sözleşmelere hak ettikleri için değil bazılarının BEŞİKTAŞ’ın parasını babasının parasıymış gibi çar çur ettiği için imza atmışlardı.
Q7’ye hiç bir Avrupa kulübü talip olmadı.
Ernst’e Almanya’da hiç bir kulüp 500.000 Euro’dan fazla para vermez.
Egemen’e talip bile çıkmaz.

Peki ya Holosko?
Holosko, gerek oyunucu olarak, gerekse bir profesyonel olarak, benim beğendiğim bir futbolcu ama yıllık 400.000 Euro’dan daha fazla para vermem, bu ayrı.
Ve daha fazlasını kimse de vermez.
Bu durumda Holosko Feda mı etmiş oluyor?
Holosko’da feda falan etmedi.
Yönetim sezonun adını yanlış lanse edince bizde Holosko’nun feda ettiğini sandık.
Bu nedenlerden dolayı da iletişim çok önemli bir konu.
Ve BEŞİKTAŞ gibi asırlık bir camianın iletişim konusunda çağın geregi olan yeniliklere yönelmesi ve iletişim konusunda uzman kişilerle çalışması şarttır.
Resmi site başta olmak üzere her türlü bilgi bir kanaldan doğru ve güvenilir bir biçimde ilgililere aktarılmalıdır.
Bu yapılmadığı sürece bu sezon yaşanan durumu yaşamaya hep mahkumuz!
Başta da belirttiğim gibi, bu sezon yeni bir yapılanmanın başlangıcı olmalıydı, feda sezonu değil.
Ama görüldüğü gibi teknik direktörümüz bile FEDA sözünü yanlış anladığından "Bu sezon feda sezonuydu bu yüzden üçüncülük başarıdır" diye demeçler verdi.
Zaten ne zaman hasbelkader şampiyonluk potasına girdik hem Samet Hoca’nın hemde futbolcuların eli ayağı birbirine dolaştı.
¬Çünkü onlar da fedayı "Ligte kaçıncı olursak olalım…" diye düşünüp sezonu, baskısız bir sezon olarak algılamışlardı.
Hal böyle olunca da ligin ilk yarısı BEŞİKTAŞ için bir Anadolu takımı havasında geçti.
Yenersen olay, yenilirsen FEDA, gücümüz bu, kadro eksik, kıl yün….
Oysa her ne sezonu olursa olsun, BEŞİKTAŞ’ın hedefi hep sampiyonluk olmuştur.
Şampiyon olursunuz veya olmazsınız ama hedef hep aynıdır!
Her BEŞİKTAŞ’lı şunu bilir şunu söyler:
"BEŞİKTAŞ’ın formasını sahaya sersek, zaten ilk dört garanti"
Yani ilk dört için BEŞİKTAŞ ismi yeter.
Samet Hoca bundan bile habersizdi ve dolayısıyla üçüncülüğü, maalesef, başarı olarak kabul etti.

Sonuç olarak bir an önce şu FEDA ve fakir edebiyatını birbirinden ayırarak, ekonomik önlemleri ve kulübün çıkarlarını gözetmek şartıyla yolumuza devam etmeliyiz.
Tabi ki, Şeref Bey’i ve onun gibi BEŞİKTAŞ’ın temel taşlarını da unutmadan.
Yani, kulüp ekonomik olarak düze çıksa, sportif alanda başarı üstüne başarı yakalasa hatta şampiyonlar Ligi şampiyonu bile olsa…
Yine de, her BEŞİKTAŞ’lının sırtına FEDA tişörtünü gururla giyip taşıması bir boyun borcudur.

Feda deyince…
İnsanın aklına bu sezon değil…

FEDA deyince insanin aklina…

"Beşiktaş seni öldürecek" diyenlere "Beşiktaş’a canım feda" karşılığını veren Şeref Bey’in dilinden dökülen "FEDA" sözcüğü akla gelmelidir.

FEDA Budur…

Şerif Alan

BJK:FEDA nedir?

Sevgili Şerif;

Eline sağlık, uzun uzun yazmışsın. Serhat’ta fikirlerini paylaşmış sağ olsun.

FEDA bir simge, bir bütünlük anlayışı idi.
Erozyon dan çıkmak için ihtiyaç duyulan hareketin adıydı.
Bence iletişim yada anlayışın aktarılmasındaki zaaflar olmasına rağmen oldukça başarılı bir proje oldu.
Sokaklarda hatta özel günlerde FEDA giyen renkdaşlarımızı görünce yüzümüzde gülümseme olmuyor mu ?

Şimdi ki dönem zor olacak ama aşacağız sadece BEŞİKTAŞ ‘ı düşündüğümüz zaman zor da olsa aşacağız.
Aynı fikirde olmayanları karalamadığımız zaman aşacağız,
Beşiktaş tan menfaat beklemediğimiz zaman aşacağız,
Bir olabildiğimiz zaman aşacağız,
Saygılı olabildiğimiz zaman aşacağız,

bir süre dilek temenni olabilir, eklenebilinir bu listeye…

Umarım BEŞİKTAŞ Yönetimi yaşananlardan ders alır ve benzer durumlara düşmez.

Mevcut Yönetim Kurumsallaşma adına adımlar atıyor, en kısa sürede taşların yerine oturmasını da ben diliyorum.

Sevgilerimle;
Altay ALTIN

Gönderen: serif alan
Mesaj No: 84507
Tarih: 23.05.2013 13:47

Feda deyince…

Aslında bu yazı oldukça gecikmiş bir yazıdır.
Gecikmiş bir yazıdır çünkü, aklıma yazalı neredeyse bir yıl olmasına rağmen, bildiğiniz malum sebeplerden dolayı maalesef yazıyı bir türlü kağıda dökme imkanım olmadı.
Türkiye’de gündem çok çabuk değişmekte.
Bırakın günleri, kimi zaman sabahleyin aklınıza düşeni akşam yazmaya kalksanız bile bazen geç kalmış olursunuz.
Öte yandan, FEDA konusu ise, üzerinden bir yıl geçmesine rağmen hala gündemdeki yerini korumaya devam etmekte.
Ve bu yüzden, bende, gecikmeli de olsa FEDA hakkında yazmaya karar verdim.

Önce FEDA konusuna açıklık getirmek gerek.

Nedir FEDA?
Feda deyince öncelikle bir durup soluklanacaksın! Tarihe dalıp, düşünecek, hissedeceksin.
Burada iki heceli basit bir sözcükten bahsetmiyoruz.
BEŞİKTAŞ’A adanmış koskoca bir hayatı, ömrünü resmen BEŞİKTAŞ için FEDA etmiş olan merhum Şeref Bey’in hayatından ve onun son sözünden bahsediyoruz.
"FEDA"
Fikret Orman yönetimi iş başına gelir gelmez Şeref Bey’in anısına FEDA tişörtleri yaptırıp biz BEŞİKTAŞ’lıların beğenisine sunması büyük bir incelik.
Bence BEŞİKTAŞ büyüklerinin anısına yapılacak buna benzer tişörtler her daim kartal yuvalarının raflarında bulunmalıdır.
Çünkü her BEŞİKTAŞ’lının FEDA ve benzeri tişörtleri sırtında gururla taşıması boyun borcudur.

Hazır boyun borcu demişken, FEDA ile ilgili çok önemli bir konuya değineyim.
Bu tişörtlerin kesinlikle ama kesinlikle BEŞİKTAŞ’ın borçları ile hiç bir ilgisi alakası olmamalıydı.
Ama maalesef oldu.
İletişim hem çok basit, hem de çok zor bir iştir.
Bazen bir işaret ile herşeyi anlatırken, bazen kitap bile yazsanız hiç bir şey anlatamazsınız.
İşte, BEŞİKTAŞ yönetimi de maalesef FEDA konusunu anlatamakta yetersiz kaldı.
FEDA tişörtü yaptırmak her ne kadar güzel bir fikir olsada, iletişim eksikliği yüzünden FEDA, herkesin ağzında sakız olup anlamını yitirmeye başladı.
Ve bir anda geçen sezonun adı da, FEDA sezonu oluverdi.
Yönetimin yanlışı işte tam da buradaydı.
Evet, BEŞİKTAŞ’ın hem ekonomik, hem de yönetimsel anlamda büyük sorunları vardı ve başkan ve ekibi bu sorunları bile bile ellerini taşın altına sokup göreve geldiler.
Bu benim açımdan alkışa şayandır.
Sekiz yıllık bir enkazı bir anda temizleyip düze çıkmak hiç kolay degil.
Ama bir yerden de başlamak gerek. Yönetimde ilk olarak giderleri azaltma ve acil olan borçları kapatma yolunu seçti, ki bu da başlangıç için en akıllıca yöntemdi.

Ve geldik o bitmez tukenmez tartışmaya!!!

Q7…
İyi futbolcudur kötü futbolcudur yararlıdır zaralıdır vs.vs…

Bunlar çok tartışıldı.
Bir daha tartışmaya gerek yok.
Ama asla tartışmayacağım bir şey var ki, o da:

Kapısına 80.000 Lira, yazıyla da seksenbin Lira için haciz gelen bir kulübün yılda 3.750.000 Euro alan bir futbolcuyu kadrosunda bulundurması abesle iştigaldir.
Yada "Ayranı yok içmeye ….. …. ….ya " benzer.
Ve eğer giderleri kısıtlayacaksan en fazla ücret alan futbolcudan başlamak kadar doğal birşey yoktur.
Bu futbolcu tesadüfen Q7 oldu ama bir başka futbolcu da olabilirdi.
Ve yönetimin izlediği yöntemi o gün destekledim, hala da destekliyorum.
Q7 ile başlayıp Egemen ve Ernst’le devam eden yeni ücret politikası benim açımdan hem gerekli, hem de yerinde idi.
Çünkü bu gibi uygulamaları Hollanda kulüpleri bile bazen yapmak zorunda kalıyorlar.
Hollanda’da kimse "Adamın hakkı parasını da söke söke alır" demiyor.
Mesela Ajax. Daha geçen hafta yaptığı açıklama ile seneye sözleşmesi bitecek futbolculara ültimatom verdi.
"Ya şimdi kulübe para kazandırarak gidersiniz yada sözleşme uzatırsınız. Yok bir sezon daha kalıp seneye bedava giderim diyorsanız şimdiden yedek kulübesi hayırlı olsun çünkü asla kadroya giremezsiniz!"
Q7’ye yapılanda bunun gibi bir şeydi.
Üstelik yukarıda da yazdığım gibi madem kemer sıkacaksınız o zaman bunun en dogru yolu Q7’den başlamaktır.

Amma velakin FEDA konusunu anlatamzsanız!!! Ki anlatılamadı!!! Sezonun adı FEDA sezonu olur ve bizde böylece haklıyken haksız duruma düşmüş oluruz.
Feda sezonu öyleyse herkes elini taşın altına sokacak FEDA edecek!!!

Öyle olunca haliyle şu oldu.
Elin Portekiz’lisi neden feda etsin?
Adam haklı kapı gibi sözleşmesi var.
Bence de haklı.
Ve hiç bir şeyi feda falan etmek zorundada değildi.
Sadece eski yönetimin abuk sabuk sözleşmesini gözden geçirip hakkı olan paraya yeni bir sözleşme yapması gerekiyordu.
Yok hayır derse, işte kapı.
Bu kadar basit.

Ki BEŞİKTAŞ yönetimi hiç bir zaman futbolcuların parasını ödememezlikte yapmadı.
Parasını ödedikten sonra kadroya da alır isterse kadro dışı da bırakır.
Öte yandan hem parasını ödeyip hem de ondan yararlanmamakta isteyebilirsiniz ama bu, haliyle diğer futbolculara karşı inandırıcılığınızıda sıfırlar.
Yönetim bu açıdan sağlam bir duruş sergilemiştir.

Ayrıca FEDA öyle kolay bir iş degil ki!
BEŞİKTAŞ yönetiminin talebi, Q7’den yada diğer futbolculardan istediği şey FEDA falan değildir.
Hakkın yerini bulmasıdır.
Ne Q7, ne Egemen, ne de Ernst yüksek meblağların yazılı olduğu sözleşmelere hak ettikleri için değil bazılarının BEŞİKTAŞ’ın parasını babasının parasıymış gibi çar çur ettiği için imza atmışlardı.
Q7’ye hiç bir Avrupa kulübü talip olmadı.
Ernst’e Almanya’da hiç bir kulüp 500.000 Euro’dan fazla para vermez.
Egemen’e talip bile çıkmaz.

Peki ya Holosko?
Holosko, gerek oyunucu olarak, gerekse bir profesyonel olarak, benim beğendiğim bir futbolcu ama yıllık 400.000 Euro’dan daha fazla para vermem, bu ayrı.
Ve daha fazlasını kimse de vermez.
Bu durumda Holosko Feda mı etmiş oluyor?
Holosko’da feda falan etmedi.
Yönetim sezonun adını yanlış lanse edince bizde Holosko’nun feda ettiğini sandık.
Bu nedenlerden dolayı da iletişim çok önemli bir konu.
Ve BEŞİKTAŞ gibi asırlık bir camianın iletişim konusunda çağın geregi olan yeniliklere yönelmesi ve iletişim konusunda uzman kişilerle çalışması şarttır.
Resmi site başta olmak üzere her türlü bilgi bir kanaldan doğru ve güvenilir bir biçimde ilgililere aktarılmalıdır.
Bu yapılmadığı sürece bu sezon yaşanan durumu yaşamaya hep mahkumuz!
Başta da belirttiğim gibi, bu sezon yeni bir yapılanmanın başlangıcı olmalıydı, feda sezonu değil.
Ama görüldüğü gibi teknik direktörümüz bile FEDA sözünü yanlış anladığından "Bu sezon feda sezonuydu bu yüzden üçüncülük başarıdır" diye demeçler verdi.
Zaten ne zaman hasbelkader şampiyonluk potasına girdik hem Samet Hoca’nın hemde futbolcuların eli ayağı birbirine dolaştı.
¬Çünkü onlar da fedayı "Ligte kaçıncı olursak olalım…" diye düşünüp sezonu, baskısız bir sezon olarak algılamışlardı.
Hal böyle olunca da ligin ilk yarısı BEŞİKTAŞ için bir Anadolu takımı havasında geçti.
Yenersen olay, yenilirsen FEDA, gücümüz bu, kadro eksik, kıl yün….
Oysa her ne sezonu olursa olsun, BEŞİKTAŞ’ın hedefi hep sampiyonluk olmuştur.
Şampiyon olursunuz veya olmazsınız ama hedef hep aynıdır!
Her BEŞİKTAŞ’lı şunu bilir şunu söyler:
"BEŞİKTAŞ’ın formasını sahaya sersek, zaten ilk dört garanti"
Yani ilk dört için BEŞİKTAŞ ismi yeter.
Samet Hoca bundan bile habersizdi ve dolayısıyla üçüncülüğü, maalesef, başarı olarak kabul etti.

Sonuç olarak bir an önce şu FEDA ve fakir edebiyatını birbirinden ayırarak, ekonomik önlemleri ve kulübün çıkarlarını gözetmek şartıyla yolumuza devam etmeliyiz.
Tabi ki, Şeref Bey’i ve onun gibi BEŞİKTAŞ’ın temel taşlarını da unutmadan.
Yani, kulüp ekonomik olarak düze çıksa, sportif alanda başarı üstüne başarı yakalasa hatta şampiyonlar Ligi şampiyonu bile olsa…
Yine de, her BEŞİKTAŞ’lının sırtına FEDA tişörtünü gururla giyip taşıması bir boyun borcudur.

Feda deyince…
İnsanın aklına bu sezon değil…

FEDA deyince insanin aklina…

"Beşiktaş seni öldürecek" diyenlere "Beşiktaş’a canım feda" karşılığını veren Şeref Bey’in dilinden dökülen "FEDA" sözcüğü akla gelmelidir.

FEDA Budur…

Şerif Alan

BJK:FEDA nedir?

Bence,
Emeğine sağlık, kalbine sağlık öncelikle. 
Eri geçi yok, olmuş işte.

Ancak birtakım konularda sanki farklı düşünüyorum.
Samet’in cuk oturduğunu, süreci doğru yönettiğini, kapasitesinin üstünde bir performans gösterdiğini düşünüyorum mesela.
Devreyle beraber yaptığı söylemler ve transferlerin yanlış olduğu konusunda hemfikir olmakla beraber insani zaaf diyorum. Hayatı boyunca ilk defa şampiyonluğa bu kadar yakın olabilecek ve bu O’nun zaafı oldu.
Ancak bir konuda hepimizden daha gerçekçi bence: Asıl Feda şimdi başlıyor. 
Önümüzdeki 2 sene "skortif" anlamda büyük başarılar beklemek gerçekçi olmayacaktır. Yeni bir düzen, yeni bir YK, bir FD, yeni hoca, 8+8+8 ve hepsinden önemlisi stadsızlık, ki aslında bir değil bizi 2 sene etkileyecektir, bizim için sadece gelecekle ilgili umut olabilir.
Ve ayrıca "Beşiktaş’ın formasının 4. olması, Yusuf’un kramponlarının sahada olması, Sergen’in taburede oturmasının yetmesi" çocuklarımıza anlatacağımız efsane olarak kalacak artık. 
Bizim, bence haklı sebeplerle, sabretmediğiz Ertuğrul Bursa’yı şampiyon yapıyor.
Hector Cuper’in Ordu’su küme düşüyor.
Bu sene şampiyon olan PSG 2 veya 3 sezon önce nerdeydi unutuldu bile.
Yani yok artık isim-cisim vesaire. Neyin ne olacağı hiç belli değil. Eskişehir tüm sezon için Federasyondan aldığı paranın fazlasını Potuk için Fener’den aldı. Ve doğru yönetilse o parayla 3 tane Bursa’lı Battalla’ya alır. Yani akıllı davranan kazanacak artık duygusal olan değil.
Büyük yanlış şuydu aslında: 2 milyon TL’lik tişört alınınca Beşiktaş’ın dertlerinin biteceği hayaline kapılmak.
Aslında Feda:
Fikret Ormandı
Samet Aybabaydı
Olcay Şahandı
Oğuzhan’ın takmın yıldızı olmasıydı
Menemendi
Oydu ve buydu
Asıl Feda maç sonu formasını isteyen taraftara "ben onu yıkayıp tekrar giyiyorum" diyen hentbol takımı oyuncusuydu
Ve maalesef ki böyle düşünüyorum ama 
Feda sezonunu asıl Heba eden, son Gençler maçında aynı havayı, yani biber gazını, solumaktan gurur duyduğum, muhteşemliği karşısında göz yaşlarımı tutamadığım büyük Beşiktaş taraftarıydı. 
Aynen Sametin dediği gibi bu sezon içerdeki tüm maçlarda Gençler maçı gibi olsaydı tribün belki sıralama değişmezdi ama biz kendimizi çok daha iyi hissederdik.
Bence tüm bileşenler içinde Feda’yı en az anlayan taraftar oldu bu sene.
Sadece yukarda bahsettiğim sebeplerden değil. Tüm yıl boyunca yaşananlardan ve konuşulanlardan dolayıdır bu düşüncem.
Hala Serdal Adalı, Sinan Engin diyenler var.
Var mı ötesi?

Bence yani….
Sevgiyle
Serhat Kutlu
WK 756

Gönderen: serif alan
Mesaj No: 84507
Tarih: 23.05.2013 13:47

Feda deyince…

Aslında bu yazı oldukça gecikmiş bir yazıdır.
Gecikmiş bir yazıdır çünkü, aklıma yazalı neredeyse bir yıl olmasına rağmen, bildiğiniz malum sebeplerden dolayı maalesef yazıyı bir türlü kağıda dökme imkanım olmadı.
Türkiye’de gündem çok çabuk değişmekte.
Bırakın günleri, kimi zaman sabahleyin aklınıza düşeni akşam yazmaya kalksanız bile bazen geç kalmış olursunuz.
Öte yandan, FEDA konusu ise, üzerinden bir yıl geçmesine rağmen hala gündemdeki yerini korumaya devam etmekte.
Ve bu yüzden, bende, gecikmeli de olsa FEDA hakkında yazmaya karar verdim.

Önce FEDA konusuna açıklık getirmek gerek.

Nedir FEDA?
Feda deyince öncelikle bir durup soluklanacaksın! Tarihe dalıp, düşünecek, hissedeceksin.
Burada iki heceli basit bir sözcükten bahsetmiyoruz.
BEŞİKTAŞ’A adanmış koskoca bir hayatı, ömrünü resmen BEŞİKTAŞ için FEDA etmiş olan merhum Şeref Bey’in hayatından ve onun son sözünden bahsediyoruz.
"FEDA"
Fikret Orman yönetimi iş başına gelir gelmez Şeref Bey’in anısına FEDA tişörtleri yaptırıp biz BEŞİKTAŞ’lıların beğenisine sunması büyük bir incelik.
Bence BEŞİKTAŞ büyüklerinin anısına yapılacak buna benzer tişörtler her daim kartal yuvalarının raflarında bulunmalıdır.
Çünkü her BEŞİKTAŞ’lının FEDA ve benzeri tişörtleri sırtında gururla taşıması boyun borcudur.

Hazır boyun borcu demişken, FEDA ile ilgili çok önemli bir konuya değineyim.
Bu tişörtlerin kesinlikle ama kesinlikle BEŞİKTAŞ’ın borçları ile hiç bir ilgisi alakası olmamalıydı.
Ama maalesef oldu.
İletişim hem çok basit, hem de çok zor bir iştir.
Bazen bir işaret ile herşeyi anlatırken, bazen kitap bile yazsanız hiç bir şey anlatamazsınız.
İşte, BEŞİKTAŞ yönetimi de maalesef FEDA konusunu anlatamakta yetersiz kaldı.
FEDA tişörtü yaptırmak her ne kadar güzel bir fikir olsada, iletişim eksikliği yüzünden FEDA, herkesin ağzında sakız olup anlamını yitirmeye başladı.
Ve bir anda geçen sezonun adı da, FEDA sezonu oluverdi.
Yönetimin yanlışı işte tam da buradaydı.
Evet, BEŞİKTAŞ’ın hem ekonomik, hem de yönetimsel anlamda büyük sorunları vardı ve başkan ve ekibi bu sorunları bile bile ellerini taşın altına sokup göreve geldiler.
Bu benim açımdan alkışa şayandır.
Sekiz yıllık bir enkazı bir anda temizleyip düze çıkmak hiç kolay degil.
Ama bir yerden de başlamak gerek. Yönetimde ilk olarak giderleri azaltma ve acil olan borçları kapatma yolunu seçti, ki bu da başlangıç için en akıllıca yöntemdi.

