Yıldızlar kervanı

Selamlar, sevgiler;

“Okullarda çocuklarımıza öğretilen birkaç temel kelime vardır. O kelimelerden birisi onurdur. Bir diğeri şereftir, haysiyettir, gururdur. İnsanın yalnız ekmeğe değil şerefe de ihtiyacı vardır.”

“Sporu insanlar hafta sonunu mutlulukla geçirsin diye yapıyoruz. Spor bütün dünyada medeniyetin inşası için bir araçtır. Ülkemizde bir sorun var. Üzücü ama maalesef var.”

“Böyle bir hakemin böyle operasyona soyunmasının arkasındaki iklimi sorgulamak lazım!”

“TFF ve MHK, biz yapmadan siz bu iklimin nedenlerini kamuoyuna anlatın.”

“Bu akşam, dünyaya rezil olan Türkiye’nin futboludur.”

“Milyonların yaşadığı Türkiye Cumhuriyeti’ni dünyaya rezil etmeyi nasıl beceriyorsunuz? Kirli düzenin spor sahalarına ve seyircilere verdiği zararı, daha önemlisi Türkiye’yi dünyaya rezil etmeye doğru giden yapıyı görmüyor musunuz? Milyonların yaşadığı ülkeyi, spor gibi centilmenliğin, dostluğun ve barışın olduğu bir şeyle dünyaya nasıl rezil etmeyi başarıyorsunuz.”

Bunlar Trabzonspor Başkanı Muharrem Usta’nın Pazar gecesi yaptığı basın toplantısından bazı kısımlar. Tarihe altın harflerle geçti.

Son yıllarda bu konuda yapılmış en vurucu konuşma idi. Çünkü beylik konuşmaların tersine “şeref, onur, spor, medeniyet, mutluluk, barış, operasyon, kirli düzen, centilmenlik” gibi konuyla doğrudan ilgili kavramlar üzerinden asıl mevzuya göndermeler yapıyordu. Ayrıca, dünyadaki kötü itibarımızın altında bu halimizin yattığını söylüyordu.

Türkiye’de sorsanız herkes hakemlerden şikayet eder. Medya da bu konuyu ele alırken hakem hatalarının herkese yapıldığını söyler; “rating” uğruna ne şişi ne kebabı yakar. Üstüne bir de “ya Anadolu takımları ne yapsın!” diye de konuyu sulandırıp kucağınıza atar.

Sarışınların taraftarları da artık mızrağın çuvala sığmadığını anlayabildiklerinden bu yana Beşiktaşlılara “hiç sıyrılmayın siz de bu düzenin parçasısınız, üç büyükler kollanıyor işte” diyorlar.

Bak sen!

İş çifte standartlar ile gökten yağan yıldızlara geldiğinde “artık iki büyük var, Beşiktaş semt takımı, havuzdan ona göre pay almak lazım bilmem ne” diyen söylem, yıldızların arkasındaki düzen sorgulanmaya başlayıp kel görününce “üç büyük” jargonuna geri döndü öyle mi?

Bu ikiyüzlülüğü, hakem hataları dağılımına girerek ya da senelerdir yaşanan numune çifte standartları uzun uzun sıralayarak bir dakikada çürütmeye gerek bile yok. Cevapsız soruyu sorun yeter!

Madem sistem iki kutuplu değil, üç büyüklere çalışıyor, o halde son 20 şampiyonluğun 17’sinin sarışınlar arasında bölüşülmesi nasıl mümkün oldu?

Bu yüzden, Türk futbolunun en büyük sorunu olan hakem hatalarının dağılımı ve şampiyonluklara etkisi konuşuluyorsa artık şu “ne şiş yansın ne kebap” anlayışını yutturmak kolay değil.

Konu sistemin kurbanı olmaksa bu ligde Beşiktaş ve Trabzonspor başka konuşur. Beşiktaşlının, Trabzonlunun bu konudaki motivasyonu, tüm sezon beleş penaltılarla zirvede tutunup iki maç üst üste aleyhine hakem hatası olunca yürüyüş yapan, basın toplantısı düzenleyen, hakem soyunma odası basan, Federasyonda toplantılar yapıp hakem hatalarını lehine çevirip tekrar köşesine çekilen kendine Müslüman yönetici tipi konuşmalarından farklıdır.

Kimse kusura bakmayacak!… O yıldızlar tepeden üzerlerine yağdırılırken kutlamayı bilen, şampiyonlukları al gülüm ver gülüm pay ederken “şampiyonluk destanı” diye burnu kaf dağında gezenler bu nitelikli ve samimi konuşmalara ortak olmaz, ancak dinler!

Onlar önce teşvik primi olarak giden arabalarla, 8-0’larla, 2003-04’teki çifte standartlarla, 2011 süreci ile, kırmızı kart görmeden alınan şampiyonluklarla, saha eşelemesine, ağız dolusu küfür etmesine rağmen sahada kalan oyuncularla, senelerce rakipleri tökezletilirken kendilerini şampiyonluklara götüren yüzlerce çifte standartla yüzleştikten sonra bu konuşmaların “samimi” tarafına geçebilirler.

