Polyanna olsa depresyona girer

Selamlar, sevgiler;

Akhisar-Beşiktaş maçını bir romana benzetirsek ana fikir Beşiktaş savunması, başrol karakteri Delgado, yardımcı karakterler Tolga ve İsmail olurdu.

Bu maçta orta saha ve hücum hattının konuşulması zaman kaybıdır. Adet yerini bulsun isterseniz, Oğuzhan ve Sosa tutuk olmalarına rağmen maçı çevirebilirlerdi, Atiba bildiğiniz gibiydi, Quaresma’nın dönüşü etkili olmadı der kapatırız.

Asıl hikaye, tam 44 dakika boyunca bir etkili atağı bile bulunmayan rakibe kalan 46 dakikada 3 gol atma başarısını gösterten savunmada. Hani ölüyü diriltir derler ya, o cinsten… İbretlikler sürüsü!

Madde madde gidelim.

1. Yediğimiz ilk gol öncesi İsmail’in sırtı kaleye dönük, açısı dar rakibini gereksizce faulle durdurması ile kader ağlarını örmeye başladı. İsmail bu, şaşırmadık!

2. O faulle gelen top ceza sahası içinde ve etrafında 20 saniye kadar serseri bir şekilde dolaştı. Bir Allah’ın kulunun uzaklaştıramadığı top adeta dile geldi ve korsan filmlerindeki “lanet” gibi “gol olacağım” diye bağırdı. Bir kişi tepemedi o mereti 40 metre öteye!

3. İşte o anda başrol oyuncumuz Delgado sahneye çıktı. Topa yükselişe bakar mısınız lütfen!… Hani iki elini de kaldırıyor ki birisi kaçsa diğer yapsın penaltıyı!

4. Yediğimiz ikinci gol öncesi bu defa Oğuzhan ceza sahası önünde top yumuşatma sevdasıyla topu rakibine kaptırıyor. Her iş bitti oralar kaldı!

5. Ve o top kale sahasındaki Rodallega’nın önüne gelirken üç Beşiktaşlı, özellikle de elini kaldırmaktan başka bir şey yapmayan Delgado armut gibi kalıyor. Adam iki adım geriden çıkıp üçünü de uyutuyor. Bizimkiler hala ofsayt mı değil mi onu düşünüyor!

6. Bitmedi… Biter mi!… Üçüncü golde İsmail Bey yine sahne alıyor ve orta sahada sekmesine müsaade ettiği top gene Rodallega’nın önündeyken Delgado muhteşem bir ön sezi ile jilet gibi taca atması gereken topu bırakıp rakibe baskıya başlıyor. Tolga geri kalır mı?… Bu filmde ben de varım diyerek en iyi yaptığı işi yani boşa çıkma hamlesini yapıp Kolombiyalıyı topla baş başa bırakıyor. Kaçtır yapmadıydı, hatırımız kalırdı valla!

7. Tam bizler korku filmi nerede bitecek derken heyecanımıza heyecan katan üçlüden bu defa Tolga sağ ayağı ile rakibi Soner’in asıl ayağı olan soluna cuk bir pas (!) atıyor. İstese yapamaz!… Soner 54 metreden gelişine çok güzel vuruyor ama Allah acıyor artık Beşiktaşlıya da top direkten dönüyor.

Yediğimiz üç golün ortak özelliği, gol öncesindeki ilk hamlede gerekeni yapamamak ve gole davetiye çıkarmak.
Ve haberlere bakılırsa yönetim bu üç muhteşem oyuncudan ikisi ile hafta içi sözleşme yeniledi!

Bakınız, ilk yarıda rahat maçlar izlememizin en önemli nedeni savunmadaki Rhodolfo-Ersan ikilisinin uyumu idi. Daha da detaya inersek Rhodolfo idi. Çünkü Rhodolfo Ersan’ı hakikaten oynatıyordu. Rhodolfo gerçek bir savunma oyuncusu.

Ersan’ın satılması sorun değil. Para sıcak. Marcelo onun yerini doldururdu ama Rhodolfo’nun yeri dolmuyor işte!… Bence bu kaleci, bu beklere rağmen sadece Rhodolfo sakatlanmasa haftaya turu atardık.