Ve geldik o bitmez tukenmez tartışmaya!!!

Q7…
İyi futbolcudur kötü futbolcudur yararlıdır zaralıdır vs.vs…

Bunlar çok tartışıldı.
Bir daha tartışmaya gerek yok.
Ama asla tartışmayacağım bir şey var ki, o da:

Kapısına 80.000 Lira, yazıyla da seksenbin Lira için haciz gelen bir kulübün yılda 3.750.000 Euro alan bir futbolcuyu kadrosunda bulundurması abesle iştigaldir.
Yada "Ayranı yok içmeye ….. …. ….ya " benzer.
Ve eğer giderleri kısıtlayacaksan en fazla ücret alan futbolcudan başlamak kadar doğal birşey yoktur.
Bu futbolcu tesadüfen Q7 oldu ama bir başka futbolcu da olabilirdi.
Ve yönetimin izlediği yöntemi o gün destekledim, hala da destekliyorum.
Q7 ile başlayıp Egemen ve Ernst’le devam eden yeni ücret politikası benim açımdan hem gerekli, hem de yerinde idi.
Çünkü bu gibi uygulamaları Hollanda kulüpleri bile bazen yapmak zorunda kalıyorlar.
Hollanda’da kimse "Adamın hakkı parasını da söke söke alır" demiyor.
Mesela Ajax. Daha geçen hafta yaptığı açıklama ile seneye sözleşmesi bitecek futbolculara ültimatom verdi.
"Ya şimdi kulübe para kazandırarak gidersiniz yada sözleşme uzatırsınız. Yok bir sezon daha kalıp seneye bedava giderim diyorsanız şimdiden yedek kulübesi hayırlı olsun çünkü asla kadroya giremezsiniz!"
Q7’ye yapılanda bunun gibi bir şeydi.
Üstelik yukarıda da yazdığım gibi madem kemer sıkacaksınız o zaman bunun en dogru yolu Q7’den başlamaktır.

Amma velakin FEDA konusunu anlatamzsanız!!! Ki anlatılamadı!!! Sezonun adı FEDA sezonu olur ve bizde böylece haklıyken haksız duruma düşmüş oluruz.
Feda sezonu öyleyse herkes elini taşın altına sokacak FEDA edecek!!!

Öyle olunca haliyle şu oldu.
Elin Portekiz’lisi neden feda etsin?
Adam haklı kapı gibi sözleşmesi var.
Bence de haklı.
Ve hiç bir şeyi feda falan etmek zorundada değildi.
Sadece eski yönetimin abuk sabuk sözleşmesini gözden geçirip hakkı olan paraya yeni bir sözleşme yapması gerekiyordu.
Yok hayır derse, işte kapı.
Bu kadar basit.

Ki BEŞİKTAŞ yönetimi hiç bir zaman futbolcuların parasını ödememezlikte yapmadı.
Parasını ödedikten sonra kadroya da alır isterse kadro dışı da bırakır.
Öte yandan hem parasını ödeyip hem de ondan yararlanmamakta isteyebilirsiniz ama bu, haliyle diğer futbolculara karşı inandırıcılığınızıda sıfırlar.
Yönetim bu açıdan sağlam bir duruş sergilemiştir.

Ayrıca FEDA öyle kolay bir iş degil ki!
BEŞİKTAŞ yönetiminin talebi, Q7’den yada diğer futbolculardan istediği şey FEDA falan değildir.
Hakkın yerini bulmasıdır.
Ne Q7, ne Egemen, ne de Ernst yüksek meblağların yazılı olduğu sözleşmelere hak ettikleri için değil bazılarının BEŞİKTAŞ’ın parasını babasının parasıymış gibi çar çur ettiği için imza atmışlardı.
Q7’ye hiç bir Avrupa kulübü talip olmadı.
Ernst’e Almanya’da hiç bir kulüp 500.000 Euro’dan fazla para vermez.
Egemen’e talip bile çıkmaz.

Peki ya Holosko?
Holosko, gerek oyunucu olarak, gerekse bir profesyonel olarak, benim beğendiğim bir futbolcu ama yıllık 400.000 Euro’dan daha fazla para vermem, bu ayrı.
Ve daha fazlasını kimse de vermez.
Bu durumda Holosko Feda mı etmiş oluyor?
Holosko’da feda falan etmedi.
Yönetim sezonun adını yanlış lanse edince bizde Holosko’nun feda ettiğini sandık.
Bu nedenlerden dolayı da iletişim çok önemli bir konu.
Ve BEŞİKTAŞ gibi asırlık bir camianın iletişim konusunda çağın geregi olan yeniliklere yönelmesi ve iletişim konusunda uzman kişilerle çalışması şarttır.
Resmi site başta olmak üzere her türlü bilgi bir kanaldan doğru ve güvenilir bir biçimde ilgililere aktarılmalıdır.
Bu yapılmadığı sürece bu sezon yaşanan durumu yaşamaya hep mahkumuz!
Başta da belirttiğim gibi, bu sezon yeni bir yapılanmanın başlangıcı olmalıydı, feda sezonu değil.
Ama görüldüğü gibi teknik direktörümüz bile FEDA sözünü yanlış anladığından "Bu sezon feda sezonuydu bu yüzden üçüncülük başarıdır" diye demeçler verdi.
Zaten ne zaman hasbelkader şampiyonluk potasına girdik hem Samet Hoca’nın hemde futbolcuların eli ayağı birbirine dolaştı.
¬Çünkü onlar da fedayı "Ligte kaçıncı olursak olalım…" diye düşünüp sezonu, baskısız bir sezon olarak algılamışlardı.
Hal böyle olunca da ligin ilk yarısı BEŞİKTAŞ için bir Anadolu takımı havasında geçti.
Yenersen olay, yenilirsen FEDA, gücümüz bu, kadro eksik, kıl yün….
Oysa her ne sezonu olursa olsun, BEŞİKTAŞ’ın hedefi hep sampiyonluk olmuştur.
Şampiyon olursunuz veya olmazsınız ama hedef hep aynıdır!
Her BEŞİKTAŞ’lı şunu bilir şunu söyler:
"BEŞİKTAŞ’ın formasını sahaya sersek, zaten ilk dört garanti"
Yani ilk dört için BEŞİKTAŞ ismi yeter.
Samet Hoca bundan bile habersizdi ve dolayısıyla üçüncülüğü, maalesef, başarı olarak kabul etti.

Sonuç olarak bir an önce şu FEDA ve fakir edebiyatını birbirinden ayırarak, ekonomik önlemleri ve kulübün çıkarlarını gözetmek şartıyla yolumuza devam etmeliyiz.
Tabi ki, Şeref Bey’i ve onun gibi BEŞİKTAŞ’ın temel taşlarını da unutmadan.
Yani, kulüp ekonomik olarak düze çıksa, sportif alanda başarı üstüne başarı yakalasa hatta şampiyonlar Ligi şampiyonu bile olsa…
Yine de, her BEŞİKTAŞ’lının sırtına FEDA tişörtünü gururla giyip taşıması bir boyun borcudur.

Feda deyince…
İnsanın aklına bu sezon değil…

FEDA deyince insanin aklina…

"Beşiktaş seni öldürecek" diyenlere "Beşiktaş’a canım feda" karşılığını veren Şeref Bey’in dilinden dökülen "FEDA" sözcüğü akla gelmelidir.

FEDA Budur…

Şerif Alan

Anket: Yeni hocamız kim olmalı?

‘Medyada ismi Beşiktaşımız ile anılan hocalardan, sizce hangisi en uygunu?’ adlı anketimize aşağıdaki linkten ulaşabilirsiniz.

https://www.facebook.com/WK1998

Şerif Alan – FEDA nedir?

Feda deyince…

Aslında bu yazı oldukça gecikmiş bir yazıdır.
Gecikmiş bir yazıdır çünkü, aklıma yazalı neredeyse bir yıl olmasına rağmen, bildiğiniz malum sebeplerden dolayı maalesef yazıyı bir türlü kağıda dökme imkanım olmadı.
Türkiye’de gündem çok çabuk değişmekte.
Bırakın günleri, kimi zaman sabahleyin aklınıza düşeni akşam yazmaya kalksanız bile bazen geç kalmış olursunuz.
Öte yandan, FEDA konusu ise, üzerinden bir yıl geçmesine rağmen hala gündemdeki yerini korumaya de1200X900_311184649vam etmekte.
Ve bu yüzden, bende, gecikmeli de olsa FEDA hakkında yazmaya karar verdim.

Önce FEDA konusuna açıklık getirmek gerek.

Nedir aslında FEDA denilen şey?
FEDA deyince… öncelikle… bir durup soluklanacaksın! Tarihe dalıp, düşünecek, hissedeceksin.

Burada iki heceli basit bir sözcükten bahsetmiyoruz. BEŞİKTAŞ’A adanmış koskoca bir hayatı, ömrünü BEŞİKTAŞ için FEDA etmiş merhum Şeref Bey’in hayatından ve onun son sözünden bahsediyoruz.

“FEDA”

Fikret Orman yönetimi iş başına gelir gelmez Şeref Bey’in anısına FEDA tişörtleri yaptırıp, biz BEŞİKTAŞ’lıların beğenisine sunması büyük bir incelik. Bence BEŞİKTAŞ büyüklerinin anısına yapılacak buna benzer tişörtler her daim Kartal Yuvalarının raflarında bulunmalıdır.
Çünkü her BEŞİKTAŞ’lının FEDA ve benzeri tişörtleri sırtında gururla taşıması boyun borcudur.

Hazır boyun borcu demişken, FEDA ile ilgili çok önemli bir konuya değineyim.
Bu tişörtlerin kesinlikle ama kesinlikle BEŞİKTAŞ’ın borçları ile hiç bir ilgisi alakası olmamalıydı.
Ama maalesef oldu.

İletişim hem çok basit, hem de çok zor bir iştir.
Bazen bir işaret ile herşeyi anlatırken, bazen kitap bile yazsanız hiç bir şey anlatamazsınız.
İşte, BEŞİKTAŞ yönetimi de maalesef FEDA konusunu anlatamakta yetersiz kaldı.
FEDA tişörtü yaptırmak her ne kadar güzel bir fikir olsada, iletişim eksikliği yüzünden FEDA, herkesin ağzında sakız olup anlamını yitirmeye başladı.
Ve bir anda geçen sezonun besiktas_sereftiradı da, FEDA sezonu oluverdi.
Yönetimin yanlışı işte tam da buradaydı.
Evet, BEŞİKTAŞ’ın hem ekonomik, hem de yönetimsel anlamda büyük sorunları vardı ve başkan ve ekibi bu sorunları bile bile ellerini taşın altına sokup göreve geldiler.
Bu benim açımdan alkışa şayandır.
Sekiz yıllık bir enkazı bir anda temizleyip düze çıkmak hiç kolay degil.
Ama bir yerden de başlamak gerek. Yönetimde ilk olarak giderleri azaltma ve acil olan borçları kapatma yolunu seçti, ki bu da başlangıç için en akıllıca yöntemdi.

Ve geldik o bitmez tükenmez tartışmaya!!!quaresma

Q7…
İyi futbolcudur, kötü futbolcudur, yararlıdır, zaralıdır vs. vs.

Bunlar çok tartışıldı.
Bir daha tartışmaya gerek yok.
Ama asla tartışmayacağım bir şey var ki, o da:

Kapısına 80.000 Lira, yazıyla da seksenbin Lira için haciz gelen bir kulübün yılda 3.750.000 Euro alan bir futbolcuyu kadrosunda bulundurması abesle iştigaldir.
Yada “Ayranı yok içmeye ….. …. ….ya ” benzer.
Ha illa giderleri kısıtlayacaksan, en fazla ücret alan futbolcudan başlamak kadar doğal birşey yoktur.
Bu futbolcu tesadüfen Q7 oldu ama bir başka futbolcu da olabilirdi.
Ve yönetimin izlediği yöntemi o gün destekledim, hala da destekliyorum.
Q7 ile başlayıp Egemen ve Ernst’le devam eden yeni ücret politikası benim açımdan hem gerekli, hem de yerinde idi.
Çünkü bu gibi uygulamaları Hollanda kulüpleri bile bazen yapmak zorunda kalıyorlar.
Hollanda’da kimse “Adamın hakkı, parasını da söke söke alır” demiyor.
Mesela Ajax. Daha geçen hafta yaptığı açıklama ile seneye sözleşmesi bitecek futbolculara ültimatom verdi.
“Ya şimdi kulübe para kazandırarak gidersiniz yada sözleşme uzatırsınız. Yok, bir sezon daha kalıp, seneye bedava giderim diyorsanız, şimdiden yedek kulübesi hayırlı olsun, çünkü asla kadroya giremezsiniz!”
Q7’ye yapılanda bunun gibi bir şeydi.
Üstelik yukarıda da yazdığım gibi madem kemer sıkacaksınız, o zaman bunun en dogru yolu Q7’den başlamaktır.

Amma velakin FEDA konusunu anlatamazsanız!!! Ki anlatılamadı!!! Sezonun adı FEDA sezonu olur ve bizde böylece haklıyken haksız duruma düşmüş oluruz.
FEDA sezonu öyleyse herkes elini taşın altına sokacak FEDA edecek!!!

Öyle olunca haliyle şu oldu.
Elin Portekiz’lisi neden FEDA etsin?
Adam haklı kapı gibi sözleşmesi var.
Bence de haklı.
Ve hiç bir şeyi FEDA falan etmek zorundada değildi.
Sadece eski yönetimin abuk sabuk sözleşmesini gözden geçirip, hakkı olan paraya yeni bir sözleşme yapması gerekiyordu.
Yok hayır derse, işte kapı.
Bu kadar basit.

Ki BEŞİKTAŞ yönetimi hiç bir zaman futbolcuların parasını ödememezlikte yapmadı.
Parasını ödedikten sonra kadroya da alır isterse kadro dışı da bırakır.
Öte yandan hem parasını ödeyip hem de ondan yararlanmamakta isteyebilirsiniz ama bu, haliyle diğer futbolculara karşı inandırıcılığınızıda sıfırlar.
Yönetim bu açıdan sağlam bir duruş sergilemiştir.

Ayrıca FEDA öyle kolay bir iş degil ki!
BEŞİKTAŞ yönetiminin talebi, Q7’den yada diğer futbolculardan istediği şey FEDA falan değildir.
Hakkın yerini bulmasıdır.
Ne Q7, ne Egemen, ne de Ernst yüksek meblağların yazılı olduğu sözleşmelere hak ettikleri için değil bazılarının BEŞİKTAŞ’ın parasını babasının parasıymış gibi çar çur ettiği için imza atmışlardı.
Q7’ye hiç bir Avrupa kulübü talip olmadı.
Ernst’e Almanya’da hiç bir kulüp 500.000 Euro’dan fazla para vermez.
Egemen’e talip bile çıkmaz.

holosko_formaopuyor_bjk_091112Peki ya Holosko?
Holosko, gerek oyunucu olarak, gerekse bir profesyonel olarak, benim beğendiğim bir futbolcu ama yıllık 400.000 Euro’dan daha fazla para vermem, bu ayrı.
Ve daha fazlasını kimse de vermez.
Bu durumda Holosko FEDA mı etmiş oluyor?
Holosko’da FEDA falan etmedi.
Yönetim, sezonun adını yanlış lanse edince, bizde Holosko’nun FEDA ettiğini sandık.
Bu nedenlerden dolayı da iletişim çok önemli bir konu.

Ve BEŞİKTAŞ gibi asırlık bir camianın iletişim konusunda çağın geregi olan yeniliklere yönelmesi ve iletişim konusunda uzman kişilerle çalışması şarttır.
Resmi site başta olmak üzere her türlü bilgi bir kanaldan doğru ve güvenilir bir biçimde ilgililere aktarılmalıdır.
Bu yapılmadığı sürece bu sezon yaşanan durumu yaşamaya hep mahkumuz!
Başta da belirttiğim gibi, bu sezon yeni bir yapılanmanın başlangıcı olmalıydı, feda sezonu değil.
Ama görüldüğü gibi teknik direktörümüz bile FEDA sözünü yanlış anladığından “Bu sezon FEDA sezonuydu bu yüzden üçüncülük başarıdır” diye demeçler verdi.
Zaten ne zaman hasbelkader şampiyonluk potasına girdik, hem Samet Hoca’nın hemde futbolcuların eli ayağı birbirine dolaştı.
Çünkü onlar da FEDAyı “Ligte kaçıncı olursak olalım…” diye düşünüp, sezonu baskısız bir sezon olarak algılamışlardı.
Hal böyle olunca da ligin ilk yarısı BEŞİKTAŞ için bir Anadolu takımı havasında geçti.

Yenersen olay, yenilirsen FEDA, gücümüz bu, kadro eksik, kıl yün….2834147-1000lerce-kez-feda
Oysa her ne sezonu olursa olsun, BEŞİKTAŞ’ın hedefi hep sampiyonluk olmuştur.
Şampiyon olursunuz veya olmazsınız ama hedef hep aynıdır!
Her BEŞİKTAŞ’lı şunu bilir şunu söyler:
“BEŞİKTAŞ’ın formasını sahaya sersek, zaten ilk dört garanti”
Yani ilk dört için BEŞİKTAŞ ismi yeter.
Samet Hoca bundan bile habersizdi ve dolayısıyla üçüncülüğü, maalesef, başarı olarak kabul etti.

Sonuç olarak bir an önce şu FEDA ve fakir edebiyatını birbirinden ayırarak, ekonomik önlemleri ve kulübün çıkarlarını gözetmek şartıyla yolumuza devam etmeliyiz.
Tabi ki, Şeref Bey’i ve onun gibi BEŞİKTAŞ’ın temel taşlarını da unutmadan.
Yani, kulüp ekonomik olarak düze çıksa, sportif alanda başarı üstüne başarı yakalasa hatta Şampiyonlar Ligi Şampiyonu bile olsa…
Yine de, her BEŞİKTAŞ’lının sırtına FEDA tişörtünü gururla giyip taşıması bir boyun borcudur.

FEDA deyince…
İnsanın aklına bu sezon değil…

FEDA deyince insanın aklına…

“Beşiktaş seni öldürecek” diyenlere “Beşiktaş’a canım FEDA” karşılığını veren Şeref Bey’in dilinden dökülen “FEDA” sözcüğü akla gelmelidir.

FEDA budur…

Şerif Alan

Edit: SA

BJK:Futbol Direktörü

Metin ya da Ali gelse 2 sene Serpil hocayla tandem takılsa yine olurdu müdür 🙂

Dediğin gibi sistemi kurmaya yönelik güzel bir adım ama 1. Camianın "ağır topları" 2. yöneticiler 3. kulüp içi şebekeler sistemin geleceğini anlayınca takoz koymazlar umarım… Başkanın bu konuda sağlam durması gerekiyor; yoksa kart konusundaki gibi 1-2 "uzmanın" yönlendirmesine gelirse, FD 6 ay yaşamaz…

Dahili olarak ne yaptığı belli olmayan ve hesap da vermeyenler sistem içerisinde elenecekler ve doğal olarak sistemi bozmak için vargüçleri ile mücadele edeceklerdir.

Benim bizzat şahit olduğum, kulübün bazı birimlerini kahvehane olarak kullananlar var mesela… Bunlar Genel Kurullarda da tossura tossura sallıyolar herşeye…

Başkanın işi zor ama Önder Özen in işi daha da zor, Allah kolaylık versin…

Ercument

Gönderen: emre bozkurt
Mesaj No: 84508
Tarih: 23.05.2013 15:05

Herşeyden önce camia dışından biri olması en önemli avantajı. Kimsenin adamı ya da kimseye gebe olmayacak.

Ayrıca, Metin Tekin benim gözümde bu görev için yeterli değildir. Bunca zamandır kendini camianın beklentilerini karşılayacak şekilde hazırlamamıştır.

1999-2005 arası 6 tane vasat takımda yardımcı antrenörlük yaptıktan sonra, 2005-2009 arası Milli Takım’da 2.-3.yardımcı konumunda kalmış, o günden beri de yorumculuk yapmaktadır.

Şifo Mehmet cesaretle 5 yıldır Antalyaspor’un teknik direktörlüğünü yapmaktadır. Bence bu yapı oturduktan sonra Önder Özen’in yerine gelmesi en uygun isimdir. Ama o da camiayla fazla içiçe bir isim. Tavizsiz kurulması gereken bir sistemi kurabileceği konusunda endişelerim var.

Önder Özen, geçtiğimiz Aralık ayında sunumu yapılan, Tamer Kıran, Adnan Dalgakıran ve Mesut Urgancılar’ın destekleriyle bir grup gönüllü profesyonel tarafından hazırlanan Futbolda Yeniden Yapılandırma Projesi’nin en önemli kısmı olan Futbol Direktörü için görevlendirilmiştir. Bu projenin bazı aşamaları zaten başlatılmıştı. Örneğin, bugün itibariyle Dünya’nın değişik şehirlerinde yaşayan 20 Beşiktaşlı’dan oluşan bir gönüllü izleme komitesi var. Ve gayet sıkı raporlar hazırlıyorlar.

[http://skorer.milliyet.com.tr/iste-besiktas-in-yeniden-yapilanma-stratejisi/besiktas/detay/1638020/default.htm]

Fikret Orman ya da her kim Başkan olursa bu sisteme destek olursa, gelişmiş futbol kulüplerinin sahip olduğu bir yapıya kavuşacağız.

Sevgiler,

emre

Gönderen: ercüment meriç öztürk
Mesaj No: 84495
Tarih: 22.05.2013 11:29

Futbol Direktörü tanımı sadece ülkemize değil, İngiltere dışına dahi yakın zamana kadar gayet yabancı bir kavramdı.

Herkes önce hocanın işine karışan adam olarak görüyor ve bileniyor ancak görev tanımının hocanın taktik anlayışı ile uzaktan yakından alakası bulunmuyor.

Peki nedir Futbol Direktörü(FD) ?