Yıldızla, ratingle, marka değeri ile üstünü örtemediğiniz bir gerçek var.

Türkiye’de hakem hataları yıllarca Gs ve Fb’yi yukarı taşırken, Beşiktaş ve Trabzonspor’u baskı altında tutmuştur. İstatistik ve tarih bunu söylüyor. Net!

O zaman Gs ve Fb yöneticileri farklı, Beşiktaş ve Trabzonspor yöneticileri farklı frekanstan girer bu konuya.

Zaten o fark da görünüyor. Daha birkaç hafta önce Gs ve Fb arasındaki, birbirlerinin tartışmalı tarihini ortaya dökme yarışını hem de Başkan düzeyinde hep birlikte ibretle izledik. Karşılıklı olarak, Beşiktaş ve Trabzonspor’un mağdur edildiği sezonlara yönelik suçlamaları gösterdi ki orada adı “tencere dibin kara seninki benden kara” olan başka bir mücadele var.

Trabzonspor Başkanı’nın yaptığı konuşma ise topluma daha lazım olan başka bir şeyi anlattı bize. Şunu söylüyor aslında bu konuşma:

Futboldaki gerginliğin, tribünlerin dolmamasının, kavga gürültü ortamının arkasında “adil rekabet” yoksunluğu ve onu kullanan yönetim zihniyetine zemin hazırlayan sistem var. Konuşacaksak bunu konuşalım. Artık samimi olma zamanı!

Senelerce sarışınların Türkçeyi 100-200 kelimeyle konuşan yöneticilerini dinledik. Hepsini toplasanız incir çekirdeği dolmaz. Çünkü adil rekabeti değil, birbirlerini referans alıyorlar ve şımarık çocukların kardeşlerini suçlamaları gibi “ama o da yaptı” şikayetlerinden öte bir şey vermiyorlar topluma. Sistem, imkanlarını ikisine sunduğu için kaygıları futbol değil sadece bu imkanlardan yararlanma konusunda yol ortaklığı yaptıkları diğer sarı renkli takımın gerisinde kalmamak.

Bunun nasıl olduğu ve olurken toplumdan ne götürdüğü ise önemli değil.

Fb Başkanı “ne Mustafa Denizli’si sadece beş maçı ben aldım” ya da “yaptıysam Fb için yaptım” dediğinde bu yönetim anlayışının topluma verdiği zarar düşünülmedi. Gs’nin Başkanı geri durur mu? O da zamanında kendini ceza sahasına atıp Beşiktaş’ın puanlarını çalan oyuncusunu savunarak ülke futboluna müthiş ahlaki katkılar yapmıştı.

Bu çıkışların ortak özelliği, arkasındaki asıl kaygının ülke futbolu değil algı yönetimi olması, başka bir deyişle samimi olmamaları idi.

Bana göre, bu kendine Müslüman yöneticilik anlayışına bir önceki dönemde zaman zaman Beşiktaş bile ayak uydurmaya çalıştı. İlle de bir benzerlik aranıyorsa Beşiktaş’ın 2004-2012 arası döneminde bunlara ayak uydurmaya çalışma ve başarısız olma dönemi gösterilebilir. Ancak, Beşiktaş’ın bu kültür ile DNA’sı tutmadı. O dönemin figürleri tek tek kulüpten dışlandı. Sarışınlarda ise bu “kaptı kaçtı” kültürü baş tacı ediliyor. Beşiktaş’ın sarışınlardan farkı burada!

Uzatmayalım. Türk futbolu senelerce bu yönetici söylemi ile samimiyetsizlik içinde debelendi durdu.

Süleyman Seba vakur duruşu ve “şerefli ikincilik” tabiri ile sarışın hegemonyaya belki de ilk kez farklı frekansta bir çıkış yapmıştı.

Onu Lucescu’nun 2003-04’te yapılanlara gösterdiği tepki izledi. Adamı ülkeden kaçırdık. Tam bir sistem adamıydı ve Beşiktaş aracılığı ile ülke futboluna arızi değil sürekli başarıların geleceği bir model verebilirdi. Fb’nin üçüncü yıldız ihtirası ve Beşiktaş yönetiminin vizyonsuzluğu yüzünden hem Beşiktaş’ın hem ülkenin spor tarihinin akışı değişti; piyango Shakhtar’ın başına kondu!

Bütün bunların Fb’nin formasına takılacak üçüncü yıldız uğruna gerçekleşmiş olduğunu düşününce insan gerçekten ülkesi adına üzülüyor.

Biliç de farklı bir teknik adamdı. Beşiktaş lehine yapılan hataları da çıkıp çatır çatır söylediğinde herkes şaşırdı. Çünkü “samimiyet” bu toplumun alışık olduğu bir şey değildi.

Şenol Güneş bu kervana Beşiktaş’ta eklenmedi. Spor adamlığı duruşu ile o da samimi olanlarla hep aynı çizgide durdu.

Anladığım kadarıyla şimdi yeni bir gerçek spor adamımız var. Trabzonspor Başkanı Muharrem Usta… Bu konuşması ile farklı frekansa o da ortak oldu.