Beşiktaş’ın ikinci yarıda puan kaybettiği maçları hatırlayın.

Kasımpaşa maçında Marcelo’nun orta sahada oyun kurma sevdası durumu 1-2’ye getirdi. Takımın plan, denge, ayar nesi varsa bozuldu ve altından kalkamadık.

Fb maçında durum 0-1 iken Delgado’nun çizgide saçmaladığı top Fb’nin ikinci golüne gitti. Bugün puan eşitliğinde Fb öndeyse o gol sayesinde.

Ve dün gece… Detaylar yukarıda.

Stoperde fena patladık. Bu kadar para harcadık ve geldiğimiz nokta korkunç. Madem durum bu, Sivok kalsaydı bari. İnanın ikinci yarıdaki maçlarda ve dün gece yediğimiz gollerde birçok pozisyonu Sivok süpürürdü.

Beşiktaş böylece bir beraberlik kurşununu kullandı. Şenol Güneş, önündeki dört maçta şampiyonluk için savunmaya bir şey düşünmek zorunda. Çünkü bu şaşkınlık, bu beceri düzeyi ile 4 tane atsak en az dört tane yiyecek gibi duruyoruz. Takımın üstü Vakko, altında don yok!

Kayseri, Gs, Osmanlı, Konya…

Bu dört rakip de savunma görünümlü kağıttan kaleyi delebilir. Dördü de formda. Gs bile toparladı. Düşme hattından yeni sıyıran Kayseri’nin yediği gol Beşiktaş’tan az!

Aklıma gelen ilk alternatif stoperleri Marcelo-Necip yapmak.

İkinci alternatif biraz daha uçuk. Marcelo’nun yanına Atiba’yı çekip orta sahada Tolgay-Oğuzhan yapmak… Ancak, o zaman da takımın 40 maçlık ayarları ile fazla oynanmış olur sanki.

Beşiktaş bir süredir oyunu kurmaya ilk Atiba’dan başlıyor. Ancak, Atiba’nın arkasında dört Atiba daha lazım. O yüzden Marcelo-Atiba alternatifi, Tolgay’ın 90 dakika oynayabileceği varsayımı ile mümkün olabilir mi acaba?

Sol bekte de İsmail yerine Tosic’i düşünmek lazım gibi. Bu cümleyi kurduğuma inanamıyorum!

Asıl, Şenol Güneş’in kalede Tolga ısrarı, solda ise Motta’yı gözden çıkarmasına inanamıyorum. Kendi emeğini kendisi heba etti resmen.

Aslında Beşiktaş havaya girmişti. Tam senelerin ölü toprağını ve üçüncülük psikolojisini aşmıştı ki dün geceki goller geldi. Şimdi hormonlu sarışının propaganda makinesi haline gelmiş olan medya iyice artıracak baskıyı!

Sorun üç gol yemekte değil, golleri bu şekilde yemekte. Şampiyon olacağım diyen takımın yemeyeceği acemilikte halı saha golleri yiyoruz. Birinci sınıf bir hedefe dördüncü sınıf bir savunmayla gitmeye çalışıyoruz. Takım saatte 120 km hızla gideceği hedefe gitmek için 200’e çıkmak zorunda kalınca da motor yanmaya başlıyor. Rakipler ve medya hesabını bunun üzerine kuruyor.

Psikolojik dezavantajın temelindeki musibet bu!

Yoksa normal şartlar altında böyle hücum eden, geleneksel hakem dezavantajını bir seneliğine askıya almış bir takım için dört maç kala üç puan fark önemli avantajdır ama bu savunma Pollyanna’yı bile depresyona sokar!

Artık dönüşü olmayan yola girdik.

Şenol Güneş önce kendisi sakin olmalı ki takım ayağındaki şeyin sağlık topu değil futbol topu olduğunu yeniden hatırlasın.

Ya 12 puanın 10’unu alır şampiyon oluruz…

Ya da bu şampiyonluk hormonlu sarışına giderse dün geceki muhteşem üçlünün heykelini Kadıköy’e dikerler.

Cengiz Gürsel

Bir Cevap Yazın