Öncelikle, sistem olmayan bir kulüpte işlemesi mümkün olmayan, bununla beraber futbolun sistemini kurmaya yönelik ilk adımdır. FD en basit tanımla, yönetim ile hoca arasındaki temel köprüdür.

Ülkemizde yöneticiyle, başkanla, altyapı hocaları ile A takım hocası arasında karmaşık bir ilişki bulunmaktadır. Temelde, futbolun içinden gelmeyen Yönetim Kurulu ile aynı dili konuşmayan hocanın sağlıklı bir iletişim kurması mümkün değildir. FD, bu iletişimin sağlıklı çalışmasını sağlayacak başlıca aktördür.

Bu bağlamda, asli görevi takımı çalıştırmak ve takımı planlamak olan hocanın, yönetim ve parasal konularla muhatap olmaması açısından; işin hem para hem de sportif tarafını bilen bir kişi tarafından yürütülmesi de en sağlıklısıdır.

Yakın zamanda bu sayfalardan Billy Beane(Moneyball) filmini örnek vermiştim. Billy Beane işin oyuncu alım satımı kısmına da sonuna kadar karışan ama genel anlamda doğru bir örneklemedir. İzlemeyenlerin izlemesini tavsiye ederim.

Konuya dönersek, hocanın planlamaları doğrultusunda istenilen oyuncuların araştırılması, görüşülmesi ve takıma katılması konularında da scout vb FD ye raporlar ve FD nin denetiminde transferler sonuçlandırılır.

Ülkemizde "Altyapılardan sorumlu yönetici", " Spor okullarından sorumlu yönetici" gibi, literatürde olmayan ünvanlar mevcuttur. FD nin olduğu yerde ise, Altyapı sorumlusu, Spor Okulları sorumlusu, Scoutlar, idari menajer vb FD ye bağlıdır.

FD, futbol görüşü sağlam, gerekli sportif ve eğitim altyapısına sahip birisi olmalıdır ve sportif görüşleri ve birikimi doğrultusunda Altyapı hocalarını – sistemini belirlemek ve A takım ile entegre bir şekilde işletmek gibi çok önemli vazifeleri de bulunmaktadır.

Kulübü idari ve sportif olarak 2’ye bölersek, her şubenin bir Direktör tarafından sportif olarak idare edilmesi; direktörün doğru adam olması ile de alakalı olarak en mantıklı ve yöneticileri gayet güzel soyutlayan bir stratejidir.

Futbola dönersek, futbolu iyi bile ülkelerin de ağırlıklı tercih ettiği üzere, eski ve sembol sporcular bu iş için en ideal profillerdir. Bayern’de Sammer-Hoeness, Real de Zidane(öncesinde Butragueno ve Valdano) bunun bilinen örnekleridir. Daha da önemlisi, belirli bir eğitim altyapısına sahip bir futbol efsanesi (çapraz kurdan çevirince bizde Metin-Ali- Şifo oluyor), futbolu hiçbir şartta 2 günlük yöneticiden daha kötü yönetmeyecektir.

Önder Özen doğru isim midir ?

Hakkında güzel şeyler yazılsa da, kendisini fazla tanımıyorum. Umarım başarılı olur.

Bu işi camiadan yapacak adam yok muydu ?

Bir Metin, bir Ali, Bir Şifo ve hatta 73 yaşındaki Serpil Hamdi Tüzün de en az Önder Özen kadar yapabilirdi diye düşünüyorum.

***

Beni tanıyan bilir, isim tartışmaktansa sistem tartışmayı severim. ( Attım… herşeyi tartışırım, tersimdir:)

Yıllar önce burada yazdığım "Yönetim kurulu icraat değil, denetim ve kontrol yapmalıdır. İşlerinden artan günde 1-2 saatle 100 küsür milyon bütçeli kulüp yönetilemez. İcraati profesyoneller yapmalıdır" fikrime istinaden, FD ilk doğru adımdır. Bu adımı, idari tarafta doğru bir CEO takip etmeli, Beşiktaş gönüllerin değil, beyinlerin yönettiği, sportif amaçlı bir ticari kuruluş olmalıdır. Bunu yaparken, Beşiktaşı Beşiktaş yapan değerler korundukça da sermayeye yenilmeden, özünü yaşayan bir camia olmamız mümkündür.

***

10-12 yıl önce bir dergide Dubai Şeyhi Al Maktoum’un bir röportajını okumuştum. Gazeteci bir soru sordu: " Sayın Maktoum, genelde arap ülkeleri ekonomilerini petrol üzerine kurarken; BAE nin gelirlerinin sadece %25’i petrol ve kademeli olarak da azalıyor. Siz neden petrol kozunu kullanmadınız?"

"Bizim için en kolayı petrol geliri olurdu ama petrolun sonsuz olmadığının farkındayız. Bu yüzden, ülkeyi bir şirket gibi yönetmeyi ve karlı olunan yere devlet olarak girip, karsız yerden çıkmayı tercih ettik. BAE içinde her emirlik bir konuda uzmanlaştı, Dubai’de ticarete odaklandı".

Anahtar cümle, ülkeyi ülke gibi yaşarken, şirket gibi yönetmek…

Ha sonradan yanlışları oldu mu ? oldu… Bir strateji ile bir ömür gitmez ama adamlar 90 lar ve 2000lerin başına damga vurdu…

***

Konuyu uzatmayayım daha fazla,

Eğer gerçekten bir sistem kurulacak ve yöneticiler futboldan önemli ölçüde soyutlanacaksa FD ilaç olur. Ancak, FD de hoca gibi her sene değişecekse aynı hamam aynı tas olur…

Sistem iyidir, yeterki gerçekten amaç sistem kurmak olsun ve doğru kişilerce kurulsun…

Selamlar

Ercument

BJK:Futbol Direktörü

Herşeyden önce camia dışından biri olması en önemli avantajı. Kimsenin adamı ya da kimseye gebe olmayacak.

Ayrıca, Metin Tekin benim gözümde bu görev için yeterli değildir. Bunca zamandır kendini camianın beklentilerini karşılayacak şekilde hazırlamamıştır.

1999-2005 arası 6 tane vasat takımda yardımcı antrenörlük yaptıktan sonra, 2005-2009 arası Milli Takım’da 2.-3.yardımcı konumunda kalmış, o günden beri de yorumculuk yapmaktadır.

Şifo Mehmet cesaretle 5 yıldır Antalyaspor’un teknik direktörlüğünü yapmaktadır. Bence bu yapı oturduktan sonra Önder Özen’in yerine gelmesi en uygun isimdir. Ama o da camiayla fazla içiçe bir isim. Tavizsiz kurulması gereken bir sistemi kurabileceği konusunda endişelerim var.

Önder Özen, geçtiğimiz Aralık ayında sunumu yapılan, Tamer Kıran, Adnan Dalgakıran ve Mesut Urgancılar’ın destekleriyle bir grup gönüllü profesyonel tarafından hazırlanan Futbolda Yeniden Yapılandırma Projesi’nin en önemli kısmı olan Futbol Direktörü için görevlendirilmiştir. Bu projenin bazı aşamaları zaten başlatılmıştı. Örneğin, bugün itibariyle Dünya’nın değişik şehirlerinde yaşayan 20 Beşiktaşlı’dan oluşan bir gönüllü izleme komitesi var. Ve gayet sıkı raporlar hazırlıyorlar.

[http://skorer.milliyet.com.tr/iste-besiktas-in-yeniden-yapilanma-stratejisi/besiktas/detay/1638020/default.htm]

Fikret Orman ya da her kim Başkan olursa bu sisteme destek olursa, gelişmiş futbol kulüplerinin sahip olduğu bir yapıya kavuşacağız.

Sevgiler,

emre

Gönderen: ercüment meriç öztürk
Mesaj No: 84495
Tarih: 22.05.2013 11:29

Futbol Direktörü tanımı sadece ülkemize değil, İngiltere dışına dahi yakın zamana kadar gayet yabancı bir kavramdı.

Herkes önce hocanın işine karışan adam olarak görüyor ve bileniyor ancak görev tanımının hocanın taktik anlayışı ile uzaktan yakından alakası bulunmuyor.

Peki nedir Futbol Direktörü(FD) ?

Öncelikle, sistem olmayan bir kulüpte işlemesi mümkün olmayan, bununla beraber futbolun sistemini kurmaya yönelik ilk adımdır. FD en basit tanımla, yönetim ile hoca arasındaki temel köprüdür.

Ülkemizde yöneticiyle, başkanla, altyapı hocaları ile A takım hocası arasında karmaşık bir ilişki bulunmaktadır. Temelde, futbolun içinden gelmeyen Yönetim Kurulu ile aynı dili konuşmayan hocanın sağlıklı bir iletişim kurması mümkün değildir. FD, bu iletişimin sağlıklı çalışmasını sağlayacak başlıca aktördür.

Bu bağlamda, asli görevi takımı çalıştırmak ve takımı planlamak olan hocanın, yönetim ve parasal konularla muhatap olmaması açısından; işin hem para hem de sportif tarafını bilen bir kişi tarafından yürütülmesi de en sağlıklısıdır.

Yakın zamanda bu sayfalardan Billy Beane(Moneyball) filmini örnek vermiştim. Billy Beane işin oyuncu alım satımı kısmına da sonuna kadar karışan ama genel anlamda doğru bir örneklemedir. İzlemeyenlerin izlemesini tavsiye ederim.

Konuya dönersek, hocanın planlamaları doğrultusunda istenilen oyuncuların araştırılması, görüşülmesi ve takıma katılması konularında da scout vb FD ye raporlar ve FD nin denetiminde transferler sonuçlandırılır.

Ülkemizde "Altyapılardan sorumlu yönetici", " Spor okullarından sorumlu yönetici" gibi, literatürde olmayan ünvanlar mevcuttur. FD nin olduğu yerde ise, Altyapı sorumlusu, Spor Okulları sorumlusu, Scoutlar, idari menajer vb FD ye bağlıdır.

FD, futbol görüşü sağlam, gerekli sportif ve eğitim altyapısına sahip birisi olmalıdır ve sportif görüşleri ve birikimi doğrultusunda Altyapı hocalarını – sistemini belirlemek ve A takım ile entegre bir şekilde işletmek gibi çok önemli vazifeleri de bulunmaktadır.

Kulübü idari ve sportif olarak 2’ye bölersek, her şubenin bir Direktör tarafından sportif olarak idare edilmesi; direktörün doğru adam olması ile de alakalı olarak en mantıklı ve yöneticileri gayet güzel soyutlayan bir stratejidir.

Futbola dönersek, futbolu iyi bile ülkelerin de ağırlıklı tercih ettiği üzere, eski ve sembol sporcular bu iş için en ideal profillerdir. Bayern’de Sammer-Hoeness, Real de Zidane(öncesinde Butragueno ve Valdano) bunun bilinen örnekleridir. Daha da önemlisi, belirli bir eğitim altyapısına sahip bir futbol efsanesi (çapraz kurdan çevirince bizde Metin-Ali- Şifo oluyor), futbolu hiçbir şartta 2 günlük yöneticiden daha kötü yönetmeyecektir.

Önder Özen doğru isim midir ?

Hakkında güzel şeyler yazılsa da, kendisini fazla tanımıyorum. Umarım başarılı olur.

Bu işi camiadan yapacak adam yok muydu ?

Bir Metin, bir Ali, Bir Şifo ve hatta 73 yaşındaki Serpil Hamdi Tüzün de en az Önder Özen kadar yapabilirdi diye düşünüyorum.

***

Beni tanıyan bilir, isim tartışmaktansa sistem tartışmayı severim. ( Attım… herşeyi tartışırım, tersimdir:)

Yıllar önce burada yazdığım "Yönetim kurulu icraat değil, denetim ve kontrol yapmalıdır. İşlerinden artan günde 1-2 saatle 100 küsür milyon bütçeli kulüp yönetilemez. İcraati profesyoneller yapmalıdır" fikrime istinaden, FD ilk doğru adımdır. Bu adımı, idari tarafta doğru bir CEO takip etmeli, Beşiktaş gönüllerin değil, beyinlerin yönettiği, sportif amaçlı bir ticari kuruluş olmalıdır. Bunu yaparken, Beşiktaşı Beşiktaş yapan değerler korundukça da sermayeye yenilmeden, özünü yaşayan bir camia olmamız mümkündür.

***

10-12 yıl önce bir dergide Dubai Şeyhi Al Maktoum’un bir röportajını okumuştum. Gazeteci bir soru sordu: " Sayın Maktoum, genelde arap ülkeleri ekonomilerini petrol üzerine kurarken; BAE nin gelirlerinin sadece %25’i petrol ve kademeli olarak da azalıyor. Siz neden petrol kozunu kullanmadınız?"

"Bizim için en kolayı petrol geliri olurdu ama petrolun sonsuz olmadığının farkındayız. Bu yüzden, ülkeyi bir şirket gibi yönetmeyi ve karlı olunan yere devlet olarak girip, karsız yerden çıkmayı tercih ettik. BAE içinde her emirlik bir konuda uzmanlaştı, Dubai’de ticarete odaklandı".

Anahtar cümle, ülkeyi ülke gibi yaşarken, şirket gibi yönetmek…

Ha sonradan yanlışları oldu mu ? oldu… Bir strateji ile bir ömür gitmez ama adamlar 90 lar ve 2000lerin başına damga vurdu…

***

Konuyu uzatmayayım daha fazla,

Eğer gerçekten bir sistem kurulacak ve yöneticiler futboldan önemli ölçüde soyutlanacaksa FD ilaç olur. Ancak, FD de hoca gibi her sene değişecekse aynı hamam aynı tas olur…

Sistem iyidir, yeterki gerçekten amaç sistem kurmak olsun ve doğru kişilerce kurulsun…

Selamlar

Ercument

FEDA nedir?

Feda deyince…

Aslında bu yazı oldukça gecikmiş bir yazıdır.
Gecikmiş bir yazıdır çünkü, aklıma yazalı neredeyse bir yıl olmasına rağmen, bildiğiniz malum sebeplerden dolayı maalesef yazıyı bir türlü kağıda dökme imkanım olmadı.
Türkiye’de gündem çok çabuk değişmekte.
Bırakın günleri, kimi zaman sabahleyin aklınıza düşeni akşam yazmaya kalksanız bile bazen geç kalmış olursunuz.
Öte yandan, FEDA konusu ise, üzerinden bir yıl geçmesine rağmen hala gündemdeki yerini korumaya devam etmekte.
Ve bu yüzden, bende, gecikmeli de olsa FEDA hakkında yazmaya karar verdim.

Önce FEDA konusuna açıklık getirmek gerek.

Nedir FEDA?
Feda deyince öncelikle bir durup soluklanacaksın! Tarihe dalıp, düşünecek, hissedeceksin.
Burada iki heceli basit bir sözcükten bahsetmiyoruz.
BEŞİKTAŞ’A adanmış koskoca bir hayatı, ömrünü resmen BEŞİKTAŞ için FEDA etmiş olan merhum Şeref Bey’in hayatından ve onun son sözünden bahsediyoruz.
“FEDA”
Fikret Orman yönetimi iş başına gelir gelmez Şeref Bey’in anısına FEDA tişörtleri yaptırıp biz BEŞİKTAŞ’lıların beğenisine sunması büyük bir incelik.
Bence BEŞİKTAŞ büyüklerinin anısına yapılacak buna benzer tişörtler her daim kartal yuvalarının raflarında bulunmalıdır.
Çünkü her BEŞİKTAŞ’lının FEDA ve benzeri tişörtleri sırtında gururla taşıması boyun borcudur.

Hazır boyun borcu demişken, FEDA ile ilgili çok önemli bir konuya değineyim.
Bu tişörtlerin kesinlikle ama kesinlikle BEŞİKTAŞ’ın borçları ile hiç bir ilgisi alakası olmamalıydı.
Ama maalesef oldu.
İletişim hem çok basit, hem de çok zor bir iştir.
Bazen bir işaret ile herşeyi anlatırken, bazen kitap bile yazsanız hiç bir şey anlatamazsınız.
İşte, BEŞİKTAŞ yönetimi de maalesef FEDA konusunu anlatamakta yetersiz kaldı.
FEDA tişörtü yaptırmak her ne kadar güzel bir fikir olsada, iletişim eksikliği yüzünden FEDA, herkesin ağzında sakız olup anlamını yitirmeye başladı.
Ve bir anda geçen sezonun adı da, FEDA sezonu oluverdi.
Yönetimin yanlışı işte tam da buradaydı.
Evet, BEŞİKTAŞ’ın hem ekonomik, hem de yönetimsel anlamda büyük sorunları vardı ve başkan ve ekibi bu sorunları bile bile ellerini taşın altına sokup göreve geldiler.
Bu benim açımdan alkışa şayandır.
Sekiz yıllık bir enkazı bir anda temizleyip düze çıkmak hiç kolay degil.
Ama bir yerden de başlamak gerek. Yönetimde ilk olarak giderleri azaltma ve acil olan borçları kapatma yolunu seçti, ki bu da başlangıç için en akıllıca yöntemdi.

Ve geldik o bitmez tukenmez tartışmaya!!!

Q7…
İyi futbolcudur kötü futbolcudur yararlıdır zaralıdır vs.vs…

Bunlar çok tartışıldı.
Bir daha tartışmaya gerek yok.
Ama asla tartışmayacağım bir şey var ki, o da:

Kapısına 80.000 Lira, yazıyla da seksenbin Lira için haciz gelen bir kulübün yılda 3.750.000 Euro alan bir futbolcuyu kadrosunda bulundurması abesle iştigaldir.
Yada “Ayranı yok içmeye ….. …. ….ya ” benzer.
Ve eğer giderleri kısıtlayacaksan en fazla ücret alan futbolcudan başlamak kadar doğal birşey yoktur.
Bu futbolcu tesadüfen Q7 oldu ama bir başka futbolcu da olabilirdi.
Ve yönetimin izlediği yöntemi o gün destekledim, hala da destekliyorum.
Q7 ile başlayıp Egemen ve Ernst’le devam eden yeni ücret politikası benim açımdan hem gerekli, hem de yerinde idi.
Çünkü bu gibi uygulamaları Hollanda kulüpleri bile bazen yapmak zorunda kalıyorlar.
Hollanda’da kimse “Adamın hakkı parasını da söke söke alır” demiyor.
Mesela Ajax. Daha geçen hafta yaptığı açıklama ile seneye sözleşmesi bitecek futbolculara ültimatom verdi.
“Ya şimdi kulübe para kazandırarak gidersiniz yada sözleşme uzatırsınız. Yok bir sezon daha kalıp seneye bedava giderim diyorsanız şimdiden yedek kulübesi hayırlı olsun çünkü asla kadroya giremezsiniz!”
Q7’ye yapılanda bunun gibi bir şeydi.
Üstelik yukarıda da yazdığım gibi madem kemer sıkacaksınız o zaman bunun en dogru yolu Q7’den başlamaktır.

Amma velakin FEDA konusunu anlatamzsanız!!! Ki anlatılamadı!!! Sezonun adı FEDA sezonu olur ve bizde böylece haklıyken haksız duruma düşmüş oluruz.
Feda sezonu öyleyse herkes elini taşın altına sokacak FEDA edecek!!!

Öyle olunca haliyle şu oldu.
Elin Portekiz’lisi neden feda etsin?
Adam haklı kapı gibi sözleşmesi var.
Bence de haklı.
Ve hiç bir şeyi feda falan etmek zorundada değildi.
Sadece eski yönetimin abuk sabuk sözleşmesini gözden geçirip hakkı olan paraya yeni bir sözleşme yapması gerekiyordu.
Yok hayır derse, işte kapı.
Bu kadar basit.

Ki BEŞİKTAŞ yönetimi hiç bir zaman futbolcuların parasını ödememezlikte yapmadı.
Parasını ödedikten sonra kadroya da alır isterse kadro dışı da bırakır.
Öte yandan hem parasını ödeyip hem de ondan yararlanmamakta isteyebilirsiniz ama bu, haliyle diğer futbolculara karşı inandırıcılığınızıda sıfırlar.
Yönetim bu açıdan sağlam bir duruş sergilemiştir.

Ayrıca FEDA öyle kolay bir iş degil ki!
BEŞİKTAŞ yönetiminin talebi, Q7’den yada diğer futbolculardan istediği şey FEDA falan değildir.
Hakkın yerini bulmasıdır.
Ne Q7, ne Egemen, ne de Ernst yüksek meblağların yazılı olduğu sözleşmelere hak ettikleri için değil bazılarının BEŞİKTAŞ’ın parasını babasının parasıymış gibi çar çur ettiği için imza atmışlardı.
Q7’ye hiç bir Avrupa kulübü talip olmadı.
Ernst’e Almanya’da hiç bir kulüp 500.000 Euro’dan fazla para vermez.
Egemen’e talip bile çıkmaz.

Peki ya Holosko?
Holosko, gerek oyunucu olarak, gerekse bir profesyonel olarak, benim beğendiğim bir futbolcu ama yıllık 400.000 Euro’dan daha fazla para vermem, bu ayrı.
Ve daha fazlasını kimse de vermez.
Bu durumda Holosko Feda mı etmiş oluyor?
Holosko’da feda falan etmedi.
Yönetim sezonun adını yanlış lanse edince bizde Holosko’nun feda ettiğini sandık.
Bu nedenlerden dolayı da iletişim çok önemli bir konu.
Ve BEŞİKTAŞ gibi asırlık bir camianın iletişim konusunda çağın geregi olan yeniliklere yönelmesi ve iletişim konusunda uzman kişilerle çalışması şarttır.
Resmi site başta olmak üzere her türlü bilgi bir kanaldan doğru ve güvenilir bir biçimde ilgililere aktarılmalıdır.
Bu yapılmadığı sürece bu sezon yaşanan durumu yaşamaya hep mahkumuz!
Başta da belirttiğim gibi, bu sezon yeni bir yapılanmanın başlangıcı olmalıydı, feda sezonu değil.
Ama görüldüğü gibi teknik direktörümüz bile FEDA sözünü yanlış anladığından “Bu sezon feda sezonuydu bu yüzden üçüncülük başarıdır” diye demeçler verdi.
Zaten ne zaman hasbelkader şampiyonluk potasına girdik hem Samet Hoca’nın hemde futbolcuların eli ayağı birbirine dolaştı.
¬Çünkü onlar da fedayı “Ligte kaçıncı olursak olalım…” diye düşünüp sezonu, baskısız bir sezon olarak algılamışlardı.
Hal böyle olunca da ligin ilk yarısı BEŞİKTAŞ için bir Anadolu takımı havasında geçti.
Yenersen olay, yenilirsen FEDA, gücümüz bu, kadro eksik, kıl yün….
Oysa her ne sezonu olursa olsun, BEŞİKTAŞ’ın hedefi hep sampiyonluk olmuştur.
Şampiyon olursunuz veya olmazsınız ama hedef hep aynıdır!
Her BEŞİKTAŞ’lı şunu bilir şunu söyler:
“BEŞİKTAŞ’ın formasını sahaya sersek, zaten ilk dört garanti”
Yani ilk dört için BEŞİKTAŞ ismi yeter.
Samet Hoca bundan bile habersizdi ve dolayısıyla üçüncülüğü, maalesef, başarı olarak kabul etti.