Farklıydı, çünkü Türkiye’de hemen her alanda hakim olan adaletsiz düzenin futboldaki yansımasına samimi olarak ve doğru kavramlarla dikkat çekti. Algı yönetimi peşinde değildi, samimiydi.

Şimdi herkes kendisini ve aslında hakeme değil senelerdir artık bıktırırcasına iki kulübe çalışan sisteme kırmızı kartı gösteren Salih’i alkışlama yarışı içinde. Ancak, herkes Başkan’ın sistemi neyle yüzleştirdiğinin de farkında.

Başkan aslında soruyor…

Hakem hatalarının herkese eşit dağıldığı bir rekabeti gerçekten istiyor musunuz?

Sistem bu aktörleri ile başta Şampiyonlar Ligi gelirleri olmak üzere, yayın gelirleri ve diğer kaynakları etkileyecek olan “adil rekabete” yönelme gibi ülke futboluna asıl devrimi yaşatacak olan dönüşüme hazır mı?

Aslında Sayın Başkan da biliyor. 21 Şubat 2016 gibi dönüm noktası olabilecek bir gece 25 Ocak 2004’te Beşiktaş-Samsunspor maçıyla başlayan 17 maçlık periyotta yaşanmıştı. İlla bir dönüm noktası arıyorsak daha ne numune hadiseler yaşandı bu ligde.

Sorun da burada aslında. Bu ülkede ne olursa olsun dönüm noktası olmuyor. Aynı tas aynı hamama dönülüyor.

Sayın Başkan diyor ki:

“Önemli bir dönüşüm gecesini yaşıyoruz. Çok ağır ifadeler kullanılabilir ama Türkiye’de ağır ifadeler bir şey değiştirmiyor. Fakat değişmemiz şart. Ülke futbolunun bu dar boğazdan çıkması için bir şeyler olması gerekiyor.”

Benim tahminim, hiçbir şey olmaz.

Bu toplum samimi olarak futbolu sadece futbol olarak gören yöneticiyi, hakemi, teknik adamı, taraftarı, futbolcuyu, medyayı talep etmediği için bir şey değişmez. Toplumun önemli bölümü futbol diye tiyatro izlemekten memnun; önemli bölümü hala samimiyetsizliğe prim veriyor.

Umut o penaltıya sevindiği, Selçuk o penaltıyı dışarıya atmadığı, maçın bitiminde Beşiktaş maçı sonrası neden olduğu hiçbir zaman anlaşılamayan şekilde “hakem de hakem” diye konuşan Mustafa Denizli’nin “ben görmedim” diye kıvırdığı, Gs’lilerin de bu galibiyeti şen şakrak kutladığı bir ortamda hangi dönüm noktasından bahsediyoruz Sayın Başkan?

Bu toplum 2003-04’te yaşananları hazmedebilmiş, hala o seneki tiyatroyu şampiyonluk gibi gören bir toplum. Bu şekilde yenildiğiniz kulüp daha şurada 9 ay önce tek kırmızı kart görmeden alınan şampiyonluğu göbek ata ata kutlamıyor muydu?

Özetle malzeme bu. Neye layıksak oyuz.

Bence Sayın Başkan henüz acemi. Şöyle şampiyonluğa ortak olabilecek, sarışınların yoluna çıkabilecek bir takım kursun yavaş yavaş o da şerbetlenir sistemin çarkları içinde.

“Ama Cardozo da atacaktı o golü aaa!” dendiği gün anlar karşısındaki güruhun derdinin futbol olmadığını.

Görüşüm, bu Federasyon bu MHK bu medya bu taraftarlık anlayışı bu yöneticiler bu sporcu ve teknik adam profili ile futbolumuzda dönüm noktası falan olmaz, iki kutuplu düzen kolay kolay bozulmaz.

Alın işte gördünüz. Pazar günkü komediye ne Federasyon’dan ne MHK’den doğru dürüst bir önlem var. Varsa yoksa laf. Başkanlarına baktığınız zaman zaten boşuna beklentiye girmiyorsunuz.

Ancak, bu bir gerçeği değiştirmez.

Bütün bunları bu kadar kaliteli ve üst frekansta anlatabildiği için Trabzonspor Başkanı içimde hep bir “umut” olmasını sağlayan o yıldızlar kervanına katılmıştır.

Bu kervan bu topluma fazla gelen adamların kervanıdır.

Ve benim nazarımda bu toplumun geleceği açısından sarışınların formalarına tepeden yağdırılan yıldızlardan çok daha değerli bir yıldızlar topluluğudur.

Çünkü az bulunandır, topluma asıl lazım olandır.

Bizim önce futbolu Gs-Fb tiyatrosu başlığından çıkartarak yeniden spor başlığı altına almaya, bunun için de her kurumda böyle spor adamlarına ihtiyacımız var.

Bu spor adamları sayesinde Türkiye’yi üçüncü dünya ülkesi kalmaya mahkum eden zihniyet kendine yaşam alanı bulamaz ve zihinsel dönüşüm ülke sporunu potansiyeline yaklaştırır.

O zaman görün gerçek marka değerini.

Cengiz Gürsel

Bir Cevap Yazın