Sonuç olarak bir an önce şu FEDA ve fakir edebiyatını birbirinden ayırarak, ekonomik önlemleri ve kulübün çıkarlarını gözetmek şartıyla yolumuza devam etmeliyiz.
Tabi ki, Şeref Bey’i ve onun gibi BEŞİKTAŞ’ın temel taşlarını da unutmadan.
Yani, kulüp ekonomik olarak düze çıksa, sportif alanda başarı üstüne başarı yakalasa hatta şampiyonlar Ligi şampiyonu bile olsa…
Yine de, her BEŞİKTAŞ’lının sırtına FEDA tişörtünü gururla giyip taşıması bir boyun borcudur.

Feda deyince…
İnsanın aklına bu sezon değil…

FEDA deyince insanin aklina…

“Beşiktaş seni öldürecek” diyenlere “Beşiktaş’a canım feda” karşılığını veren Şeref Bey’in dilinden dökülen “FEDA” sözcüğü akla gelmelidir.

FEDA Budur…

Şerif Alan

BJK:Futbol Direktörü

İlhan Durusoy’a da "vahiy" gelmiş, aynı başlıkla yazmış… Örnekleri Allahtan farklı isimlerden seçmiş de, "arak" olmamış…

Yalnız, şahane bi powerpoint diagram çizmiş: [http://www.haber1903.com/Foto-359-teknik_organizasyon.html]

Futbol Direktörü- İdari Menajer ve Teknik Direktör Paralel birbirine as üs yok…

Sonra da altta " Yönetimle Hoca arasında bir köprü olmalı" yazmış…

Rica edicem, sistemin kurulmasında şu çapta bir zihniyet yer almasın. Hafriyat yapsın, inşaat filan yapsın (belediye ve müteahit denetiminde)

Ercument

Gönderen: barış yaşar
Mesaj No: 84501
Tarih: 22.05.2013 15:32

Güzel anlatımın için teşekkürler Ercüment. Ben de çok detaylı tanımıyorum kendisini ama eğer sistem oluşturulurken hakkıyla destek olunursa, kurda kuşa yem edilmezse başarılı olacağı yönünde umudum var.

Metin, Ali, Şifo bizden ve hiç itiraz edemeyeceğimiz isimler ama büyük bir kulüpte 7 yıl kadar çalışmış olması, antreman bilimleri üzerine akademik bir eğitimi olması, lisanslı TD olması, ingilizcenin yanında portekizce biliyor olması gibi özellikleri ile bence bu isimlerden bir ya da bir kaç adım önde benim nazarımda. Bir tek Serpil Hamdi Tüzün için evet olabilirdi derdim örnekler arasında.

Daha şimdiden fenerli bu, hey hööy diye tepki koyanlar da olacaktır/vardır ama kendisinin de açıkladığı gibi 92 yılına kadar eskişehirsporluymuş ve o zamandan beri kulüpçülüğü bırakmış. Bundan sonra bu kişilerin (eğer bir art niyetleri yoksa) yapacakları ile kendisini değerlendirmesini öneririm.

Beşiktaşımda güzel şeyler yapılıyor, en azından iyimser bakmamızı sağlayacak bir zihin yapısında adımlar atılıyor. Başarılı olunur olunmaz ayrı ama eskiden bu adımları bile atmak rüya gibi geliyordu.

Kendisinin istediği 18 aylık süre benim için makuldur, o zaman dolana kadar sabır göstereceğimi beyan ederim 🙂

Sevgiler.

Gönderen: ercüment meriç öztürk
Mesaj No: 84495
Tarih: 22.05.2013 11:29

Futbol Direktörü tanımı sadece ülkemize değil, İngiltere dışına dahi yakın zamana kadar gayet yabancı bir kavramdı.

Herkes önce hocanın işine karışan adam olarak görüyor ve bileniyor ancak görev tanımının hocanın taktik anlayışı ile uzaktan yakından alakası bulunmuyor.

Peki nedir Futbol Direktörü(FD) ?

Öncelikle, sistem olmayan bir kulüpte işlemesi mümkün olmayan, bununla beraber futbolun sistemini kurmaya yönelik ilk adımdır. FD en basit tanımla, yönetim ile hoca arasındaki temel köprüdür.

Ülkemizde yöneticiyle, başkanla, altyapı hocaları ile A takım hocası arasında karmaşık bir ilişki bulunmaktadır. Temelde, futbolun içinden gelmeyen Yönetim Kurulu ile aynı dili konuşmayan hocanın sağlıklı bir iletişim kurması mümkün değildir. FD, bu iletişimin sağlıklı çalışmasını sağlayacak başlıca aktördür.

Bu bağlamda, asli görevi takımı çalıştırmak ve takımı planlamak olan hocanın, yönetim ve parasal konularla muhatap olmaması açısından; işin hem para hem de sportif tarafını bilen bir kişi tarafından yürütülmesi de en sağlıklısıdır.

Yakın zamanda bu sayfalardan Billy Beane(Moneyball) filmini örnek vermiştim. Billy Beane işin oyuncu alım satımı kısmına da sonuna kadar karışan ama genel anlamda doğru bir örneklemedir. İzlemeyenlerin izlemesini tavsiye ederim.

Konuya dönersek, hocanın planlamaları doğrultusunda istenilen oyuncuların araştırılması, görüşülmesi ve takıma katılması konularında da scout vb FD ye raporlar ve FD nin denetiminde transferler sonuçlandırılır.

Ülkemizde "Altyapılardan sorumlu yönetici", " Spor okullarından sorumlu yönetici" gibi, literatürde olmayan ünvanlar mevcuttur. FD nin olduğu yerde ise, Altyapı sorumlusu, Spor Okulları sorumlusu, Scoutlar, idari menajer vb FD ye bağlıdır.

FD, futbol görüşü sağlam, gerekli sportif ve eğitim altyapısına sahip birisi olmalıdır ve sportif görüşleri ve birikimi doğrultusunda Altyapı hocalarını – sistemini belirlemek ve A takım ile entegre bir şekilde işletmek gibi çok önemli vazifeleri de bulunmaktadır.

Kulübü idari ve sportif olarak 2’ye bölersek, her şubenin bir Direktör tarafından sportif olarak idare edilmesi; direktörün doğru adam olması ile de alakalı olarak en mantıklı ve yöneticileri gayet güzel soyutlayan bir stratejidir.

Futbola dönersek, futbolu iyi bile ülkelerin de ağırlıklı tercih ettiği üzere, eski ve sembol sporcular bu iş için en ideal profillerdir. Bayern’de Sammer-Hoeness, Real de Zidane(öncesinde Butragueno ve Valdano) bunun bilinen örnekleridir. Daha da önemlisi, belirli bir eğitim altyapısına sahip bir futbol efsanesi (çapraz kurdan çevirince bizde Metin-Ali- Şifo oluyor), futbolu hiçbir şartta 2 günlük yöneticiden daha kötü yönetmeyecektir.

Önder Özen doğru isim midir ?

Hakkında güzel şeyler yazılsa da, kendisini fazla tanımıyorum. Umarım başarılı olur.

Bu işi camiadan yapacak adam yok muydu ?

Bir Metin, bir Ali, Bir Şifo ve hatta 73 yaşındaki Serpil Hamdi Tüzün de en az Önder Özen kadar yapabilirdi diye düşünüyorum.

***

Beni tanıyan bilir, isim tartışmaktansa sistem tartışmayı severim. ( Attım… herşeyi tartışırım, tersimdir:)

Yıllar önce burada yazdığım "Yönetim kurulu icraat değil, denetim ve kontrol yapmalıdır. İşlerinden artan günde 1-2 saatle 100 küsür milyon bütçeli kulüp yönetilemez. İcraati profesyoneller yapmalıdır" fikrime istinaden, FD ilk doğru adımdır. Bu adımı, idari tarafta doğru bir CEO takip etmeli, Beşiktaş gönüllerin değil, beyinlerin yönettiği, sportif amaçlı bir ticari kuruluş olmalıdır. Bunu yaparken, Beşiktaşı Beşiktaş yapan değerler korundukça da sermayeye yenilmeden, özünü yaşayan bir camia olmamız mümkündür.

***

10-12 yıl önce bir dergide Dubai Şeyhi Al Maktoum’un bir röportajını okumuştum. Gazeteci bir soru sordu: " Sayın Maktoum, genelde arap ülkeleri ekonomilerini petrol üzerine kurarken; BAE nin gelirlerinin sadece %25’i petrol ve kademeli olarak da azalıyor. Siz neden petrol kozunu kullanmadınız?"

"Bizim için en kolayı petrol geliri olurdu ama petrolun sonsuz olmadığının farkındayız. Bu yüzden, ülkeyi bir şirket gibi yönetmeyi ve karlı olunan yere devlet olarak girip, karsız yerden çıkmayı tercih ettik. BAE içinde her emirlik bir konuda uzmanlaştı, Dubai’de ticarete odaklandı".

Anahtar cümle, ülkeyi ülke gibi yaşarken, şirket gibi yönetmek…

Ha sonradan yanlışları oldu mu ? oldu… Bir strateji ile bir ömür gitmez ama adamlar 90 lar ve 2000lerin başına damga vurdu…

***

Konuyu uzatmayayım daha fazla,

Eğer gerçekten bir sistem kurulacak ve yöneticiler futboldan önemli ölçüde soyutlanacaksa FD ilaç olur. Ancak, FD de hoca gibi her sene değişecekse aynı hamam aynı tas olur…

Sistem iyidir, yeterki gerçekten amaç sistem kurmak olsun ve doğru kişilerce kurulsun…

Selamlar

Ercument

SA – LE

S.A’nin takindigi tavir, avukatlarin devreye girmesi, dun aksam ortaya cikan kalan 3 yilin parasini isterim yoksa sizi kitlerim, kontratimi feshetmeden yeni teknik direktor getiremezsiniz tarzinda yaklasimlar maalesef bana bu isin icinde pis kokular var diyor. Secim oncesi F.O yonetimi bu sekilde acmazda birakmaya calismak kimin isin gelir acaba ? L.E , SA’nin gizli avukati olmasin sakin.

S.A’da bu islere kendini alet etmez umarim.

Ercüment M. Öztürk – Futbolun Direktörü

Futbol Direktörü tanımı sadece ülkemize değil, İngiltere dışına dahi yakın zamana kadar gayet yabancı bir kavramdı.

Herkes önce hocanın işine karışan adam olarak görüyor ve bileniyor ancak görev tanımının hocanın taktik anlayışı ile uzaktan yakından alakası bulunmuyor.

Peki nedir Futbol Direktörü(FD) ?

Öncelikle, sistem olmayan bir kulüpte işlemesi mümkün olmayan, bununla beraber futbolun sistemini kurmaya yönelik ilk adımdır. FD en basit tanımla, yönetim ile hoca arasındaki temel köprüdür.

Ülkemizde yöneticiyle, başkanla, altyapı hocaları ile A takım hocası arasında karmaşık bir ilişki bulunmaktadır. Temelde, futbolun içinden gelmeyen Yönetim Kurulu ile aynı dili konuşmayan hocanın sağlıklı bir iletişim kurması mümkün değildir. FD, bu iletişimin sağlıklı çalışmasını sağlayacak başlıca aktördür.

besiktasin_futbol_direktoru_belli_oldu_h92268Bu bağlamda, asli görevi takımı çalıştırmak ve takımı planlamak olan hocanın, yönetim ve parasal konularla muhatap olmaması açısından; işin hem para hem de sportif tarafını bilen bir kişi tarafından yürütülmesi de en sağlıklısıdır.

Yakın zamanda bu sayfalardan Billy Beane(Moneyball) filmini örnek vermiştim. Billy Beane işin oyuncu alım satımı kısmına da sonuna kadar karışan ama genel anlamda doğru bir örneklemedir. İzlemeyenlerin izlemesini tavsiye ederim.

Konuya dönersek, hocanın planlamaları doğrultusunda istenilen oyuncuların araştırılması, görüşülmesi ve takıma katılması konularında da scout vb FD ye raporlar ve FD nin denetiminde transferler sonuçlandırılır.

Ülkemizde “Altyapılardan sorumlu yönetici”, ” Spor okullarından sorumlu yönetici” gibi, literatürde olmayan ünvanlar mevcuttur. FD nin olduğu yerde ise, Altyapı sorumlusu, Spor Okulları sorumlusu, Scoutlar, idari menajer vb FD ye bağlıdır.

FD, futbol görüşü sağlam, gerekli sportif ve eğitim altyapısına sahip birisi olmalıdır ve sportif görüşleri ve birikimi doğrultusunda Altyapı hocalarını – sistemini belirlemek ve A takım ile entegre bir şekilde işletmek gibi çok önemli vazifeleri de bulunmaktadır.

Kulübü idari ve sportif olarak 2’ye bölersek, her şubenin bir Direktör tarafından sportif olarak idare edilmesi; direktörün doğru adam olması ile de alakalı olarak en mantıklı ve yöneticileri gayet güzel soyutlayan bir stratejidir.

Futbola dönersek, futbolu iyi bile ülkelerin de ağırlıklı tercih ettiği üzere, eski ve sembol sporcular bu iş için en ideal profillerdir. Bayern’de Sammer-Hoeness, Real de Zidane(öncesinde Butragueno ve Valdano) bunun bilinen örnekleridir. Daha da önemlisi, belirli bir eğitim altyapısına sahip bir futbol efsanesi (çapraz kurdan çevirince bizde Metin-Ali- Şifo oluyor), futbolu hiçbir şartta 2 günlük yöneticiden daha kötü yönetmeyecektir.

Önder Özen doğru isim midir ?

Hakkında güzel şeyler yazılsa da, kendisini fazla tanımıyorum. Umarım başarılı olur.220520131254388459072_2

Bu işi camiadan yapacak adam yok muydu ?

Bir Metin, bir Ali, Bir Şifo ve hatta 73 yaşındaki Serpil Hamdi Tüzün de en az Önder Özen kadar yapabilirdi diye düşünüyorum.

***

Beni tanıyan bilir, isim tartışmaktansa sistem tartışmayı severim. ( Attım… herşeyi tartışırım, tersimdir:)

Yıllar önce burada yazdığım “Yönetim kurulu icraat değil, denetim ve kontrol yapmalıdır. İşlerinden artan günde 1-2 saatle 100 küsür milyon bütçeli kulüp yönetilemez. İcraati profesyoneller yapmalıdır” fikrime istinaden, FD ilk doğru adımdır. Bu adımı, idari tarafta doğru bir CEO takip etmeli, Beşiktaş gönüllerin değil, beyinlerin yönettiği, sportif amaçlı bir ticari kuruluş olmalıdır. Bunu yaparken, Beşiktaşı Beşiktaş yapan değerler korundukça da sermayeye yenilmeden, özünü yaşayan bir camia olmamız mümkündür.

***

10-12 yıl önce bir dergide Dubai Şeyhi Al Maktoum’un bir röportajını okumuştum. Gazeteci bir soru sordu: ” Sayın Maktoum, genelde arap ülkeleri ekonomilerini petrol üzerine kurarken; BAE nin gelirlerinin sadece %25’i petrol ve kademeli olarak da azalıyor. Siz neden petrol kozunu kullanmadınız?”

“Bizim için en kolayı petrol geliri olurdu ama petrolun sonsuz olmadığının farkındayız. Bu yüzden, ülkeyi bir şirket gibi yönetmeyi ve karlı olunan yere devlet olarak girip, karsız yerden çıkmayı tercih ettik. BAE içinde her emirlik bir konuda uzmanlaştı, Dubai’de ticarete odaklandı”.

football-tactics-boardAnahtar cümle, ülkeyi ülke gibi yaşarken, şirket gibi yönetmek…

Ha sonradan yanlışları oldu mu ? oldu… Bir strateji ile bir ömür gitmez ama adamlar 90 lar ve 2000lerin başına damga vurdu…

***

Konuyu uzatmayayım daha fazla,

Eğer gerçekten bir sistem kurulacak ve yöneticiler futboldan önemli ölçüde soyutlanacaksa FD ilaç olur. Ancak, FD de hoca gibi her sene değişecekse aynı hamam aynı tas olur…

Sistem iyidir, yeterki gerçekten amaç sistem kurmak olsun ve doğru kişilerce kurulsun…

Selamlar

Ercument

BJK:Futbol Direktörü

Gerçekten bu yönde bir adam her eve lazımdır. Lider ruhlu, karizmatik, dünya ve futbol görüşü harika. Hoca- futbolcu, Hoca-yönetim arasında köprü, inanılmaz bir senaryo gibi görünmüyor. Tekik direktörlük yapmış. Futbol yorumlamış 76 milyonun önünde. Tüm futbol sorularına yarışma programında cevap vermiş:) son cümle şaka!

Gönderen: barış yaşar
Mesaj No: 84501
Tarih: 22.05.2013 15:32

Güzel anlatımın için teşekkürler Ercüment. Ben de çok detaylı tanımıyorum kendisini ama eğer sistem oluşturulurken hakkıyla destek olunursa, kurda kuşa yem edilmezse başarılı olacağı yönünde umudum var.

Metin, Ali, Şifo bizden ve hiç itiraz edemeyeceğimiz isimler ama büyük bir kulüpte 7 yıl kadar çalışmış olması, antreman bilimleri üzerine akademik bir eğitimi olması, lisanslı TD olması, ingilizcenin yanında portekizce biliyor olması gibi özellikleri ile bence bu isimlerden bir ya da bir kaç adım önde benim nazarımda. Bir tek Serpil Hamdi Tüzün için evet olabilirdi derdim örnekler arasında.

Daha şimdiden fenerli bu, hey hööy diye tepki koyanlar da olacaktır/vardır ama kendisinin de açıkladığı gibi 92 yılına kadar eskişehirsporluymuş ve o zamandan beri kulüpçülüğü bırakmış. Bundan sonra bu kişilerin (eğer bir art niyetleri yoksa) yapacakları ile kendisini değerlendirmesini öneririm.

Beşiktaşımda güzel şeyler yapılıyor, en azından iyimser bakmamızı sağlayacak bir zihin yapısında adımlar atılıyor. Başarılı olunur olunmaz ayrı ama eskiden bu adımları bile atmak rüya gibi geliyordu.

Kendisinin istediği 18 aylık süre benim için makuldur, o zaman dolana kadar sabır göstereceğimi beyan ederim 🙂

Sevgiler.

Gönderen: ercüment meriç öztürk
Mesaj No: 84495
Tarih: 22.05.2013 11:29

Futbol Direktörü tanımı sadece ülkemize değil, İngiltere dışına dahi yakın zamana kadar gayet yabancı bir kavramdı.

Herkes önce hocanın işine karışan adam olarak görüyor ve bileniyor ancak görev tanımının hocanın taktik anlayışı ile uzaktan yakından alakası bulunmuyor.

Peki nedir Futbol Direktörü(FD) ?

Öncelikle, sistem olmayan bir kulüpte işlemesi mümkün olmayan, bununla beraber futbolun sistemini kurmaya yönelik ilk adımdır. FD en basit tanımla, yönetim ile hoca arasındaki temel köprüdür.

Ülkemizde yöneticiyle, başkanla, altyapı hocaları ile A takım hocası arasında karmaşık bir ilişki bulunmaktadır. Temelde, futbolun içinden gelmeyen Yönetim Kurulu ile aynı dili konuşmayan hocanın sağlıklı bir iletişim kurması mümkün değildir. FD, bu iletişimin sağlıklı çalışmasını sağlayacak başlıca aktördür.

Bu bağlamda, asli görevi takımı çalıştırmak ve takımı planlamak olan hocanın, yönetim ve parasal konularla muhatap olmaması açısından; işin hem para hem de sportif tarafını bilen bir kişi tarafından yürütülmesi de en sağlıklısıdır.

Yakın zamanda bu sayfalardan Billy Beane(Moneyball) filmini örnek vermiştim. Billy Beane işin oyuncu alım satımı kısmına da sonuna kadar karışan ama genel anlamda doğru bir örneklemedir. İzlemeyenlerin izlemesini tavsiye ederim.

Konuya dönersek, hocanın planlamaları doğrultusunda istenilen oyuncuların araştırılması, görüşülmesi ve takıma katılması konularında da scout vb FD ye raporlar ve FD nin denetiminde transferler sonuçlandırılır.

Ülkemizde "Altyapılardan sorumlu yönetici", " Spor okullarından sorumlu yönetici" gibi, literatürde olmayan ünvanlar mevcuttur. FD nin olduğu yerde ise, Altyapı sorumlusu, Spor Okulları sorumlusu, Scoutlar, idari menajer vb FD ye bağlıdır.

FD, futbol görüşü sağlam, gerekli sportif ve eğitim altyapısına sahip birisi olmalıdır ve sportif görüşleri ve birikimi doğrultusunda Altyapı hocalarını – sistemini belirlemek ve A takım ile entegre bir şekilde işletmek gibi çok önemli vazifeleri de bulunmaktadır.

Kulübü idari ve sportif olarak 2’ye bölersek, her şubenin bir Direktör tarafından sportif olarak idare edilmesi; direktörün doğru adam olması ile de alakalı olarak en mantıklı ve yöneticileri gayet güzel soyutlayan bir stratejidir.

Futbola dönersek, futbolu iyi bile ülkelerin de ağırlıklı tercih ettiği üzere, eski ve sembol sporcular bu iş için en ideal profillerdir. Bayern’de Sammer-Hoeness, Real de Zidane(öncesinde Butragueno ve Valdano) bunun bilinen örnekleridir. Daha da önemlisi, belirli bir eğitim altyapısına sahip bir futbol efsanesi (çapraz kurdan çevirince bizde Metin-Ali- Şifo oluyor), futbolu hiçbir şartta 2 günlük yöneticiden daha kötü yönetmeyecektir.

Önder Özen doğru isim midir ?

Hakkında güzel şeyler yazılsa da, kendisini fazla tanımıyorum. Umarım başarılı olur.

Bu işi camiadan yapacak adam yok muydu ?

Bir Metin, bir Ali, Bir Şifo ve hatta 73 yaşındaki Serpil Hamdi Tüzün de en az Önder Özen kadar yapabilirdi diye düşünüyorum.

***

Beni tanıyan bilir, isim tartışmaktansa sistem tartışmayı severim. ( Attım… herşeyi tartışırım, tersimdir:)

Yıllar önce burada yazdığım "Yönetim kurulu icraat değil, denetim ve kontrol yapmalıdır. İşlerinden artan günde 1-2 saatle 100 küsür milyon bütçeli kulüp yönetilemez. İcraati profesyoneller yapmalıdır" fikrime istinaden, FD ilk doğru adımdır. Bu adımı, idari tarafta doğru bir CEO takip etmeli, Beşiktaş gönüllerin değil, beyinlerin yönettiği, sportif amaçlı bir ticari kuruluş olmalıdır. Bunu yaparken, Beşiktaşı Beşiktaş yapan değerler korundukça da sermayeye yenilmeden, özünü yaşayan bir camia olmamız mümkündür.

***

10-12 yıl önce bir dergide Dubai Şeyhi Al Maktoum’un bir röportajını okumuştum. Gazeteci bir soru sordu: " Sayın Maktoum, genelde arap ülkeleri ekonomilerini petrol üzerine kurarken; BAE nin gelirlerinin sadece %25’i petrol ve kademeli olarak da azalıyor. Siz neden petrol kozunu kullanmadınız?"

"Bizim için en kolayı petrol geliri olurdu ama petrolun sonsuz olmadığının farkındayız. Bu yüzden, ülkeyi bir şirket gibi yönetmeyi ve karlı olunan yere devlet olarak girip, karsız yerden çıkmayı tercih ettik. BAE içinde her emirlik bir konuda uzmanlaştı, Dubai’de ticarete odaklandı".

Anahtar cümle, ülkeyi ülke gibi yaşarken, şirket gibi yönetmek…

Ha sonradan yanlışları oldu mu ? oldu… Bir strateji ile bir ömür gitmez ama adamlar 90 lar ve 2000lerin başına damga vurdu…

***

Konuyu uzatmayayım daha fazla,

Eğer gerçekten bir sistem kurulacak ve yöneticiler futboldan önemli ölçüde soyutlanacaksa FD ilaç olur. Ancak, FD de hoca gibi her sene değişecekse aynı hamam aynı tas olur…

Sistem iyidir, yeterki gerçekten amaç sistem kurmak olsun ve doğru kişilerce kurulsun…

Selamlar

Ercument

BJK:Futbol Direktörü

Gerçekten bu yönde bir adam her eve lazımdır. Lider ruhlu, karizmatik, dünya ve futbol görüşü harika. Hoca- futbolcu, Hoca-yönetim arasında köprü, inanılmaz bir senaryo gibi görünmüyor. Tekik direktörlük yapmış. Futbol yorumlamış 76 milyonun önünde. Tüm futbol sorularına yarışma programında cevap vermiş:) son cümle şaka!

Gönderen: barış yaşar
Mesaj No: 84501
Tarih: 22.05.2013 15:32

Güzel anlatımın için teşekkürler Ercüment. Ben de çok detaylı tanımıyorum kendisini ama eğer sistem oluşturulurken hakkıyla destek olunursa, kurda kuşa yem edilmezse başarılı olacağı yönünde umudum var.

Metin, Ali, Şifo bizden ve hiç itiraz edemeyeceğimiz isimler ama büyük bir kulüpte 7 yıl kadar çalışmış olması, antreman bilimleri üzerine akademik bir eğitimi olması, lisanslı TD olması, ingilizcenin yanında portekizce biliyor olması gibi özellikleri ile bence bu isimlerden bir ya da bir kaç adım önde benim nazarımda. Bir tek Serpil Hamdi Tüzün için evet olabilirdi derdim örnekler arasında.

Daha şimdiden fenerli bu, hey hööy diye tepki koyanlar da olacaktır/vardır ama kendisinin de açıkladığı gibi 92 yılına kadar eskişehirsporluymuş ve o zamandan beri kulüpçülüğü bırakmış. Bundan sonra bu kişilerin (eğer bir art niyetleri yoksa) yapacakları ile kendisini değerlendirmesini öneririm.

Beşiktaşımda güzel şeyler yapılıyor, en azından iyimser bakmamızı sağlayacak bir zihin yapısında adımlar atılıyor. Başarılı olunur olunmaz ayrı ama eskiden bu adımları bile atmak rüya gibi geliyordu.

Kendisinin istediği 18 aylık süre benim için makuldur, o zaman dolana kadar sabır göstereceğimi beyan ederim 🙂

Sevgiler.

Gönderen: ercüment meriç öztürk
Mesaj No: 84495
Tarih: 22.05.2013 11:29

Futbol Direktörü tanımı sadece ülkemize değil, İngiltere dışına dahi yakın zamana kadar gayet yabancı bir kavramdı.

Herkes önce hocanın işine karışan adam olarak görüyor ve bileniyor ancak görev tanımının hocanın taktik anlayışı ile uzaktan yakından alakası bulunmuyor.

Peki nedir Futbol Direktörü(FD) ?

Öncelikle, sistem olmayan bir kulüpte işlemesi mümkün olmayan, bununla beraber futbolun sistemini kurmaya yönelik ilk adımdır. FD en basit tanımla, yönetim ile hoca arasındaki temel köprüdür.

Ülkemizde yöneticiyle, başkanla, altyapı hocaları ile A takım hocası arasında karmaşık bir ilişki bulunmaktadır. Temelde, futbolun içinden gelmeyen Yönetim Kurulu ile aynı dili konuşmayan hocanın sağlıklı bir iletişim kurması mümkün değildir. FD, bu iletişimin sağlıklı çalışmasını sağlayacak başlıca aktördür.

Bu bağlamda, asli görevi takımı çalıştırmak ve takımı planlamak olan hocanın, yönetim ve parasal konularla muhatap olmaması açısından; işin hem para hem de sportif tarafını bilen bir kişi tarafından yürütülmesi de en sağlıklısıdır.

Yakın zamanda bu sayfalardan Billy Beane(Moneyball) filmini örnek vermiştim. Billy Beane işin oyuncu alım satımı kısmına da sonuna kadar karışan ama genel anlamda doğru bir örneklemedir. İzlemeyenlerin izlemesini tavsiye ederim.

Konuya dönersek, hocanın planlamaları doğrultusunda istenilen oyuncuların araştırılması, görüşülmesi ve takıma katılması konularında da scout vb FD ye raporlar ve FD nin denetiminde transferler sonuçlandırılır.

Ülkemizde "Altyapılardan sorumlu yönetici", " Spor okullarından sorumlu yönetici" gibi, literatürde olmayan ünvanlar mevcuttur. FD nin olduğu yerde ise, Altyapı sorumlusu, Spor Okulları sorumlusu, Scoutlar, idari menajer vb FD ye bağlıdır.

FD, futbol görüşü sağlam, gerekli sportif ve eğitim altyapısına sahip birisi olmalıdır ve sportif görüşleri ve birikimi doğrultusunda Altyapı hocalarını – sistemini belirlemek ve A takım ile entegre bir şekilde işletmek gibi çok önemli vazifeleri de bulunmaktadır.

Kulübü idari ve sportif olarak 2’ye bölersek, her şubenin bir Direktör tarafından sportif olarak idare edilmesi; direktörün doğru adam olması ile de alakalı olarak en mantıklı ve yöneticileri gayet güzel soyutlayan bir stratejidir.

Futbola dönersek, futbolu iyi bile ülkelerin de ağırlıklı tercih ettiği üzere, eski ve sembol sporcular bu iş için en ideal profillerdir. Bayern’de Sammer-Hoeness, Real de Zidane(öncesinde Butragueno ve Valdano) bunun bilinen örnekleridir. Daha da önemlisi, belirli bir eğitim altyapısına sahip bir futbol efsanesi (çapraz kurdan çevirince bizde Metin-Ali- Şifo oluyor), futbolu hiçbir şartta 2 günlük yöneticiden daha kötü yönetmeyecektir.

Önder Özen doğru isim midir ?

Hakkında güzel şeyler yazılsa da, kendisini fazla tanımıyorum. Umarım başarılı olur.

Bu işi camiadan yapacak adam yok muydu ?

Bir Metin, bir Ali, Bir Şifo ve hatta 73 yaşındaki Serpil Hamdi Tüzün de en az Önder Özen kadar yapabilirdi diye düşünüyorum.

***

Beni tanıyan bilir, isim tartışmaktansa sistem tartışmayı severim. ( Attım… herşeyi tartışırım, tersimdir:)

Yıllar önce burada yazdığım "Yönetim kurulu icraat değil, denetim ve kontrol yapmalıdır. İşlerinden artan günde 1-2 saatle 100 küsür milyon bütçeli kulüp yönetilemez. İcraati profesyoneller yapmalıdır" fikrime istinaden, FD ilk doğru adımdır. Bu adımı, idari tarafta doğru bir CEO takip etmeli, Beşiktaş gönüllerin değil, beyinlerin yönettiği, sportif amaçlı bir ticari kuruluş olmalıdır. Bunu yaparken, Beşiktaşı Beşiktaş yapan değerler korundukça da sermayeye yenilmeden, özünü yaşayan bir camia olmamız mümkündür.

***

10-12 yıl önce bir dergide Dubai Şeyhi Al Maktoum’un bir röportajını okumuştum. Gazeteci bir soru sordu: " Sayın Maktoum, genelde arap ülkeleri ekonomilerini petrol üzerine kurarken; BAE nin gelirlerinin sadece %25’i petrol ve kademeli olarak da azalıyor. Siz neden petrol kozunu kullanmadınız?"

"Bizim için en kolayı petrol geliri olurdu ama petrolun sonsuz olmadığının farkındayız. Bu yüzden, ülkeyi bir şirket gibi yönetmeyi ve karlı olunan yere devlet olarak girip, karsız yerden çıkmayı tercih ettik. BAE içinde her emirlik bir konuda uzmanlaştı, Dubai’de ticarete odaklandı".

Anahtar cümle, ülkeyi ülke gibi yaşarken, şirket gibi yönetmek…

Ha sonradan yanlışları oldu mu ? oldu… Bir strateji ile bir ömür gitmez ama adamlar 90 lar ve 2000lerin başına damga vurdu…

***

Konuyu uzatmayayım daha fazla,

Eğer gerçekten bir sistem kurulacak ve yöneticiler futboldan önemli ölçüde soyutlanacaksa FD ilaç olur. Ancak, FD de hoca gibi her sene değişecekse aynı hamam aynı tas olur…

Sistem iyidir, yeterki gerçekten amaç sistem kurmak olsun ve doğru kişilerce kurulsun…

Selamlar

Ercument

Çap meselesi!

Yönetimin çapı, Aybaba’ya 2+2 yıllık sözleşme imzalatmasından ortaya çıkyor, 1 yıl senin neyine yetmiyor! 2 misli para verip daha iyi bir hoca getiremediğin için böyle oldu. Kabul, ama, 1 yılda diret kardeşim , daha önce çapı belli bir hocaya. Bir de 2+2, inanılmaz! Şimdi öde bakalım öbür yılı!

BJK:Futbol Direktörü

Güzel anlatımın için teşekkürler Ercüment. Ben de çok detaylı tanımıyorum kendisini ama eğer sistem oluşturulurken hakkıyla destek olunursa, kurda kuşa yem edilmezse başarılı olacağı yönünde umudum var.

Metin, Ali, Şifo bizden ve hiç itiraz edemeyeceğimiz isimler ama büyük bir kulüpte 7 yıl kadar çalışmış olması, antreman bilimleri üzerine akademik bir eğitimi olması, lisanslı TD olması, ingilizcenin yanında portekizce biliyor olması gibi özellikleri ile bence bu isimlerden bir ya da bir kaç adım önde benim nazarımda. Bir tek Serpil Hamdi Tüzün için evet olabilirdi derdim örnekler arasında.

Daha şimdiden fenerli bu, hey hööy diye tepki koyanlar da olacaktır/vardır ama kendisinin de açıkladığı gibi 92 yılına kadar eskişehirsporluymuş ve o zamandan beri kulüpçülüğü bırakmış. Bundan sonra bu kişilerin (eğer bir art niyetleri yoksa) yapacakları ile kendisini değerlendirmesini öneririm.

Beşiktaşımda güzel şeyler yapılıyor, en azından iyimser bakmamızı sağlayacak bir zihin yapısında adımlar atılıyor. Başarılı olunur olunmaz ayrı ama eskiden bu adımları bile atmak rüya gibi geliyordu.

Kendisinin istediği 18 aylık süre benim için makuldur, o zaman dolana kadar sabır göstereceğimi beyan ederim 🙂

Sevgiler.

Gönderen: ercüment meriç öztürk
Mesaj No: 84495
Tarih: 22.05.2013 11:29

Futbol Direktörü tanımı sadece ülkemize değil, İngiltere dışına dahi yakın zamana kadar gayet yabancı bir kavramdı.

Herkes önce hocanın işine karışan adam olarak görüyor ve bileniyor ancak görev tanımının hocanın taktik anlayışı ile uzaktan yakından alakası bulunmuyor.

Peki nedir Futbol Direktörü(FD) ?

Öncelikle, sistem olmayan bir kulüpte işlemesi mümkün olmayan, bununla beraber futbolun sistemini kurmaya yönelik ilk adımdır. FD en basit tanımla, yönetim ile hoca arasındaki temel köprüdür.

Ülkemizde yöneticiyle, başkanla, altyapı hocaları ile A takım hocası arasında karmaşık bir ilişki bulunmaktadır. Temelde, futbolun içinden gelmeyen Yönetim Kurulu ile aynı dili konuşmayan hocanın sağlıklı bir iletişim kurması mümkün değildir. FD, bu iletişimin sağlıklı çalışmasını sağlayacak başlıca aktördür.

Bu bağlamda, asli görevi takımı çalıştırmak ve takımı planlamak olan hocanın, yönetim ve parasal konularla muhatap olmaması açısından; işin hem para hem de sportif tarafını bilen bir kişi tarafından yürütülmesi de en sağlıklısıdır.

Yakın zamanda bu sayfalardan Billy Beane(Moneyball) filmini örnek vermiştim. Billy Beane işin oyuncu alım satımı kısmına da sonuna kadar karışan ama genel anlamda doğru bir örneklemedir. İzlemeyenlerin izlemesini tavsiye ederim.

Konuya dönersek, hocanın planlamaları doğrultusunda istenilen oyuncuların araştırılması, görüşülmesi ve takıma katılması konularında da scout vb FD ye raporlar ve FD nin denetiminde transferler sonuçlandırılır.

Ülkemizde "Altyapılardan sorumlu yönetici", " Spor okullarından sorumlu yönetici" gibi, literatürde olmayan ünvanlar mevcuttur. FD nin olduğu yerde ise, Altyapı sorumlusu, Spor Okulları sorumlusu, Scoutlar, idari menajer vb FD ye bağlıdır.

FD, futbol görüşü sağlam, gerekli sportif ve eğitim altyapısına sahip birisi olmalıdır ve sportif görüşleri ve birikimi doğrultusunda Altyapı hocalarını – sistemini belirlemek ve A takım ile entegre bir şekilde işletmek gibi çok önemli vazifeleri de bulunmaktadır.

Kulübü idari ve sportif olarak 2’ye bölersek, her şubenin bir Direktör tarafından sportif olarak idare edilmesi; direktörün doğru adam olması ile de alakalı olarak en mantıklı ve yöneticileri gayet güzel soyutlayan bir stratejidir.

Futbola dönersek, futbolu iyi bile ülkelerin de ağırlıklı tercih ettiği üzere, eski ve sembol sporcular bu iş için en ideal profillerdir. Bayern’de Sammer-Hoeness, Real de Zidane(öncesinde Butragueno ve Valdano) bunun bilinen örnekleridir. Daha da önemlisi, belirli bir eğitim altyapısına sahip bir futbol efsanesi (çapraz kurdan çevirince bizde Metin-Ali- Şifo oluyor), futbolu hiçbir şartta 2 günlük yöneticiden daha kötü yönetmeyecektir.

Önder Özen doğru isim midir ?

Hakkında güzel şeyler yazılsa da, kendisini fazla tanımıyorum. Umarım başarılı olur.

Bu işi camiadan yapacak adam yok muydu ?

Bir Metin, bir Ali, Bir Şifo ve hatta 73 yaşındaki Serpil Hamdi Tüzün de en az Önder Özen kadar yapabilirdi diye düşünüyorum.

***

Beni tanıyan bilir, isim tartışmaktansa sistem tartışmayı severim. ( Attım… herşeyi tartışırım, tersimdir:)

Yıllar önce burada yazdığım "Yönetim kurulu icraat değil, denetim ve kontrol yapmalıdır. İşlerinden artan günde 1-2 saatle 100 küsür milyon bütçeli kulüp yönetilemez. İcraati profesyoneller yapmalıdır" fikrime istinaden, FD ilk doğru adımdır. Bu adımı, idari tarafta doğru bir CEO takip etmeli, Beşiktaş gönüllerin değil, beyinlerin yönettiği, sportif amaçlı bir ticari kuruluş olmalıdır. Bunu yaparken, Beşiktaşı Beşiktaş yapan değerler korundukça da sermayeye yenilmeden, özünü yaşayan bir camia olmamız mümkündür.

***

10-12 yıl önce bir dergide Dubai Şeyhi Al Maktoum’un bir röportajını okumuştum. Gazeteci bir soru sordu: " Sayın Maktoum, genelde arap ülkeleri ekonomilerini petrol üzerine kurarken; BAE nin gelirlerinin sadece %25’i petrol ve kademeli olarak da azalıyor. Siz neden petrol kozunu kullanmadınız?"

"Bizim için en kolayı petrol geliri olurdu ama petrolun sonsuz olmadığının farkındayız. Bu yüzden, ülkeyi bir şirket gibi yönetmeyi ve karlı olunan yere devlet olarak girip, karsız yerden çıkmayı tercih ettik. BAE içinde her emirlik bir konuda uzmanlaştı, Dubai’de ticarete odaklandı".

Anahtar cümle, ülkeyi ülke gibi yaşarken, şirket gibi yönetmek…

Ha sonradan yanlışları oldu mu ? oldu… Bir strateji ile bir ömür gitmez ama adamlar 90 lar ve 2000lerin başına damga vurdu…

***

Konuyu uzatmayayım daha fazla,

Eğer gerçekten bir sistem kurulacak ve yöneticiler futboldan önemli ölçüde soyutlanacaksa FD ilaç olur. Ancak, FD de hoca gibi her sene değişecekse aynı hamam aynı tas olur…

Sistem iyidir, yeterki gerçekten amaç sistem kurmak olsun ve doğru kişilerce kurulsun…

Selamlar

Ercument

BJK:Basın Toplantısı

Geçen sezona başları biraz daha dik, biraz daha kendilerine güvenle başlasalardı bu sene daha iyi durumda olabileceğimizi düşünüyorum.
Sistem yolunda adımlar atılmasını ben de destekliyorum. Geçen sene de sistem yolunda adımlar için İbrahim Altınsay gelmişti ama Tamer Kıran kendi kararı ile başka bir hoca ile anlaşmıştı.
Ben her koşulda desteklerim. Ne Samet Aybaba’nın hoca, ne de Yıldırım Demirören’in başkan olması bunu engelleyemedi 🙂
Önder Özen’in gelmesi ile ilgili de hiçbir sıkıntım yok ama artık gerçekleri konuşacağım diye onu yapamayız, bunu yapamayız demelerini istemiyorum yöneticilerin. Bunu yaparken YD gibi hayal de satmasınlar.
Mesela
"Bizim ona paramız yetmez yerine farklı bir transfer stratejimiz, planımız var ona göre çizdiğimiz yolda ilerleyeceğiz" cümlesini duymak istiyorum artık.

Gönderen: murat saygılı
Mesaj No: 84498
Tarih: 22.05.2013 12:06

Seyfettin Bey o ağlama değil gerçek. Bir sistem oturtma yolunda adım atıldı. Sabırlı olmamız lazım.

Çünkü ilk kez denenecek. TD konusunda da kesinlikle doğru hamle yapacağını düşünüyorum.

Pişman olmayacağız gibi bir his var içimde :).

Umarım herşey Beşiktaş’ın yararına olur.

Murat

Gönderen: seyfettin kaan olcayto
Mesaj No: 84496
Tarih: 22.05.2013 11:44

Basın toplantısını izliyorum da….

Daha şimdiden bu sene işimiz çok zor diye ağlamaya başlayan Fikret Orman ve Önder Özen ikilisi.

Bu seneye ağlamadan başlayabilirler umarım. Şahsen bu ligler başlamadan ağlama durumundan sıkıldım. Bu sene de başarısız olursak Fikret Orman başkanımız tüm desteğini kaybeder

Ali Ece ağzından Önder ÖZEN..

Önder Özen ve Mustafa Denizli hakkında Ali Ece’den çok güzel açıklamalar..
Önder Özen ve ekibinin başarılı olmasını yürekten dilerim.

hayırlı uğurlu olsun.

içimden bir ses, uzun zamandır ilk defa sistem kurma adına sağlam adımlar atılıyor..diyor..

BJK:Basın Toplantısı

Seyfettin Bey o ağlama değil gerçek. Bir sistem oturtma yolunda adım atıldı. Sabırlı olmamız lazım.

Çünkü ilk kez denenecek. TD konusunda da kesinlikle doğru hamle yapacağını düşünüyorum.

Pişman olmayacağız gibi bir his var içimde :).

Umarım herşey Beşiktaş’ın yararına olur.

Murat

Gönderen: seyfettin kaan olcayto
Mesaj No: 84496
Tarih: 22.05.2013 11:44

Basın toplantısını izliyorum da….

Daha şimdiden bu sene işimiz çok zor diye ağlamaya başlayan Fikret Orman ve Önder Özen ikilisi.

Bu seneye ağlamadan başlayabilirler umarım. Şahsen bu ligler başlamadan ağlama durumundan sıkıldım. Bu sene de başarısız olursak Fikret Orman başkanımız tüm desteğini kaybeder

BJK:Futbol Direktörü

Ercüment Bey ben başarılı olacaklarını düşünüyorum. Yapılması gereken en doğru hamleydi bence.

Değerli görüşlerinize katılıyorum.

Bu sene zor geçecek derken bence edebiyat yapmıyordu. Zira ilk defa uygulanak bir sistemin zor olması gayet doğal. Ben bu anlamda dediğini düşünüyorum. Beşiktaş’ın başarılı olması mutlaka şampiyon olması demek değil bence. Bir sistem, bir anlayış yerleştirebilirler ise alt yapıdaki arkadaşlar ile geleceğimiz açısından çok yararlı olur. Mustafa Denizli şampiyonluğu gibi bir şampiyonluk alıp bir daha ortalarda görünmemeye 1-2 sene bekleyip sistem oturtmayı, sağlıklı bir yapıya geçmeyi tercih ederim. Herkesin hataları var, ama YD den fazla değil.

Tekrar teşekkür ederim.

Kalın Sağlıcakla

Murat

Gönderen: ercüment meriç öztürk
Mesaj No: 84495
Tarih: 22.05.2013 11:29

Futbol Direktörü tanımı sadece ülkemize değil, İngiltere dışına dahi yakın zamana kadar gayet yabancı bir kavramdı.

Herkes önce hocanın işine karışan adam olarak görüyor ve bileniyor ancak görev tanımının hocanın taktik anlayışı ile uzaktan yakından alakası bulunmuyor.

Peki nedir Futbol Direktörü(FD) ?

Öncelikle, sistem olmayan bir kulüpte işlemesi mümkün olmayan, bununla beraber futbolun sistemini kurmaya yönelik ilk adımdır. FD en basit tanımla, yönetim ile hoca arasındaki temel köprüdür.

Ülkemizde yöneticiyle, başkanla, altyapı hocaları ile A takım hocası arasında karmaşık bir ilişki bulunmaktadır. Temelde, futbolun içinden gelmeyen Yönetim Kurulu ile aynı dili konuşmayan hocanın sağlıklı bir iletişim kurması mümkün değildir. FD, bu iletişimin sağlıklı çalışmasını sağlayacak başlıca aktördür.

Bu bağlamda, asli görevi takımı çalıştırmak ve takımı planlamak olan hocanın, yönetim ve parasal konularla muhatap olmaması açısından; işin hem para hem de sportif tarafını bilen bir kişi tarafından yürütülmesi de en sağlıklısıdır.

Yakın zamanda bu sayfalardan Billy Beane(Moneyball) filmini örnek vermiştim. Billy Beane işin oyuncu alım satımı kısmına da sonuna kadar karışan ama genel anlamda doğru bir örneklemedir. İzlemeyenlerin izlemesini tavsiye ederim.

Konuya dönersek, hocanın planlamaları doğrultusunda istenilen oyuncuların araştırılması, görüşülmesi ve takıma katılması konularında da scout vb FD ye raporlar ve FD nin denetiminde transferler sonuçlandırılır.

Ülkemizde "Altyapılardan sorumlu yönetici", " Spor okullarından sorumlu yönetici" gibi, literatürde olmayan ünvanlar mevcuttur. FD nin olduğu yerde ise, Altyapı sorumlusu, Spor Okulları sorumlusu, Scoutlar, idari menajer vb FD ye bağlıdır.

FD, futbol görüşü sağlam, gerekli sportif ve eğitim altyapısına sahip birisi olmalıdır ve sportif görüşleri ve birikimi doğrultusunda Altyapı hocalarını – sistemini belirlemek ve A takım ile entegre bir şekilde işletmek gibi çok önemli vazifeleri de bulunmaktadır.

Kulübü idari ve sportif olarak 2’ye bölersek, her şubenin bir Direktör tarafından sportif olarak idare edilmesi; direktörün doğru adam olması ile de alakalı olarak en mantıklı ve yöneticileri gayet güzel soyutlayan bir stratejidir.

Futbola dönersek, futbolu iyi bile ülkelerin de ağırlıklı tercih ettiği üzere, eski ve sembol sporcular bu iş için en ideal profillerdir. Bayern’de Sammer-Hoeness, Real de Zidane(öncesinde Butragueno ve Valdano) bunun bilinen örnekleridir. Daha da önemlisi, belirli bir eğitim altyapısına sahip bir futbol efsanesi (çapraz kurdan çevirince bizde Metin-Ali- Şifo oluyor), futbolu hiçbir şartta 2 günlük yöneticiden daha kötü yönetmeyecektir.

Önder Özen doğru isim midir ?

Hakkında güzel şeyler yazılsa da, kendisini fazla tanımıyorum. Umarım başarılı olur.

Bu işi camiadan yapacak adam yok muydu ?

Bir Metin, bir Ali, Bir Şifo ve hatta 73 yaşındaki Serpil Hamdi Tüzün de en az Önder Özen kadar yapabilirdi diye düşünüyorum.

***

Beni tanıyan bilir, isim tartışmaktansa sistem tartışmayı severim. ( Attım… herşeyi tartışırım, tersimdir:)

Yıllar önce burada yazdığım "Yönetim kurulu icraat değil, denetim ve kontrol yapmalıdır. İşlerinden artan günde 1-2 saatle 100 küsür milyon bütçeli kulüp yönetilemez. İcraati profesyoneller yapmalıdır" fikrime istinaden, FD ilk doğru adımdır. Bu adımı, idari tarafta doğru bir CEO takip etmeli, Beşiktaş gönüllerin değil, beyinlerin yönettiği, sportif amaçlı bir ticari kuruluş olmalıdır. Bunu yaparken, Beşiktaşı Beşiktaş yapan değerler korundukça da sermayeye yenilmeden, özünü yaşayan bir camia olmamız mümkündür.

***

10-12 yıl önce bir dergide Dubai Şeyhi Al Maktoum’un bir röportajını okumuştum. Gazeteci bir soru sordu: " Sayın Maktoum, genelde arap ülkeleri ekonomilerini petrol üzerine kurarken; BAE nin gelirlerinin sadece %25’i petrol ve kademeli olarak da azalıyor. Siz neden petrol kozunu kullanmadınız?"

"Bizim için en kolayı petrol geliri olurdu ama petrolun sonsuz olmadığının farkındayız. Bu yüzden, ülkeyi bir şirket gibi yönetmeyi ve karlı olunan yere devlet olarak girip, karsız yerden çıkmayı tercih ettik. BAE içinde her emirlik bir konuda uzmanlaştı, Dubai’de ticarete odaklandı".

Anahtar cümle, ülkeyi ülke gibi yaşarken, şirket gibi yönetmek…

Ha sonradan yanlışları oldu mu ? oldu… Bir strateji ile bir ömür gitmez ama adamlar 90 lar ve 2000lerin başına damga vurdu…

***

Konuyu uzatmayayım daha fazla,

Eğer gerçekten bir sistem kurulacak ve yöneticiler futboldan önemli ölçüde soyutlanacaksa FD ilaç olur. Ancak, FD de hoca gibi her sene değişecekse aynı hamam aynı tas olur…

Sistem iyidir, yeterki gerçekten amaç sistem kurmak olsun ve doğru kişilerce kurulsun…

Selamlar

Ercument

Basın Toplantısı

Basın toplantısını izliyorum da….

Daha şimdiden bu sene işimiz çok zor diye ağlamaya başlayan Fikret Orman ve Önder Özen ikilisi.

Bu seneye ağlamadan başlayabilirler umarım. Şahsen bu ligler başlamadan ağlama durumundan sıkıldım. Bu sene de başarısız olursak Fikret Orman başkanımız tüm desteğini kaybeder

Futbol Direktörü

Futbol Direktörü tanımı sadece ülkemize değil, İngiltere dışına dahi yakın zamana kadar gayet yabancı bir kavramdı.

Herkes önce hocanın işine karışan adam olarak görüyor ve bileniyor ancak görev tanımının hocanın taktik anlayışı ile uzaktan yakından alakası bulunmuyor.

Peki nedir Futbol Direktörü(FD) ?

Öncelikle, sistem olmayan bir kulüpte işlemesi mümkün olmayan, bununla beraber futbolun sistemini kurmaya yönelik ilk adımdır. FD en basit tanımla, yönetim ile hoca arasındaki temel köprüdür.

Ülkemizde yöneticiyle, başkanla, altyapı hocaları ile A takım hocası arasında karmaşık bir ilişki bulunmaktadır. Temelde, futbolun içinden gelmeyen Yönetim Kurulu ile aynı dili konuşmayan hocanın sağlıklı bir iletişim kurması mümkün değildir. FD, bu iletişimin sağlıklı çalışmasını sağlayacak başlıca aktördür.

Bu bağlamda, asli görevi takımı çalıştırmak ve takımı planlamak olan hocanın, yönetim ve parasal konularla muhatap olmaması açısından; işin hem para hem de sportif tarafını bilen bir kişi tarafından yürütülmesi de en sağlıklısıdır.

Yakın zamanda bu sayfalardan Billy Beane(Moneyball) filmini örnek vermiştim. Billy Beane işin oyuncu alım satımı kısmına da sonuna kadar karışan ama genel anlamda doğru bir örneklemedir. İzlemeyenlerin izlemesini tavsiye ederim.

Konuya dönersek, hocanın planlamaları doğrultusunda istenilen oyuncuların araştırılması, görüşülmesi ve takıma katılması konularında da scout vb FD ye raporlar ve FD nin denetiminde transferler sonuçlandırılır.

Ülkemizde "Altyapılardan sorumlu yönetici", " Spor okullarından sorumlu yönetici" gibi, literatürde olmayan ünvanlar mevcuttur. FD nin olduğu yerde ise, Altyapı sorumlusu, Spor Okulları sorumlusu, Scoutlar, idari menajer vb FD ye bağlıdır.

FD, futbol görüşü sağlam, gerekli sportif ve eğitim altyapısına sahip birisi olmalıdır ve sportif görüşleri ve birikimi doğrultusunda Altyapı hocalarını – sistemini belirlemek ve A takım ile entegre bir şekilde işletmek gibi çok önemli vazifeleri de bulunmaktadır.

Kulübü idari ve sportif olarak 2’ye bölersek, her şubenin bir Direktör tarafından sportif olarak idare edilmesi; direktörün doğru adam olması ile de alakalı olarak en mantıklı ve yöneticileri gayet güzel soyutlayan bir stratejidir.

Futbola dönersek, futbolu iyi bile ülkelerin de ağırlıklı tercih ettiği üzere, eski ve sembol sporcular bu iş için en ideal profillerdir. Bayern’de Sammer-Hoeness, Real de Zidane(öncesinde Butragueno ve Valdano) bunun bilinen örnekleridir. Daha da önemlisi, belirli bir eğitim altyapısına sahip bir futbol efsanesi (çapraz kurdan çevirince bizde Metin-Ali- Şifo oluyor), futbolu hiçbir şartta 2 günlük yöneticiden daha kötü yönetmeyecektir.

Önder Özen doğru isim midir ?

Hakkında güzel şeyler yazılsa da, kendisini fazla tanımıyorum. Umarım başarılı olur.

Bu işi camiadan yapacak adam yok muydu ?

Bir Metin, bir Ali, Bir Şifo ve hatta 73 yaşındaki Serpil Hamdi Tüzün de en az Önder Özen kadar yapabilirdi diye düşünüyorum.

***

Beni tanıyan bilir, isim tartışmaktansa sistem tartışmayı severim. ( Attım… herşeyi tartışırım, tersimdir:)

Yıllar önce burada yazdığım "Yönetim kurulu icraat değil, denetim ve kontrol yapmalıdır. İşlerinden artan günde 1-2 saatle 100 küsür milyon bütçeli kulüp yönetilemez. İcraati profesyoneller yapmalıdır" fikrime istinaden, FD ilk doğru adımdır. Bu adımı, idari tarafta doğru bir CEO takip etmeli, Beşiktaş gönüllerin değil, beyinlerin yönettiği, sportif amaçlı bir ticari kuruluş olmalıdır. Bunu yaparken, Beşiktaşı Beşiktaş yapan değerler korundukça da sermayeye yenilmeden, özünü yaşayan bir camia olmamız mümkündür.

***

10-12 yıl önce bir dergide Dubai Şeyhi Al Maktoum’un bir röportajını okumuştum. Gazeteci bir soru sordu: " Sayın Maktoum, genelde arap ülkeleri ekonomilerini petrol üzerine kurarken; BAE nin gelirlerinin sadece %25’i petrol ve kademeli olarak da azalıyor. Siz neden petrol kozunu kullanmadınız?"

"Bizim için en kolayı petrol geliri olurdu ama petrolun sonsuz olmadığının farkındayız. Bu yüzden, ülkeyi bir şirket gibi yönetmeyi ve karlı olunan yere devlet olarak girip, karsız yerden çıkmayı tercih ettik. BAE içinde her emirlik bir konuda uzmanlaştı, Dubai’de ticarete odaklandı".

Anahtar cümle, ülkeyi ülke gibi yaşarken, şirket gibi yönetmek…

Ha sonradan yanlışları oldu mu ? oldu… Bir strateji ile bir ömür gitmez ama adamlar 90 lar ve 2000lerin başına damga vurdu…

***

Konuyu uzatmayayım daha fazla,

Eğer gerçekten bir sistem kurulacak ve yöneticiler futboldan önemli ölçüde soyutlanacaksa FD ilaç olur. Ancak, FD de hoca gibi her sene değişecekse aynı hamam aynı tas olur…

Sistem iyidir, yeterki gerçekten amaç sistem kurmak olsun ve doğru kişilerce kurulsun…

Selamlar

Ercument

BJK:önder özen kim ya!

Bilemem 🙂 Bence _umarım yanılırım_ yönetimimiz ne doğru dürüst hoca bulabilir ne de doğru dürüst oyuncu alabilir.
Ucuz etin yahnisi pahalı olacak gene bize

Gönderen: hüsnü ege
Mesaj No: 84493
Tarih: 21.05.2013 22:22

peki, bu adam ne iş yapacak? Hoca’nın taktiğine karışacak mı? Ne yapacak? Karışıklık olmasın. Ele güne rezil olmayalım.

Gönderen: seyfettin kaan olcayto
Mesaj No: 84492
Tarih: 21.05.2013 21:58

Yalan haberdir o… Oğuz Çetin ve Nurettin Yıldız’ın gelmesi imkansız

Gönderen: mustafa oğuz
Mesaj No: 84491
Tarih: 21.05.2013 17:20

Oğuz Çetin ve Nurettin Hoca haberi ilk Kartalhaber.com da çıktı. Sizce konuşmaya gerek var mı? Buraya taşınması bile yanlış bence.

Gönderen: burak duru
Mesaj No: 84490
Tarih: 21.05.2013 17:05

Avrupa’da antrenman teknikleri üzerine lisans yapmıs, Oyuncu, takım, taktik bilgisi üst düzey olan. Analizleri cok basarılı olan bir futbol adamıdır. Zico doneminde onun yardımcısıydı. Oguz cetin ve Nurettin yaklasımı bence dogru degil. Kendisi kisisel olarak FB’yi tutar mı bilemem. Ama aslen Eskisehirlidir. Gelse basarılı olur. Bence de gelmeli. Onun bilgisinde alınan oyuncunun, teknik direktorun patlayacagını sanmıyorum.

BDURU

Gönderen: hüsnü ege
Mesaj No: 84489
Tarih: 21.05.2013 16:41

oğuz çetin hoca, nurettin kaleci antrenörü, vay anasına be , gazetecilik bu mu? yoksa doğru mu?

BJK:önder özen kim ya!

peki, bu adam ne iş yapacak? Hoca’nın taktiğine karışacak mı? Ne yapacak? Karışıklık olmasın. Ele güne rezil olmayalım.

Gönderen: seyfettin kaan olcayto
Mesaj No: 84492
Tarih: 21.05.2013 21:58

Yalan haberdir o… Oğuz Çetin ve Nurettin Yıldız’ın gelmesi imkansız

Gönderen: mustafa oğuz
Mesaj No: 84491
Tarih: 21.05.2013 17:20

Oğuz Çetin ve Nurettin Hoca haberi ilk Kartalhaber.com da çıktı. Sizce konuşmaya gerek var mı? Buraya taşınması bile yanlış bence.

Gönderen: burak duru
Mesaj No: 84490
Tarih: 21.05.2013 17:05

Avrupa’da antrenman teknikleri üzerine lisans yapmıs, Oyuncu, takım, taktik bilgisi üst düzey olan. Analizleri cok basarılı olan bir futbol adamıdır. Zico doneminde onun yardımcısıydı. Oguz cetin ve Nurettin yaklasımı bence dogru degil. Kendisi kisisel olarak FB’yi tutar mı bilemem. Ama aslen Eskisehirlidir. Gelse basarılı olur. Bence de gelmeli. Onun bilgisinde alınan oyuncunun, teknik direktorun patlayacagını sanmıyorum.

BDURU

Gönderen: hüsnü ege
Mesaj No: 84489
Tarih: 21.05.2013 16:41

oğuz çetin hoca, nurettin kaleci antrenörü, vay anasına be , gazetecilik bu mu? yoksa doğru mu?

BJK:önder özen kim ya!

Yalan haberdir o… Oğuz Çetin ve Nurettin Yıldız’ın gelmesi imkansız

Gönderen: mustafa oğuz
Mesaj No: 84491
Tarih: 21.05.2013 17:20

Oğuz Çetin ve Nurettin Hoca haberi ilk Kartalhaber.com da çıktı. Sizce konuşmaya gerek var mı? Buraya taşınması bile yanlış bence.

Gönderen: burak duru
Mesaj No: 84490
Tarih: 21.05.2013 17:05

Avrupa’da antrenman teknikleri üzerine lisans yapmıs, Oyuncu, takım, taktik bilgisi üst düzey olan. Analizleri cok basarılı olan bir futbol adamıdır. Zico doneminde onun yardımcısıydı. Oguz cetin ve Nurettin yaklasımı bence dogru degil. Kendisi kisisel olarak FB’yi tutar mı bilemem. Ama aslen Eskisehirlidir. Gelse basarılı olur. Bence de gelmeli. Onun bilgisinde alınan oyuncunun, teknik direktorun patlayacagını sanmıyorum.

BDURU

Gönderen: hüsnü ege
Mesaj No: 84489
Tarih: 21.05.2013 16:41

oğuz çetin hoca, nurettin kaleci antrenörü, vay anasına be , gazetecilik bu mu? yoksa doğru mu?

BJK:önder özen kim ya!

Oğuz Çetin ve Nurettin Hoca haberi ilk Kartalhaber.com da çıktı. Sizce konuşmaya gerek var mı? Buraya taşınması bile yanlış bence.

Gönderen: burak duru
Mesaj No: 84490
Tarih: 21.05.2013 17:05

Avrupa’da antrenman teknikleri üzerine lisans yapmıs, Oyuncu, takım, taktik bilgisi üst düzey olan. Analizleri cok basarılı olan bir futbol adamıdır. Zico doneminde onun yardımcısıydı. Oguz cetin ve Nurettin yaklasımı bence dogru degil. Kendisi kisisel olarak FB’yi tutar mı bilemem. Ama aslen Eskisehirlidir. Gelse basarılı olur. Bence de gelmeli. Onun bilgisinde alınan oyuncunun, teknik direktorun patlayacagını sanmıyorum.

BDURU

Gönderen: hüsnü ege
Mesaj No: 84489
Tarih: 21.05.2013 16:41

oğuz çetin hoca, nurettin kaleci antrenörü, vay anasına be , gazetecilik bu mu? yoksa doğru mu?

BJK:önder özen kim ya!

Avrupa’da antrenman teknikleri üzerine lisans yapmıs, Oyuncu, takım, taktik bilgisi üst düzey olan. Analizleri cok basarılı olan bir futbol adamıdır. Zico doneminde onun yardımcısıydı. Oguz cetin ve Nurettin yaklasımı bence dogru degil. Kendisi kisisel olarak FB’yi tutar mı bilemem. Ama aslen Eskisehirlidir. Gelse basarılı olur. Bence de gelmeli. Onun bilgisinde alınan oyuncunun, teknik direktorun patlayacagını sanmıyorum.

BDURU

Gönderen: hüsnü ege
Mesaj No: 84489
Tarih: 21.05.2013 16:41

oğuz çetin hoca, nurettin kaleci antrenörü, vay anasına be , gazetecilik bu mu? yoksa doğru mu?

BJK:YAPILACAK EN BÜYÜK HATA

ozur dilerim bende yanlis anlasilma oldu o zaman

tekrar ozur dilerim

Gönderen: hüsnü ege
Mesaj No: 84487
Tarih: 21.05.2013 13:01

pardon, özür dilerim, size cevap değildi, Sinan gelsin, daha da iyisi gelsin, varsa…

Gönderen: ünal kurtal
Mesaj No: 84486
Tarih: 21.05.2013 12:57

dogru durust kaleci derken?

Avrupada sampiyon olmus takimin bir numarasi,Belcika liginin en iyi iki kalecisinden birisi,sampiyonlar liginde takimina puan kazandiran,tur atlatan,sampiyonlar ligi tecrubesi olan,avrupa ligi tecrubesi olan,17 yasindan beri takiminda ilk onbir olmasada kalecilik yapan birisi.

Durustlugunu beln bilmedigim icin yorum yapamicam,siz biliyorsunuzki dogru durust bir kaleci beklediniz.

Gönderen: hüsnü ege
Mesaj No: 84485
Tarih: 21.05.2013 12:48

milli olmuş beyefendi!!!Hadi buyrun buradan yakın! Doğru dürüst bir kaleci lütfen!

Gönderen: ünal kurtal
Mesaj No: 84484
Tarih: 21.05.2013 12:44

SINAN BOLAT

Yerli,kaliteli,maliyetsiz,milli

Gönderen: mehmet baran kaya
Mesaj No: 84468
Tarih: 20.05.2013 02:18

Burada (Almanya) o kadar iyi kaleciler var ki.. Ulreich, Mielitz, bize gelmesi pek mümkün olmasa da ter Stegen… Mc Gregor’un yerine, Bundesliga gecmisi olan bir kaleci iyi gider..

Gönderen: mehmet baran kaya
Mesaj No: 84467
Tarih: 20.05.2013 02:16

"Feda" sezonunda maasi yükseltilip, kontratinin uzatilmasina cok sasirmistim.. Cenk’ten olsa olsa 2. veya 3. kaleci olacagini düsünüyorum…

Gönderen: ilker şevki pırlant
Mesaj No: 84466
Tarih: 19.05.2013 21:08

O gelir bu gider, ancak yapılacak en büyük hata Cenk’e güvenerek sezona başlamaktır.

Altı pasın içine gelen hiçbir topa müdahele edemeyen kaleciyle herhangi bir profesyonel ligde mücadele etmek mümkün değil.

BJK:YAPILACAK EN BÜYÜK HATA

pardon, özür dilerim, size cevap değildi, Sinan gelsin, daha da iyisi gelsin, varsa…

Gönderen: ünal kurtal
Mesaj No: 84486
Tarih: 21.05.2013 12:57

dogru durust kaleci derken?

Avrupada sampiyon olmus takimin bir numarasi,Belcika liginin en iyi iki kalecisinden birisi,sampiyonlar liginde takimina puan kazandiran,tur atlatan,sampiyonlar ligi tecrubesi olan,avrupa ligi tecrubesi olan,17 yasindan beri takiminda ilk onbir olmasada kalecilik yapan birisi.

Durustlugunu beln bilmedigim icin yorum yapamicam,siz biliyorsunuzki dogru durust bir kaleci beklediniz.

Gönderen: hüsnü ege
Mesaj No: 84485
Tarih: 21.05.2013 12:48

milli olmuş beyefendi!!!Hadi buyrun buradan yakın! Doğru dürüst bir kaleci lütfen!

Gönderen: ünal kurtal
Mesaj No: 84484
Tarih: 21.05.2013 12:44

SINAN BOLAT

Yerli,kaliteli,maliyetsiz,milli

Gönderen: mehmet baran kaya
Mesaj No: 84468
Tarih: 20.05.2013 02:18

Burada (Almanya) o kadar iyi kaleciler var ki.. Ulreich, Mielitz, bize gelmesi pek mümkün olmasa da ter Stegen… Mc Gregor’un yerine, Bundesliga gecmisi olan bir kaleci iyi gider..

Gönderen: mehmet baran kaya
Mesaj No: 84467
Tarih: 20.05.2013 02:16

"Feda" sezonunda maasi yükseltilip, kontratinin uzatilmasina cok sasirmistim.. Cenk’ten olsa olsa 2. veya 3. kaleci olacagini düsünüyorum…

Gönderen: ilker şevki pırlant
Mesaj No: 84466
Tarih: 19.05.2013 21:08

O gelir bu gider, ancak yapılacak en büyük hata Cenk’e güvenerek sezona başlamaktır.

Altı pasın içine gelen hiçbir topa müdahele edemeyen kaleciyle herhangi bir profesyonel ligde mücadele etmek mümkün değil.

BJK:YAPILACAK EN BÜYÜK HATA

dogru durust kaleci derken?

Avrupada sampiyon olmus takimin bir numarasi,Belcika liginin en iyi iki kalecisinden birisi,sampiyonlar liginde takimina puan kazandiran,tur atlatan,sampiyonlar ligi tecrubesi olan,avrupa ligi tecrubesi olan,17 yasindan beri takiminda ilk onbir olmasada kalecilik yapan birisi.

Durustlugunu beln bilmedigim icin yorum yapamicam,siz biliyorsunuzki dogru durust bir kaleci beklediniz.

Gönderen: hüsnü ege
Mesaj No: 84485
Tarih: 21.05.2013 12:48

milli olmuş beyefendi!!!Hadi buyrun buradan yakın! Doğru dürüst bir kaleci lütfen!

Gönderen: ünal kurtal
Mesaj No: 84484
Tarih: 21.05.2013 12:44

SINAN BOLAT

Yerli,kaliteli,maliyetsiz,milli

Gönderen: mehmet baran kaya
Mesaj No: 84468
Tarih: 20.05.2013 02:18

Burada (Almanya) o kadar iyi kaleciler var ki.. Ulreich, Mielitz, bize gelmesi pek mümkün olmasa da ter Stegen… Mc Gregor’un yerine, Bundesliga gecmisi olan bir kaleci iyi gider..

Gönderen: mehmet baran kaya
Mesaj No: 84467
Tarih: 20.05.2013 02:16

"Feda" sezonunda maasi yükseltilip, kontratinin uzatilmasina cok sasirmistim.. Cenk’ten olsa olsa 2. veya 3. kaleci olacagini düsünüyorum…

Gönderen: ilker şevki pırlant
Mesaj No: 84466
Tarih: 19.05.2013 21:08

O gelir bu gider, ancak yapılacak en büyük hata Cenk’e güvenerek sezona başlamaktır.

Altı pasın içine gelen hiçbir topa müdahele edemeyen kaleciyle herhangi bir profesyonel ligde mücadele etmek mümkün değil.

BJK:YAPILACAK EN BÜYÜK HATA

milli olmuş beyefendi!!!Hadi buyrun buradan yakın! Doğru dürüst bir kaleci lütfen!

Gönderen: ünal kurtal
Mesaj No: 84484
Tarih: 21.05.2013 12:44

SINAN BOLAT

Yerli,kaliteli,maliyetsiz,milli

Gönderen: mehmet baran kaya
Mesaj No: 84468
Tarih: 20.05.2013 02:18

Burada (Almanya) o kadar iyi kaleciler var ki.. Ulreich, Mielitz, bize gelmesi pek mümkün olmasa da ter Stegen… Mc Gregor’un yerine, Bundesliga gecmisi olan bir kaleci iyi gider..

Gönderen: mehmet baran kaya
Mesaj No: 84467
Tarih: 20.05.2013 02:16

"Feda" sezonunda maasi yükseltilip, kontratinin uzatilmasina cok sasirmistim.. Cenk’ten olsa olsa 2. veya 3. kaleci olacagini düsünüyorum…

Gönderen: ilker şevki pırlant
Mesaj No: 84466
Tarih: 19.05.2013 21:08

O gelir bu gider, ancak yapılacak en büyük hata Cenk’e güvenerek sezona başlamaktır.

Altı pasın içine gelen hiçbir topa müdahele edemeyen kaleciyle herhangi bir profesyonel ligde mücadele etmek mümkün değil.

BJK:YAPILACAK EN BÜYÜK HATA

SINAN BOLAT

Yerli,kaliteli,maliyetsiz,milli

Gönderen: mehmet baran kaya
Mesaj No: 84468
Tarih: 20.05.2013 02:18

Burada (Almanya) o kadar iyi kaleciler var ki.. Ulreich, Mielitz, bize gelmesi pek mümkün olmasa da ter Stegen… Mc Gregor’un yerine, Bundesliga gecmisi olan bir kaleci iyi gider..

Gönderen: mehmet baran kaya
Mesaj No: 84467
Tarih: 20.05.2013 02:16

"Feda" sezonunda maasi yükseltilip, kontratinin uzatilmasina cok sasirmistim.. Cenk’ten olsa olsa 2. veya 3. kaleci olacagini düsünüyorum…

Gönderen: ilker şevki pırlant
Mesaj No: 84466
Tarih: 19.05.2013 21:08

O gelir bu gider, ancak yapılacak en büyük hata Cenk’e güvenerek sezona başlamaktır.

Altı pasın içine gelen hiçbir topa müdahele edemeyen kaleciyle herhangi bir profesyonel ligde mücadele etmek mümkün değil.

incilere devam….

Beşiktaşın gelmiş geçmiş en büyük 3 kaptanından birisi olan hocamız yine döktürmüş:

"tersine bir durum olur olmaz ordayım"

Hocam, lütfen, kıyamet kopsada uğrama, şöhreti de yakaladın nasıl olsa! git bir kanala; Beşiktaş yenilince sevinç göz yaşları dök, reyting artsın, yuh be!

"yönetim fesih işlemlerini avukatımla görüşsün, feda yılında üstüne kulübe vereceğim tazminatı en iyi o hesaplar :). Herkes bildiği işi yapmalı" muhatabım yönetim de dahil:)"

Hocam, sen de bildiğin işi yap, "git, petrol istasyonu işlet"

BJK:Aybaba ile yollar ayrıldı

İçimden geçen yorum tam anlamıyla buydu. 
Başarısızlık = 3. olmak demek ve bu kadar basite indirgemek hatadır. 

Gönderen: burak duru
Mesaj No: 84478
Tarih: 20.05.2013 17:37

Basarı/basarısızlık göreceli kavramlar. Ortada bir basarısızlık var ise bu ucunculuk degil, kriz yonetimi, medya yonetimi, oyun okuma, oyuncu secimi, kondisyon vs konularda olmustur.
Bu sıkıntılı dönemde takıma sahip cıkmıstır. Allah razı olsun. Yolu acık olsun.

BDURU

Gönderen: SPOR BASININDAN
Mesaj No: 84476
Tarih: 20.05.2013 17:22

Beşiktaş’ta Samet Aybaba dönemi sona erdi. Beşiktaş yönetimi, teknik direktör Samet Aybaba ile karşılıklı anlaşarak yollarını ayırdı.

Kayserispor maçının ardından İstanbul’a dönen Beşiktaş’ta Başkan Fikret Orman ile Samet Aybaba, uçakta bir toplantı gerçekleştirmişti. Toplantıdan ayrılık kararı çıkmıştı.

AYBABA’NIN BEŞİKTAŞ’TAKİ TEKNİK DİREKTÖR KARİYERİ
Beşiktaş’ın efsanevi futbolcularından Samet Aybaba, 1988 yılında futbolcu olarak ayrıldığı siyah-beyazlı kulübe Haziran 2012’de teknik direktör olarak geri dönmüştü.

Aybaba’nın "en büyük hayalim" dediği hedefi sonunda gerçekleşmişti. Ancak Aybaba’nın önünde zorlu bir yol vardı. Beşiktaş kulübü,, özellikle mali açıdan tarihinin en kötü günlerini yaşıyordu. Yönetim, maliyeti ucuz oyunculara yöneldi. Hatta Simao ve Quaresma gibi yüksek maaşlı yldızlar takımdan ayrıldı.

Zorlu yolda talihsiz sakatlıklar da eklendi. Önce İsmail Köybaşı milli takımda, ligin 2. haftası da Mustafa Pektemek ağır sakatlıklar yaşayarak uzun süre takımdan ayrı kaldı. Siyah-beyazlılar lige iyi başlamadı. İlk 8 haftada sdece 2 galibiyet alınırken, kaybedilen 15 puan Samet Aybaba üzerindeki kuşkuyu daha da artırdı. Ancak 9. haftadan sonra siyah-beyazlılar çıkışa geçti. Özellikle Fernandes, Oğuzhan, Holosko, Olcay ve Almeida beşlisinin her geçen hafta yükselen formu ilk yarı sonunda Beşiktaş’ı lider Galatasaray’ın sadece 3 puan gerisine taşıdı.

Devre arasında Niang, Gökhan Süzen ve Dentinho takviyeleri de yapıldı. 24. haftada Fenerbahçe derbisinin kazanılmasının ardından Samet Aybaba artık sezon başından beri sözünü ettiği gizli hedefi de açığa vurmuş, camia şampiyonluğu telaffuz etmeye başlamıştı. Ancak o haftadan sonra siyah-beyazlılar istikrarsız bir görüntüye büründü. Şampiyonluk şansının kaçmasının ardından Şampiyonlar Ligi için 33. haftaya kadar umutlar korundu ancak, Beşiktaş sezonu 3. sırada bitirdi.
reklam

Aybaba rakiplerine göre oldukça düşük bir bütçeyle kurulan takımı önceki 2 yılın aksine ilk 3’e sokmayı başarmıştı. Ancak takımda yaşanan üst üste sakatlıklar puan kayıpları sonrası futbolculara yönelik söylemleri ve Fernandes ile Almeida başta olmak üzere yabancı oyuncularla yaşadığı diyalog sıkıntıları deneyimli teknik adamın sonunu hazırladı.

Sezonun bitmesinin ardından da Samet Aybaba, 25 yıl sonra teknik direktör olarak döndüğü yuvasından ve kariyerinin 11. takımından ayrıldı.

Kaynak: NTV Spor

http://www.ntvspor.net/haber/futbol/88319/aybaba-ile-yollar-ayrildi

Selçuk Avcı – Düşenin dostu olmaz

Pendleton_Sinking_ShipAvrupada ligler bitti bitecek. Birçok ligin şampiyonu da düşeni de belli artık. Birçok oyuncu kulübleriyle olan sözleşmelere ‘ikinci ligte geçersizdir’ ibaresi yazdırıyor. Bu vesileyle birçok işeyarar oyuncu serbest kalacak.  Gazetelerdeki asparagas transferlerin, menajerlerin veya işbilir yöneticilerin pazarlama tuzaklarına düşmektense buyrun  Webkartallarının geleneksel ‘düşenin dostu olmaz’ adlı transfer listesine.

Derken, Almanya’dan başlayalım…

Almanyada düşme hattı biraz karışık, karışık olmasına ama, bize uygun oyuncu çok. Fürth, Hoffenheim, Augsburg mu yoksa Düsseldorf mu derken son hafta maçlarından sonra Augsburg kesin kümede kaldı. Hoffenheim, ligte kalabilme adına ikinci ligin üçüncüsüyle play-out maçları yapacak.

Fürth deyince akla ister istemez Milli oyuncumuz Sercan Sararer geliyor. Mümtaz Türk Basını da bu oyuncuyla şu veya bu takımın ilgilendiğini belirtiyor. Belirtiyor belirtmesine de oyuncu iki ay evvel VfB Stuttgart ile sözleşme imzaladı bile.

Fürth’den alınabilecek salt iki oyuncu var.556491_188024564665195_462386342_n

1-    Mergim Mavraj – stoper – 26 yaş – Arnavutluk Milli

Bu sezon 39 maç oynamışlığı var Mergim’in. Oynadıkça üstüne koydu. Büzük takımlar şimdiden peşinde. Darmstadt gibi eski hocamız ve kaptanımız Tayfur ile aynı takımın altyapısından yetişme. ROGON menajerliğine bağlı olması da sanırım avantaj.

2-    Edgar Prib – orta saha / sol bek – 23 yaş

Ligin en iyi gençlerinden. 27 maçta 3 gol 6 asist. Dortmund’un takibinde – o yüzden fazla söze gerek yok herhalde. Son not – Jakutistan doğumlu olması.

Geçelim Hoffenheim takımına. SAP’nin CEO’su en büyük destekçileri ama – malum biz de yaşadık – ‘parayla saadet olmazı’ yaşayan kulüblerden biri. Toplama takım olduklarından alınabilecek bir sürü oyuncuları var. Kaiserslautern ile oynayacakları maçlardan sonra belli olacak düşüp düşmemeleri ama, biz yine de toparlayalım…

1-    Eren Derdiyok – forvet – 24 yaş – İsviçre Milli

Eren Almanya’ya ilk geldiğinde Leverkusen’de bomba etkisi yapmıştı. Geçen yıl Hoffenheim’a gitmeyi uygun gördü ama sakatlıklar ve hoca değişiklikleri vs. derken kötü bir sezon geçirdi. Fakat herşeye rağmen alınması gereken bir oyuncu. Üstelik yerli statüsünde.

2-    Sejad Salihovic – oyun kurucu – 28 yaş – Bosna-Hersek Milli

Sejad’ı oldum olası Beşiktaş’a yakıştırmışımdır. Oyun yapısı ve kişiliği ile Şifo Mehmet kıvamında bir oyuncu. Orta sahada her derde deva bir adam.

3-    Fabian Johnson – sol bek – 25 yaş – ABD Milli

Almanya doğumlu ve altyapılı bir oyuncu. Güçlü olduğu kadar da golcü bir kimliği var. İleri gittiği zaman yerine de dönen bir bek.

4-    Joselu – forvet – 23 yaş – İspanya Ümit Milli

192’lik boyuyla ilk sezonunda Bundesliga‘da sağlam bir izlenim bıraktı.  25 maçta 5 gol 2 asist bu yaşta bir forvet elemanı için gayet iyi.

5-    Roberto SetWidth560-20110225Auszeichnung-fr-Jannik-VestergaardFirmino – ofansif orta saha – 21 yaş

İleride ismini çok duyacağımız bir oyuncu. Şimdiden kendini ispatladı diyebiliriz. 33 maçta 5 gol 3 asist. ROGON patentli.

6-    Jannik Vestergaard – stoper – 20 yaş – Danimarka Ümit Milli

199 cm boyundaki stoper bu sene sadece 15 maçta görev alabildi ama kumaşı çok iyi. Bröndby altyapısından yetişme olan Jannik ligimizde her takımda rahatça oynayabilecek kıvamda.

 —-

Ülkeyi değiştirip Fransa Ligine geçelim. Burada düşen takımlar Brest, Troyes ve Nancy-Evian ikilisinden biri daha. Bu ligi fazla takip etmediğimden oyuncu önerilerim ne yazık ki kısıtlı.

Düşmesi kesin olan Troyes takımdan bir tek…

1-    Fabrice N’Sakala – solbek – 22 yaş

Çok çevik ve teknik bir oyuncu. İleri çıkışlarda atağı bitiren bir yapısı var. Ayak içi ve dışı ile topu adeta okşayarak ilerliyor.

Düşmeye yakın olan Nancy’ye baktığımızda alınması muhtemel iki oyuncu var.

1-    Lossemy Karaboue – orta saha – 25 yaş – Fildişi Milli

Lossemy sadece Zokora’nın hemşehrisi değil, oyuncu profili olarak, aynı zamanda onun kopyası diyebilirim. Ligimize cuk oturacak bir oyuncu.

2-    Djamel Bakar – sağ açık/ forvet – 24 yaşMatchwinner-gegen-Montpellier-Saber-Khelifa

‘Cemal’i tarif etmek gerekirse Gökdeniz Karadeniz’in kıvraklığı ve zekası ile Eneramo’nun güçlülüğü ve golcülüğü kıvamında bir oyuncu.

Fransa’dan son alternatif Evian takımından.

1-    Saber Khelifa – forvet – 26 yaş – Tunus Milli

Saber’in bu sezonki verileri sanırım herkes için yeterli olur. Ligte 23 maçta 12 gol 6 asist.

—-

Düşenlerin hepsinin belli olduğu belki de tek üst düzey Avrupa ligi – İtalya. Burada Pescara’nın haricinde Siena’nın yanında yılların Palermo’su da süpriz şekilde lige veda etti.

Delfino Pescara takımında çok yetenekli ama genç oyuncular var. Belli ki takım içindeki dengeler lig için yeterli olmadı.

1-    Ante Vukusic – forvet – 21 yaş – Hırvat Milli

Ante Hırvatistan’ın Hajduk takımından yeni transfer edildi. Çok hızlı – hızlı olduğu kadar da teknik ve vuruşları isabetli bir oyuncu.

2-    Marco Capuano – stoper – 21 yaş – İtalya Ümit Milli

Bu çocuğu çıplak gözle izleme şansım oldu. Baresi ve Puyol arası birşey diyebilirim. Hava hakimiyetinin ötesinde tam bir takım oyuncusu.

3-    Vladimir Weis – sağ kanat / orta saha – 23 yaş – Slovak Milli

Vladimir erken yaşına rağmen futbolun Evliya Çelebi’si olmuş bir oyuncu. Man. City, Bolton, Rangers, Espanyol derken İtalya’da buldu kendisini. Bizde iş yapabilirliği Sivok ve Holosko sağlar.

Süpriz bir şekilde lige veda diyen Palermo’da birçok alınabilir oyuncu var. Kadro olarak çok iyi isimlerden kurulu takım kendini birden düşme potasında bulunca stresine yenik düştü.

1-    Ezequiel Munoz – stoper – 22 yaş

Çok beğendiğim bir oyuncu. Arjantinli oyuncu Boca’nın altyapısından yetişme. Avrupaya uyum sağladı artık – 3 sezondur takımının banko oyuncusu. Büyük takımlar şimdiden nabız yokluyor.

Edgar+Barreto+AC+Siena+v+Citta+di+Palermo+pIafX-aUba4l2-    Edgar Barreto – orta saha – 28 yaş – Paraguay Milli

Barreto Ernst ve Zokora ayarında bir oyuncu. Orta göbekte çalışkanlığı ile ilerdekilerin gediklerini kapatan bir adam. Tam ligimize göre bir adam.

3-    Josip İlicic – oyun kurucu – 25 yaş – Sloven Milli

Oyun kurucu ama 190 boyunda. Ona da rağmen teknik, hızlı ve sağlam bir şutör. Bu sezon düşen takımda 31 maçta 11 gol ve iki asistle oynadı. Roma ve Zenit peşinde.

4-    Abel Hernandez – forvet – 22 yaş – Uruguay Milli

Abel, tıpkı Mustafa Pektemek gibi sezon başında çapraz bağların yırtılması sonucunda uzunca süre sakatlıkla boğuştu. Yeni yeni toparlanıyor ama yine de yatırım yapmaya değer bir oyuncu. Güçlü, çevik ve driblingleri çok seri – tam bir belaı oyuncu.

 —-

Avrupada bir lig var ki belli başlı takımların haricinde kimin ne olacağı belli olmuyor. Düşeni edeni bile başka liglerde rahat şampiyon olabilecek bir lig. İngiliz Premier Ligi boşuna dünyanın en zor ve kaliteli ligi ünvanını elinde bulundurmuyor. Bu sene ligten düşenler Queens Park Rangers, Reading ve Wigan.

Düşeceği haftalar öncesi belli olan QPR takımını biz Beşiktaşlılar Les Ferdinand’dan dolayı iyi biliriz. Les bizden gittikten sonra o takımda Milli olup fenomen haline gelmişti.

1-    Christopher Samba – stoper – 29 yaş – Kongo Milli

Samba, Rus Anzhi takımından 15 Mil. € karşılığında İngiliz takımına getirildi. Fransa’nın Rouen takımının altyapısından yetişme. 2005’te Alman Hertha takımında oynayan Samba ile şimdiki samba arasında dağlar var. Müthiş bir oyuncu haline geldi. Egemen’in daha teknik ve akıllı cinsi.

2-    Stephane Mbia – ön libero – 26 yaş

Kamerun asıllı Mbia Fransız scoutlar tarafından Rennes altyapısına transfer oldu. Ardından başarılı Marsilya yılları derken İngilterede buldu kendini. Hem genç hem deneyimli hem de oynadığı takıma çok faydalı bir oyuncu.

3-    Esteban Granero – orta saha – 25 yaşEstebanGranero_2822611

Ona önce yeni Guti dendi – sonra bir türlü dikiş tutturamadı. Real’in altyapısından A Takıma kadar yükselen oyuncu, arada bir Getafe’ye kiralik olarak gidip, başarılı da olsa. Madrid’de bir türlü verim sağlayamadı. Bonservisiyle İngilizlere gelen Granero Guti kadar olmasa da ligimizin en iyi orta saha oyuncularından biri olur.

4-    Adel Taarbt – oyun kurucu – 23 yaş – Fas Milli

Fransız Lens takımı altyapılı oyuncu Fas Milli Takımın beyni konumunda. Bu sezon 5 gol 5 asistle oynadı. Oğuzhan’ın daha deneyimli ve güçlü Faslı versyonu gibi.

5-    Loic Remy – forvet – 26 yaş – Fransız Milli

Sezon başında birkaç kez adı bizimle anılsa da İngilizlere imza attı. Lyon altyapılı. Marsilya üzerinden adaya transfer oldu. Mükemmel bir adam diyebilirim.

6-    Junior Hoillet – sol açık – 22 yaş – Kanada Milli

Junior Blackburn altyapısından yetişme. Alman St. Pauli takımda da boy gösterdi. Şu an hoca olarak adı bizimle anılan Lucien Favre’nin transfer listesinde yer alıyor. Metin Tekin’in siyahi versyonu olarak kısaca tanımlanabilir.

7-    Djibril Cisse – forvet – 31 yaş – 41 kez Fransız Milli

Cisse’nin de adı her sene bir takımla anılır. Sezon başı onun için iyi geçse de kışın Katar’a kiralık verildi. Futbol oynama niyetindeyse alınması gereken bir adam. Leblebi gibi gol atar.

Reading deyince ilk akla gelen oyuncu Jem Karacan ama…

1-    Jem Karacan – orta saha – 24 yaş – Türk Milli

Jem’i şu an Galatasaray’ın çok istediğini biliyorum. Anlaşıp anlaşmadıkları henüz meçhul ama, bizim açımızdan Oğuzhan örneğini verip almak sanırım daha kolay.

pavel_1464880a2-    Pavel Pogrebnyak – forvet – 29 yaş – Rus Milli

Sezon başında Trabzon, Burak yerine peşinden çok koştu ama alamadı. Ligüstü bir adam.  Bundesliga’da pek dikiş tutturamamıştı ama kumaşı tartışılmaz.

Geldik düşen son takıma – Wigan Athletic’e

1-    Arouna Kone – forvet – yaş 29 – Fildişi Milli

Muazzam bir oyuncu. Sadece takımı değil izleyen herkesi büyüler. Drogba, Zokora ve Eboue gazına gelebilir. Özlediğimiz siyahi oyuncu olur.

 —-

Ve bakalım düşenini etüd etmeye değer son lige – İspanya ligine. Burada düşmesi kesinleşen bir tek Mallorca var. Bunun haricinde Celta, Deportivo, Saragossa, Osasuna ve Granada düşmeye oynayan takımlar.

İlk olarak Mallorca’ya bakalım.

1-    Geromel – stoper – 27 yaş

Geromel’i Daum Köln’lü zamanında transfer etmişti. Kaptanlığa kadar yükseldikten sonra, geçen yıl takımdan ayrıldı ve Mallorca’ya kiralık gitti. Köln’e dönmeyeceği kesin. 190 boyundaki Brezilyalı oyuncu Sivok’la iyi bir ikili olabilecek tarzdan.

Celta’ya uzanıldığında göze çarpan iki oyuncu var.

1-    Iago Aspas – forvet – 25 yaş augusto fernandez1

İspanyada 32 maçta 11 gol 5 asistle oynamak herkesin harcı değil. İbrahim Altınsay’ın listesinde geçen yıl yer alan – Swansea’ye gidip başarılı olan Michu tarzı bır adam.

2-    Augusto Fernandez – sağ kanat – 27 yaş – Arjantin Milli

River Plate altyapısından yetişme. Arjantin Milli Takımında devamlı forma buluyor.  İlk Avrupa deneyimi St. Etienne’de hüsranla sonuçlanmıştı. Şimdi çok daha olgun ve deneyimli. Holosko’dan çok daha üstün.

Uzanalım Saragossa takımına. Burada biza uzak olmayan tek adam var…

1-    Helder Postiga – forvet – 30 yaş – Portekiz Milli

Postiga Milli Takımda Almeida’nın önünde yer alıyor – yani Almeida onun yedeği. Sanırım yeterli tasvir.

SA

BJK:Aybaba ile yollar ayrıldı

Benden hızlı davranmışsınız. Eğer 3. olduk, kupada da başarılı olamadık diye bitiriyorsanız yanlışsınız. Bu şekilde açıklama da yapmayın. Prensiplerimiz uyuşmadı, çalışma şartlarında anlaşamadık diyin. Ama ben teknik direktör olayını çözüş biçimlerini beğenmedim. Bence kongre için yapılmış bir hamle. Çetin bir kongre olacak gibi.

Gönderen: burak duru
Mesaj No: 84478
Tarih: 20.05.2013 17:37

Basarı/basarısızlık göreceli kavramlar. Ortada bir basarısızlık var ise bu ucunculuk degil, kriz yonetimi, medya yonetimi, oyun okuma, oyuncu secimi, kondisyon vs konularda olmustur.
Bu sıkıntılı dönemde takıma sahip cıkmıstır. Allah razı olsun. Yolu acık olsun.

BDURU

Gönderen: SPOR BASININDAN
Mesaj No: 84476
Tarih: 20.05.2013 17:22

Beşiktaş’ta Samet Aybaba dönemi sona erdi. Beşiktaş yönetimi, teknik direktör Samet Aybaba ile karşılıklı anlaşarak yollarını ayırdı.

Kayserispor maçının ardından İstanbul’a dönen Beşiktaş’ta Başkan Fikret Orman ile Samet Aybaba, uçakta bir toplantı gerçekleştirmişti. Toplantıdan ayrılık kararı çıkmıştı.

AYBABA’NIN BEŞİKTAŞ’TAKİ TEKNİK DİREKTÖR KARİYERİ
Beşiktaş’ın efsanevi futbolcularından Samet Aybaba, 1988 yılında futbolcu olarak ayrıldığı siyah-beyazlı kulübe Haziran 2012’de teknik direktör olarak geri dönmüştü.

Aybaba’nın "en büyük hayalim" dediği hedefi sonunda gerçekleşmişti. Ancak Aybaba’nın önünde zorlu bir yol vardı. Beşiktaş kulübü,, özellikle mali açıdan tarihinin en kötü günlerini yaşıyordu. Yönetim, maliyeti ucuz oyunculara yöneldi. Hatta Simao ve Quaresma gibi yüksek maaşlı yldızlar takımdan ayrıldı.

Zorlu yolda talihsiz sakatlıklar da eklendi. Önce İsmail Köybaşı milli takımda, ligin 2. haftası da Mustafa Pektemek ağır sakatlıklar yaşayarak uzun süre takımdan ayrı kaldı. Siyah-beyazlılar lige iyi başlamadı. İlk 8 haftada sdece 2 galibiyet alınırken, kaybedilen 15 puan Samet Aybaba üzerindeki kuşkuyu daha da artırdı. Ancak 9. haftadan sonra siyah-beyazlılar çıkışa geçti. Özellikle Fernandes, Oğuzhan, Holosko, Olcay ve Almeida beşlisinin her geçen hafta yükselen formu ilk yarı sonunda Beşiktaş’ı lider Galatasaray’ın sadece 3 puan gerisine taşıdı.

Devre arasında Niang, Gökhan Süzen ve Dentinho takviyeleri de yapıldı. 24. haftada Fenerbahçe derbisinin kazanılmasının ardından Samet Aybaba artık sezon başından beri sözünü ettiği gizli hedefi de açığa vurmuş, camia şampiyonluğu telaffuz etmeye başlamıştı. Ancak o haftadan sonra siyah-beyazlılar istikrarsız bir görüntüye büründü. Şampiyonluk şansının kaçmasının ardından Şampiyonlar Ligi için 33. haftaya kadar umutlar korundu ancak, Beşiktaş sezonu 3. sırada bitirdi.
reklam

Aybaba rakiplerine göre oldukça düşük bir bütçeyle kurulan takımı önceki 2 yılın aksine ilk 3’e sokmayı başarmıştı. Ancak takımda yaşanan üst üste sakatlıklar puan kayıpları sonrası futbolculara yönelik söylemleri ve Fernandes ile Almeida başta olmak üzere yabancı oyuncularla yaşadığı diyalog sıkıntıları deneyimli teknik adamın sonunu hazırladı.

Sezonun bitmesinin ardından da Samet Aybaba, 25 yıl sonra teknik direktör olarak döndüğü yuvasından ve kariyerinin 11. takımından ayrıldı.

Kaynak: NTV Spor

http://www.ntvspor.net/haber/futbol/88319/aybaba-ile-yollar-ayrildi

BJK:Milli Takıma 4 Beşiktaşlı

Mert Günok’a gıcıgım yok lakin, Onur ve Tolga varken de o cagrılmaz ki…
BDURU

Gönderen: SPOR BASININDAN
Mesaj No: 84477
Tarih: 20.05.2013 17:24

A Milli Takımımızın, 24 Mayıs-1 Haziran 2013 tarihleri arasında düzenlenecek Almanya hazırlık kampının kadrosu belli oldu.

24 Mayıs Cuma akşamı Ataköy Sheraton Otel’de kampa girecek olan Milliler, 25 Mayıs Cumartesi günü saat 11.30’da Atatürk Havalimanı’ndan Paderborn’a hareket edecek.

A Milli Takım, kamp süresince Harsewinkel kentinin Marienfeld kasabasında bulunan Hotel Klosterpforte’de konaklayacak.

Millilerimiz, 28 Mayıs’ta Letonya ile Duisburg’daki Schauinsland-Reisen-Arena’da karşılaşacak. Müsabaka TSİ 21.45’te başlayacak.

Kampın ikinci ve son hazırlık karşılaşmasını Millilerimiz, 31 Mayıs Cuma akşamı Slovenya ile Bielefeld’deki Schüco Arena’da oynayacak. Bu maç TSİ 20.00’de başlayacak. Kafile, karşılaşmanın ardından TSİ 00.50’de Paderborn’dan yurda dönecek.

A Milli Takım şu isimlerden oluşuyor;

Olcay Şahan – Beşiktaş
Cenk Gönen – Beşiktaş
Mustafa Pektemek – Beşiktaş
Oğuzhan Özyakup – Beşiktaş

Alper Potuk – Eskişehirspor
Veysel Sarı – Eskişehirspor
Bekir İrtegün – Fenerbahçe
Caner Erkin – Fenerbahçe
Fehmi Mert Günok – Fenerbahçe
Hasan Ali Kaldırım – Fenerbahçe
Mehmet Topal – Fenerbahçe
Burak Yılmaz – Galatasaray
Selçuk İnan – Galatasaray
Gökhan Zan – Galatasaray
Semih Kaya – Galatasaray
Serdar Kurtuluş – Gaziantepspor
Sefa Yılmaz – Kayserispor
Soner Aydoğdu – Trabzonspor
Arda Turan – Atletico Madrid
Nuri Şahin – Borussia Dortmund
Ömer Toprak – Bayer Leverkusen
Mehmet Ekici – Werder Bremen
Mevlüt Erdinç – Rennes
Kerim Frei – Fulham
Gökhan Töre – Rubin Kazan
Sinan Bolat – Standart Liege

BJK:Aybaba ile yollar ayrıldı

Basarı/basarısızlık göreceli kavramlar. Ortada bir basarısızlık var ise bu ucunculuk degil, kriz yonetimi, medya yonetimi, oyun okuma, oyuncu secimi, kondisyon vs konularda olmustur.
Bu sıkıntılı dönemde takıma sahip cıkmıstır. Allah razı olsun. Yolu acık olsun.

BDURU

Gönderen: SPOR BASININDAN
Mesaj No: 84476
Tarih: 20.05.2013 17:22

Beşiktaş’ta Samet Aybaba dönemi sona erdi. Beşiktaş yönetimi, teknik direktör Samet Aybaba ile karşılıklı anlaşarak yollarını ayırdı.

Kayserispor maçının ardından İstanbul’a dönen Beşiktaş’ta Başkan Fikret Orman ile Samet Aybaba, uçakta bir toplantı gerçekleştirmişti. Toplantıdan ayrılık kararı çıkmıştı.

AYBABA’NIN BEŞİKTAŞ’TAKİ TEKNİK DİREKTÖR KARİYERİ
Beşiktaş’ın efsanevi futbolcularından Samet Aybaba, 1988 yılında futbolcu olarak ayrıldığı siyah-beyazlı kulübe Haziran 2012’de teknik direktör olarak geri dönmüştü.

Aybaba’nın "en büyük hayalim" dediği hedefi sonunda gerçekleşmişti. Ancak Aybaba’nın önünde zorlu bir yol vardı. Beşiktaş kulübü,, özellikle mali açıdan tarihinin en kötü günlerini yaşıyordu. Yönetim, maliyeti ucuz oyunculara yöneldi. Hatta Simao ve Quaresma gibi yüksek maaşlı yldızlar takımdan ayrıldı.

Zorlu yolda talihsiz sakatlıklar da eklendi. Önce İsmail Köybaşı milli takımda, ligin 2. haftası da Mustafa Pektemek ağır sakatlıklar yaşayarak uzun süre takımdan ayrı kaldı. Siyah-beyazlılar lige iyi başlamadı. İlk 8 haftada sdece 2 galibiyet alınırken, kaybedilen 15 puan Samet Aybaba üzerindeki kuşkuyu daha da artırdı. Ancak 9. haftadan sonra siyah-beyazlılar çıkışa geçti. Özellikle Fernandes, Oğuzhan, Holosko, Olcay ve Almeida beşlisinin her geçen hafta yükselen formu ilk yarı sonunda Beşiktaş’ı lider Galatasaray’ın sadece 3 puan gerisine taşıdı.

Devre arasında Niang, Gökhan Süzen ve Dentinho takviyeleri de yapıldı. 24. haftada Fenerbahçe derbisinin kazanılmasının ardından Samet Aybaba artık sezon başından beri sözünü ettiği gizli hedefi de açığa vurmuş, camia şampiyonluğu telaffuz etmeye başlamıştı. Ancak o haftadan sonra siyah-beyazlılar istikrarsız bir görüntüye büründü. Şampiyonluk şansının kaçmasının ardından Şampiyonlar Ligi için 33. haftaya kadar umutlar korundu ancak, Beşiktaş sezonu 3. sırada bitirdi.
reklam

Aybaba rakiplerine göre oldukça düşük bir bütçeyle kurulan takımı önceki 2 yılın aksine ilk 3’e sokmayı başarmıştı. Ancak takımda yaşanan üst üste sakatlıklar puan kayıpları sonrası futbolculara yönelik söylemleri ve Fernandes ile Almeida başta olmak üzere yabancı oyuncularla yaşadığı diyalog sıkıntıları deneyimli teknik adamın sonunu hazırladı.

Sezonun bitmesinin ardından da Samet Aybaba, 25 yıl sonra teknik direktör olarak döndüğü yuvasından ve kariyerinin 11. takımından ayrıldı.

Kaynak: NTV Spor

http://www.ntvspor.net/haber/futbol/88319/aybaba-ile-yollar-ayrildi

Milli Takıma 4 Beşiktaşlı

A Milli Takımımızın, 24 Mayıs-1 Haziran 2013 tarihleri arasında düzenlenecek Almanya hazırlık kampının kadrosu belli oldu.

24 Mayıs Cuma akşamı Ataköy Sheraton Otel’de kampa girecek olan Milliler, 25 Mayıs Cumartesi günü saat 11.30’da Atatürk Havalimanı’ndan Paderborn’a hareket edecek.

A Milli Takım, kamp süresince Harsewinkel kentinin Marienfeld kasabasında bulunan Hotel Klosterpforte’de konaklayacak.

Millilerimiz, 28 Mayıs’ta Letonya ile Duisburg’daki Schauinsland-Reisen-Arena’da karşılaşacak. Müsabaka TSİ 21.45’te başlayacak.

Kampın ikinci ve son hazırlık karşılaşmasını Millilerimiz, 31 Mayıs Cuma akşamı Slovenya ile Bielefeld’deki Schüco Arena’da oynayacak. Bu maç TSİ 20.00’de başlayacak. Kafile, karşılaşmanın ardından TSİ 00.50’de Paderborn’dan yurda dönecek.

A Milli Takım şu isimlerden oluşuyor;

Olcay Şahan – Beşiktaş
Cenk Gönen – Beşiktaş
Mustafa Pektemek – Beşiktaş
Oğuzhan Özyakup – Beşiktaş

Alper Potuk – Eskişehirspor
Veysel Sarı – Eskişehirspor
Bekir İrtegün – Fenerbahçe
Caner Erkin – Fenerbahçe
Fehmi Mert Günok – Fenerbahçe
Hasan Ali Kaldırım – Fenerbahçe
Mehmet Topal – Fenerbahçe
Burak Yılmaz – Galatasaray
Selçuk İnan – Galatasaray
Gökhan Zan – Galatasaray
Semih Kaya – Galatasaray
Serdar Kurtuluş – Gaziantepspor
Sefa Yılmaz – Kayserispor
Soner Aydoğdu – Trabzonspor
Arda Turan – Atletico Madrid
Nuri Şahin – Borussia Dortmund
Ömer Toprak – Bayer Leverkusen
Mehmet Ekici – Werder Bremen
Mevlüt Erdinç – Rennes
Kerim Frei – Fulham
Gökhan Töre – Rubin Kazan
Sinan Bolat – Standart Liege

Aybaba ile yollar ayrıldı

Beşiktaş’ta Samet Aybaba dönemi sona erdi. Beşiktaş yönetimi, teknik direktör Samet Aybaba ile karşılıklı anlaşarak yollarını ayırdı.

Kayserispor maçının ardından İstanbul’a dönen Beşiktaş’ta Başkan Fikret Orman ile Samet Aybaba, uçakta bir toplantı gerçekleştirmişti. Toplantıdan ayrılık kararı çıkmıştı.

AYBABA’NIN BEŞİKTAŞ’TAKİ TEKNİK DİREKTÖR KARİYERİ
Beşiktaş’ın efsanevi futbolcularından Samet Aybaba, 1988 yılında futbolcu olarak ayrıldığı siyah-beyazlı kulübe Haziran 2012’de teknik direktör olarak geri dönmüştü.

Aybaba’nın "en büyük hayalim" dediği hedefi sonunda gerçekleşmişti. Ancak Aybaba’nın önünde zorlu bir yol vardı. Beşiktaş kulübü,, özellikle mali açıdan tarihinin en kötü günlerini yaşıyordu. Yönetim, maliyeti ucuz oyunculara yöneldi. Hatta Simao ve Quaresma gibi yüksek maaşlı yldızlar takımdan ayrıldı.

Zorlu yolda talihsiz sakatlıklar da eklendi. Önce İsmail Köybaşı milli takımda, ligin 2. haftası da Mustafa Pektemek ağır sakatlıklar yaşayarak uzun süre takımdan ayrı kaldı. Siyah-beyazlılar lige iyi başlamadı. İlk 8 haftada sdece 2 galibiyet alınırken, kaybedilen 15 puan Samet Aybaba üzerindeki kuşkuyu daha da artırdı. Ancak 9. haftadan sonra siyah-beyazlılar çıkışa geçti. Özellikle Fernandes, Oğuzhan, Holosko, Olcay ve Almeida beşlisinin her geçen hafta yükselen formu ilk yarı sonunda Beşiktaş’ı lider Galatasaray’ın sadece 3 puan gerisine taşıdı.

Devre arasında Niang, Gökhan Süzen ve Dentinho takviyeleri de yapıldı. 24. haftada Fenerbahçe derbisinin kazanılmasının ardından Samet Aybaba artık sezon başından beri sözünü ettiği gizli hedefi de açığa vurmuş, camia şampiyonluğu telaffuz etmeye başlamıştı. Ancak o haftadan sonra siyah-beyazlılar istikrarsız bir görüntüye büründü. Şampiyonluk şansının kaçmasının ardından Şampiyonlar Ligi için 33. haftaya kadar umutlar korundu ancak, Beşiktaş sezonu 3. sırada bitirdi.
reklam

Aybaba rakiplerine göre oldukça düşük bir bütçeyle kurulan takımı önceki 2 yılın aksine ilk 3’e sokmayı başarmıştı. Ancak takımda yaşanan üst üste sakatlıklar puan kayıpları sonrası futbolculara yönelik söylemleri ve Fernandes ile Almeida başta olmak üzere yabancı oyuncularla yaşadığı diyalog sıkıntıları deneyimli teknik adamın sonunu hazırladı.

Sezonun bitmesinin ardından da Samet Aybaba, 25 yıl sonra teknik direktör olarak döndüğü yuvasından ve kariyerinin 11. takımından ayrıldı.

Kaynak: NTV Spor

http://www.ntvspor.net/haber/futbol/88319/aybaba-ile-yollar-ayrildi

BJK:Anket: Aybaba kalmalı mı? (Sonuç)

Dün mactan evvel baslattigimiz anketi bugün hocamiz istifa edince sonlandirdik…

…fakat sonuclari da paylasmakta fayda var.

Katilimcilarin 74% Samet Aybaba´nin gitmesinden yanaydi.
22% ise kalmasini uygun görüyordu.
4%`lük oran da kararsizlari olusturdu.

Velhasl herseye ragmen – önce Besiktasimiz – sonra da biz taraftarlar icin – hayirlisi olsun.

Gönderen: WK POST IT
Mesaj No: 84465
Tarih: 19.05.2013 19:37

‘Sizce Samet Aybaba ile gelecek yıl da devam edilmeli mi?’ adlı anketimize WK’nın facebook sayfasından ulaşabilirsiniz…

https://www.facebook.com/WK1998#